![]() |
Register or login to get rid of this advert. |
|
|
#1
|
||||
|
||||
|
İki çocuklu bir aile hafta sonunu piknik yaparak geçirmeye karar verirler. Piknik yerine vardıklarında anne yemeği hazırlarken, çocuklar babalarıyla birlikte yürüyüşe çıkar. Uzun bir yürüyüşten sonra oldukça yorulan küçük çocuk yalvarırcasına bakan gözlerle,
'Babacığım çok yoruldum. Lütfen beni kucağında taşır mısın?' der. Baba; 'Ben de yorgunum oğlum'' der demez çocuk ağlamaya başlar. Baba tek kelime etmeden ağaçtan bir dal keser. Dalı bıçakla biçimlendirip, çocuğa zarar vermeyecek biçimde yontar. Sonra dalı oğluna verir. 'Al oğlum, sana güzel bir at' der. Çocuk sevinçle dal parçasından yontulmuş ata biner ve sıçrayarak, ata vurarak annesinin yanına doğru gitmeye başlar. Babasını ve ablasını geride bırakmıştır bile... Baba gülerek kızına: 'İşte yaşam budur kızım. Bazen zihnen ya da bedenen kendini çok yorgun hissedeceksin. İşte o zaman kendine değnekten bir at bul ve neşe ile yoluna devam et. Bu at, bir arkadaş, bir şarkı, bir çiçek, bir şiir yada bir çocuğun tebessümü olabilir.' Değnekten Atınız Hiç Eksik Olmasın ![]()
__________________
Güç kadına yakışır... |
| The Following 5 Users Say Thank You to Pembe-Turtle For This Useful Post: | ||
DevilSmile (14-04-2009), HaYaT (10-06-2009), JiGsaW (14-04-2009), RÜZGAR (14-04-2009), simM (14-04-2009) | ||
|
#2
|
||||
|
||||
|
>>Evini bir parti sonrası temizlemek için saatlerce uğraşıyorsan; bir çok arkadaşın var demektir.
>>Faturalarını ödeyebiliyorsan; bir işin var demektir. >>Pantolonun biraz sıkıyorsa; aç kalmıyorsun demektir. >>Gölgen seni izliyorsa; güneş ışığını görüyorsun demektir. >>Otobüsten indiğin yerden işyerine yolu uzun buluyorsan; yürüyebiliyorsun demektir. >>Hükümet hakkında eleştiri yapabiliyorsan; konuşma özgürlüğün var demektir. >>Yanındaki adamın sesinden rahatsız oluyorsan; duyuyorsun demektir. >>Camları silmen, çatıyı onarman gerekiyorsa; bir evde yaşıyorsun demektir. >>Doğalgaz faturan yüklü geliyorsa ; ısınıyorsun demektir. >>Yığınla yıkanacak ütülenecek çamaşırın varsa; yığınla giyeceğin var demektir. >>Çalar saatin sabahın köründe çalıyorsa; yaşıyorsun demektir. >>Akşamları kendini yorgun hissediyor ve bacakların ağrıyorsa; o gün üretici olmuşsun demektir. ve tüm bunların farkına varabiliyorsan; mutlusun demektir... MUTLULUK.... Sorunsuz bir yaşam değil onlarla başa çıkabilme yeteneği demektir
__________________
Güç kadına yakışır... Last edited by Pembe-Turtle; 14-04-2009 at 11:14 AM. |
| The Following 4 Users Say Thank You to Pembe-Turtle For This Useful Post: | ||
|
#3
|
||||
|
||||
|
AŞK PAYLAŞMAKTIR...
Soğuk bir kış akşamı, MacDonalds'ın kapısından içeri yaşlı bir amcayla teyze girmişler, bir masaya oturmuşlar.Derken amca, kasaya gidip 1 hamburger,1 büyük boy patates ve bir büyük Cola almış.Elinde tepsiyle masaya dönmüş, hamburgeri ikiye Bölerek yarısını teyzenin önüne koymuş,sonra bütün patatesleri tek tek sayarak onlarında yarısını teyzeye vermiş, sonra Cola kutusunu da ortaya koymuş, önce bir yudum kendisi içiyor sonra da teyze bir yudum alıyormuş. Herkes ne tatlılar, iki tonton buraya gelmişler, bir kişilik yemeği ikisi yiyorlar zavallıcıklar diye onları izliyomuş. Derken bir de bakmışlar ki teyzenin önünde hamburgerle patatesler olduğu gibi duruyor, kocasının afiyetle yemek yiyişini seyrediyor arada bir de Cola'dan bir yudum alıyormuş. Sonunda orda çalışanlardan biri dayanamamış, yanlarına gitmiş: -Afedersiniz, ben sizi izlemekten kendimi alamadim lütfen izin verin size bir menü kendim ısmarlayayım. Yaşlı amca: - Teşekkür ederiz ama biz halimizden memnunuz.60 yıldır evliyiz ve herşeyimizi işte böyle paylaşırız demiş.Bunun üzerine genç adam teyzeye dönmüş: -Peki ama teyzeciğim, siz neden hamburgerinizi patateslerinizi yemiyorsunuz, neyi bekliyosunuz? Yaşlı teyze cevap vermiş : -Dişleri...!!
__________________
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE |
| The Following User Says Thank You to RÜZGAR For This Useful Post: | ||
Pembe-Turtle (14-04-2009) | ||
|
#4
|
||||
|
||||
|
Japon eğitim heyeti ve çanakkale
Türkiye'ye Japonya'dan bir eğitim heyeti gelir. Temas ve incelemeler
yaparak, neticeyi yetkililere aktaracaklar. Gerektiği kadar da ikili işbirliği gerçekleştirecek. İşler buraya kadar çok iyi... İncelemeler tamamlandıktan sonra her iki heyet Bakanlıkta toplanırlar. Japonların hakkımızdaki tespiti hayli ilginçtir: "Sizin çocuklarınızda milli şuur yok". Bizimkiler çok şaşırır! "Bizim çocukların damarlarındaki kan milli duygumuzun kaynağıdır." Yine de fazla ses çıkarmazlar! Ne de olsa Karşılarındakiler misafirdir! Sorarlar Japon heyetine: "Peki, Sizin gençlerinizde milli şuur var mıdır? Japon uzmanları anlatmaya baslar: Biz gençlerimize ilkokula başlamadan "şok testler" uygularız. Mesela uçak gibi hızlı giden trenlerimize bindirir, bir tur yaptırırız. Çok katlı yollardan da geçen tren, onları söyle bir sarsar. Mini mini çocuklarımız teknolojinin bu baş döndürücü neticesini görerek testteki ilk şoku yaşarlar. Bu şoktan sonra onları Hiroşima'ya götürürüz. Bölgeyi aynen koruyoruz. Bombalanmış bu bölge hakkında bilgilendirir;en basit otun bile burada yeşeremediğini gösteririz. Ve deriz ki "Eğer sizler çalışmaz, sizden öncekileri geçmezseniz vatanınız, iste böyle düşmanlar tarafından bombalanır. Hiçbir canlı yaşayamayacak hale getirir, size o haliyle bırakıp giderler. Çalışırsanız, bindiğiniz hızlı trenleri bile geçecek yeni vasıtalar yaparsınız. Gerisi sizin bileceğiniz iştir. Çocuklarımız bununla ikinci bir şok daha yasarlar. Sizlere sunu hatırlatalım ki, Türkiye'de birçok teknik elemanımız bulunmaktadır. Bunların herhangi birine bu konuyu sorabilirsiniz." Bizimkiler şaşkınlık içinde sorarlar: "-Peki ya Türkiye için bu açıdan tespitiniz var mı? Varsa gözlemleriniz nedir?" Japonlar; "elbette var" derler. "Bizimkinden çok daha önemli. Bir tanesi Çanakkale Savaşları'nın olduğu bölge. Bu bölge gençlerinizin şok olması için yeter de artar bile. Bir metre kareye altı bin merminin düştüğü bir savaşta, Türk'ler her şeye rağmen galip çıkıyor, olamayacağı olur hale getiriyorlar. En son teknolojiye ve donanıma meydan okuyarak, inancın galip geldiğinin ispatini yapıyorlar. Üstelik karsılarında tek bir düşman değil, müttefik güçler; sizin tabirinizle yetmiş iki millet var." Evet m²'ye tam 6.000 Mermi! Bunu biliyor muydunuz? Not: 300 m2 lik bir tepe için 2 gece savaşıldı. m2' ye 50 ölü düşüyordu. Cerrah paşadan gelen 130 son sınıf öğrencisi gönüllünün hepsi şehit oldu o tepede... o sene mezun verilmedi tıbbiyeden... Anlatacak çok şey var bu savaşta. Oradan geçen varsa tepelere kazınmış yazıyı bilir. 'Dur yolcu bilmeden basıp geçtiğin bu toprak bir devrin battığı yerdir'... Allah 250 bin şehidimizin ruhunu şad etsin... "Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını aramayalım!
