![]() |
Register or login to get rid of this advert. |
|
|
#26
|
||||
|
||||
|
Quote:
__________________
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE |
| The Following User Says Thank You to RÜZGAR For This Useful Post: | ||
Pembe-Turtle (27-04-2009) | ||
|
#27
|
||||
|
||||
|
Yurt dışında yaşayan adam karısına bir mail gönderiyor:
'Sevgili karıcığım, bu ay maaşımdan sana para gönderemiyorum, onun yerine 100 öpücük gönderiyorum. Sen benim bir tanemsin. Kocan' Ay sonuna doğru karısı şöyle bir yanıt yollar: 'Sevgili aşkım, Gönderdiğin 100 öpücük için teşekkür ederim. Masraflar şöyle; 1- Sütçü bir aylık süt için 2 öpücüğü kabul etti, 2- Elektrikçi 7 öpücükten sonra anlaşmaya razı oldu, 3- Ev sahibi kira için her gün 2-3 defa uğruyor, 4- Bakkal sadece öpücüğe razı olmadı, ona ilave başka şeyler de verdim, 5- Diğer masraflar toplam 40 öpücük... Beni lütfen merak etme, daha 35 öpücük bakiyem var ve bu ayı çıkarabilirim. Gelecek ay için de ayni yönde mi plan yapmalıyım? Lütfen bilgi ver. Sevgili karın…'
__________________
..I see the truths hidden in the darkness just like a cat,I smell your lies just like a wolf.. |
| The Following 2 Users Say Thank You to DevilSmile For This Useful Post: | ||
HACER (10-08-2009), Pembe-Turtle (27-04-2009) | ||
|
#28
|
||||
|
||||
|
Baba Olmak Cok Zor.
Adam oglunun odasının önünden geçerken hayretle bakakaldı.
Yatagı güzelce toplanmıştı ve odası hiç olmadıgı kadar derli toplu görünüyordu. Sonra adam yastıgın üzerine bırakılmış mektup zarfını farketti. Üzerinde -Babama- yazıyordu. Aklından geçen bin bir kötü düşünceyle mektup zarfını açtı ve titreyen elleriyle mektubu okudu: Sevgili baba; Sana bu satırları derin bir pişmanlık ve üzüntü içinde yazıyorum. Kız arkadaşımla kaçmak zorundaydım çünkü seni ve annemi yaşanacak rezaletten uzak tutmak istedim. Gerçek tutku ve aşkı ben jale ile buldum ve o öyle tatlı ki anlatamam... şunu biliyordum siz onun vücudunun her yerine taktıgı küpeleri, derisine işlettigi dövmeleri, kendine has o çılgın giyim tarzını asla ama asla onaylamayacaktınız ve tabi benden çok büyük olmasıda bir sorundu. Fakat benim için bunlar değildi gerçek tutku ve gerçek aşk... Baba jale hamile! Jale'nin dedigine göre çok! mutlu olacagız. Ormanda kendine ait bir karavanı ve tüm kış yetecek kadarda yakacagı var. Bir sürü çocuğa sahip olma düşüncesi rüyalarımızı süslüyor. Jale benim gözlerimi esrar gerçeğine açtı ve artık biliyorum ki esrar kimseye zarar vermez. Esrar yetiştirecek ve insanlara pazarlayacagız ve yine bu sayede ihtiyacımız olan kokoin ve ekstaziye ulaşacagız. Artık tam anlamıyla bilime yalvarıyoruz dualar ediyoruz şu AIDS in çaresi bulunsun ve Jale saglıgına kavuşsun diye..... O kesinlikle iyileşmeyi hakediyor. Endişelenmeyi bırak baba ben 15 yaşındayım ve kendi başımın çaresine bakabilirim.. Eminim birgün geri dönecegiz ve sen kendi torunlarını tanıyacak, seveceksin. Oglun..... NOT: Baba yazdıgım mektubun tek kelimesi bile dogru degil. Ben Mehmet'lerdeyim. Sadece sana; masamın üzerinde seni bekleyen karneden daha kötü şeylerin oldugunu hatırlatmak istedim.
__________________
~~~~ .. PoR SiempRe Loading .. ~~~~
|
| The Following 4 Users Say Thank You to MisCha For This Useful Post: | ||
|
#29
|
||||
|
||||
|
ßir Karafatmanın GünLüğü..
Dün gece yine ölümle burun buruna geldim. Kendime bir
zarar geleceginden degil ama karim Cemile ne yapar sonra. Biz aksam yemegimizi genelde saat 11-12 gibi yerdik, ama ev sahiplerimizin misafiri geldiginden geç vakitlere kadar oturup yatmadilar. Neyse ki konuklarin gitmesiyle birlikte uykuya daldilar. Bir süre ortaligin sakinlesmesini bekleyip, yiyecek toplamaya basladim. Bugün misafirler geldigi için menü çok zengindi. Pasta ve börek kirintilarina bayiliriz. Her neyse ben nevaleyi toplarken birden mutfagin isigi yandi ve "Aaaaaa! Karafatma" diye bir ses duydum. Be adam, ben bir erkegim Fatma da nereden çikti. Benim adim Nuri. Böyle seyler delikanliyi bozar. Hadi beni karimla karistirdin diyelim. Sen ne kadar korkak bir adamsin. Benim kaç katim büyüklügünde olmana ragmen bu bagiris da ne böyle? O korkunç sesin kesilmesiyle birlikte,sanki ben ona bir şey yapmisim gibi beni kovalamaya basladi. Inanin o kadar da dikkat ediyorum, tabak, çanak bardak üzerinde dolasmamaya çünkü bu dingilin karisi çok titiz. Bazen diyorum ki bu giciklarin misafiri Geldiginde git >ortalarda dolas böylelikle utanilacak duruma düssünler..Ama yapamiyorum iste. Ne olursa olsun, ekmek yedigin tekneye kötü gözle bakmamak gerekir. Ben eve geldigim ilk yillari hatirliyorum da ne güzeldi o günler. Rahmetli kayinbabam ve kayinvalidem beni evlerine kabul etmislerdi. O zamanlar rahattik, çünkü ev sahibimiz Riza amca kördü. Bu sebeple evin her yerinde serbestçe dolasabiliyorduk. Hatta Riza amcayla ayni sofrada yemek yedigimiz günlerde oldu. Gerçi bizleri görebilseydi nasil davranirdi bilmem ama o hep yüregimizde yasayacak. Riza amcanin durumu pek iyi sayilmazdi, memur emeklisiydi. Bu evde rahmetli karisininmis,bu yüzden yiyecek konusunda bu kadar fazla seçenegimiz yoktu. Ama daha mutlu ve huzurluyduk. Riza amca bir gün görünmez kazaya kurban gitti.Gerçi onun için bütün kazalar görünmezdi. Riza amcanin topraga verildigi gün biz de oradaydik. Karsi komsusu Osman Zeki bey bize geldiginde ceketini asmisti. Biz de bunu firsat bilip ceketin cebine girdik. Ardindan Osman Zeki beyle birlikte mezarliga dogru yola koyulduk. Riza amcanin üç tane oglu vardi ama bugüne kadar sadece nüfusta gözüküyorlardi. Hayirsizlar daha ilk günden evi satisa çikardilar. Evi su anda oturan adam ve karisi satin aldi. Eve ayak basmalariyla kayinbabam ve kayinvalidemi öldürmeleri bir oldu. Adam sonra igrenerek cansiz bedenleri kagida sararak çöpe atti. Sanki kendisi çok temizmis gibi. Halbuki tuvaletten çiktiktan sonra ellerini yikamadigina defalarca sahit oldum. Simdilerde kendine üzerinde rahmetli kayinvalidemin resmi olan bir ilaç almis, durmadan üzerimize * duruyor Kayinvalidem Sultan hanim gençliginde fotomodel oldugu için bu tür ilaçlarin üzerinde resmi bulunuyor. Hatta bir iki reklam filminde de oynamisti. Ama evlenince mecburen birakti. Çünkü kayinbabam tam bir Osmanli erkegiydi. Bugüne kadar rahmetli Riza amcanin anisina bu evde oturduk, artik daha fazla dayanacak halimiz kalmadi. Eşe dosta haber saldik. Kendimize göre bir ev bulur bulmaz tasinacagiz buradan. Belki de sizin evinize yerlesiriz hayat bu belli mi olur? ........
