![]() |
Register or login to get rid of this advert. |
|
|
#351
|
||||
|
||||
|
Tahrik
Bırakın ince kavak seslerini şehrin içinde
paralar yaşlı kızların koynunda yatarken bırakın köprülerin üstüne yağmur ve basma perdelerden lânet bize. Şaşılacak bir dünyada yaşamaktı; öğrendik şimdi külçeler yüklüyüz şaşılacak bir biçimde külçeler yüklüyüz ve çıkmak istiyoruz yokuşu Sokaklar gittikçe katı bizim adımlarımıza peşimizde bütün bahçeleri boşaltan ter kokusu yankımız soyunup sevap rahatlığı alınan yataklarda yürek elbet acıyor esvap değiştirirken bizden artık akması beklenilen kan da aktı kovulduk ölümün geniş resimlerinden. Efsanelerden kovulduk kan ve demir kelimeleri söyleyince elbiseler içindeyiz, şehrin içinde önümüz iliklenmiş, ayakkaplarımız bağlı kimsenin uykusunun fesleğen koktuğu yok altıkırkbeşte vapur ve sancı geç saatlerde eski savaşçılar vesair geçmiyor bulutlardan çiçek alıp eve götürüyoruz bunun bir delilik olduğunu bile bile en ıssız duyguların ucunda karakollar asmaların altı tuzak ve tuzak caddelerde külçeler yüklüyüz, çıkmak istiyoruz yokuşu gözler kısılıp bakılıyor bize. Biliniyor bizim mahsustan yaşadığımız biliniyor şarkıların sırası bizde biliniyor hayat bizden razıdır biliniyor; Otların sarardığı yerlerde güneş, Kurşunun değdiği tende heves kalmıştır
__________________
Kimsenin uykusunun fesleğen koktuğu yok... |
| The Following User Says Thank You to gloomy For This Useful Post: | ||
bikereoeliindir (06-04-2011) | ||
|
#352
|
||||
|
||||
|
Telefon çaldı. Okul müdürü açtı.İncecik
bir çocuk sesi: - Müdür bey,bizim oğlan bugün okula gelmeyecek. Biraz hastalandı da... - Peki, siz kimsiniz ? ...- Ben mi..Babam... ![]() |
|
#353
|
|||
|
|||
|
Küçük Prens (Fransızca Le Petit Prince) Adlı Romandan....
1.jpg
Altı yaşımdayken, bir gün "Yaşanmış Olaylar" adlı bir kitapta çok etkileyici bir resim gördüm: Balta girmemiş ormanlarda bir boa yılanının bir hayvanı nasıl yuttuğunu gösteriyordu. İşte, resmin kopyası yukarda. Kitapta şöyle deniyordu: "Boa yılanları avlarını olduğu gibi, hiç çiğnemeden yutarlar. Sonra da kımıldayamaz hale gelirler, yediklerini sindirmek için altı ay süreyle uyurlar." O zamanlar, büyük balta girmemiş ormanlarda olup bitenler üstüne çok kafa yordum. Sonra da renkli kalemlere sarılarak, hayatımın ilk resmini çizmeyi başardım. İşte 1 numaralı resmim. Şöyle idi: 2.jpg Bu şaheserimi büyüklere gösterdim, korkmuyor musunuz, diye sordum. - Niye korkalım? Şapkadan korkulmaz ki! dediler. Oysa ben şapka çizmemiştim, yuttuğu fili sindiren bir boa yılanı çizmiştim. Baktım ki büyükler resmimi anlamıyor, boa yılanının içini çizeyim de anlasınlar bari dedim. Büyükler öyledir işte, anlatmazsan, anlamaz onlar. 2 numaralı resmim şöyle oldu: 3.jpg Büyükler bu kez, boa yılanını içten ve dıştan gösteren vazgeçmemi, coğrafya, tarih, matematik ve dilbilgisiyle uğraşmamı salık verdiler. Böylece, başarılı bir ressam olmak yolunu tutmuşken, altı yaşında bu meslekten ayrılmak zorunda kaldım. Ne yapayım? 