__________________
BAZEN KRAL OLMAK TAÇ GİYMEK DEĞİLDİR SOYUNU SEVGİDEN, UNVANI HALKTAN ALMAKDIR HER DOĞAN BEBENİN METİN OLMASIDIR KUŞAKTAN KUŞAĞA AKARCASINA !
|
| The Following 3 Users Say Thank You to YuRuYeDuR! For This Useful Post: | ||
|
#5
|
||||
|
||||
|
kendi yazılarımız.... :D sansür nolacak :D
__________________
Fosforun zeka gelişimine katkısını sahil şeridine bakarak görebiliyoruz..Türkiye balık yesin!!!! |
|
#6
|
||||
|
||||
|
Sen yaz bakalım eğer banlanırsan forumdan anlarız ki yazılmaması gerekiyor
__________________
Güç kadına yakışır... |
|
#7
|
||||
|
||||
|
LEONARDO DA VİNCİ ‘Son Aksam Yemeği’ isimli resmini yapmayı düşündüğünde büyük bir güçlükle karşılaştı… İyi’yi İsa’nın bedeninde, Kötü’yü de İsa’nın arkadaşı olan ve son akşam yemeğinde ona ihanet etmeye karar veren Yahuda’nın bedeninde tasvir etmek zorundaydı…
Resmi yarım bırakarak bu iki kişiye model olarak kullanabileceği birilerini aramaya başladı. Bir gün bir koronun verdiği konser sırasında,korodakilerden birinin İsa tasvirine çok uyduğunu fark etti. Onu poz vermesi için atölyesine davet etti, sayısız taslak ve eskiz çizdi. Aradan 3 yıl geçti. ‘Son Akşam Yemeği’ neredeyse tamamlanmıştı,ancak Leonardo da Vinci henüz Yahuda için kullanacağı modeli bulamamıştı…. Leonardo’nun çalıştığı kilisenin kardinali, resmi bir an önce bitirmesi için ressamı sıkıştırmaya başladı. Günlerce aradıktan sonra Leonardo vaktinden önce yaşlanmış genç bir adam buldu. Paçavralar içindeki bu adam sarhoşluktan kendinden geçmiş bir durumda kaldırım kenarına yığılmıştı. Leonardo yardımcılarına adamı güçlükle de olsa kiliseye taşımalarını söyledi çünkü artık taslak çizecek zamanı kalmamıştı. Kiliseye varınca yardımcılar adamı ayağa diktiler. Zavallı,başına gelenleri anlamamıştı.Leonardo adamın yüzünde görülen inançsızlığı, günahı, bencilliği resme geçiriyordu… Leonardo işini bitirdiğinde, o zamana kadar sarhoşluğun etkisinden kurtulmuş olan berduş gözlerini açtı ve bu harika duvar resmini gördü.Şaşkınlık ve hüzün dolu bir sesleşöyle dedi:’Ben bu resmi daha önce gördüm…’ ‘Ne zaman?’ diye sordu Leonardo da Vinci, o da şaşırmıştı. ‘Üç yıl önce’ dedi adam.. ‘Elimde avucumda olanı kaybetmeden önce. O sıralarda bir koroda şarkı söylüyordum, pek çok hayalim vardı, bir ressam beni İsa’nın yüzü için modellik yapmak üzere davet etmişti… İyi ve Kötü’nün yüzü aynıdır… Her şey insanın yoluna ne zaman çıktıklarına bağlıdır…
__________________
Güç kadına yakışır... |
| The Following 5 Users Say Thank You to Pembe-Turtle For This Useful Post: | ||
DevilSmile (16-04-2009), hanci (01-05-2009), mathegothic (15-04-2009), MaXmAxMaX (11-06-2009), RÜZGAR (16-04-2009) | ||
|
#8
|
||||
|
||||
|
Cenevreden Bildiriyorum
Euro 2008 zamanı yazmıştım...
Cenevreden Bildiriyorum.... Bu yazıyı sizlere Cenevre’deki otelimden yazıyorum. Çek Cumhuriyeti ile zorlu bir maç oynadık. İsviçre Prensesi tarafından bana ayrılan özel koltukta, Elton John, Prens Charles, ve Adriana Lima ile izledik. Maçı ve teknik olarak detayları ben anlatmayacağım. Özeti izleyin, bir spor gazetesi vs alın. Her şeyi benden beklemeyin. Kraliyetin bizim için düzenlediği balodan çıktıktan sonra, topluca stada gitmeye karar verdik.. Bir ara UEFA’nın Cenevre il güvenlik kurulu ile yaptığı toplantı sonucu, seyirciler stada toplu halde gidemez kuralı aklımıza geldi. Saatlerimizi ayarladık ve dağılarak ara sokaklardan stada ulaştık. Maç hızlı başladı. Elton ile Charles arasındaki gerginlik daha baloda dikkatimi çekmişti. İkisini de kenara çekip “olum noluyo, ne bu suratlar” dedim. İkisi de “abi boşver, bırak gitsin” şeklinde cevaplar verdi. Biraz araştırınca Diana’nın cenazesinden kalan bir alacak-verecek meselesi çıktı ortaya. Maç başladığında Elton sahaya üçlü çektirmek için fırladı. Bu adamın holigan ruhu beni öldürecek. Kayda değer bir başka olayda hakemin hatalı kararı sonucu Charles’ın sahaya yabancı madde atmasaydı. Hemen stadın hoparlöründen bir anons yaptırdım.UEFA sahamızı kapatır valla şeklinde, uyarıda bulundum bide. Kendine geldi ve kesti bu saçma davranışı Balo sırasında başlayan Adriana ile yakınlaşmam maçta iyice arttı. Her heyecanlı pozisyon sonrası bana sarılması güzeldi fakat erken yüz verdiğim kanısına kapıldım birden. Arada böyle götüm kalkar benim. Maçın son düdüğü ile birlikte, Adriana ile çılgınlar gibi seviştik.Pardon.... Hah maçın son düdüğü ile çılgınlar gibi sevindik. Maç sonrası hemen arabaya atlayıp tura çıktık. Kornamız hiç susmadı. Kendimize yakışan şekilde galibiyeti kutladık. Adriana otelde şampanya patlatarak kutlayalım dediyse de, yazıyı yayına vereceğim için onu kibarca gönderdim biraz önce. Oda servisini arayıp Türk gazeteleri getirmesini istedim.Posta geldi. Otel çalışanlarının düzenli olarak Posta okuduğunu öğrendiğimde şok oldum. Gazeteyi getiren çocuğun Haydar baba için Türkçe öğrendik demesi, her şeyi açıklamaya yetti. Türkiye’nin en çok satan gazetesi Postaymış. Her ne kadar yayın müdürü, başyazar vs çok sevinse bile onların bir başarısı söz konusu değildir bu satış rakamlarında. Bunu iki nedeni var sadece. Birincisi Haydar Dümen. Her türlü fantezi var adamda. Üstelik okurlarında bu ihtiyaçlarını da içtenlikle karşılıyor adam. Herkes Haydar Dümenle ilgili çok şey merak eder. Ben ise kız istemesini. Oğlumuz ne iş yapıyor sorusu gelmiştir mutlaka. Haydarın babasının o an nasıl yerin dibine geçtiğini düşünebiliyorum. “Yıllarca okuttuk, it oğlu itin yaptığı işe bak vs.” şeklinde. Bir babanın en zor anlarından olsa gerek. Posta gazetesinin diğer bir çok satma nedeni ise erkek berberleridir. Evet erkek berberleri. O gazete oraya alınır ve müşterilerden, komşu esnafa kadar herkes tarafından okunur. Berberlerin ortamı çok farklıdır çünkü. Küçük birer dünyadır adeta oralar. İçine girdiğiniz anda kaplar benliğinizi. Orda duyduğunuz sırları asla başka yerlerde duyamazsınız. Ve bir başka konuda berberler her konuda uzmandır. Siyaset, spor, sana vs. her konuda onların fikirlerini alabilirsiniz. Berberlerle ilgili hepimizin bir anısı vardır. Mesela hangimiz o tahtaya oturduğumuz için kendimizi farklı hissetmedik, yada ulan bu herif kulaığımın içini temizliyor ama ya çok bişey çıkarsa diye korkmadık. Çok pis bir korkudur o. Haberiniz olsun. Ha birde kıl yakmaları var o apayrı bir rezillik.