__________________
~~~~ .. PoR SiempRe Loading .. ~~~~
|
| The Following 4 Users Say Thank You to MisCha For This Useful Post: | ||
|
#30
|
||||
|
||||
|
ASLAN DOĞURMAK
Hayvanlar bir gün kim daha çok çocuk doğurabilir diye çekişmeye başlarlar. Hep birlikte dişi aslana gidip danışırlar. 'Sen kaç çocuk doğurabiliyorsun? ' diye sormuşlar aslana. 'Bir.' diye yanıtlar dişli aslan. 'Fakat ben aslan doğururum.' DERSIMIZ; NITELIK, NICELIKTEN ÖNEMLIDIR. ************ YENGEÇ ILE ANNESI 'Neden böyle yan yan yürüyorsun yavrum' diye sorar anne yengeç çocuğuna. 'Düzgün yürüsene ! ' der. - 'Pekala anne' der çocuk. - 'Sen önümden düzgün yürü, ben seni takip ederim. ' DERSIMIZ; HAREKETLER SÖZLERDEN ÖNDE GELIR? ************ *** ASLAN, KOYUN, KURT VE TILKI Aslanın biri, bir koyunu yanına çağırır ve nefesinin kokup kokmadığını sorar. Evet ! ? diye yanıtlar koyun. Aslan bu yanıta kızar ve koyunu oracıkta parçalar. Daha sonra kurda seslenip yanına çağırır, ona da aynı soruyu sorar. Hayır ! ? diye yanıtlar kurt korkudan. Ancak o da yağcılık yaptığı için aslanın öfkesinden kurtulamaz. Sıra tilkiye gelmiştir. Aynı soruyu tilkiye de sorar. Tilkinin yanıtı şöyle olur; - Üzgünüm, üşütmüşüm biraz, o yüzden burnum koku almıyor ! ? DERSIMIZ; AKILLI KIŞI TEHLIKELI DURUMLARDA KONUŞMAZ !!! ************ ** KAZLAR VE TURNALAR Kazlar ve turnalar bir gün aynı tarlada yiyecek ararlarken birden yanlarına yaklaşmaya çalışan avcıyı fark ederler. Turnalar daha çevik ve hafif oldukları için hemen uçarlar. Oysa kazlar ağır hareket ettikleri için avcıdan kurtulamazlar. DERSIMIZ; YAKALANANLAR HER ZAMAN SUÇLU OLANLAR DEĞILDIR? ************ ********* HASTA GEYIK Yaşlı bir geyik hasta düşer ve daha rahat otlayabilmek için güzel otlarla dolu bir çalılıkta yaşamaya başlar. Her hayvanla iyi geçindiği için pek çok hayvan sık sık geyiğin ziyaretine gelir. Zamanla her gelen hayvan bu güzel otlardan tatmaya başlayınca kısa süre sonra tüm otlar biter. Geyik hastalıktan kurtulur ama yiyecek hiçbir şeyi kalmadığı için bir süre sonra açlıktan ölür. DERSIMIZ; SIZCE ? BENCE; iyilik eden cezasını bulur ! ************ ********* *** FARELERIN TOPLANTISI Bir gün fareler bir araya gelirler ve başlarına musallat olan bir kediden kurtulma planları yaparlar. Pek çok fikir öne sürülür. Hiçbiri kabul görmez. En sonunda genç bir fare kedinin boynuna bir çan asmayı önerir.Böylece kedi kendilerine yaklaşırken farkına varacak ve kaçabileceklerdir. Bu öneri fareler tarafından alkışlarla onaylanır. Bu arada bir köşede sessizce onları dinlemekte olan yaşlı bir fare ayağa kalkar ve bu önerinin çok zekice olduğunu, başarılı olacağından hiç kuşkusu olmadığını belirtir. Fakat, der, Kafamı bir soru kurcalıyor. Aramızdan kim kedinin boynuna çan asacak ??? DERSIMIZ; IYI BIR PLAN YAPMAK AYRI, O PLANI GERÇEKLEŞTIRMEK AYRIDIR. * * İnsanlar FELSEFE yi; * Çocukken MASAL'lardan, * Büyüyünce KiTAP'lardan, * ihtiyarlarlayı nca da arkalarında kalan YAŞAM'larından Öğrenirler... |
| The Following 3 Users Say Thank You to smurff.. For This Useful Post: | ||
|
#31
|
||||
|
||||
![]() KÜÇÜK KALP Bir dostum anlatmıştı; Bir tanıdıklarının evlerinde televizyon arıza yapmış.Tamirci gelip Tv’nin arkasını açmış ki bir sürü ekmek kırıntısı.. Tabi kimin yaptığını hemen anlamışlar. Evin dört yaşındaki yaramaz kızı.. Bu hangi ailemizde gerçekleşirse gerçekleşsin.. İlk göstereceğimiz tepki genellikle öfkeli bir davranıştır. Tamircinin yanında bağırır aşırı gidenlerimiz çocuğu orda döver. Fakat anne öyle yapmamış. Çocuğuyla konuşmayı denemiş ve öğrendiklerinden sonra hüngür hüngür ağlamaya başlamış.. Çocuk ekranda Afrika’daki aç çocukları gördükçe mutfaktan ekmek alıp Tv’nin açık bulduğu tek yerinden arkasında ızgaralardan içeri atıyormuş…
__________________
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE |
| The Following 2 Users Say Thank You to RÜZGAR For This Useful Post: | ||
DevilSmile (25-04-2009), Pembe-Turtle (27-04-2009) | ||
|
#32
|
||||
|
||||
|
Quote:
__________________
BAZEN KRAL OLMAK TAÇ GİYMEK DEĞİLDİR SOYUNU SEVGİDEN, UNVANI HALKTAN ALMAKDIR HER DOĞAN BEBENİN METİN OLMASIDIR KUŞAKTAN KUŞAĞA AKARCASINA !
