![]() |
Register or login to get rid of this advert. |
|
|
#201
|
||||
|
||||
|
Sarılıp yatmak mümkün değil bende senden kalan hayâle.
Halbuki sen orda, şehrimde gerçekten varsın etinle kemiğinle ve balından mahrum edildiğim kırmızı ağzın, kocaman gözlerin gerçekten var ve âsi bir su gibi teslim oluşun ve beyazlığın ki dokunamıyorum bile... ----------------------------------------------------------------------- Öptü beni : «— Bunlar, kâinat gibi gerçek dudaklardır,» — dedi. «Bu ıtır senin icâdın değil, saçlarımdan uçan bahardır,» — dedi. «İster gökyüzünde seyret, ister gözlerimde : «körler onları görmese de, yıldızlar vardır,» — dedi... Nazım hikmet ran |
| The Following 2 Users Say Thank You to gloomy For This Useful Post: | ||
hanci (05-09-2009), Pembe-Turtle (30-09-2009) | ||
|
#202
|
||||
|
||||
|
Quote:
__________________
' Neden her zaman zeytinyağı gibi üste çıkıyorsun diyordu ... Onu su gibi aziz kıldığımı bilmiyordu.. |
| The Following User Says Thank You to HaYaT For This Useful Post: | ||
RÜZGAR (06-09-2009) | ||
|
#204
|
||||
|
||||
|
bi tanede ben paylaşayım :P
Atalay ölmedi, Kalbimizde yaşıyor ! Herkesin ümidi sakat olan Atalay'dı... Atalay, gelecek dertler bitecekti... Göztepe'nin yıldız futbolcusu Gömeç kampı sırasında oynanan hazırlık maçında sakatlanmış ve 3 ay takımdan uzak kalmıştı. Ağır bir sakatlık geçiren Atalay, uzun süre tedavi gördü. isin aslı, Atalay'sız da gerçekten Göztepe'nin tadı yoktu. Herkes takımın kötü gidisini Atalay'ın yokluğuna bağlıyordu. Atalay, sonucu değiştiren futbolcuydu. Yıldızdı. Taraftarların kalbindeki kahramandı. O değil miydi Aydın maçıında attığı gollerle takımı Play-Off'a çıkartan. O değil miydi, hiç umulmadık anda sahneye çıkıp, düğümü çözen. O değil miydi, rakip defans oyuncularının ve kalecilerin korkulu rüyası, tek başına takım gibi adam... Herkes Atalay'ın gözüne bakıyor, iyileşeceği günü sabırsızlıkla bekliyordu. Doktorlar ligin altıncı haftasında müjdeli haberi verdi. Atalar artık oynayabilirdi. Mutlu haberi duyan Teknik Direktör Kemal Ömeragiç'in gözü parlamaya başlamıştı. Öyle ya; o da biliyordu ki, Atalay büyük bir kozdu. Kötü günlerde Göztepe'ye ilaç gibi gelecekti. Ama kim nereden bilecekti ki, Turgutlu maçı hem Atalay, hem de Göztepe için bir kabusun başlangıcı olacaktı. Teknik Direktör Ömeragiç, doktorlardan aldığı haberden sonra Atalay'ı yanına çağırarak, "Oğlum seni bu maçta oynatmak istiyorum" dedi. Atalay, silkindi. Utangaç ve ürkek bir sesle Ömeragiç'e dönerek, "Hocam ne olur bana bir hafta daha izin ver" dedi. Ömeragiç ise "Etme, eyleme oğlum.Herkes seni bekliyor. Senin olman bize moral verecek. Oynama ama yeter ki, maçta yanımda otur. Diğer arkadaşlarına moral ver" dedi. Atalay, sıkıla sıkıla titrek bir sesle hocasına içini açtı:"Hocam, sözlüm Salihli'de. Uzun süredir küstük. simdi barıştık. Haftalardır görüşmüyoruz. Onu çok özledim. Ne olur bana izin ver..." Ömeragiç, futbolcusunun bu durumuna dayanamadı ve Atalay'ın sırtını sıvazlayarak, "Tamam, ama gelecek hafta kadrodasın" diyerek yolcu etti. Atalay, sırtını döndü ve gitti. Gidişi, o gidiş oldu. Küs olduğu sözlüsüyle gününü geçiren Atalay'ı birden sıkıntı bastı. "Neyin var?" diyen sözlüsüne "Bir şey yok, içimde sıkıntı var. Yarin çok zor bir maç var. Arkadaşlarımın yanına gideyim de moral vereyim" diye tutturdu. Sözlüsü de, israr eden Atalay'a "Peki" deyince Atalay arabasına bindi ve sevgilisiyle vedalaşarak arabanın kontağını çevirdi. Trafik çok yoğundu. Biran önce takım