__________________
Fosforun zeka gelişimine katkısını sahil şeridine bakarak görebiliyoruz..Türkiye balık yesin!!!! |
| The Following 4 Users Say Thank You to minzomarakan For This Useful Post: | ||
|
#9
|
||||
|
||||
|
Dönemsel Anlamlar
4 yaşındayken başarının anlamı,altınıza kaçırmamaktır.
16 yaşındayken başarının anlamı,kalabalık bir arkadaş grubuna sahip olmaktır. 25 yaşındayken başarının anlamı,seks hayatınızın aktif olmasıdır. 35 yaşındayken başarının anlamı,zengin olmaktır. 60 yaşındayken başarının anlamı,seks hayatınızın aktif olmasıdır. 70 yaşındayken başarının anlamı,kalabalık bir arkadaş grubuna sahip olmaktır. 80 yaşındayken başarının anlamı,altınıza kaçırmamaktır. Dön,dolaş o kadar ugraş ve başa gel iyi mi?
__________________
Güç kadına yakışır... |
|
#10
|
||||
|
||||
|
Fırtına apansız bastırınca, koca gemi bir anda denizin dibini boyladı. Adam, ıssız bir adanın sahilinde gözlerini açtı. Ne gelen vardı ne giden... Ne araç vardı ne gereç... İstersen muz ve Hindistan cevizi, istemezsen muz ve hindistancevizi. .. Hayati boyunca evi dışında beş yıldızlı otellerden başka yere adımını atmadığından, bir süre ne yapacağını bilemedi... Sonra dört ay boyunca muz yeyip, hindistan cevizi suyu içti. Geçmişte kalan o güzel günleri düşünerek gözlerini denize dikip, kendisini kurtaracak gemiyi beklemeye koyuldu... Bir gün sahilde uzanmış yatarken, gözünün ucunda bir hareket hissetti. O da ne ? Bir sandal ve kürekte o güne dek gördüğü en müthiş kadın. Son surat geliyor... İnanamadı... "Nereden geliyorsun ?" diye haykırdı ve ekledi "Buraya nasıl geldin?" "Adanın öteki tarafından... " dedi kadın, "gemi batınca oraya çıktım." "Ne şans, benden başka kimsenin kurtulduğunu sanmıyordum. Kaç kişisiniz ?" "Başka kimse yok, sadece benim. Sandal da gemiden değil. Gemiden cop yok... "Adamın aklı karıştı... "O halde sandalı nereden buldun?" "Basit" dedi kadın. "Adada bulduğum malzemeyle yaptım... Kürekler sakız ağacı... Zemini palmiye dallarından ordum, yanlar okaliptüs..." "Ama, ama bu imkansız, aletlerin yok nasıl becerdin?" dedi adam. "Pek de sorun olmadı. Öteki tarafta sıra bir alüvyon kaya oluşumu var. Fırında belli dereceye ısıtılınca islenebilir yumuşaklıkta demir elde ediliyor. Alet yapmak için kolayca kullandım... Boşveer bunları. hadi göster, nerede yaşıyorsun ?" Bon bir ifadeyle orada yaşadığını itiraf etti adam... Aylardır oracıkta sahilde yatıp kalktığını... "Öyleyse bana gel benim yerime..." diyerek kadın küreklere asildi. Bir kaç dakika sonra küçücük bir iskeleye yanaştılar... Adam sahile göz atınca az daha sandaldan düşüyordu. Mavi beyaz boyalı kulübeyle, iskele arasına taş döşeli yürüme yolu bile yapılmıştı ! Eve girerlerken kadın omuzlarını silkti, "Pek rahatz sayılmaz ama ben yine de ev diyorum iste... Otur lütfen, bir şey içer misin ?" "Hayır, hayır teşekkürler... " dedi adam. Şaşkınlığını hala üzerinden atamamıştı. "Daha fazla Hindistan cevizi suyu içemeyeceğim artik... Tahammülüm kalmadı..." "Hindistan cevizi suyu değil ki... İmbiğim var, Pink Colado'ya ne dersin?" Adam hayretini gizlemeye çalışarak ikramı kabul etti. Kanepeye oturarak sohbete daldılar. İkisi de birbirlerinin hayat hikayesini dinledikten sonra kadın, "üzerime rahat bir şey giyeceğim" diyerek ayağa kalktı. "Duş yapıp tras olmak ister misin ? Üst kattaki banyo dolabında jilet var." Adam artik olayı sorgulamaktan tamamen vazgeçmişti... Banyoya girdi, dolapta kemik bir sapın içine sıkıştırılmış oynak mekanizmalı iki deniz kabuğundan yapılma ustura onu bekliyordu.. . "Bu kadın inanılmaz" diye mırıldandı... "Bakalım bundan sonra ne var Döndüğünde kadın onu gardenya kokuları içinde, stratejik bölgeleri üzüm yapraklarıyla örtülü olarak karşıladı... Sadece uzum yaprakları... Yanına oturmasını istedi. Sonra yavaşça sokularak fısıldadı... "Söyle bana yakışıklı, ikimiz de uzun suredir bu adadayız... Çok yalnız olmalısın, eminim şu anda yapmak için kıvrandığın bir şey var... Hani burada tek başına geçirdiğin aylar boyunca en çok yapmak istediğin... Anlıyorsun değil mi ? Ne istersen yapabilirsin. ... Gözlerinin içine bakıyordu... Adam duyduklarına inanamadı... "Yani..." dedi... "Buradan e-mailimi kontrol edebilir miyimmm?" HEPIMIZIN SONU BOYLE OLACAK ......
__________________
Güç kadına yakışır... |
| The Following 3 Users Say Thank You to Pembe-Turtle For This Useful Post: | ||
|
#11
|
||||
|
||||
|
..Annemin sadece bir gözü vardı. Öteki gözü çukurdu, yani yeri boştu.