|
| The Following User Says Thank You to YuRuYeDuR! For This Useful Post: | ||
Pembe-Turtle (27-04-2009) | ||
|
#33
|
||||
|
||||
|
iki sevgilinin kavga çeşitleri
Çevreci kuruluşlara üye iki sevgilinin kavgası
- Yaaa Buket nedir bu rezillik ya. Biz ddoğallıktan bahsediyoruz. Sen makyaj yapıyorsun? - Aman Murat o kadarda değil artık bırakk biraz güzel gözükelim. - Güzellik mi? sen buna güzellikmi diyorrsun ya. Ben seni çevreyi temiz tutalım eyleminde çöp tenekesi kılığına girdiğin şeklinle sevdim kızım! - Ay iyide ömrümün sonuna kadar çöp teneekesi olarak dolaşacak değilim ya Murat. - Hem ona bakarsan sende hakiki deri ayaakkabı giyoyorsun. Kim bilir hangi hayvanı öldürüp derisinden ayakkabi yaptılar. Ben hiç olmazsa bez ayakkabı giyiyorum. - Yaaa kızım bana anlatma tamammı. Daha dün inci kolye takıyodun. incilerin nereden çıktığını anlatmama gerek yok heralde. - CimBom maçında yaktığın sis bombasınınn çevreye verdiği zararı, havaya verdiği kirliliği görmemezlikten gelmiştim ama doğrusu şimdi söylemeden edemiycem. - Hahhh şuna bak. Yolda yürürken yerdekii izmariti farketmeden geçtiğin günü hatırlıyorsun değilmi. Onu geri dönüp ben almıştım yerden Buket ! - Şuna bak patlak eksozla param yok diyee 1 ay trafikte dolaşıp çevreyi kirleten bendim sanki! - Et-Mangal ziyafetine gidende sendin Buuket hanım! - Yokk canım. Boğazdan petrol geçirilmessini engellemek için boğaza eyleme gittiğimde ben hastayım diye evde kalanda sendin ona bakarsan... Entellektüel çocuğun sevgilisi ile kavgası Erkek kıza telefon açar... - Buket merhaba hayatım. Nasılsın? - iyiyim sağol canım sen nasılsın? - iyiyim sağol. Akşam buluşuyoruz değil mi ? - evet Murat buluşacaz ama lütfen bu seffer farklı bir yere gidelim. - Tabiki hayatım sen nasıl istersen. gellip seni alıyorum. Çocuk gider, kızı evinden alır ve arabaya binip ilerlemeye başlarlar... - Murat bu komiser şekispir filmine gideelim mi bugün hayatım. - Offf Buket! o film bana çok banal gelddi. böyle iğrenç bir filmi nasıl seyretmek istersin ki? - Seyretmeden iğrenç olduğunu nasıl bileebilirim Murat! hem sen nereden biliyorsun o filmin iğrenç olduğunu. Sakın bana izlediğini söyleme. - Evet izledim. - Ayyy Murat inanmıyorum. Bir Sosyal Faaaliyette bulunuyorsun ve bensiz. Bunu bana nasıl yaparsın? - Yaaa Buket saçmalıyorsun geçen gece arrkadaşlarla gittik. - Aşkolsun sana Murat hani birbirimizdenn habersiz hiç birşey yapmayacaktık. Hani beni çok seviyordun. - Buket uzatmıyalım sevgilim. lütfen. - Ayy ne demek uzatmayalım Murat. Daha ddün bir tiyatroya ücretsiz bilet buldum fakat yalnızca bir tane olduğu için kabul etmedim. Ben bunları düşünürken senin bu yaptyğına inanmıyorum. - Haklısın hayatım özür dilerim. - Ayrılsak iyi olacak diye düşünüyorum MMurat. Bugün sinemaya giden yarın tiyatroya gider. Beni aldatmana katlanamam. - Anlıyorum Buket nasıl istersen. Ama lüütfen dost kalalım. Bütünüyle senden kopmamı bekleme. Ayrıca geçen gece gittiğimiz barda o çocuğa nasıl baktığını farketmiştim söyliyeyimde. - Offff ben ona bakmadım Murat ! - Hesap vermek zorunda değilsin hayatım biz artık ayrıldık... Uyumlu iki sevgilinin kavgası Yokk canım o kadarda değil. Hiç uyumlu iki sevgili kavga edermi? Yaşasın uyumlu sevgililer. Ne mutlu herşeyin bir şekilde ortasını bulabilenlere...:)
__________________
~~~~ .. PoR SiempRe Loading .. ~~~~
|
| The Following 3 Users Say Thank You to MisCha For This Useful Post: | ||
|
#34
|
||||
|
||||
|
(ÇOCUKLUK HİKAYESİ)
KİBRİTÇİ KIZ BİR YILBAŞI GECESİYDİ.DONDURUCU,KAVURUCU BİR SOĞUK VARDI.YOLDAN GEÇENLER PANTOLONLARININ YAKASINI KALDIRMIŞLAR ,ATKILARINA BÜRÜNMÜŞLER,HIZLI HIZLI YÜRÜYORLAR KİMİ EVİNE GEÇ KALMIŞ,KİMİ ACELE EDİYOR, KİMİ EĞLENCE YERİNE GİDİYOR.ÇOCUKLAR KOŞUYORLAR, BİR BİRLERİNE KARTOPU ATIYORLARDI. GECENİN ZEVKİNİ EN ÇOK ONLAR ÇIKARIYORLARDI.KAHKALARLA GÜLÜYORLAR SEVİNÇ İLE HAYKIRIYORLARDI. YANLIZ BİR ÇOCUK VARDI Kİ. GELİP GEÇENLER ONUN FARKINA VARMIYORLARDI. BU KİBRİÇİ KIZ AĞACIN ALTINDA ÇOCUKLARI İZLİYORDU.KENDİ KENDİNE DİYORKİ: -KEŞKE BENDE ONLAR GİBİ OYNAYA BİLSEM .DEDİ KÜÇÜK KIZ ARTIK EVE GİTMELİYİM. DEDİ VE EVE GİTTİ NEHAYET KÜÇÜK KIZ ARTIK EVE GELMİŞTİ.VE BABASINI GÖRÜNCE HEMEN SESLENDİ: BABA!BABA!..BİZİ BUGÜN PARKA GÖTÜRSENE DEDİ VE KIZIN BABASI: BUGÜN HİÇ KİBRİT SATTIN MI DEDİ.KIZIN BABASI KIZ: -ŞEEYY ASLINDA SATAMADIM DEDİ. KIZIN BABASI: -OZAMAN PARKI UNUT! DEDİ VE BUNUNLA KALMADI VE SANA YEMEK YOK DEDİ. KIZ AĞLAYARAK ODASINA GİTTİ VE SABAH OLMASINI BEKLEDİ VE GÖZLERİNİ AÇTIĞINDA SABAH OLMUŞTU VE ÇOK AÇTI KOŞARAK KİBRİT SATMAYA GİTMİŞTİ VE ŞÖYLE SESLENDİ: -KİBRİTLERİM VAR ÇOK UCUZ 10 YKR SANKİ BİR BEDAVA BİRKAÇ KİŞİ KİBRİT ALMIŞTI KIZ SEVİNEREK EVE KOŞTU BABASINI KALDIRDI VE: -BABA BABA KİBRİT SATTIM BENİ PARKA GÖTÜRÜRMÜSÜN BABASI: -TAMAM DEDİ VE ÜSTÜNÜ GİYİNDİ VE KIZINI PARKA GÖTÜRDÜ. SON.. Yazar: N.G.