1 ve 2 numaralı resimlerimin beğenilmemesi hevesimi kırmıştı. Büyükler hiçbir şeyi kendi kendilerine anlayamazlar. Onlara durmadan her şeyi anlatmak da çocuklar için yorucudur. Ben de ister istemez başka bir meslek seçtim. Uçak kullanmasını öğrenip pilot oldum. dünyada birçok yerlere uçtum. evet, coğrafyanın bana çok faydası dokundu. Bir bakışta Çin'i Arizona'dan ayırt edebiliyordum. Gece karanlığında insan yolunun şaşırdı mı, çok işe yarar bu bilgi. Hayatım boyunca, aklı başında birçok insanla ilişki kurdum. Büyükler arasında çok yaşadım. Yakından tanıdım onları. Ama görüşüm pek değişmedi, daha parlak olmadı. Kafası biraz işler görünen birine rastladım mı, ona, hep yanımda taşıdığım 1 numaralı resmi gösteriri, denerdim onu. Dur bakalım, derdim kendi kendime, bu adam gerçekten anlayışlı mı, değil mi? Ama ben "Bu nedir?" deyince, her gören: "Şapka" diyordu. O zaman da boa yılanlarından , balta girmemiş ormanlardan, yıldızlardan söz etmez, ona ayak uydururdum; briçten, golftan, politikadan, kravattan söz ederdim. O da , aman ne akıllı bir adam tanıdım , diye sevinirdi. |
|
#354
|
||||
|
||||
|
Kadınların Bilmesi Gereken 25 Şey
Kadınların Bilmesi Gereken 25 Şey
Geçen gece kızlarla evde toplandık... Eh kız toplantısı bu, güvenli hava sahası! Herkes eteğindeki taşları döker, erkek kısmı didik didik edilir, akıllar verilir, akıllar alınır, kimi zaman sözler uçar, gözyaşı kalır... Eğer gerçek kız arkadaşların toplantısıysa bu; süslü cümleler sökmez, 'yıkılmadım ayaktayım' havalarını kimse yemez, kahveler içilir fallar bakılır da gerçek gizlenemez. İşte o gecenin ardından aldığım notlar. İşte itinayla çıkarttığım maddeler... Hem benim kızlar için, hem siz kızlar için. Sakın unutmayın diye, aklınızdan çıkmasın diye... 1. Unutma! Sen değerlisin. Çalışsan da çalışmasan da... Ünlü olsan da olmasan da... O erkek seni istese de istemese de... Sen sen olduğun için bi'tanesin. 2. Kadın olmanın tadını çıkartmalısın. Biraz şefkat, biraz anaçlık, biraz dişilik, biraz seksilik, bolca zeka ve altıncı his... Sen şahanesin! MUTLULUK SENİN İÇİNDE 3. Göbeğin çıktı diye, 36 bedenden çok uzaksın diye, saçların o reklamlardaki kız gibi dalgalanmıyor diye eksik değilsin. 4. Kendine güvenin en büyük silahındır ve o en derinlerinden gelen ışıl ışıl gülümsemen tabii ki. 5. Biliyorum adettendir ama sonuca varamadığın, sadece bünyeni hırpaladığın o konuyu 50 kere konuşmana, tartışmana gerek yok. Olmuyorsa, üstünü çizip devam etmelisin. 6. Yaptıklarından suçluluk duyarak vakit kaybetmemelisin. Yapamadıklarını listeleyip isteklerini gözden geçirmek suretiyle adımlar atarsan daha mutlu olabilirsin. 7. Hiçbir evlilik, hiçbir olması gerek şov, sana öğretilmiş hiçbir mecburiyet alın yazın değildir. Kocan tek çıkışın, hayat zaferin değildir. 8. Uzaklarda arama sakın; en büyük mutluluk sendedir. 9. Aşkından gebersen de sınırlarını bilmelisin. Sınır neresidir? Sana saygısızlık yaptığı yerdir. Buna asla izin verme! 10. Sen kendine ne değer biçersen, sen kendine nasıl davranırsan; herkes sana öyle davranır. Asla ama asla kendini küçümseme. HERKESE 'SEVGİLİM' DEME 11. Evde oturup derdine yanma. Kaderini birine, bir kuruma, bir konuma bağlama. Kaderin senin ellerinde, bunu sakın atlama! 12. Eski sevgili adı üstünde 'eski'dir... Senin yeni dünyanı bulandırmasına izin verme. 13. Yeniden seveceksin, çok da sevileceksin. Kimse son değil, bunu bileceksin. 14. Dünyanın kanunu bu; düşündüğünü çekersin. Allah rızası için kurup durma, senaryolar yazma! 15. Sevgilini çok sevmelisin. Öyle herkese 'sevgili' dememelisin. Fakaaat çok sevmen demek, kendini ayaklar altına alman demek değildir. Bir kadın gerekirse, severken de gidebilir değil mi? HER ŞEYİN ŞIK OLSUN 16. Her şeyin şık olsun. Ruhun, bedenin, kıyafetin, sevişin, terk edişin, dostluğun, sevgililiğin... Kadınlık şıklık demektir. 17. Başka kadınları kafana takmaktan vazgeç! Onlar sen olamaz, sen de onlar... Her kadın kendine özeldir, her kadın dibine kadar özeldir. 