Ondan nefret ediyordum. Çünkü bu durum beni arkadaşlarımın arasında utandırıyordu. Babam, ben daha küçükken bir kazada öldüğünden, ailemizi geçindirmek de anneme kalmıştı. Bunun için okulda aşçılık yapıyordu. İlk okulda iken bir gün annem bana 'merhaba' demeye gelmişti. Sanki, yerin dibine geçmiştim. Bunu bana nasıl yapabilirdi.? Onu görmezden geldim, ona nefretle bakarak oradan kaçtım... Ertesi gün sınıfta bir arkadaşım bana, 'Senin annenin sadece bir gözü var. Diğeri ne biçim!' dedi. Diğerleri de gülüşüyorlardı. O anda yerin dibine girmek ve de annemin ortadan kaybolmasını istedim. Bu yüzden, o gün onunla karşılaşınca dedim ki: -'Beni gülünç duruma düşüreceğine, ölsen daha iyi!' Annem karşılık vermedi. Sadece, tek gözüyle bana biraz baktı ve uzaklaştı gitti... Dediklerim hakkında bir saniye bile düşünmemiştim, çünkü çok kızmıştım. Onun duyguları beni hiç ilgilendirmiyordu. Onu evde istemiyordum ama ev onun üzerineydi... Çok çalıştım, kendime yeter oldum, sonunda Singapur'a okumaya gittim. Bir süre sonra da evlendim. Birikimime borç ekleyerek kendime bir ev aldım. Daha sonra çocuklarım oldu ve hayatımdan memnundum. Annemi unutmuştum... Bir gün annem bizi ziyarete gelmişti. Öyle ya, kaç yıldır beni görmemişti. Kapıya gelince, çocuklarım tek gözlü birini görünce birden korktular, sonrada güldüler. 'Babaanneniz' diyemedim. İçeri girince ilk fırsatta ona: -Evime gelip çocuklarımı nasıl korkutabilirsin.? Buradan hemen git! dedim. Bu çıkışıma annem kısık bir sesle: -Kusura bakmayın, ben yanlış adrese geldim galiba.! dedi ve çıktı-gitti... Aradan yine uzun bir zaman geçmişti. Bir gün mezunlar toplantısı için okulumdan bir mektup aldım. Karıma iş seyahatine gidiyorum diye bahane uydurdum. Mezunlar toplantısından sonra, birden aklıma düştü.Sadece meraktan eski evime gittim. Eski komşularımıza sorduğumda, annemin öldüğünü söylediler. Önce biraz sevinç duyar gibi oldum ama içimde bir burukluk ve sızı hissettim. Ben şaşkınca beklerken, bana verilsin diye annemin bir mektup bıraktığını söylediler. Açtım ve okumaya başladım: -En sevgili oğlum... Her zaman seni düşündüm. Singapur'a gelip çocuklarını korkuttuğum için üzüldüm... Mezunlar gününde geleceksin diye çok sevindim ve bekledim. Ama; seni görmek için yataktan kalkabilir miyim diye çok düşündüm... Seni büyütürken, tek gözümle sürekli bir utanç kaynağı olduğum için de üzgünüm... biliyormusun biricik oğlum? Sen küçücükken, babanla birlikte bir kaza geçirmiştin. Baban öldü fakat sen, bir gözünü kaybetmiştin. Bir anne olarak, senin tek bir gözle büyümene dayanamazdım... Bu yüzden, babandan kalan tarlayı satarak, ameliyat masraflarına yatırdım. İşte ,şimdi o yeri boş olan gözüm var ya , onu sana vermiştim. Nakil çok başarılı geçmişti, hiç fark edilmiyordu. 'O gözle, biricik oğlum görüyor ya...' diye çok mutlu oluyordum . ana yüreği ya oğul, sana 'sen benim gözümle görüyorsun' diyemedim .. Başarılarından dolayı seninle o kadar gurur duyuyordum ki, bu bana yetiyordu. Her şeye rağmen, sen benim oğlumsun... Bütün sevgilerimle... Annen.
__________________
..I see the truths hidden in the darkness just like a cat,I smell your lies just like a wolf.. |
| The Following 3 Users Say Thank You to DevilSmile For This Useful Post: | ||
|
#12
|
||||
|
||||
|
Küçük kız,hüzünlü bir yabancıya gülümsedi. Bu gülümseme adamın kendisini daha iyi hissetmesine sebep oldu. Bu hava içinde yakın geçmiste kendisine yardım eden bir dosta teşekkür etmediğini hatırladı.Hemen bir not yazdı,yolladı.
Arkadaşı bu teşekkürden o kadar keyiflendi ki,her öğlen yemek yediği lokantada garson kıza yüklü bir bahşiş biraktı. Garson kız ilk defa böyle bir bahşiş alıyordu.Akşam eve giderken,kazandığı paranın bir parçasını her zaman köşe başında oturan fakir adamın şapkasına bıraktı. Adam öyle minnettar oldu ki...iki gündür boğazından lokma geçmemişti. Karnını ilk defa doyurduktan sonra,bir apartman bodrumundaki tek odasının yolunu ıslık çalarak tuttu. Öyle neşeliydi ki, bir saçak altında titreyen köpek yavrusunu görünce,kucağına alıverdi. Küçük köpek gecenin soğuğundan kurtulduğu için mutluydu. Sıcak odada sabaha kadar koşuşturdu.Gece yarısından sonra apartmanı dumanlar sardı.Bir yangın başlıyordu.Dumanı koklayan köpek öyle bir havlamaya başladı ki,önce fakir adam uyandı, sonra bütün apartman halkı...Anneler,babalar dumandan boğulmak üzere olan yavrularını kucaklayıp, ölümden kurtardılar... Bütün bunların hepsi,beş kuruşluk bile maliyeti olmayan bir tebessümün sonucuydu.
__________________
..I see the truths hidden in the darkness just like a cat,I smell your lies just like a wolf.. |
| The Following 4 Users Say Thank You to DevilSmile For This Useful Post: | ||
|
#13
|
||||
|
||||
|
KARGA
80'ine merdiven dayamış yaşlı baba ile onu ziyarete gelen -45 yaşında ve saygın bir işi olan- oğlu salonda oturuyorlardı. Hal-hatırdan, çoluk-çocuktan, havadan-sudan sohbet ettikten sonra oğlu susmuş, ayrılmanın sinyalini vermişti. O anda üzerinde oturdukları sedirin yanındaki pencerenin pervazına bir karga kondu. Yaşlı baba kargaya gülümserek biraz baktıktan sonra oğluna sordu: 'Bu ne oğlum?' Oğlu şaşkın, cevapladı: 'o bir karga baba.' Yaşlı baba kargaya biraz daha baktıktan sonra yine sordu: 'Bu ne oğlum?' Oğlu daha da şaşkın, yine cevapladı: 'Baba, o bir karga' Karga hâlâ pervazda, komik hareketlerle başını sağa sola çeviriyor, başını yan yatırıyor, havaya bakıyor, sonra başını yine onlara çeviriyordu. Yaşlı baba üçüncü defa sordu: 'Bu ne?' Oğlunun şaşkınlığı sabırsızlığa dönmüştü: 'O bir karga baba, üç oldu soruyorsun. Beni işitmiyor musun?' Yaşlı baba dördüncü defa da sorunca oğlunun sabrı taştı ve sesini yükseltti: 'Baba bunu neden yapıyorsun? Tam dört defadır onun ne olduğunu soruyorsun, sana cevap veriyorum ve sen hâlâ sormaya devam ediyorsun. Sabrımı mı deniyorsun?' Babası -yüzünde hâlâ bir gülümseme- yerinden kalktı, içeri odaya gitti ve elinde bir defterle döndü. Bu bir hâtıra defteriydi. Oturdu, sayfalarını karıştırdı ve aradığını buldu. Sevgiyle gülümseye devam ederek sayfası açık bir vaziyette defteri oğluna uzattı ve o sayfayı okumasını söyledi. 'Bugün 3 yaşındaki minik yavrumla salondaki sedirde otururken yanıbaşımızdaki pencerenin pervazına bir karga kondu. Oğlum tam 23 defa onun ne olduğunu sordu. 23 soruşunda da ona sevgiyle sarılarak, onun bir karga olduğunu söyledim. Rahatsız olmak mı? Hayır! Onun sorusunu masumca tekrar edişi içimi sevgiyle doldurdu.' 'Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara 'öf' bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle.' (İsra, 23)
__________________
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE |
| The Following 4 Users Say Thank You to RÜZGAR For This Useful Post: | ||
|
#14
|
||||
|
||||
|
HAYAT DAİR 5 DERS...