__________________
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE |
| The Following User Says Thank You to RÜZGAR For This Useful Post: | ||
Pembe-Turtle (27-04-2009) | ||
|
#35
|
||||
|
||||
|
Kadınların dört yaşı olurmuş.
Birincisi; kimliğindeki yaş, ikincisi; hissettiği yaş, üçüncüsü; gösterdiği yaş ve dördüncüsü ise; söylediği yaş! Amerikalı erkek bir bilim adamının yaptığı araştırma, Kadınların hayatının 4 ana döneme ayrıldığını ortaya koymuş: 1) Herşeye ağzı açık ayran budalası olarak baktıkları, söylenen her güzel lafa kolay kandıkları 17 - 25 yaş arasındaki KAZ Dönemi. 2) Güzelliklerinin farkına vardıkları, o yüzden hep kapris üstüne kapris yaptıkları 25 - 35 yaş arasındaki NAZ Dönemi. 3) Hayatı (erkekleri) tanıyıp gözlerinin açıldığı 35 - 45 yaş arasındaki KURNAZ Dönemi. 4) Mihrabın yıkıldığı, herşeyin bittiği 45 yaş sonrası ENKAZ Dönemi Erkeklerin hayatıda 4 ana döneme ayrılir... 1. 17-30 yas arasi: KAZ Dönemi. 2. 30-40 yas arasi: KAZ Dönemi. 3. 40-60 yas arasi: KAZ Dönemi 4. 60 ve sonrasi : 'ENKAZ yada EN KAZ' Dönemi
__________________
Her Hakkım Saklıdır®™ █║▌│█│║▌║││█║▌║▌║ ³³°¹³²¹³ °¹² |
| The Following 4 Users Say Thank You to Thyia For This Useful Post: | ||
|
#36
|
|||
|
|||
|
hep sevmişimdir bu şiiri
Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir şey Var
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır Kopmaz kökler salmaktır oraya Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına İnsan balıklama dalmalı içine hayatın Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana Ataol BEHRAMOĞLU herkesin armağının kıymetini anlaması dileğimle... |
| The Following 3 Users Say Thank You to hanci For This Useful Post: | ||
|
#37
|
||||
|
||||
|
Adam bir dükkâna girer ve bir kova, 10 kg.lık bir boya, bir kaz ile
iki tavuk alır. Satıcı aldığı malzemeleri dükkanın dışına kadar taşımasına yardım eder. Adam tüm bu yükleri eve kadar nasıl taşıyacağını düşünürken yanına yaşlıca bir kadın yanaşır ve bir adres sorar. *Adam cevaplar; - Orayı biliyorum yürüyerek gidebiliriz, benim evime çok yakın ama bu yükleri nasıl taşıyacağımı düşünüyorum. - Çok kolay, der yaşlı kadın. Boyayı kovanın içine koy ve bir elinle tut; iki tavuğu da koltuk altlarına yerleştir, diğer elinle de kazı tut der. *Adam yaşlı kadının dediği gibi yapar. Eve doğru yürürlerken adam; - Şurası biraz kestirme ordan daha çabuk varırız. - Olmaz, der yaşlı kadın. Ya o tenhada beni duvara dayayıp öpersen ne yaparım? *- Yapma kadın, bu kadar yüküm var. Allah aşkına bunları bırakıp bu dediklerini nasıl yaparım saçmalama. Kadın; - Kazı yere koyarsın, kovayı üstüne kapatır boyayı da kovanın üstüne koyarsın. .. Adam sorar : - Tavuklar ne olacak ? -Tavukları ben tutarım.
__________________
Güç kadına yakışır... |
| The Following 3 Users Say Thank You to Pembe-Turtle For This Useful Post: | ||
|
#38
|
||||
|
||||
|
#39
|
||||
|
||||
|
Sigorta sektöründe yöneticilik yapan yaşlı bir adam emekliye ayrilir ve kendine bir lisenin yaninda küçük bir ev alir. Emekliliginin ilk bir kac haftasini huzur icinde gecirir ama sonra ders yili baslar. Okullarin acildigi ilk gun, dersten cikan ogrenciler yollarininuzerindeki her cop bidonunu bagirip, cagirarak tekmelerler. Bu cekilmez gurultu gunler surer ve yasli adam bir onlem almaya karar verir. Ertesi gun cocuklar gurultuyle evine dogru yaklasirken, kapisinin onune cikar onlari durdurur ve:
- 'Cok tatli cocuklarsiniz, cok da egleniyorsunuz. Bu nesenizi surdurmenizi istiyorum sizden. Ben de sizlerin yasindayken ayni sekilde gurultuler cikarmaktan hoslanirdim, bana gencligimi hatirlatiyorsunuz. Eger her gun buradan gecer ve gurultu yaparsaniz size her gun 1 dolar verecegim' der. Bu teklif cocuklarin cok hosuna gider ve gurultuyu surdururler. Birkac gun sonra yasli adam yine cocuklarin onune cikar ve onlara soyle der: - 'Cocuklar enflasyon beni de etkilemeye basladi bundan boyle size sadece 50 sent verebilirim.' Cocuklar pek hoslanmazlar ama yine devam ederler gurultuye. Aradan birkac gun daha gecer ve yasli adam yine karsilar onlari: - 'Bakin' der, 'Henuz maaşimi alamadim, bu yuzden size gunde ancak 25 sent verebilirim, tamam mi?' - 'Olanaksiz bayim' der iclerinden biri, 'Gunde 25 sent icin bu isi yapacagimizi saniyorsaniz yaniliyorsunuz. Biz isi birakiyoruz.'.