18. Kız arkadaşların önemlidir, en kıymetlilerindir ama onları seçmeyi bileceksin. Kadın kadının kurdudur, bir kenara not edeceksin. Sadece kötü gününde değil, başarında, mutluluğunda da yanında olan, yüreğini ortaya koyan arkadaşlarından asla vazgeçmeyeceksin. 19. Erkekler çocuktur. Nokta! Çocuğunu hem sevecek hem kızacak, icap ederse küsecek, cezasını vereceksin. SEN ÖZELSİN BUNU UNUTMA! 20. Seni bırakıp gidebilenin arkasından gözyaşı dökmeyeceksin. Aramazsa aramasın be! 21. Sevginin, aşkın ne demek olduğunu anlamayan bir adamın vizesini keseceksin!! 22. Sen renklisin, sen beceriklisin, sen erkeğin mutlu olma sebebisin, sen başlangıçsın, sen sonsun... Mecbursun, bunu fark edeceksin! 23. Her şey bir karar vermene bakar. Sabır bazen gerekli, bazen gereksizdir. Ayrımı yapabilmelisin. 24. Yapamayacağın şey yok. Gidemeyeceğin yer yok. Sana kapalı olabilecek kapı yok! Şu an silkelenip kendine geleceksin! 25. Tekrar söylüyorum, kafana kazı istiyorum; SEN ÖZELSİN, SEN Bİ'TANESİN, ÖNCE KENDİ DEĞERİNİ BİLECEKSİN!!!!
__________________
Hiçbir şey asalet kadar güçlü değildir... Ve hiçbir şey gerçek güç kadar asil değildir. |
|
#355
|
||||
|
||||
|
Yukarıdakini okuyunca bu şarkıyı hemen altında paylaşmak istedim
![]() http://www.youtube.com/watch?v=hYleo...eature=related
__________________
..I see the truths hidden in the darkness just like a cat,I smell your lies just like a wolf.. |
|
#356
|
||||
|
||||
|
Esefle kınadım
__________________
Hiçbir şey asalet kadar güçlü değildir... Ve hiçbir şey gerçek güç kadar asil değildir. |
|
#357
|
||||
|
||||
|
Ama benim suçum yok ki. Tam okuyordum sonlara doğru içten içe bu şarkıyı duyar oldum
__________________
..I see the truths hidden in the darkness just like a cat,I smell your lies just like a wolf.. |
|
#358
|
||||
|
||||
|
...
(Bugün günlerden hiç benim adım yok. Kanatlanıyor içimden binlerce siyah kelebek. Savruluyor rüzgârda yaprak gibi
Kalbim, uzaklarda bir yerde. Kalbim kayıp.) Sessiz, yorgun, ağır, gözkapaklarım kapanıyor yine… Yine… (Karanlığa dokunabiliyor sanki ellerim.) Yıkık, dökük, bu şehrin duvarları birer birer üstüme yıkılıyor yine… (Sadece sesler duyuyorum..) Yine… (Ayak sesleri uzaklarda..) Kuş sürüleri terk ederken bu şehri, ardında yoksul ve kimsesiz çocuk gibi bırakıyor yine… (Susuyorum.) Yine… (Sessizlik keskin..) Ve sonbahar sinsice yaklaşarak peşinde köpek gibi bir yalnızlığı üstüme sürüklüyor yine… (Bekliyorum) Yine… (Beklemek keskin) Sözler hep yalan! Yeminleri unut! Bir veda bir sebepsiz tokat gibi çarpıyor yine… (Burdan gitmem gerek) Yüzüme… Şarkılar yalan! Duyduklarını unut! Bir hikaye rüzgarın ellerinde savruluyor yine… (Herşeyi unutmam gerek) Yine! Kestim! Akıttım! Damarlarımdaki kanımda akan o kirli siyah yalanları! (Acımıyor bileklerim) Olmadı! (Acımıyor hiç) Sildim! Çıkardım! Yüzümden kazıdım yüzüme çizdiğin o siyah derin yazıları! (Acımıyor ellerim avuçlarım) Olmadı! (Acıtmıyor hiçbirşey) Kustum! Tükürdüm içimde senden kalan o keskin o acıtan hatıraları! (Acımıyor tenim, ve acımıyor) Olmadı! (Dokunduğun yerler) Söktün! Defalarca diktim o küçük ellerinle açtığın ve sızlayan bütün yaralarımı! (Acımıyor artık kalbim) Olmadı! (Kalbim) Bana ne yaptın… Ne yaptın… Ne yaptın… Ne yaptın çocuk! (Sadece sessizce durdum ve öylece izledim bir meleğin ellerindeki ellerimin izlerini.) Niye yaptın… Niye yaptın… Niye yaptın ahh çocuk! (Sadece sessizce durdum ve öylece izledim bir meleğin ellerindeki kaderimin sökülüşünü.) Bana ne yaptın… Ne yaptın… Ne yaptın… Ne yaptın çocuk! (Sadece sessizce durup öylece izlemek istedim bir meleğin