Birinci Dersi Okuldaki ikinci ayımda, hocamız test sorularını dağıttı. Ben okulun en iyi ögrencilerinden biriydim. Son soruya kadar soluk almadan geldim ve orada çakıldım kaldım. Son soru söyleydi : 'Hergün okulu temizleyen hademe kadının ilk adı nedır ?' Bu her halde bir çeşit şaka olmalıydı. Kadını, yerleri sılerken, hemen hergün görüyordum. Uzun boylu, siyah saçlı bir kadındı. 50'lerinde falan olmalıydı. Ama adını nerden bilecektim ki ! Son soruyu yanıtsız bırakıp kağıdı teslim ettim. Süre biterken bir öğrenci, son sorunun test sonuclarına dahil olup olmadığını sordu. 'Tabii, dahil' dedi, Hocamız... 'İş yaşamınız boyunca insanlarla karşılaşacaksınız. Hepsi birbirinden farklı insanlar. Ama hepsi sizin ilginiz ve dikkatinizi hak eden insanlar bunlar. Onlara sadece gülümsemeniz ve 'Merhaba' demeniz gerekse bile...' Bu dersi hayatım boyunca unutmadım. Hademenin adını da... Dorothy idi.. İkinci Ders : Bir gece vakit gece-yarısına doğru Alabama Otoyolunun kenarında duran bir zenci kadın gördüm. Bardaktan boşanırca yağan yağmura rağmen, bozulan arabasının dışında duruyor ve dikkati çekmeye çalışıyordu. geçen her arabaya el sallıyordu. Yanında d urdum. 60'lı yıllarda bir beyazın bir zenciye, hem de Alabama'da, yardıma kalkışması pek olağan şeylerden değildi. Onu kente kadar götürdüm. Bir taksi durağına bıraktım. Ayrılırken ille de adresimi istedi, verdim. Bir hafta sonra, kapım çalındı. Muazzam bir konsol televizyon indiriyordu adamlar. Bir de not ekliydi, armağanda... 'Geçen gece otoyolda bana yardımınıza teşekkür ederim. O korkunç yağmur sadece elbiselerimi değil, ruhumu da sırılsıklam etmişti. Kendime güvenimiyitirmek üzereydim, siz çıka geldiniz. Sizin sayenizde ölmekte olan kocamın yatağının baş ucuna zamanında ulaşmayı başardım. Biraz sonra son nefesini verdi.. Üçüncü Ders : Size Hizmet Edenleri Hep Hatırlayın... Bir pastanın üç otuz paraya satıldığı günlerde 10 yaşında bir çocuk pastaneye girdi. Garson kız hemen koştu... Çocuk sordu: 'Çikolatalı pasta kaç para ?' '50 Cent.' Çocuk cebinden çıkardığı bozukları saydı. Bir daha sordu: 'Peki, Dondurma Ne Kadar ?' '35 Cent.' dedi garson kız, sabırsızlıkla. Dükkanda yığınla müşteri vardı ve kız hepsine tek başına koşuşturuyordu. Bu çocukla daha ne kadar vakit geçirebilirdi ki... Çocuk parasını b ir daha saydı ve 'Bir dondurma alabilir miyim, lütfen ?' dedi. Kız dondurmayı getirdi. Fişi tabağın kenarına koydu ve öteki masaya koştu. Çocuk dondurmasını bitirdi. Fişi kasaya ödedi. Garson kız masayı temizlemek üzere geldiğinde, gözleri doldu, birden. Masayı sanki akan gözyaşları temizleyecekti. Boş dondurma tabağının yanında çocuğun bıraktığı 15 Cent'lik bahşiş duruyordu.. Dördüncü Ders : Yolumuzdaki Engeller... Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu. Bakalım neler olacak diye gözlüyor... Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın etrafından dolasıp saraya girdiler. Pek çogu kralı yüksek sesle eleştirdi.Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu. Sonunda bir köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu. Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı ve ı kına sıkına itmeye başladı. Kan ter içinde kaldı ama, sonunda, kayayı da yolun kenarına çekti. Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu gördü. Açtı... Kese altın doluydu. Bir de kralın notu vardı içinde... 'Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir.' diyordu kral.Köylü, bü gün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı. 'Her engel, yaşam koşullarınızı daha iyileştirecek bir fırsattır.' Beşinci Ders : Önemli Olan Vermektir.. Yıllar önce hastanede çalışırken, ağır hasta bir kız getirdiler. Tek yaşam şansı, beş yaşındaki kardeşinden acil kan nakli idi. Küçük oğlan aynı hastalıktan mucizevi bir şekilde kurtulmuş ve kanında o hastalığın mikroplarını yok eden antikorlar oluşmuştu. Doktor durumu beş yaşındaki oğlana anlattı ve ablasına kan verip vermeyeceğini sordu. Küçük çocuk bir an duraksadı. Sonra derin bir nefes aldı ve 'Eğer kurtulacaksa, veririm kanımı' dedi. Kan nakli yapılırken, ablasının gözlerinin içine bakıyor ve gülümsüyordu.Kızın yanaklarına yeniden renk gelmeye başlamıştı, ama küçük çocuğun yüzü de giderek soluyordu... Gülümsemesi de yok oldu. Titreyen bir sesle doktora sordu : 'Hemen mi öleceğim ?' Ufaklık, doktoru yanlış anlamıştı, ablasına vücudundaki bütün kanı verip, öleceğini düşünüyordu..
__________________
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE |
| The Following 4 Users Say Thank You to RÜZGAR For This Useful Post: | ||
|
#15
|
||||
|
||||
![]() HAYAT BÖYLE MAALESEF... Genç bir çift, yeni bir mahalledeki yeni evlerine taşınmışlar. Sabah kahvaltı yaparlarken, komşu da çamaşırları asıyormuş. Kadın kocasına ' Bak, çamaşırları yeterince temiz değil, çamaşır yıkamayı bilmiyor, belki de doğru sabunu kullanmıyor.' demiş. Kocası ona bakmış, hiçbir şey söylememiş, kahvaltısına devam etmiş. Kadın, komşusunun çamaşır astığını gördüğü her sabah aynı yorumu yapmaya devam etmiş. Bir ay kadar sonra, bir sabah, komşusunun çamasırlarının tertemiz olduğunu gören kadın cok şaşırmış 'Bak' demiş kocasına ' Çamasır yıkamayı öğrendi sonunda, merak ediyorum, kim öğretti acaba ?' 'Ben bu sabah biraz erken kalkıp penceremizi sildim' diye cevap vermiş kocası. Hayat böyle değil midir ? Başkalarini izlerken gördüklerimiz, baktığımız pencerenin ne kadar temiz olduğuna bağlıdır. Birini eleştirmeden ve hemen yargılamaya davranmadan önce zihin durumumuza bakmak ve 'iyi' olanı görmeye hazır olup olmadığımızı farketmek güzel bir fikir olabilir ... Asrın mütefekkirinin de söylediği gibi.. Güzel gören, güzel düşünür.. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır..
__________________
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE |
| The Following User Says Thank You to RÜZGAR For This Useful Post: | ||
Pembe-Turtle (22-04-2009) | ||
|
#16
|
||||
|
||||
|
Amerika'da ünlü bir avukatın kaybettiği tek dava:
Ünlü bir futbolcu karısını öldürmekle suçlanıyordu. Ama karısının cesedi ortada yoktu. Futbolcu sanık sandalyesinde oturuyordu. Kucak dolusu parayla tuttuğu avukatı jüriyi ikna etmeye uğraşıyordu: "Sayın jüri üyeleri, müvekkilimin suçsuz olduğuna yürekten inanıyorum. Buna az sonra sizler de inanacaksınız. Neden mi? Bakın, şimdi ona kadar sayacağım ve müvekkilimin öldürdüğü iddia edilen karısı bu kapıdan içeri girecek... 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10" ![]() Bütün jüri kapıya döndü. Kimse girmedi içeri. Avukat bir savunma dahisiydi, öldürücü hamlesini yaptı: "Bakın, siz de kadının öldüğüne inanmıyorsunuz. Çünkü hepiniz içeri girecek diye kapıya baktınız. İşte kararı buna göre vermenizi talep ediyorum." Ancak jüri ünlü futbolcuyu suçlu bulduğunu bildirdi ve dava bu şekilde sonuçlandı. Mahkeme çıkışında avukat, jüri başkanına yaklaştı: "10' a kadar saydığımda siz de diğer üyeler gibi kapıya baktığınız halde neden böyle bir karara imza attınız?" "Doğru" dedi jüri başkanı; "Ben de kapıya baktım, ama müvekkiliniz kapıya bakmıyordu." En iyi analist, herkes bir noktaya bakarken, o noktaya yönelen bakışları izleyen kişidir.
__________________
Güç kadına yakışır... |
| The Following 6 Users Say Thank You to Pembe-Turtle For This Useful Post: | ||
DevilSmile (21-04-2009), mathegothic (21-04-2009), Potibor (16-01-2010), RÜZGAR (21-04-2009), Thyia (30-07-2009), Yoksun_ki (21-04-2009) | ||
|
#17
|
||||
|
||||
|
5 arkadaş bir gece Alsancaktan eğlenmekten geliyoruz. Biralarıda kapmışız artık son nokta bizim eve çıkacağız asansörü bekliyoruz. Neyse geldi asansör 4 kişi zıpladı hemen bir arkadaş dışarda kaldı . "Siz çıkın ben sonra çıkarım" dedi gel oğlum 5 kişi taşır ne olcek dedik. " Yok abi kalırız bide falan gece gece baksana zaten 4 kişilik yazıyo" dedi. Ben de o an dedim ki " Gel oğlum gel sen nasıl olsa kişiliksizsin"
|
| The Following 2 Users Say Thank You to ReLaX For This Useful Post: | ||
mathegothic (21-04-2009), Pembe-Turtle (22-04-2009) | ||
|
#18
|
||||
|
||||
|
Beklemediğiniz birinden istemediğiniz arkadaşlık teklifi aldınız? Nasıl reddedersiniz? İşte kadınların ve erkeklrin yaygın olarak kullandıkları reddetme bahaneleri ve altında yatan anlamları..