__________________
~~~~ .. PoR SiempRe Loading .. ~~~~
|
| The Following 3 Users Say Thank You to MisCha For This Useful Post: | ||
|
#40
|
||||
|
||||
|
ÇOK ÖZEL BİR HİKAYE..
Kendini bildi bileli mor menekşeyi çok severdi. Çocukluğunun geçtiği ikikatlı evin bahçesinde bahar geldiğinde mor mor açar, mis gibi kokarlardı..Annesi mor menekşeleri hep duvar kenarına dikerdi.. gölgeyi sever menekşelerderdi..Oysa ögretmeni bitkilerin güneş ışınları ile fotosentez yaptığını anlatmıştı onlara .Bitkiler güneş ışığına muhtaçtı.Mor menekşeler ne tuhaf bitkilerdi , her bitki güneşi severken,onlar neden gölgeyi tercih ediyorlar diye düşündü durdu. Hande...Küçük, ufacık aklı ile aslında menekşelerin diğer çiçeklerden farklı olduğunu keşfetmişti, işte belki de menekşeler bu yüzden bu kadar güzeldi. Herkesden farklı olursan, bu hayatta değerli olursun yargısına varmıştı.Daha o yıllarda farklı olmak için uğras vermeye başladı. ilk olarak, okulda kimsenin yanına oturmak istemediği Hacer'in yanına oturmak istiyorum ögretmenim diyerek başladı farklılıklarla süren hayatı. Hacer bile şaşırmış şaşkın şaşkın bakıyordu onun yüzüne. Hacer çok dağınık, biraz anlama zorlukları olan problemli bir ailenin kızı idi. Hande ise mühendis Kamil Beyin biricik kızı. Ögretmen pek oturtmak istemedi önce Hacer'in yanına Hande' yi. Daha sonra bir tatsızlık çıkmasın diye öğretmen Hande'nin annesini çağırdı. Annesi eve geldiklerinde Hande'ye sordu : - Neden yavrum Hacer in yanına oturmak istiyorsun? Hande cevap verdi : - Geçen baharda menekşeler ekiyorduk hani anne, o gün sen bana menekşeler güneşi sevmez demiştin, oysa her bitki güneşi sever. Menekşeler farklı, belki de bu yüzden bu kadar güzeller. Hacer'in yanına kimse oturmak istemiyor. Ben farklı olmak istiyorum. Belki Hacer de güzeldir, onu fark etmek istiyorum, dedi. Annesinin ağzı açık kalmıştı. İlkokul 4.sınıf öğrencisi kızının olgunluğuna hayran kalarak - peki kızım kimin yanında istersen oturabilirsin," dedi. Pazartesi Hande Hacer'in yanında oturmaya başladı. Hem Hande tedirgindi,hem Hacer. Birbirleri ile hiç konuşmuyorlardı. Diğer kızlarda soğumuştu Hande'den. Nasıl Hacer gibi dağınık, bir şeyi, iki kere anlatınca anlayan fakir bir kızın yanına oturmayı istemişti. En çok alınan doktor Cemal Beyin kızı Esin'di. Anne babaları her hafta sonu görüşüyorlar, Hande ve Esin birlikte oynuyorlardı. Nasıl olur da kendi yerine Hacer'i seçerdi. Çok gururu kırılmıştı. Esin'in. Hande ile konuşmuyordu. Birgün Hande ve ailesi Esinlerle dağ köylerinden birinde gerçekleştirilecek bir panayıra katılmak için sözleştiler. Hande gene Esin'in somurtacağını bildiği için gitmek istemiyordu. İçin için de Hacer'e kızmaya başlamıştı arkadaşları ile arasının bozulmasına sebep olmuştu.Neden sanki bu kadar dağınıktı, neden her şeyi iki kerede anlıyordu? Yoksa aptal mıydı?Sonra menekşeleri hatırladı hemen düşüncelerinden utandı. Hacer farklı diye yargılamaması gerekiyordu. Hacer'in, kimsenin bilmediği güzelliklerini keşfedecekti. Buna tüm gücü ile inandı. Panayıra gittiklerinde Esin somurtarak karşısında oturuyordu, Hande ile konusmuyordu. Hande canı sıkıldığından biraz dolaşmak için annesinden izin aldı. Köy yolunda yürümeye başladı. Hava iyice soğumuş ve ayaz iyice artmıştı, kar atıştırmaya başlamıştı. Hande karı çok seviyordu, yürüdü, yürüdü. Köye gelmişti. Bir evin önünde durdu. Evin penceresinde ki saksıya gözü ilişti. Gözlerine inanamıyordu, bunlar mor menekşelerdi. Ama kıştı vemenekşeler soğuğu hiç sevmezlerdi eve dogru bir adım attı. Kapıda beliren gölgeyi çok sonra fark etti bu Hacerdi. Hande'ye gülümsüyordu. - Hoşgeldin Hande buyurmaz mısın?, dedi. Biraz ürkek, şaşkınlıkla kapıya doğru ilerledi Hande ve içeri girdi. Oda sıcacıktı odun sobası her yeri ısıtmıştı. Menekşeler diyebildi sadece Hande... - Bu soğukta ? Hacer gülümsedi ; - Onlar annem için, annem onları çok sever. Sonra yatakta yatan kadını fark etti Hande. "Annen hasta mı?" dedi. "Evet 2 sene önce felç oldu ona ben bakıyorum, bizim kimsemiz yok, birtek ineğimiz var onunla geçiniyoruz. Ama tüm işler bana baktığı için derslere çalışacak pek vaktim olmuyor, dedi Hacer utanarak. Bir de bizim köyden şehre araç yok, bu yolu her gün yürüyorum o yüzden de çok yorgun okula geliyorum dersleri anlamakta güçlük çekiyorum. Hande'nin gözleri dolmuştu. Dışarıdan gelen ses ile kendine geldi. Annesi onu arıyordu. Çok merak etmiş olmalıydı. Dışarıya koştu ve annesine sarıldı,ağlıyordu. Bir müddet sonra anne bu Hacer diye tanıştırdı sıra arkadaşını. Hacer'in yaptığı sıcak çorbadan içtiler birlikte. Hande annesine anlattı Hacer'in hayatını, ağlayarak. "Bir şeyler yapalım anne" dedi. O hafta annesi ve Hande, Hacerlere gidip annesi ve Hacer'i kendi evlerine taşıdılar. Hacer artık Handeler den okula gidip geliyordu, ne dağınıktı, ne de aptal. Sınıfın en iyi öğrencisi olmuştu. Seneler geçti Hacer ve Hande bir arkadaş değil, iki kız kardeşlerdi artık. Mor menekşeler Hande'ye Hacer'i armağan etmişti. Hacer'e ise hem Hande'yi, hem hayatı. Seneler sonra ikisi de evlendi. Hacer şimdi bir doktor. Hande'den vicdanın ne kadar önemli olduğunu öğrendi, hastalarına vicdanıyla birlikte şifa dağıtıyor. Hande ise bir ögretmen. Çocuklara farklı olan şeyleri sevmeyi de ögretiyor. Bir kızı var adı, Hacer Menekşe. Hayatta en çok sevdiği iki şeye birini daha ekledi Hande. LÜTFEN SEVGiNiZE ÖNYARGI KOYMAYIN.. HERŞEY SEVİNCEYE KADAR FARKLIDIR.. SEVDİKTEN SONRA İSE SEVGİNİN DİLİ HEP AYNIDIR..