arkadaşlarının yanında olmak istiyordu. Kemalpaşa yol ayrımında önce tır solladı, karşıdan kamyonun geleceğini hesap edemedi ve iste o anda feci kaza yasandı. Atalay'ın cansız vücudu arabanın içinden güçlükle çıkartıldı. Atalay'ın ölüm haberi tez geldi, Göztepe kampına. Kimse Atalay'ın ölümüne inanamadi. Kampta büyük bir panik başladı. Kaptan Burak, hemen cep telefonuna sarıldı ve çevirdi Atalay'ın telefon numarasını. Uzun uzun çaldı telefon. Herkes Atalay'ın sesini duymak, onun yaşadığına inanmak istiyordu. Ama telefonu açan yoktu. Ardından takım arkadaşıTacettin aradı, Ati'yi... Cep telefonu uzun uzun çalıyordu, çalıyordu ama açan yoktu. Futbolcuların kalpleri gümbür, gümbür atıyordu. "Ne olur aç diyordu" Burak bulunduğu yerde yaylanarak... Israrla çalan telefonu bir polis memuru açtı. Buruk bir sesle Atalay'ın öldüğünü haber verdi ve kapattı. Göztepe'nin kampı bir anda ölü evine dönmüştü. Atalay'ın ölü vücudu arkadaşlarının kamp yaptığı Ege Üniversitesi Misafirhanesi'nin arka tarafındaki morga getirildi. O gün sabaha kadar kimse uyuyamadı. Ağladı, ağladı, ağladı... Olayı haber alan Turgutlulu yöneticiler Göztepeli yöneticileri telefonla arayarak "Başınız sağolsun. İsterseniz birlikte maçın iptalini isteyelim" dediler. Yöneticiler Turgutlulu yöneticilere teşekkür ederek, teklifi kabul etmediler. Ertesi gün futbolcular uykusuz gözlerle Turgutlu'ya gittiler. Bir çok Turgutlulu taraftarın Atalay'ın ölümünden haberi yoktu. Göztepeli taraftarlar ise yazmışlardı Barış Manço'nun müziğinin üzerine o ağlatan şarkıyı.... "Dün gece, yıldızımız kaydı gökyüzünde, gözlerimde yaş, kalbimde sızı, unutamadım seni".... Tribünler döne döne ayni şarkıyı söyleyip ağladı... Göztepe'nin gözyaşlarına Turgutlulu taraftarlar da, hatta maçın hakemi de ortak oldu. Bir maç oynandı, ama kimse maçın ne sonucunun, ne de futbolunun farkındaydı. Göztepe'nin yıldızının ölümü tüm futbol kamuoyunu ağlattı. Cenaze töreninde Gürsel Aksel Stadı doldu taştı. Meğer ne çok seveni varmış Ati'nin. Bir çoğu da "dayanamam" diye gelmedi törene. Ümit Milli takımdan çok sevdiği arkadaşı Hakan Şükür ve Feti'de oradaydı. Ege'nin ve yurdun dört bir yanından futbolcu arkadaşları, antrenörler, yöneticiler aktı cenaze törenine... Atalay gözyaşlarıyla uğurlandı. Ama hiç mi hiç unutulmadı... Antalya'da Rize ile oynanan final maçı öncesinde Göztepeli taraftarlar tüm futbolcuları tribüne çağırıp yumruk havaya yaptırdılar. Daha sonra da, Atalay'ı çağırdılar;"Atalay, buraya yumruk havaya" sesleriyle. Sahada ne Atalay adında bir futbolcu vardı, ne de tribüne doğru koşan bir futbolcu... Ardindan Göztepe tribünleri arka arka "oley, oley, oley" çektiler. Rizeli ve Antalya'lı taraftarlar anlamsızca baktılar Göztepe tribünlerine... İşte o anda Göztepe tribünleri adeta yikiliyordu... "Atalay, ölmedi, kalbimizde yasıyor".. Ve son olarak Göztepe'nin muhteşem açılışında tekrar anıldı Efsanevi futbolcumuz Atalay.Yine tribünler "Atalay buraya yumruk havaya" sesleriyle inledi....ve daha sonra hep bir ağızdan "Oley , oley ,oley" çektiler.O anda herkesin tüyleri diken diken olmuştu.Daha sonra tekrar yumruk şova çağırdılar ama tıpkı o duymuyormuş gibi ıslıklarla çınlattılar Gürsel Aksel Stadı'nı ve Atalay'ı unutmadıklarını ve unutmayacaklarını bir kez daha kanıtladılar... 03-06-2004 |
| The Following 2 Users Say Thank You to ForzaGoztepe For This Useful Post: | ||
HaYaT (06-09-2009), Pembe-Turtle (30-09-2009) | ||
|
#205
|
||||
|
||||
|
Ağlamak için gözden yaş mi akmali?
Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı? Sevmek için güzele mi bakmalı? Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı? Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır? Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı? Hırsızlık; para, malmı çalmaktır? Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı? Solması için gülü dalından mı koparmalı? Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı? Öldürmek için silah, hançer mı olmalı? Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı? VICTOR HUGO
__________________
~~~~ .. PoR SiempRe Loading .. ~~~~
|
| The Following 3 Users Say Thank You to MisCha For This Useful Post: | ||
|
#206
|
||||
|
||||
|
Vaktiyle bir bilge hoca, yıllarca yanında yetiştirdiği öğrencisinin seviyesini öğrenmek ister. Onun eline çok parlak ve gizemli görüntüye sahip iri bir nesne verip: "Oğlum" der, "Bunu al, önüne gelen esnafa göster, kaç para verdiklerini sor, en sonra da kuyumcuya göster. Hiç kimseye satmadan sadece fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir.
*Öğrenci elindeki ile çevresindeki esnafı gezmeye başlar.İlk önce bir bakkal dükkanına girer ve "Şunu kaça alırsınız?" diye sorar. Bakkal parlak bir boncuğa benzettiği nesneyi eline alır; evirir çevirir; sonra: "Buna bir tek lira veririm. Bizim çocuk oynasın" der. İkinci olarak bir manifaturacıya gider. O da parlak bir taşa benzettiği nesneye ancak bir beş lira vermeye razı olur. *Üçüncü defa bir semerciye gidir: Semerci nesneye şöyle bir bakar, "Bu der "benim semerlere iyi süs olur. Bundan "kaş dediğimiz süslerden yaparım. Buna bir on lira veririm." En son olarak bir kuyumcuya gider. Kuyumcu öğrencinin elindekini görünce yerinden fırlar. "Bu kadar değerli bir pırlantayı, mücevheri nereden buldun?" diye hayretle bağırır ve hemen ilâve eder. "Buna kaç lira istiyorsun?" *Öğrenci sorar: Siz ne veriyorsunuz?" "Ne istiyorsan veririm." Öğrenci, "Hayır veremem." diye taşı almak için uzanınca kuyumcu yalvarmaya başlar: "Ne olur bunu bana satın.Dükkânımı, evimi, hatta arsalarımı vereyim." Öğrenci emanet olduğunu, satmaya yetkili olmadığını, ancak fiyat öğrenmesini istediklerini anlatıncaya kadar bir hayli dil döker. Mücevheri alıp kuyumcudan çıkan öğrencinin kafası ka *çıkan öğrencinin kafası karma karışıktır. Böylesi karışık düşünceler içinde geriye dönmeye başlar. Bir tarafta elindeki nesneye yüzünü buruşturarak 1 lira verip onu oyuncak olarak görenler, diğer tarafta da mücevher diye isimlendirip buna sahip olmak için her şeyini vermeye hazır olan ve hatta yalvaran kişiler *Bilge hocasının yanına dönen öğrenci, büyük bir şaşkınlık içinde başından geçen macerasını anlatır. Bilge sorar: "Bu karşılaştığın durumları izah edebilir misin?" Öğrenci: "Çok şaşkınım efendim, ne diyeceğimi bilemiyorum, kafam karmakarışık" diye cevap verir. *Bilge hoca çok kısa cevap verir: "Bir şeyin kıymetini ancak onun değerini bileni anlar ve onun değeri bilenin yanında kıymetlidir." Her insanın hayatında varlığını ve değerini bilen, hisseden, fark eden kuyumcular mutlaka vardır. Mesele kuyumcuyu bulmaktadır... *kuyuMCU