ellerindeki kalbimi.) Niye yaptın… Niye yaptın… Niye yaptın ahh çocuk! (Sadece öylece durup sessizce izlemeyi istedim, sadece bir meleği sevmeyi.) Göremiyorum, duyamıyorum artık dokunamıyorum çocuk! (Hep bir şey eksik gibi ve hep bir şey yarım ve hep bir şey yok artık sanki.) Anlatamıyorum anlatamıyorum artık ağlayamıyorum çocuk! (Ne bir ışık var ne de bir şarkı artık sokaklarında bu kaybetmiş şehrin) İnanmıyorum inanmıyorum artık inanamıyorum çocuk! (Ne bir isim var duvarlarında, ahh ne de okunabilen bir cümle.) Bilmiyorum bilmiyorum artık sevemiyorum çocuk! (Sadece sessizce durdum ve öylece izledim bir meleğin ellerindeki ölümümü.) Ne yağmur, ne kar, ne yüzüme vuran rüzgar, canımı yakan acıtan sonbahar, daha dinmedi çocuk! (Öyle beyaz) Seni silmedi çocuk! (Öyle maviydi ki) Alev alev yanan kirpiklerinde saçılan kıvılcımlarınla başlayan bu yangın daha sönmedi çocuk! (Öyle güzeldi ki ve öyle..) Sönemedi çocuk! (Öyle masum ama… ) Bu viran şehirde, bu viran hikaye henüz bitmedi! Bitmedi bitmedi bitmedi çocuk! (Öyle yanlış öyle…) Bitemedi çocuk! (Öyle yanlış ki ve öyle… ) Bu aciz şarkılar, bu aciz dualar seni geri getirmedi getirmedi getirmedi çocuk! (ve öyle çocuk) Dönmedin çocuk! (Kalbim…) Bana ne yaptın… Ne yaptın… Ne yaptın… Ne yaptın çocuk! (Tüm maviler kirli şimdi ve tüm beyazlar utanç içinde ve sadece uyumak) Bunu niye yaptın… Niye yaptın… Niye yaptın… Niye yaptın çocuk!? (Uyumak istiyorum… )
__________________
Kimsenin uykusunun fesleğen koktuğu yok... |
| The Following User Says Thank You to gloomy For This Useful Post: | ||
hanci (03-06-2011) | ||
|
#360
|
|||
|
|||
|
İç Nefes
O bir çay istemişti, trenin içinde
Biz tren yolcusuyduk, çölün içinde Ben yalnız kalmıştım, senin içinde Oysa kaç kişinin yerine sevmiştim seni! ...Aşkı geçtik, gözlerini açabilirsin. O bir dile sığınmıştı, sözü içinde Yolu yoluma çıkmıştı, çölü içinde Ben eski kalmıştım, senin içinde Oysa kaç çocuğun yerine övmüştüm seni! Düşü geçtik, kendine bakabilirsin. O bir bende kırılmıştı, hayli içimde Issız otağ kurulmuştu, canım içinde Oysa kaç bahçe yerine açmıştım seni! Kimi geçtik, kimseye sorabilirsin. Haydar Ergülen güzelmiş... |
|
#361
|
||||
|
||||
|
Ancak bir benzerim öldürebilir beni
Artık daha fazla böyle yaşayamazdı. İçindeki o sadece ve sadece kendisine ait olan özü ortaya çıkarmak ve onu yaşatmak istiyordu. Çünkü böyle, birden fazla ve kendisinin olmayan ve gerçek mi sahte mi olduğunun ayırdına varamadığı kişilikleri taşıyordu, sıkıntılı bir yük gibi... Peki, gerçek ve sadece ona ait bir özü var mıydı onun? Varsa neredeydi ve kimdi o? Öylesine çok maske kullanmış, öylesine çok değişik kalıplara girmiş, şekil değiştirmek zorunda kalmıştı ki, gerçek niteliğini yitirmiş olarak duruyordu. Belki de hiç olmadığı korkusuna kapılıyordu arada bir. Sık sık o gerçek özünü bulabilmek, ona ulaşabilmek için eve kapanıyor, günlerce hiçbir arkadaşını, yakınını aramıyordu. Kendisine yeni bir koza örmeliydi ve gerçek özünü bulduğunu sanıp, 'artık insanların içine çıkabilirim, onları gerçek kişiliğimle görüp, hissedebilirim' diye düşünüyor, yanlarına sevgi ve hasretle koşuyor, ama biraz konuştuktan sonra, konuşmanın yine kendisine ait bir öz olmadığını görüyordu. Bir başkasıydı sanki o. Ya da kimseye ait olmayan birinin özüydü taşıdığı. Unutulmuş, tesadüfen bulunmuş ya da korkudan, kaygıdan alelacele oluşturulmuş yapma bir şeydi. O ânı kotarması için, ilişkileri geçiştirebilmek, kendini orada o an için var edebilmek için yarattığı sahte bir kişilikti sanki...