Kadınların erkekleri reddederken söyledikleri bahaneler.. 1- Seni ağabeyim gibi severim.(Saz heyetinde 14. keman) 2- Aramızda bu kadar yaş farkı olmasaydı keşke. (Babam yaşındasın) 3- Seni düşünemiyorum. (Çirkinsin) 4- Hayatım şu anda karmakarışık. (eve gideceğiz ve eski erkek arkadaşım gelecek,olay çıkacak) 5- Bir başkasını seviyorum. (Evde kedimi okşar,pasta börek yerim) 6- Aynı işyerinde çalıştığım biriyle çıkamam. (Aslında sadece aynı güneş sisteminde olsak da seninle olmam) 7- Sorun senden değil,benden kaynaklanıyor. (sorun senden kaynaklanıyor) 8- Şu sıralar kariyerime konsantreyim.(iş yapmak bile seninle olmaktan daha ilginç) 9- Sözlüm var. (Seninle beraber olmaktansa her yalanı söylerim) 10- Arkadaş kalalım. (Benim yanımda ol da erkek arkadaşlarımın neler yaptıklarını anlatacak bir adamım olsun) Erkeklerin kadınları reddederken söyledikleri bahaneler.. 1- Seni kızkardeşim gibi severim(çirkinsin) 2- Aramızda bu kadar yaş farkı olmasaydı keşke (çirkinsin) 3- Seni düşünemiyorum (çirkinsin) 4- Hayatım şuanda karmakarışık (çirkinsin) 5- Bir başaksını seviyorum (çirkinsin) 6- Aynı işyerinde çalıştığım biriyle çıkamam (çirkinsin) 7- Sorun senden değil benden (çirkinsin) 8- Şu sıralar kariyerime konsantreyim (çirkinsin) 9- Sözlüm var (çirkinsin) 10- Arkadaş kalalım (çok ama çok çirkinsin) mr.magoo |
| The Following User Says Thank You to maestroab For This Useful Post: | ||
Pembe-Turtle (22-04-2009) | ||
|
#19
|
||||
|
||||
|
Kadınlara nasıhatlar
KOCA TİPLERİ Kadın akşam işten çıkar. Çocuğu yuvadan alır. Markete geçer ıspanak alır. Koştura koştura eve döner. Çocuğu soyar, elini yüzünü yıkar. Kendi üstünü değiştirir. Mutfağa koşar. Bir yandan ıspanakları yıkar bir yandan çocuğun sorularına ve ihtiyaçlarına cevap verir. Bir yandan sofrayı hazırlar… O DA NE YOĞURT ALMAYI UNUTMUŞTUR! Yoğurtsuz ıspanak olmaz Hemen kocasını arar. Kocadan Kocaya değişen cevaplar: 1) Ben geç geleceğim. Toplantım var. Yoğurtsuz yiyin ( laçkalaşmış koca) 2) Ben geç geleceğim Çok üzgünüm, tühhhhhh şimdi ıspanak da yoğurtsuz olmaz ki. E, yoğurt getireyim kapıdan bırakayım hemen döneyim, toplantı bu, kaçırsam olmaz. Mazallah dağlara taşlara işten atılma sebebim olur, sonra yoğurt dökecek ıspanak bile bulamayız. ( aldatan koca ya da eve gelmemek için bahane arayan koca ,ama bi yandan da vicdanı sızlayan koca..) 3) Aradığınız numaraya şu anda ulaşılamıyor......... (İşte bu aldatan koca) 4) Mendebur kadın ıspanağı aldın da yoğurdu niye almadın! ("kazma" tipi koca ) 5) Igggghhhh yine mi ıspanak. Otlaya otlaya sığır olduk ("kalas" tipi koca) 6) Tamam alırım (monotonlaşmış koca) 7) Tamam alırım başka bir şey lazım mı? ( Normal koca) 8) Tamam hayatım alırım başka bir isteğin var mı? (İdeal koca) 9) Aman canııım, ıspanakla mı uğraştın? Yapmadıysan bırak ya dışardan söyleyelim ya da dışarıda yiyelim (Yok böyle koca) ! mr.magoo |
| The Following 2 Users Say Thank You to maestroab For This Useful Post: | ||
HACER (26-03-2011), Pembe-Turtle (22-04-2009) | ||
|
#20
|
||||
|
||||
|
İnternet Kafe isletenleri çıldırtan sorular
1- Bilgisayarda çalışan öğrencinin elektrik kesildikten 15 dakika sonraki sorusu;
- Elektrik mi kesik? 2- Boş bilgisayar yok mu? - Yok - Hiç mi yok? 3- Word''lü bilgisayar var mı? - Hayır çilekli ve vanilyalı var sadece. 4-Çıkıntı alabilir miyim? (Printerdan çıktı almak için ) - Çıktı versek 5- Çıktılar hep siyah beyaz mı oluyor? - Hayır ara sıra yeşil üzerine eflatun ördek desenli de çıkıyor. 6- 14 numaralı bilgisayar çok salak yaaaaa.... -Rahmetli babasıda öyleydi,babasına çekmiş 7- Bilgisayar alabilir miyim? - Tabi 1 mi olsun, 1,5 mu? 8- Internet geri geldi mi? -Gitti hala dönmedi,kayıp ilanı verdik,aranıyor 9- İçeriye yiyecekle girme lütfen arkadaşım!.. - hemen çıkıcam... - E herhalde çıkacaksın. Yatıya gelmedin di mi? 10- Hocam sınavdan çıktım çok kötü geçti... - Olsun mühim olan katılmaktı... 11- Ben sabah geldim. Diğer amca vardı. O amca varken......... - O amca değil. Erol Hoca... 12- Masa alabilir miyim? - Alışveriş Sitelerinden bulabilirsin 13- Word''un olduğu bir yere oturup yazı yazabilir miyim? - Word''e sor kabul ederse oturursun. 14- Internet hala gidik mi? - Hayır gelik. - Hii?! 15- Bilgisayara disket sokabilir miyiz? - Sebep ? 16- Printer sayfası ne kadar? - 40 bin - 25''di artmış di mi? - Aferin 17- Bir word''lü birde internet''li bilgisayar alabilir miyim? - Ortaya karışık yaptıralım istersen 18- Internet kesik mi? - Kesik - Hepsinde mi kesik? - Hayır.. Sırayla gidiyor..1 kesik 1 bağlı.... 19- Buradaki amca nereye gitti? - Ne amcası? - Bi dayı vardı ya - O dayı veya amca değil Erol Hoca - Yav bizim hemşehri oluyor da.. - Gene de Erol Hoca... 20- Bilgisayarda ne yapabilirim? -Valla bilmiyorum senin yeteneğine kalmış 21- İnternete giricem.. ilk defa geliyorum - Heyecanlı mısın? 22-Yazıcı çalışıyor mu? - Hayır bugün izinli.. - Nasıl yani??? 23- İnternete girmek istiyorum.. Girebilir miyim? - Tabii ama bu kıyafetle giremezsin.. Üstünü değiştirmen lazım 24- Monitörün üzerinde takılı duran kağıt tutacağını gören öğrenci; - Hocam bu dikiz aynası mı? 25- Öğrenci bilgisayar kartı almak için numara soruyor; - 3 ve 4 arasında en iyisi hangisi? - Valla 3.5 ve 3.7 en iyileri... 26- Yer var mı? - Var.. Pencere kenarı mı olsun koridor mu? - Hii?. 27-Bu mouse un niye topu yok??(optik mouse)