__________________
...Call my name and save me from the dark! |
| The Following 3 Users Say Thank You to simM For This Useful Post: | ||
|
#207
|
||||
|
||||
|
PEYGAMBER EFENDİMİZİN KEDİSİ MÜEZZA
O kedinin ismi " Müezza" dır.. Türk-İslam kültürünün kedilere ilişkin günümüze yadigar en kalıcı nasihati kuşkusuz Hz. Muhammedin yeleğinin üzerinde uyuyan kediyi rahatsız etmemek için yeleğini kesip atması öyküsüdür.. Bir de " dört ayak üzerine düşme" nin sırrı olarak aktarılan peygamberimizin bir kedinin sırtını sıvazlaması kıssası Ancak genellilikle küçük çocukların bilmeden kedilere eziyet etmesinin engellenmesi için kuşaktan kuşağa anlatılan " hikaye " kıvamındaki bu öykü hazreti Peygamberin kedi sevgisini tam açıklamaz. Esasen bu kedinin nitelikleri de pek bilinmez.. Ev kedisi midir, sokak kedisi midir, " sırtı sıvazlanan " ve bu andan sonra kedilerin hep dört ayak üstüne düşmesini neden kedilerin atasının o olup olmadığı hep merak konusudur. Anlatılanlara göre peygamber efendimizin kedisinin ismi Müezza ' dır.. Hz. Muhammed kedisi Müezzayı o kadar çok severmiş ki, Müezza bir gün sedirde oturan Hz. Muhammedin giysisinin ucunda uyuya kalınca kediye kıyamayan Hz. Muhammed, giysisini keserek sedirden kalkmayı tercih etmiş. Müezza çok muhtemelen bir sokak kedisi.. Mekkenin kavurucu sokaklarından Hz. Muhammedin ilgisi ile kurtulmuş. Kendisi de sıkı bir kedi dostu olan ve hadisleri aktaran Abu Hurayra (anlamı " kedi babası " demektir) Hz. Muhammedin kedilerin ticari alım satımını yasaklattığını söyler. Yine onun vasıtasıyla aktarılan bazı hadislerde " kedisine eziyet eden bir kadının cehennemde çektiklerinden " bahsedilir. Mesaj oldukça açıktır. Kedilere iyi muamele şarttır. Bir yılan Hz. Muhammede gelmiş ve kendisinden yardım istemiş. Hz. Muhammed de yılana yardım etmiş. Fakat yılan Hz. Muhammed’i sokmaya kalkışmış. O sırada bir adam yetişip kedisini yılanın üzerine salmış. Yılanın zehirli ısırığından kedi sayesinde kurtulan Hz. Muhammed kedinin sırtını okşamış. O gün bugündür kediler sırt üstü yere düşmezlermiş. Ebu Hureyre Radiyallahu Anh kedileri çok sevdiginden, beslediginden ve ilgilendiginden Efendimiz asm kendilerine ''Ebu Hureyre'' (Kedilerin Babası) lakabını vermiştir. Evde Kedi beslenebilir. Nitekim Evliya Zatlarin cogunun etrafinda kedilerde var idi. Bedduizzaman Said Nursi hzlerinin aktardigina göre Kediler ''ar rahim'' diye zikr eylerler. RÜZGAR
__________________
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE |
| The Following 2 Users Say Thank You to RÜZGAR For This Useful Post: | ||
Pembe-Turtle (30-09-2009), simM (11-09-2009) | ||
|
#208
|
||||
|
||||
|
son günlerde gece hiç uyuyamıyorum..su içmek için..içemiyorum..hayatı talan etmek geçiyor içimden sokaklara çıkıp..çıkamıyorum..bu saatlerde benim özlediklerimle bu saatlerde beni özleyenler çarpışıyor..bi göktaşı misali dağılıyor boşlukta..kaçmak istiyorum kendimden uzaklara..bi gece de ölünmüyor iki kere..