Bu yüzden arkadaşlarına dostlarına sevgiyle, umutla koşar, sonra da yapma kişiliğinin yarattığı sıkıntı, tatsızlık, boşluk belli belirsiz bir kasvet duygusuyla yeniden gerçek özünü bulmak için evine, odasına dönerdi. Yine olmamıştı. İçindeki o gerçek öz, eğer bir ara var olmuşsa onu belki de sonsuza kadar terk etmiş, onu böyle öksüz, hep doyumsuz, geçicilik ve kenarda kalmış olma duygularıyla bırakmıştı. Bu hep geçicilik duygusuna, şu anlamsızlık duygusuna daha fazla dayanamazdı. Bir gün gerçek kendisiyle buluşacaktı. Bu tutkuyla bekleyiş, ona geçmişte bir ara, belki çok kısa bir süre bu özle birlikte yaşadığı inancını veriyordu. 'O vardı ki ben onu böylesine çok özlüyorum' diyordu... Şimdiyse 'binlerce hiç kimseydi'. Tek başına bile değildi. Çünkü tek başına olmak bir sağlam varoluştu ve bakım isteyen bir şeydi. 'Tek başınalık bir şans'tı. Yalnız bile olamadığı, bir hiç kimse olduğu için bu yüzden kim gerçek dostu, kim düşmanı, kim onu seven, kim katili, asla içtenlikle anlayamıyordu, algılayamıyordu. İşte bu yüzden onu gerçekten sevenleri göremiyor, onu pek de ciddiye almayanlara çok yakınlık duyduğunu sanıyordu. Çoğu kez sevgisinden ve nefretinden emin olamadığı için hep endişeler ve kaygılar içinde ve güvensizlik duygularıyla yaşıyordu. Hep bir doyum arıyor, ama yine hep açlık hissediyordu. Kahramanlık yapmak, cesur serüvenler yaşamak istiyor, ama korkuları buna izin vermiyordu. Hep o sahte kimliklerinin tümünden kurtulup çılgın ve başıboş bir aşk yaşamak istiyor, sonunda güvenli, ancak sıkıntılı, coşkusuz, tekdüze ilişkilere saplanıp kalıyordu... Cezmi Ersöz
__________________
Kimsenin uykusunun fesleğen koktuğu yok... |
|
#362
|
||||
|
||||
|
Sana anlattıklarım neleri susuyor bir bilsen
Ve anlatmadıklarım neleri söylüyor Boğazımı yırtarcasına susuyorum Ya verilmekten yıpranan cevaplardayım Ya sorulmamaktan solan sorularda Sen ıslatmasını bilmeyen bir yağmur oldun her akşam Ben ıslanmasını bilmeyen ahmak Bu yüzden aşık olamadık sırılsıklam Pimi çekilmiş coğrafyalarda Zaman ayarlı bir aşkın en tesirsiz parçasıydım Ve ben günah şeridinde hatalı sonlanandım Az gittim Uz bittim Hiç geldim! Uyurken bile uykusuzluk akan gözlerinde Kaçan trenlerin hesabını istasyonlara kesen Kalabalıkta unutulmuş bir yalnızdım Kendine kaçak yolcular bindiren... Her yolcuda kendine yakalanan! "Kalbime girmek teklikeli ve yasaktır" larla Yaşamamaya kalkışıyorsun hayata Ve ben Senden yırtılma bir yelkenle Aynı yöne gittikçe Aynı yere geldim Sonumu baştan yazdım; İçimde hala bana ilk aldığın acım! Gece, sabahı da siyah kusuyor üstüme Aklıma yaprakların dökülüyor Bugün aklımda sen vardın; Aklımı karıştırmadım! Artık biliyorum Aşk bir intihar saldırısıdır; yalnızca iki kişinin öldüğü! Aşka nişan alıp ayrılığı ıskalayan acemi Hala gözlerinde kalp kapaklarım Seni almadan içinden nasıl giderim? Ve sen kaç kez bu hırsla sevildin Koca koca kışları; Kısa kısa şubatları biriktirdin... Susku sınanmamış bir ustura gibidir Susardın İç denizine sığınmış gemileri yakan bir limandın "Bak şimdi gönülsüz gittiler senden; Gönlünü çaldıkların !!!" Yazmadıklarından korkarsın en çok yaşadığın hiçbir şey de Ve adın gibi bilirsin; Aramayı unutan bulmayı öğrenemez Bugünler dünlerinden utanıyorsa Hiç yarın olamayacaklar Şimdi ne bugünsün ne de yarın Olsa olsa sadece bir yarım; Ya da eksilen yanım! An kaybından ölen zaman Senden daha katilini bulamadı kendine Gelseydin eğer kendimi bile kovardım yanımdan Gelmedin yine kendimsiz kaldım ardından... Dünyanın bütün dillerinde sustum ve bir şair bıraktın geride Ekmeğini aşktan çıkaran! Sus'talı bir aşk seninki Sesinle çıplaklaşıp suskunluğumla giyiniyorum Korunak sandığım tüm senlerde İçimde yoktan başka bir şey kalmadı Ruh ölünce cesedi beden taşıyor sırtında İki büklüm acılarla Patlasam her yere acı sıçrayacak biliyorum Patlamamaya hazır bir bomba oluyorum Ben mi çok yorgundum sen mi çok dinç? Bende mi eksikti Sen de mi fazlaydı sevinç? Dilsizler yalan söyleyemez anladım, Ya ben konuşamadım Ya sen sağırdın! Her şeye rağmen bana öyle çok sığdın ki İçimde kimseye yer