__________________
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE |
| The Following 4 Users Say Thank You to RÜZGAR For This Useful Post: | ||
|
#41
|
||||
|
||||
|
Gözyaşları ile okudum Rüzgarcım..Ellerine emeğine sağlık...Bu kadar anlamlı bi yazıyı bizimle paylaştığın için çok teşekkür ederim.
__________________
Bah bah bah hala uzunlarla geliyo... |
| The Following User Says Thank You to mathegothic For This Useful Post: | ||
RÜZGAR (27-04-2009) | ||
|
#43
|
||||
|
||||
|
Tuna diye bir çocuk
Tuna diye bir çocuk vardı
Ne annesiydi ne babasıydı O sadece Tuna'ydı Kendi istekleri vardı Doğruları yanlışları kendisi anlayacaktı Biraz canı yandı Ama olsun ne önemi vardı Tuna'yı kendisi yarattı...
__________________
Kimsenin uykusunun fesleğen koktuğu yok... |
| The Following User Says Thank You to gloomy For This Useful Post: | ||
Pembe-Turtle (28-04-2009) | ||
|
#44
|
||||
|
||||
|
Ben de birşey eksik diyordum gloomy tam oldu şimdi hay Allah razı olsun :))
|
|
#45
|
||||
|
||||
|
:DDDDDD Biliyorum mor bu şiirden ne kadar etkilendiğini ne demek bişey değil :(
D
__________________
Kimsenin uykusunun fesleğen koktuğu yok... |
|
#46
|
||||
|
||||
|
Kardeş Kardeşe Borç Vermez
Mustafa Kemal Paşa, 3 Mayıs 1920 günü Doğu Cephesi Komutanı Kazım Karabekir Paşa’ya yazdığı bir mektupta “Devlette hiç para kalmadı. Şu anda içeride para temin edebileceğimiz bir kaynak da yok. Başka kaynaklardan para temin edinceye kadar Azerbaycan hükümetinden borç para alınmasını temin etmenizi rica ederim” diyordu. Kazım Karabekir Paşa, isteği Azerbaycan hükümetine iletti. Bu istek, Azerbaycan Sovyet Sosyalist Halk Cumhuriyeti ile Ankara Hükümeti arasındaki ilk resmi temastı. Azerbaycan’dan Türkiye’ye uzanan kardeş eli 1921 yılı içinde Nerimanov’un şahsi emri ile Azerbaycan Dışişleri Bakanı Mirza Davut Hüseyinov, kazanılan Birinci-İkinci İnönü Savaşları münasebetiyle çektiği telgrafta “...Kazanılan bu büyük zaferlerden dolayı Türk halkını Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti adına kutluyoruz.” diyor ve bu büyük zaferlerin şerefine Azerbaycan halkının yardım için 30 sistern petrol, 2 sistern benzin, 8 sistern kerosin gönderdiğini bildiriyordu. Aynı yılın Mayıs ayında Azerbaycan devleti, TBMM hükümetine 62 sistern petrol gönderdi ve bundan sonra savaş bitinceye kadar aynı değerde petrol ve üç vagon dolusu kerosin göndermeyi taahhüt etti. Bu taahhüdün dışında 1922 yılında Batum yolu ile Azerbaycan dokuz bin tondan fazla kerosin ve 350 ton benzin gönderdi. Mustafa Kemal Paşa, 1921 yılında Nerimanov’a bir mektup yazarak borç para talep etmişti. Bu mektubu 17 Mart 1921 günü büyükelçi Nerimanov’a ulaştırdı. Nerimanov, derhal 500 kg. altın gönderdi. Bunun 200 kg. devlet bütçesine, kalanı ise mühimmat ve silah için kullanıldı. Daha sonra Nerimanov Rusya’dan aldığı 10 milyon altın rubleyi Ankara’ya gönderdi. Bu yardımlarla savaş içindeki ülkenin durumunda belirgin bir düzelme oldu. 23 Mart 1921’de Azerbaycan hükümeti talep etmediği halde Türkiye’ye Azerbaycan halkının hediyesi olarak 30 sistern petrol, 2 sistern benzin, 8 sistern yağ gönderdi. Nerimanov, Mustafa Kemal Paşa’nın yazdığı mektuba yazdığı cevabi mektubunda her gün kazanılan başarılarla Türk halkının emperyalizmden kurtulma günlerinin yaklaştığını, bu yüzden kahraman Türk halkını kutladığını yazıyor ve sonra ilave ediyordu; “Paşam, bizim Türk milletinde kardeş kardeşe borç vermez. Kardeş, her zaman kardeşinin elinden tutar. Biz kardeşiz, her zaman elinizden tutacağız ve tutmaya devam edeceğiz.” (A. Şemseddinov, Kurtuluş Savaşı Yıllarında Türkiye-Sovyetler Birliği Alâkaları, shf.66) Şimdi biz, Ermenistan Karabağdan çekilmeden , Ermenistan kapılarını açarsak, bu, kardeşimiz olan Azerbaycan'a ihanet değil de nedir? Bu karara onay verenler bu vebali taşıyamıyacaklar ve tarih onları hep kardeş haini olarak yazacaktır...