ve her gece ölünmüyor bi kere... okyanuslar birleşiyor ...kıtalar yer değiştiriyor içimde ..tam zamanında patlıyor volkan ve tam zamanında geliyor uyku göz kapaklarıma ..biri giriyor yatağıma ...üşütüyor beni... boşlukta asılı bi yerde benim kalbim..verdiğim tüm güvenler önce kendime..yalanlarım oluyor suskunluklarım..nedenini bilmediğim gücenmelerim... geceyi örtüyorum da örtmüyor gece beni..bi gecede ölünmüyor iki kere..ve her gecede ölünmüyor bi kere... şüphe mayasıymış ait olmanın son günlerde hiç uyuyamıyorum..su içmek için içemiyorum..gitmek için gelenleri düşünüyorum..gelip de gidemeyenleri...biri tutsa elimden diyorum..tutabildiği kadar..sen buna ne diyordun ? bütün aynalar dönüyor etrafımda...ilginçtir gözlerimden korkuyorum...sonra da aynalar korkuyor benden.. uyuyamıyorum nicedir..su içmek için..içemiyorum...gülme sesleri geliyor kulağıma ....biri eşine su getiriyor yumuşacık işte diyorum gece susuzluğunda su getireninin olmasıymış mutluluk... bi bebek ağlaması geliyor kulağıma ..annesi susturamıyor onu..bende ağlıyorum o ara ..kendi kendimi susturuyorum...sigaram içmeden tükeniyor..camı açıyorum biraz daha üşümek için..ellerim üşüyor önce..kalbimi korumak için camı kapatıyorum.. dilsiz bir çığlık oluşuyor beynimde.. küçücük oluyorum yatağımda..zaten küçüklüğümü unutup...ne dönülüyor ana rahmine ..nede çıkılıyor yataktan..büyümek diyorum bedeninin sığmaması hiç bir yere... sabahı düşünmekmiş gecenin bitmesini sağlayan.. gecenin üçünde konuşmayı özlüyorum...bu yaptığımın konuşmak olduğuna inandıramıyorum kendimi... ruhumla geziyorum şehri..şehrin bi sesi var geceleri...bi kadının inlemesi kadar boğuk... ..ve bi adam sevdigi kadının ismini unutmuş......şehre soruyor... bi gecede iki kere ölünmüyormuş öğrendim... her gece de ölünmüyormuş bi kere....
__________________
Her Hakkım Saklıdır®™ █║▌│█│║▌║││█║▌║▌║ ³³°¹³²¹³ °¹² |
| The Following User Says Thank You to Thyia For This Useful Post: | ||
Pembe-Turtle (30-09-2009) | ||
|
#209
|
||||
|
||||
|
İngiliz lordu Atatürk'ün daveti üzerine istanbul'a gelir...
İngiliz lordu şerefine verilen yemekte servis yapan türk elindeki tepsiyi devirir... Herkes büyük bi şaşkınlık içinde kalmıştır ve atatürk'ün ne tepki vereceği beklenirken, Atatürk ingiliz lorduna dönerek: "HALKIM HERŞEYİ BECERİYOR DA Bİ TEK UŞAKLIĞI BECEREMİYOR".
__________________
Her Hakkım Saklıdır®™ █║▌│█│║▌║││█║▌║▌║ ³³°¹³²¹³ °¹² |
| The Following 4 Users Say Thank You to Thyia For This Useful Post: | ||
|
#210
|
||||
|
||||
|
Quote:
Wayyyyy söz budurrrrrr...
__________________
' Neden her zaman zeytinyağı gibi üste çıkıyorsun diyordu ... Onu su gibi aziz kıldığımı bilmiyordu.. |
| The Following User Says Thank You to HaYaT For This Useful Post: | ||
Thyia (19-09-2009) | ||
|
#211
|
||||
|
||||
|
Internet Bagimlisimisiniz?