bırakmadın Bildiğim; Ağaç misali toprağa bağlandıkça gökyüzüne uzamak Çelişkim; Giden bir tren de kalanların şarkısını haykırmak Hangi dil kendini kandırabilir ki? Aşk bir suç değil mi; Her defasında kendini ihbar edip yakalatan. Ve en saf ihanet, kendi ihanetine kanan Senin gibiler vakitsiz susan aşkı severler Seni bu kör kuyulardan salan neyin şarkısıysa Gözlerinin kahvesinden içtiğimde oydu Şimdi Eksilen her yanıma adını verdim Bu yüzden güzelim ben Dudağını düğümlediğim fırtınaları kopardım sonunda bir bardak suda Ben ancı sen soncu "Sana dayanamadı bıçak kemiğe dayandığı kadar" Elbette unuturum sonunda En fazla bir mevsim ağlarım Alışırım yalancı baharlara ama; Ama yine de biri beni kandırsın yokluğunda Sen bu şiiri okurken ben başka bir şiir de olacağım Başkasının kollarında da senin yollarını adımlamak varmış meğer Sana anlattıklarım ne çok şey susuyor Ve sustuklarım neler söylüyor Gittin değil mi? Şimdi ne desem kar yağıyor Kahraman Tazeoğlu
__________________
..I see the truths hidden in the darkness just like a cat,I smell your lies just like a wolf.. |
|
#363
|
||||
|
||||
|
özlemek..Onun haberi olmadan,kalbin sıkışarak özlemek..Yanlış olduğunu bilerek özlemek..Hem özlemek hem de merak etmek..
__________________
..I see the truths hidden in the darkness just like a cat,I smell your lies just like a wolf.. |
| The Following User Says Thank You to DevilSmile For This Useful Post: | ||
RÜZGAR (07-09-2011) | ||
|
#364
|
||||
|
||||
|
Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
Işığı gördüm, korktum. Ağladım. Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim. Karanlığı gördüm, korktum. Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladim sevdiklerimi. .. Ağladım. Yaşamayı öğrendim. Dogumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu; aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim. Zamanı öğrendim. Yarıştım onunla… Zamanla yarışılmayacagını, zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim… İnsanı öğrendim. Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu… Sonra da her insanın içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim. Sevmeyi öğrendim. Sonra güvenmeyi… Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu, sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu ögrendim. İnsan tenini öğrendim. Sonra tenin altnda bir ruh bulundugunu. .. Sonra da ruhun aslında tenin üstünde oldugunu ögrendim.. Evreni öğrendim. Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim. Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektigin öğrendim. Ekmeği öğrendim. Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini. Sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar önemli oldugunu öğrendim. Okumayı öğrendim. Kendime yazıyı öğrettim sonra… Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana… Gitmeyi öğrendim. Sonra dayanamayıp dönmeyi… Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi… Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yaşta… Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım. Sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine aydım. Düşünmeyi öğrendim. Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim. Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek oldugunu öğrendim. Namusun önemini öğrendim evde… Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk oldugunu; gerçek namusun, günah elinin altindayken, günaha el sürmemek oldugunu ögrendim. Gerçegi öğrendim bir gün… Ve gerçeğin acı oldugunu… Sonra kararında acının, yemeğe oldugu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim. Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim. Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim. Olur ya … Kalp durur … Akıl unutur … Ben dostlarımı ruhumla severim. O ne durur, ne de unutur … (Hz.Mevlana Celaleddin Rumi)
__________________
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE |
| The Following User Says Thank You to RÜZGAR For This Useful Post: | ||
DevilSmile (07-09-2011) | ||
|
#365
|
|||
|
|||
|
sürgün ülkeden başkentler başkentine...