__________________
Güç kadına yakışır... |
| The Following 4 Users Say Thank You to Pembe-Turtle For This Useful Post: | ||
|
#21
|
||||
|
||||
|
Aşk için değişik bir tanimlama
Aşkın tarifini sordular tüm hayatım boyunca bana
Ve sorduğum insanlar oldu ‘’Sence aşk nedir? ‘’ diye. - Sevgi, saygı, anlayış… - Mantığın sıfıra indiği noktada başlar aşk. - “Dünyada ondan başka insanın olmadığını düşünmektir”. dedi, kimi arkadaşlarım. - “Aşk bir sudur, iç iç kudur.” diyenler de oldu. - “Aşk mı ?! ... amannn, boş ver gereksiz bir şey’’ demeyen yok dersem yalan söylemiş olurum. Bir radyo programında yine karşılaştım bu soruyla. Yıllarca radyoculuk yaptığım için, program yapımcıları sırf zaman doldurmak için ve insanların yaptıkları programlara daha fazla katılım sağlamaları için seçmiş oldukları ‘’ Can evlerinden vuran sorular ‘’ olarak bilinir bunlar. Aşk nedir? Sevgi nedir? Sizce gerçek sevgi nasıl olmalıdır? Severken aldatılır mı? … gibi. Hiçbir zaman kafatasımın içinde kendisine dinlenecek bir koltuk bulup iki dakika nefeslenmeyen beynimin , gecenin en güzel saatlerinde yine kafatasımın içinde volta attığı bir zamandı. Bir o köşesine bir bu köşesine çarparken düşünceler, birden dinlediğim radyonun sunucusundan böyle aptalca bir soru geldi: - Sizce aşk nedir? Sunucuda iş yok anlaşılan ya da Aşk konusunda çok deneyimli ki böyle bir konuya parmak basma gereksinimi duydu. -Cevaplar gelmeye başladı;Ahmet mesajında demiş ki; Aşk, bence mantığın sıfıra indiği yerde başlar. Çok haklısın Ahmet kutluyorum seni sevgili dinleyicim ‘’Yahuuu bizi diğer hayvanlardan ayıran özellik hani düşünebilen hayvanlar olmamız/-dı/!’’ -Gelen mesajlara bakmaya devam ediyoruz; Pelin demiş ki; Aşk, sevdiğine çok değer vermektir. Harikasın Pelin, zaten değer vermeden aşık olunmaz değil mi?! ‘’Pelin harika evet ama düşünce olarak olmadığı kesin!’’ -Hakan mesaj göndermiş bize, Aşk, bence baktığın her yerde onu görmektir… Doğru diyorsun Hakan; insan sevdiği zaman gözü sevdiğinden başka bir şey görmez olur. ‘’Sanırım bu Hakan hiç tuvalete gitmiyor ya da gözlerini kapatıyor!’’ -Evet, sevgili dinleyicilerim, şimdi bir müzik arası vermek istiyorum, sonra mesajlarınıza devam edeceğim. Sinir oldum! ‘’Kanalı değiştirsene Ersin’’ diyenleriniz var biliyorum. Yok, yok değiştirmeyeceğim ama bu sunucuya da bir şekilde haddini bildireceğim. Telefon ettim. -Merhabalar Ersin Bey Sizce aşk nedir alabilir miyim cevabınızı? -Bence aşk köpekleşmektir! - Efendim??? - Aşk köpekleşmektir hanımefendi. - Ben bunu yayında nasıl söylerim? - Bunun da mı cevabını ben vereyim size? - eee şey yaniii….peki ersin bey, katıldığınız için teşekkür ederim ….. Tık nefes kalmıştı, biliyordum. O kadar emindim ki verdiğim cevabın yayınlanmayacağına, yine de dinledim. Yanılmamıştım. Verdiğim cevap yayınlanmadı. Çünkü bana sihirli soruyu sormadı; ‘’ Neden köpekleşmektir’’ demedi. ‘’Aşk sadıktır, Aşk fedakardır, Aşkın gözü kördür, Aşk sadakattir, Aşk…, Aşk…, Aşk…, Aşk…, ..…‘’ Koca bir akşamı böyle bitirdim. Dışarıdan köpek sesleri geldi; Bir âşık acı çekiyor, dedim. Bir köpek uzun uzun uluyordu; Bir âşık, âşık olduğundan ayrılmış, dedim. Bir köpek acı acı havlıyordu; Bir âşık Platonik aşk yaşıyor, dedim. Köpekler oynaşıyordu, sağdan soldan geçen arabaları umursamadan; Çok âşıklar, dedim. Bunları düşünerek uyumuşum! Diyorum ki; Aşk, köpekleşmektir! Aşk mantığın sıfıra indiği yerde başlıyor. Köpekte de mantık yoktur! Âşık olan kişi, âşık olduğunu sahipleniyor. Köpek de sahiplenir! Âşık olan kişi, sadıktır. Köpek de sadıktır! Buraya kadar sanırım hemfikiriz. Devam edelim; Âşık olduğunuz kişi bir gün sizi arıyor ve diyor ki ‘’Ben seni artık istemiyorum, defol git dünyamdan. ‘’ Çekip gidiyorsunuz. Telefon çalıyor, ‘’ Aşkım ben seni çok özledim. ‘’ Koşup gidiyorsunuz. Tanıdık geldi mi bu davranış siz köpek severlere?! ‘’Git buradan ‘’ dersiniz. Kuyruğunu sıkıştırır boynu önünde sizden uzaklaşır. Ama bakışları o kadar masumdur ki süzüm süzüm süzülür giderken. İçiniz parçalanır ‘’ Gel oğlum ‘’ dersiniz veee birden kucağınıza atlayıverir. Âşık olduğunuz birine zarar geldiği zaman dünyaları yıktığınız günleri hatırlıyor musunuz? Yolda el ele yürürken, sevdiğinizin omzuna sertçe omuz atan birini bir yumrukla yere devirdiğinizi, odada vızır vızır dolanan bir sineğin sesinden rahatsız olmasın diye sabaha kadar odada sinek kovaladığınızı, âşık olduğunuz kişiye ters bir cevap veren insana inceden inceye diş bilediğiniz zamanları hatırlıyor musunuz? Hadi gelin şimdi yanında köpeği olan birinin omzuna sert bir darbe vuralım, ya da onunla bağıra çağıra konuşalım Âşık olan insanla aynı hareketleri gösteriyor ve sizi parçalamıyor mu? (o zaman o köpek değildir) Hala açıklama mı bekliyorsunuz benden :) Aşk, köpekleşmektir! Dedim. Âşık olduğunuz kişinin bahçesinden ayrılabiliyor musunuz? Tek bir mesajı ile kuyruk sallamıyor musunuz? Gel oğlum dediğinde kilometreleri aşmıyor musunuz? Yüzlerce kişi sizi çağırırken, sahibinizin bir ıslığı yetmiyor mu? Ellerinin içine alıp başınızı okşadığında yüzünüzde tebessüm oluşmuyor mu? Size söylediği her kelimeyi umursayıp kulaklarınızı dikip dinlemiyor musunuz? O halde siz Aşıksınız..! Hemde köpekler gibi..!