Arkadaslarin Fikra anlattiginda "lol" demeklemi yetiniyorsun? Taksicelere adresini "http://www.cumhuriyet/caddesi/Nr.18/com.html" olarakmi veriyorsun? Soguk Kahve ve Cay icmeye alistinmi? Sana Adres soranlara sadece e-Mail Adrisinimi veriyorsun? Köse basinda oturan Arkadaslarinla sadece Chattemi sohbet ediyorsun? Tuvalet ihtayicini "Download olarakmi görüyorsun? Denizde Surf yapilabilecegini duydugunda hayretler icindemi kaliyorsun? Telekom sana aylik faturalarini Ayakkabi kartonlarin icindemi yolluyor? Internet erisimi olmadigi icin annenizle haberlesemiyorsaniz Asansore bindiginizde gitmek istediginiz kata ait dugmeyi cift tikliyorsaniz Bazi seyleri unutmamak icin kendine e-Mail yolladigin oldumu? Geceleri HTML boyundami Rüya görüyorsun? Cocuklarinin adini Webby, Datcom veya Cyber koymayi ciddi olarak düsünüyormusun? Yeni tanisdigin kiza ilk sorun Homepagin varmi veya bana jpeg formatinda pic-resminizi verebilirmisiniz´mi oluyor? Esiniz devamli olarak evlilikte iletisimin onemini vurguluyorsa ve siz de bunun uzerine kendisine yeni bir telefon hatti ve modem aldiysaniz; Modeminizi kapattiginizda icinizde bir burukluk hissediyorsaniz Bilgisayar masanizin sandalyesini bir klozetle degistirmeyi dusunduyseniz Bunlarin en az ikisi size uyuyorsa siz bu Internet isini biraz fazla abartmisinizdir demek :) |
| The Following 4 Users Say Thank You to Wolvi For This Useful Post: | ||
|
#212
|
||||
|
||||
|
Sımsıkı kapadığı avucunu açtı yavaşça
İncecik bir çizik ve üzerinde kan; kırmızı... Kağıt kesiği, dedi soran bakışlarıma Zamanla geçer... Sımsıkı kapadığı içini açtı yavaşca İncecik bir çizik ve üzerinde an; kırmızı... Zaman kesiği, dedi soran bakışlarıma Yaşadıkça geçer... Sımsıkı kapadığı aklını açtı yavaşça İncecik bir çizik ve üzerinde dil; kırmızı... Söz kesiği, dedi soran bakışlarıma Anladıkça geçer... Sımsıkı kapadığı yüreğini açamadı bir türlü Göremedim içindekileri Aşk kesiği, dedi soran bakışlarıma Zaman, yaşam, anlam eksik kaldı hep Geçmek bilmedi...
__________________
Her Hakkım Saklıdır®™ █║▌│█│║▌║││█║▌║▌║ ³³°¹³²¹³ °¹² |
| The Following 4 Users Say Thank You to Thyia For This Useful Post: | ||
|
#213
|
||||
|
||||
|
Quote:
Her zamanki gibi harika bir yazı tatlım; bu kadar gerçek ve vurucu alıntılardan hoşlandığın ve paylaştığın için şanslı olmalıyız teşekkürler tekrar...
__________________
Güç kadına yakışır... |
| The Following User Says Thank You to Pembe-Turtle For This Useful Post: | ||
Thyia (01-10-2009) | ||
|
#214
|
||||
|
||||
|
Öyle bir ilişkiye tutulursunuz ki ne sevebilir nede terkedebilirsiniz