__________________
Bah bah bah hala uzunlarla geliyo... |
| The Following 2 Users Say Thank You to mathegothic For This Useful Post: | ||
Pembe-Turtle (29-04-2009), RÜZGAR (28-04-2009) | ||
|
#47
|
||||
|
||||
![]() HİÇBİR ANNENİN HAKKI ÖDENMEZ,HERKESİN ANNESİ BİR TANEDİR... SEVGİ SAYGI VE HÜRMET İNSANİYETİNİZİN GÖSTERGESİDİR... Son günlerde, bir surat, bir surat ki gelinde, Çayımı bile yarım dolduruyor bey. Allah'tan kulaklarım ağır işitiyor da duymuyorum ne söylediğini ama yine de hissediyorum bey; Beni bu evde galiba istemiyor artık. Hey gidi günler heeey. Oğlunu bilirsin, vur kafasına al lokmayı, iki ara bir derede ne yapsın? Ana bu atsa atılmaz, satsa satılmaz. Bana artık gizli gizli sarılıyor bey... Dün akşam uyurken öptü beni biliyor musun? Nasıl ağırıma gitti nasıl… Artık akide şekeri de getirmiyor. Hani dişlerim yok ya, güya yerken garip sesler çıkarıyormuşum da çocuklar iğreniyormuş benden. Yok,vallahi yalan bey, hiç yapar mıyım ben öyle şey? Gelin çocuklara masal anlatmamı da yasakladı. Üstelik seninle konuşuyormuşum diye duvardaki resmini bir yere sakladı… Olsun, koynumdaki resminden haberi bile yok! Yine de beddua edemem bey, oğlumun karısı, torunlarımın anası o. Geçenlerde üst komşular geldi, Ne konuştuklarını duymayayım diye kapıyı üstüme kilitledi. Duymadım, duymadım, lakin hissettim. Düşkünler evine yatıracaklarmış önümüzdeki ay beni… Ne yalan söyleyeyim epey ağırıma gitti, epey… Ha, sen ne diyorsun bey? Hani bir görünsen oğluna, ne de olsa babasısın, seni dinler. Bu odada oturur, vallahi hiç dışarı çıkmam. Akide şekeri de istemem. Masal da anlatmam artık çocuklara… Ne olur ayırmasınlar beni bu evden, yaşayamam nefes bile alamam… Sana ait anılardan uzak ne yaparım ben, ne yaparım? Şu camın pervazında hayalin durur, çekmecelerde el izin. Bastonun hala duvarda asılı. İstemiyorlar beni artık, istemiyorlar hasılı… Hey gidi günler hey! Hani diyorum bir çağırsan… Yoksa… Yoksa sen de mi unuttun beni bey! Sen de mi unuttun beni bey? Not; Bir gün yaşlanacağımızı unutmayalım ve büyüklerimize bu sözleri söyletecek davranışlarda bulunmayalım..
__________________
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE |
| The Following User Says Thank You to RÜZGAR For This Useful Post: | ||
Pembe-Turtle (29-04-2009) | ||
|
#48
|
||||
|
||||
|
Adamin biri arabasiyla yolda gidiyomu$.. derken tam bi manastirin ordan gecerken araba arizalanmi$... adam ugra$mi$ etmi$ ama bakmi$ ki olmiycak, hava da karariyo, gidip manastirin kapisini calmi$:
- Afedersiniz... ben burdan geciyodum ve arabam arizalandi... gidebilicegim hicbir yer yok geceyi burda gecirebilir miyim? Rahipler memnuniyetle adami iceri almi$lar, ona yemek vermi$ler hatta arabasini da tamir etmi$ler.. derken uyku vakti gelmi$... adam tam uykuya dalicagi sirada, koridordan gelen cok tuhaf bi ugultuyla irkilmi$..... birkac dakika sonra ugultu kesilmi$ ve adam uyumu$.. sabah uyanir uyanmaz rahiplere "o ses ne sesiydi?"diye sormu$,rahipler "ne oldugunu sana soyleyemeyiz, cunku sen bi rahip diilsin..." demi$ler.. adam biraz bozulmu$ ama yine de rahiplere te$ekkur etmi$, arabasina atlami$ yoluna devam etmi$... Aradan birkac yil gecmi$... adam yine arabasiyla ayni yoldan gecerken yine arabasi tam manastirin orda bozulmu$... adam yine kapiyi calmi$, rahipler adami iceri almi$lar arabasina bakmi$lar,ve gece olup da adam yatinca yine koridordan ayni tuhaf ses gelmez mi..... "bunu mutlaka ogrenmeliyim"diye sabahi zor etmi$, sabah rahiplere sordugunda rahipler yine ayni cevabi vermi$ler: "Sana soyleyemeyiz, cunku sen bir rahip diilsin..." Adam bunun uzerine "pekala...."demi$.. "bakin o sesin ne oldugunu ogrenmek icin deli oluyorum...bana soylemenizin tek yolu benim bi rahip olmamsa, tamam olucam... bunun icin ne yapmam gerekiyor?" Rahiplerden biri cevap vermi$: "Bunun icin dunyayi ba$tan sona geziceksin, yeryuzunun tamaminda kac sim tanesi ve kac kum tanesi oldugunu bulucaksin.... buraya donup bize soyledigin zaman sen de artik bizdensin...." Adam kafaya koymu$ bi kere o ugultunun ne oldugunu ogrenicek .. yola du$mu$, 45 sene boyunca dunyayi gezmi$ dola$mi$ gorevini tamamlami$, ve manastira geri donup kapiyi calmi$.... rahiplerden biri kapiyi acinca adam hemen iceri dalmi$: "Beni hatirladiniz di mi.. o sesin ne oldugunu bana soylemeniz icin butun dunyayi dola$tim, butun sim tanelerini ve kum tanelerini tek tek saydim... i$te istediginiz sayilar: dunyada 145.236.284.232 sim tanesi, 231.281.219.999.129.382 kum tanesi var..." Rahipler "BRAVO..!!"demi$ler.. "Artik sen de bizdensin... gel bakalim $imdi seni o sesin kaynagina goturucez..." ve adami koridordan gecirip tahta bi kapinin onune getirmi$ler...ba$ rahip "i$te ses burdan gelir" demi$... adam kapiyi acmak istemi$ ama kilitliymi$,"anahtari verir misiniz?"demi$, ba$ rahip ona anahtari vermi$... adam kapiyi acip iceri girmi$,kar$isina bu kez ta$tan bir kapi cikmi$.. o da kilitliymi$, adam onun da anahtarini istemi$, kapiyi acmi$, iceri girince bu kez kar$isina yakut renkli bir kapi cikmi$.. o da kilitliymi$, Adam ba$ rahipten anahtari almi$, iceri girmi$, bu kez de kar$isina zumrut kapli bi kapi,çikmi$, adam onun da anahtarini istemi$ iceri girmi$ derken adam bu $ekilde tam 15 tane degi$ik kapilardan gecmi$, en sonunda kar$isina altin renkli bi kapi cikmi$..ba$ rahip adama o kapinin anahtarini verirken "i$te son kapinin anahtari...."demi$... adam kilidi acmi$, iceri girmi$... ve en sonunda o tuhaf sesin kaynagi olarak kar$isina ............ ..... ne ciktigini malesef size soyleyemem, cunku siz bir rahip diilsiniz ..