Senin kalbinden sürgün oldum ilkin Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim Af dilemeye geldim affa layık olmasam da Uzatma dünya sürgünümü benim Güneşi bahardan koparıp Aşkın bu en onulmazından koparıp Bir tuz bulutu gibi Savuran yüreğime Ah uzatma dünya sürgünümü benim Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil Ayaklarımdan belli Lambalar eğri Aynalar akrep meleği Zaman çarpılmış atın son hayali Ev miras değil mirasın hayaleti Ey gönlümün doğurduğu Büyüttüğü emzirdiği Kuş tüyünden Ve kuş sütünden Geceler ve gündüzlerde İnsanlığa anıt gibi yükselttiği Sevgili En sevgili Ey sevgili Uzatma dünya sürgünümü benim Bütün şiirlerde söylediğim sensin Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome'nin Belkıs'ın Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini Ey gönüllerin en yumuşağı en derini Sevgili En sevgili Ey sevgili Uzatma dünya sürgünümü benim Yıllar geçti saban olumsuz iz bıraktı toprakta Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında Çatı katlarında bodrum katlarında Gölgendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba Hep Kanlıca'da Emirgan'da Kandilli'nin kurşuni şafaklarında Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim Af dilemeye geldim affa layık olmasam da Ey çağdaş Kudüs (Meryem) Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha) Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi Sevgili En sevgili Ey sevgili Uzatma dünya sürgünümü benim Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında Köle gibi satıldım pazarlar pazarında Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda Verilmemiş hesapların korkusuyla Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim Af dilemeye geldim affa layık olmasam da Sevgili En sevgili Ey sevgili Uzatma dünya sürgünümü benim Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır Sevgili En sevgili Ey sevgili Sezai Karakoç güzel şiir eskimesi eksilmesine sebebiyet vermese gerek... |
| The Following User Says Thank You to hanci For This Useful Post: | ||
gloomy (23-10-2011) | ||
|
#366
|
||||
|
||||
|
De ki işte Oruç Aruoba'dan
Yaşamında en zor işin, kendi yolunu yürümek olacak
– ve, ilişkin olan, önem ve deger verdigin kişilere, bunu anlatmak: Yaşamının, yaşadıgın kadarıyla, yalnızca senin yaşamın oldugunu; aynı şeyin onlar için de geçerli oldugunu; ilişkide olmanın da, bu temel gerekliligi engellemedigini, engellememesi gerektigini... Ama anlatamayacaksın ki... ---Çünkü, daha kendin bile geregince anlamamış olacaksın bunu... Yaşarken, başkalarının yaşadıklarını gördüklerin, senin yaşamına teget geçen şeyler olacak : senin yaşadıkların da, başkalarının yaşadıklarına dik gelen...Öyle ki, başkaları hep geçecek sen gelirken. Gelip geçici olacak yaşamın -- başkalarının yaşamları da (senin icin) geçip gelici; ama, sonradan, tabii, yine, gelip geçici... Başkalarına dik gelenler senden teget geçecek -- ve tersi: başkalarına teget gelenler, sana dik... Yaşamında, en cok yakınlaşma istegi duyacagın kişiler, senden uzaklaşma gereksinimini en cok duyan kişiler olacaklar. yaşamda kimse paylaşmayacak -paylaşamayacak- senin tutkularını: onları, hep, yaşayıp, yaşayıp, unutacaksın. yalnız, yaşayacaksın; yalnız yaşayacaksın...
__________________
Kimsenin uykusunun fesleğen koktuğu yok... |
|
#367
|
||||
|
||||
|
En yakının seni incitirse
Bu hayatta herkesin layık olduğu bir vitrin rafı var.