körkütük bağlanmışsınızdır aslında en güzel yıllarınızın, acı tatlı hatıralarınızın ortağıdır. İç çekişmelerinizin nedeni, yazılarınızın ilhamı, sohbetlerinizin konusudur. Gözyaşlarınızda, bilinçaltınızda, kahkakanızdadır. Korkunca saklandığınız bir sığınak, coşunca öptüğünüz bir bayrak. sevdanız riyasız, çıkarsız, karşılıksızdır sınırsız ve nihayetsiz "ölmek var dönmek yok" tur Gün gelir anlarsınız, içten içe birşeylerin kanadığını tutkulu sevdaların gizli hançerleri başlar parıldamaya Şurasından burasından eleştirmeye koyulursunuz "şöyle görünse, öyle demese" "değişse biraz yada eskisi gibi olsa ...." Başkalarını örnek göstermeye, "bak onlar nasıl yaşıyor"ı demeye başlarsınız. Hem birlikte yaşayıp, hem özgür olmanın yollarını ararsınız Aşkınızın gözü kör değildir artık Yanlışlarını görüp düzeltmek istersiniz "Eskiden böylemiydi ya...." diye başlayan sohbetlerde açılır eleştirilerin kapısı açıldıkça bastırılmış itirazlar yükselir bilinçaltınızdan böyle süremeyeceğini bilirsiniz, değişsin istersiniz O, sevgisizliğe yorar bunu, ihanete sayar Tutkulu ilişkilerde ihanetin bedeli ölümdür. "Ya sev böyle yada terket" diye gürler. Bir zamanlar bir gülücüğüyle alacakaranlığı ısıtan o rüya bir kabusa dünüşür birden... kapatır gönlünün kapılarını, yasaklar kendini size.. Hoyrattır, bakmaz yüzünüze zehir akar dilinden, konuşturmaz suçlar,yargılar, mahkum eder mühürler dudaklarınızı , yırtar atar yazdıklarınızı siler sizi defterden "iyiliğin içindi hepsi, seni sevdiğim için" dersiniz, dinletemezsiniz. Ayrılırsanız yaşayamayacağınızı bilirsiniz ama böyle de sevemezsiniz. İhanetten kırılmıştır kaleminiz, severek terk edersiniz. "Madem öyle" nin çağı başlamıştır ondan sonra.... Mademki siz böylesine tutkunken o hep başkasını seçmiştir. Mademki kıymetinizi bilmemiştir o halde "günah sizden gitmiştir" Lanet ederek bu karşılıksız aşka Çekip gitmeleri denersiniz Aşkın göçmenlik çağı başlar böylece... Daha özgür olacağınız limanlara demirlersiniz bir süre Ne varki unutamaz, uzaktan uzağa izlersiniz olup biteni. Etrafı, bir sürü uğursuzla dolmuş, kurda kuşa yem olmuştur Delikanlılar, eli kanlılar, uğruna ölenler Sırtına binenler sarmıştır çevresini gurur duyar onlarla, koynunda besler gözünü oysunlar diye.... Uğuruna kan dökenleri sever, yoluna gül dökenlerden fazla... "Bana ne... Kendi seçimi..." diye omuz silkmeye çabalarsınız bir süre "Ama sonra........." ansızın kulağına çalınan bir şarkı yada kapı aralığından süzülüp gelen bir koku hatırlatır onu yeniden. Yaban ellerde, başka kollarda ondan bahseder ağlarsınız Kokusunu özlersiniz, türküsünü söylemeyi, şarkısını dinlemeyi Yemeğini yemeyi, elinden bir kadeh şarap içmeyi Karşı nehrin kenarından hasret şiirleri haykırırsınız sular kulağına fısıldasın diye. Dönüp "seni hala seviyorum" diye bağırmak geçer içinizden Dönemessiniz Göremedikçe bağlanır, uzaklaştıkça yakınlaşırsınız. Anlarısınız ki bir çaresiz aşktır bu Ne onunla olur ne onsuz Hem kollarında ölmek, kucağına gömülmek arzusu hem "ne olacak sonunda " korkusu Böyle sevemezsiniz, Terk de edemessiniz Sürünüp gidersiniz....
__________________
Her Hakkım Saklıdır®™ █║▌│█│║▌║││█║▌║▌║ ³³°¹³²¹³ °¹² Last edited by Thyia; 07-10-2009 at 08:14 AM. |
| The Following 4 Users Say Thank You to Thyia For This Useful Post: | ||
|
#215
|
||||
|
||||
|
İşte kavga böyle başladı :D
Karıma dedim ki, "Doğum gününde nereye gitmemizi istersin?"