__________________
~~~~ .. PoR SiempRe Loading .. ~~~~
|
| The Following User Says Thank You to MisCha For This Useful Post: | ||
Pembe-Turtle (29-04-2009) | ||
|
#49
|
||||
|
||||
|
Fırına geldiğimde ortalıkta ekmek görünmüyordu. Eski bir
dostum olan fırıncı,"Biraz bekleyeceksin hocam," dedi. "İki-üç dakikaya kadar çıkartıyorum." Kenardaki tabureye oturup beklemeye koyulurken, içeriye yaşlıca bir adamın girdiğini gördüm. Eskimiş ceketinin sol yakası altında bir madalya parıldıyor ve yürürken hafifçe topallıyordu. Selam verdikten sonra, fırıncının tezgahına yaklaşarak, "Ekmeklerimi alayım," dedi. "Benim ikizler acıkmıştır." Fırıncı, adamın kendesine uzattığı torbayı alarak tezgahın altına eğildi ve bir gün öncesine ait olduğu anlaşılan ekmeklerden dört-beş tane çıkardı. Ben o arada oturması için kendi yerimi o adama vermiş, tezgahın yanına iyice yaklaşmıştım. Ekmeklerden birkaç tanesinin şekli değişmiş, katılaşmış, taş gibi olmuştu. Fısıltı şeklinde fırıncıya sordum. Neden taze ekmeği beklemesini söylemiyorsun? Biraz sonra çıkacak ya!.. "Bayat ekmekleri kendisi istiyor." dedi fırıncı. "Çok fakir olduğundan, ona yarı fiyatına veriyorum." "Kim bu adam?" diye sordum. "Kore gazilerinden " dedi. "Oğluyla gelini bir trafik kazasında vefat edince, ikiz torunlarını yanına almıştı. Yıllardır onlara bakıyor, hem de çok az bir maaşla." Fırıncının anlattıkları karşısında içimin yandığını hissediyor ve ufak da olsa bir şeyler yapmak istiyordum. "Aradaki farkı ben vereyim," dedim. "Hiç olmazsa bugün taze ekmek yesinler." Fırıncı, teklifimi kabul etti ve biraz sonra da, fırından yeni çıkan taze ekmekleri adamın torbasına doldururken şekli bozuk, bayat ekmekle ri de tezgahın altına koydu. "Çok şanslısın hacı amca," dedi. Çocuklar için sana bugün pasta gibi ekmek vereceğim." Yaşlı adam, bir evlat sevgisiyle kucakladığı torbayı göğsüne bastırırken. "Allah, senden razı olsun evladım" dedi. "Bugün onların doğum günü olduğunu nereden biliyordun?"
__________________
Güç kadına yakışır... |
| The Following 3 Users Say Thank You to Pembe-Turtle For This Useful Post: | ||
|
#50
|
||||
|
||||
|
"Neyi arıyorsan sen, O'sundur" der Mevlana. Zulmün peşindeysen zalimsin, aşkı arıyorsan aşık. Elinden tuttuğumuz her sevgili, bizi sürükleyip, kendi iç dünyamızın derinliklerinde bir keşif gezisine çıkarır. Her ilişki, benliğimizde bir kazıdır aslında, her sevda ruhumuzun bir başka yüzü Her aşkta kendimizi ararız, o yüzden bulduklarımız benzerimizdir.
Resimlerini yan yana koyun sevdiklerinizin ve dikkatle bakın yüzlerine, onların suretlerinden kendi yüzünüz bakacaktır size. Aşk denilen kaleydoskobun buzlu camına gözünüzü dayadığınızda, binbir cam rengarenk ışıklar saçarak döndüğünde, her seferinde bambaşka şekiller ördüğünü görürsünüz. Her camda, farklı bir renginiz vardır; her şekilde sizden bir parça. Aşklarınız hülasanızdır. Sevdiğiniz her adam, beğendiğiniz her kadın farklı ruh hallerinizi ele verir; arada bir çevirdiniz mi kaleydoskopu, cam parçalar yer değiştirip yeni şekiller alır; hepsi siz. Sevgilinizin gözlerindeki dolunay, sizdeki ışığın yansımasıdır aslında; dilindeki sizin ilhamınız, tenindeki sizin yansımanızdır. Yoksa hala bir sevdiğiniz, o henüz kendinizi bulamadığınızdandır. Aşk, narsizmdir. Sevda, çevrildikçe içinizin farklı ışıklarını yakan eğlenceli bir kaleydoskop gibi başımızı döndürüyor. Ve biz, hep baharı takip ederek dünyayı gezen bir gezgin gibi içimizdeki eski baharları arıyoruz. Narcissus'u bilirsiniz; Öyle heybetli ve güzelmiş ki, bakmaya dayanamazmış kendine. Gün boyu ayna karşısına geçip kara gözlerini, incecik burnunu,dar kalçalarını, kıvırcık saçlarını seyredermiş hayran hayran. Bir gün ırmak kenarında gezinirken, sudaki yansımasına ilişmiş gözü.Uzanıp, iyice bakmak istemiş. Tam gördüğünde kendisini, dengesini kaybedip düşüvermiş ırmağa, kapılıp gitmiş suya. Yeryüzünün en güzel insanının öldüğünü duyan Tanrı, unutulmaması için O'nu her bahar açan güzel kokulu bir çiçeğe dönüştürmüş, Narcissus, nergis olmuş. Kıssadan hisse, benden size tavsiye, taze bir nergis verin bugün sevgilinize. Sonra da, nerede baharsa mevsim, rotasını oraya çevirip içinizdeki eski baharlara koşan bir gezgin gibi "Bahar getirdim sana" deyin. Baharın elinizde olduğunu unutmadan. Gözlerindeki ırmağa baktığınızda kendinizi göreceksiniz;dikkat edin de hayran olup düşmeyin. Düşüp bahar kokulu bir çiçeğe dönüşmeyin. Can Dündar
__________________
~~~~ .. PoR SiempRe Loading .. ~~~~
|
| The Following User Says Thank You to MisCha For This Useful Post: | ||
Pembe-Turtle (02-05-2009) | ||
![]() |
|
| Currently Active Users Viewing This Thread: 1 (0 members and 1 guests) | |
| Thread Tools | |
| Display Modes | |
|
|