Her an görmekten, birlikte bir şeyler paylaşmaktan hoşlandıklarını, senin için en önemlileri ön sıradaki raflarda tutuyorsun. Kıymetlilerin oluyor onlar senin… Daha az önemliler, hatta önemsizler ise daha arka raflarda duruyor. ... Zira değer vermediklerini önlerde tutup sürekli göz önünde bulundurarak asabını bozmak istemiyorsun. Aslında onların seni üzmesi pek de mümkün olmuyor. Yaptıklarını umursamıyorsun bile. Oysa kendini yakın hissettiğin, her şeyini paylaştığın insanlar her daim hayatında kalsın, hep aynı rafta yer alsın istiyorsun. Sen istiyorsun istemesine ama, onlar istemiyorsa… Biliyorlar yumuşak karnını, nasıl davranırlarsa seni daha çok kıracaklarını. Savunmasız yanlarını… Önem verdiklerini… Vermediklerini… Parmaklarını sallıyorlar mesela seninle konuşurken. Kaç yaşında olduğunu umursamadan. Sonra… Seslerini yükseltiyorlar. Söyleyeceklerini art arda sıralayıp sen konuşurken kapıyı çarpıp çıkıyorlar arkalarında nasıl kırık bir kalp bıraktıklarını bile umursamadan. Sana “konuşma” diyorlar yani. “Sesini bile duymak istemiyorum.” Susturuyorlar seni. Tehditler savuruyorlar seni incitmek, gözünü korkutmak için. “Ben böyle istiyorum kendi adıma, canın isterse” tavrını takınıyorlar. Küçücük bir kız çocuğu oluyorsun o anda kadınlığından sıyrılıp; onlar azarlarken seni. Duymaktan en nefret edeceğin şeyleri söylemekten geri kalmıyorlar. Özellikle söylemekten geri kalmıyorlar hatta seni rahatsız edeceğini bildiklerini. Bilerek, seçerek cımbızla seçiyorlar acı sözlerini. Sesini bile çıkarmıyorsun, öylece bakıyorsun gözlerinin taa içine, duyduklarına-yaptıklarına inanamaz, afallamış bir ifadeyle. "Bu mu benim en değerlim?" diyorsun. Sonra… Gözünden bir damla yaş akıyor… Uzanıp alıyorsun onu en öndeki raftan, arka sıralara yerleştiriyorsun bir daha hiçbir zaman ön rafa geçemeyeceğini bilerek. İçin acıyor…
__________________
Kimsenin uykusunun fesleğen koktuğu yok... |
|
#368
|
||||
|
||||
|
öyle güzel cahildik..
![]() Televizyon yoktu. Gazete de her zaman olmazdı. Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz ...bozulmazdı hiç! Dışarıda kar... Ama kuzine içten içe öyle yanıyor ki. Kuzinenin üzerinde demir maşa... Maşanın üzerinde de ekmek dilimleri. Aydınlık bir kış sabahı ve kızarmış ekmek kokusu... Sucuk lükstü. Yumurta lezzetli. Ekmek her zaman ekmek gibi... Bir kez olsun kümesten yumurta almamış, bir kez olsun o kızarmış ekmeğin kokusunu duymamış ve fakat alışveriş merkezlerinin restoran katlarında boğucu bir gürültü ve havasızlık içinde hamburger keyfine fit olmuş çocuklar ve gençler için ben ne kadar yaşlıyım... Dışarıda kar... İçeride kanaat... İçeride huzur... Televizyon yoktu. Gazete de her zaman olmazdı. Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç! Portakal kabuklarını sobanın üzerine dizer, kokusuna râm olurduk. Kestane közlemek büsbütün bir gecenin akıllara seza mutluluğuydu. Sonra illa ki, büyüklerin anlattığı hikâyeler, hatıralar... Birçoğu arızalı ve tedaviye muhtaç beyinlerden çıkma dizilerin ve filmlerin açtığı hasarlar yerine, geniş ve besleyici bir masal dünyası... Lezzet bir tarafa, kokuya da hasret kalacağımız kimin aklına gelirdi? Ekmeklerimiz el değerek üretilirdi, sağlıklıydı, lezzetliydi ve mis gibi kokardı. Çay da kokardı... Domates de... Bütün bu nefasete, küçücük bir bakkal dükkânının zenginliği yetiyordu. Dışarıda kar... İçeride huzur... Zam endişesi, doğal gazın kesilme korkusu, yolda kalma telaşı, rejim tehlikesi... Kimin umurunda... Ne güzel cahildik. Mutluluğun resmini çiziyorduk... — mr.magoo |
![]() |
|
| Currently Active Users Viewing This Thread: 1 (0 members and 1 guests) | |
| Thread Tools | |
| Display Modes | |
|
|