__________________
Güç kadına yakışır... |
| The Following 5 Users Say Thank You to Pembe-Turtle For This Useful Post: | ||
DevilSmile (24-04-2009), JiGsaW (24-04-2009), MisCha (24-04-2009), MorAkis (24-04-2009), Uzum (24-04-2009) | ||
|
#22
|
||||
|
||||
|
Çocuklardan Komik Yorumlar
Değişik yaş gruplarındaki öğrencilerin sorulara verdiği komik cevaplar:
Soru: Dört büyük kitabın adını yazınız Cevap: 1- Ansiklopedi, 2- Sözlük, 3- Kolej sınav kitabı, 4- Kalın roman kitaplar (Serpil-İlkokul 5) Soru: İnsanları hayvanlardan ayıran temel özellikler nelerdir? Cevap: İnsanların hayvanlardan çok derdi olması. (Buse- 7. Sınıf) Soru: Zatürree hastalığı nasıl bulaşır? Cevap: Duygusal yönden bulaşır. (Reyhan-Lise 1) Soru: Trafik polisinin görevleri nelerdir? Cevap: 1- Rüşvet almak, 2- Ceza kesmek, 3- Travestileri kovalamak (Adem-6. Sınıf) Soru: Asgari ücret nedir? Cevap: Askerlik şubesinde verilen ücrettir. (Hasan- 8. Sınıf) Soru: Enfeksiyon nedir? Cevap: Hükümetin düşüremediği fakat ters düşürdüğü bir hayat şeklidir. (Hüseyin-Lise 1) Soru: FAO (Dünya Gıda Örgütü) nedir? Cevap: Farkında olmadan ya da istenmeden çıkan bir gazdır. (Mehmet-6. Sınıf) Soru: Haçlı Seferleri'nin çıkış nedeni nedir? Cevap: Hocam affedersiniz, poponun kışkırtmış olmasıdır. (Ensar-6. Sınıf) Soru: Dünyanın yuvarlak olduğunu kim kanıtlamıştır? Cevap: Allah kanıtlamıştır. (Sadık-6. Sınıf) Soru: Ailede demokrasi nasıl olmalıdır? Cevap: Ailede demokrasi, sen istediğin zaman anneni dövemezsin. Ya da evde istediğin için evi kırıp dökemezsin. Baba olunca olabilir. (Emel-6. Sınıf) Soru: Kimler oy kullanamaz? Cevap: Hamile olma ihtimali yüksek olanlar. (Selçuk-7. Sınıf) Soru: Şoka girmiş kişiye neler yapılmaz? Cevap: Tokat atılmaz, yoğurt yedirilmez. (Cihan-8. Sınıf) Soru: Avrupa'da reform hareketini kim başlattı? Cevap: Riki Martin Luther. (Şenol 7. Sınıf) Soru: Ege Bölgesi neden girintili çıkıntılıdar? Cevap: Türkiye'nin en kıvrak bölgesi olduğu için. (Halit-7. Sınıf) Soru: Devletin kuruluş amacı nedir? Cevap: Devlet bazı insanların hususi büyük işlerini yapmak için kurulmuştur. (Kübra-7. Sınıf)
__________________
Güç kadına yakışır... |
|
#23
|
||||
|
||||
|
"Seni seviyorum.
Anonim “Sensiz yaşayamam” sözü, bir başkasına kendini sunmak anlamına gelir. Bu sözü söyleyen kişinin demokrasi, bağımsızlık, özgürlük konusunda “vazgeçilmez” inançları olan değerler benimsenir. Sevdiğimize sahip olma karşılığında biz de sahiplenilmeyi öneririz. Aşkı ifade eden sözlerimiz yalnız birbirimize hükmetmenin bir belirtisi olmakla kalmaz, kendi bireysel aşkımızı her şeyin üstüne yerleştirdiğimizi gösterir. Aşkımızın, işimize, başkalarıyla olan ilişkilerimize, yaşam biçimimize, değer yargılarımıza hükmetmesine izin veririz. Yaşam, aşk uğruna inanç ve davranışlarını tümüyle değiştiren kişilerle doludur. İşte bu mutlak teslimiyet yüzündendir ki aşk sürekli olamıyor. Aşka sahip çıkmakla, aşkı bitirmiş oluyoruz. Aşkı yaşarken geliştirilen ifadeler ve jestler giderek yoğunluğunu ve içtenliğini yitirir; sonunda ilişki biter. “Sensiz yaşayamam” sözleri, sevgililerden biri ayrılmak istediğinde diğerinden gelen umutsuz bir çağrıdan başka bir şey değildir artık. Aşkın bu denli çabuk tüketilmesi, hatta herhangi bir şekilde tüketilmesi için hiçbir sebep yok aslında. Burada sorgulanması gereken kafamızdaki aşk kavramıdır, aşkın buyurduğu özel dil ve adetler yüzünden birbirimize karşı takındığımız tavırdır. Aşka öyle bir üniforma giydirmiş, onu öyle totaliter bir biçimde tanımlamışız ki aşık olma süreci anlık bir şey olup çıkmış. Günümüzde, geçmiş uygarlıklarımızda aşk intihara, cinayete, alkolizme, sadizme, işkenceye, şerefsizliğe götüren büyük bir sorun haline gelmiş. Duygularımızı abartıyoruz. On sekizinci yüzyılda Lotte yüzünden intihar eden ve tüm Avrupa’da binlerce genci intihara sürükleyen Goethe’nin “ genç Werther”i, aşkı sahiplenmenin ve mülk edinmenin bir örneğidir. İnsanın sevdiğine sahip olma tutkusu aşkın kendisinden ağır basmaya başladığı an, bu aşk değildir artık. Aşk, yaşamdan güçlü olamaz. Özgürlükten yoksun olarak da varlığını sürdüremez. Aşkın totalitarizmi, kıskançlıkta da kendini gösterir. Aşk kavramımız totaliter olmasaydı, aşk ile kıskançlığın aynı kişide varlığını sürdürmesi olanaksız olurdu. “Kıskançlık, sürekli bir ilişkinin besinidir,” diyor Proust. Ama neler pahasına? Beraber olduğumuz insanlar için sorunlar yaratıyor, duygu ve düşüncelerimizi onlara açıkça ifade etmiyoruz. Birbirimizle sarmaş dolaş olma uğruna ne diller dökülür, ne yalanlar söylenir. Neden, bir zamanlar birbirine aşık olan insanlar sonunda birbirlerine dayak atmaya, işkence etmeye ve birbirlerini öldürmeye kalkarlar? Aşıklar arasındaki cinayet oranı neden bu denli yüksek? Nasıl olur da, hem aşk, hem nefretle ilgili düşünce ve duygular aynı insanda barınabilir? Aşkın bir karşıtı nasıl olabilir? Nasıl olur da aşk nefret tohumlarını, nefret de aşk tohumlarını içerir? Aşka, tüketilecek, sahip olunacak ya da teslim olunacak bir nesne gözüyle bakıldığı zaman nefret de ortaya çıkar. ……… Aşk konusunda ne düşünmüşsek, yüzyıllar önce nasıl sevmişsek bugün de bunu aynı ilkel, kaba ve totaliter biçimde sürdürüyoruz. Aşkın evriminde duraksama olmuş bir yerlerde, bir zamanda, kendi içimizde…Amerikalı yazar Saul Bellow’un dediği gibi, “Radyasyondan çok birbirlerinin kalplerini kırmaktan ölüyor insanlar.” 28 Mart 1987, Marburg Gündüz Vassaf- Cehenneme Övgü |
| The Following User Says Thank You to MorAkis For This Useful Post: | ||
Pembe-Turtle (24-04-2009) | ||
|
#24
|
||||
|
||||
|
NEDEN EVLENMİYORSUN DİYENELERE CEVABEN...
Aslında... Evlenmek isterdim, süper bir düğünüm olsun, bembeyaz, sırtı açık bir gelinliğim olsun, annem sevincinden ağlasın diye... Kıvırcık saçlı bir kız çocuğum olsun ve bana anneler gününde çarpık çurpuk yazısıyla okulda yaptıkları kartı getirsin diye... Geceleri gök gürleyip fırtına çıktığında korkarak yastığıma sarılmayayım diye... sevdiğim erkek bana! : canım karıcığım desin diye... Artık yemek yapmayı öğreneyim, devamlı yumurta ve makarna pişirmeyeyim diye... Ama EVLENMIYORUM: Sevdiğim erkeğin kirli çamaşırları, Lavobodaki sakal artıkları, Kaprisleri, küfürleri, ! ;vurdumduymazlıkları ve yalanları arasında onu neden sevdiğimi unutmayayım diye... işin içine para ve çıkar hesapları girdiği zaman büyük aşkların nasıl küçüldüğünü görmeyeyim diye.. Aldatılmanın dayanılmaz hafifliği (!) ile tanışmayayım diye... Canım babacığımdan kalan tek sahip olduğum şeyi, soyadımı verip yerine bana soyadından başka verecek çok büyük birşeyi olmayan birininkini almayayım diye.... Gece kız arkadaşim ağlayarak bana telefon açtığı zaman kedime ertesi gün için mama koyup geceliğim ve diş fırçamla onun evine gidebileyim diye.. Ben olgusunu daha yeni yeni öğrenmişken, bunu Biz olgusuna değişmeyeyim diye... Hiç düşünmüyorum evlenmeyi bir gün beni çok üzer gereksiz şeylerle ve bir özür dilemeyi akıl bile edemez diye CAN DÜNDAR
__________________
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE |
| The Following 2 Users Say Thank You to RÜZGAR For This Useful Post: | ||
HACER (26-03-2011), Pembe-Turtle (24-04-2009) | ||
![]() |
|
| Currently Active Users Viewing This Thread: 1 (0 members and 1 guests) | |
| Thread Tools | |
| Display Modes | |
|
|