Yüzünde keyiften eridiğini görmek beni ihya etti!. "Uzun zamandır gitmediğimiz bir yer olsun !" dedi. O zaman önerdim, "Mutfağa ne dersin?" İşte kavga böyle başladı.... --- Cumartesi sabahı, sakin- sakin giyindim, kahvaltımı ettim, köpeği kapıp sessizce garaja geçtim.. Kayığı arabanın üzerine atıp, şelaleye doğru yola çıktıydım ki, baktım fırtına çıktı-çıkacak..., garaja geri döndüm, radyoyu açtım, hava durumu, havanın gün boyu böyle gideceğini söylüyor....Eve geri döndüm, yavaşça soyunup, yatağa süzüldüm.. Uyumakta olan karımın vücuduna arkadan sarılıp, arzu dolu, kulağına fısıldadım, "Dışarıda hava berbat"... 10 yıllık sevgili karım mırıldandı 'Salak kocam bu havada balığa gitti, inanabiliyor musun?' Ve kavga böyle başladı... --- Bir adamla bir kadın, bebekler gibi uyumakta. Sabahın üçünde, birden dışarıdan bir gürültü geldi. Kadın, panik içinde yataktan fırlayıp adama doğru bağırdı 'Aman Tanrım, Bu kocam galiba!' Adam da yataktan fırladı, korku içinde ve çıplak, kendini camdan attı, yere yapıştı. Dikenli çalının arasından koşabildiğince hızlı arabasına koştu; Birden aydı, geri dönüp yatak odasına girdi, ve karısına : "Anaaaa!!! Senin kocan benim!!!' diye bağırdı. 'Yok yaa ne kaçtın öyleyse?' Ve kavga böyle başladı... --- Karımı restorana götürdüydüm.... Garson, her nasılsa, önce benim siparişi aldı. "Ben ızgara bonfile alacağım, az-orta pişmiş lütfen." "Deli danadan korkmazmısınız?" dedi, "Cık, dedim o kendi siparişini kendi verir!." Ve kavga böyle başladı... --- Oturmuş TV de kanallar arası zaplarken, yanıma oturan karım sordu: -"Ne varmış bakiim TV'de?" 'Toz.' dedim, Ve kavga başladı... --- Karım, yaklaşmakta olan yıldönümümüz için çaktırmadan ayak yapıyordu .. "Üç saniyede hızla 0 dan, 100 ye çıkabilen bir nesne istiyorum" dedi, Bir baskül aldım ona!. İşte kavga böyle başladı...
__________________
~~~~ .. PoR SiempRe Loading .. ~~~~
|
| The Following 4 Users Say Thank You to MisCha For This Useful Post: | ||
|
#216
|
||||
|
||||
|
DERS Mİ ALALIM YOKSA GÜLELİM Mİ? :)
Bir gün İzmir' de belediye otobüsünde gidiyoruz arkadaşlarla. Bizim arkadaş boş yer buldu ve oturdu. Sonraki durakta da eli bastonlu yaşlı bir amca geldi. Arkadaş da kıllığına adama yer vermedi. Adam o arkadaşın oturduğu koltuğun yanına geldi ve ayakta arkadaşın yer vermesini bekliyor. Fakat arkadaş yerini vermedi. Neyse adamcağıza da yazık, bastonu otobüs hareket ettikçe bir o tarafa bir bu tarafa kayıyor. Arkadaş dayanamadı ve yaşlı amcaya : - 'Amca bastonun ucuna lastik takarsan kaymaz' dedi. Adam şöyle baktı, sonra; - 'O lastiği zamanında baban taksaydı şimdi sen olmazdın, ben de orada oturuyor olurdum' deyince bütün otobüs koptu. Arkadaş o gün bu gündür belediye otobüsüne binmez. RÜZGAR
__________________
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE |
| The Following 3 Users Say Thank You to RÜZGAR For This Useful Post: | ||
|
#217
|
||||
|
||||
|
Bir gün, bir çiftçinin eşeği kuyuya düşer.
Adam ne yapacağını düşünürken, hayvan saatlerce anırır. En sonunda çiftçi, hayvanın yaşlı olduğunu ve kuyunun da zaten kapanması gerektiğini düşünür ve eşeği çıkartmaya değmeyeceğine karar verir. Bütün komşularını yardıma çağırır. Her biri birer kürek alarak kuyuya toprak atmaya başlarlar. Eşek ne olduğunu fark edince, önce daha beter bağırmaya başlar. Sonra, herkesin şaşkınlığına, sesini keser. Birkaç kürek toprak daha attıktan sonra, çiftçi kuyuya bakar. Gözlerine inanamaz. Eşek, sırtına düşen her kürek toprakla müthiş bir şey yapmakta, toprağı aşağıya silkeleyerek yukarı çıkmasına basamak hazırlamaktadır. Bir süre sonra, komşular toprak atmaya devam edince, herkesin şaşkınlığı altında eşek, kuyunun kenarından dışarı bir adım atıp, koşarak uzaklaşır! Hayat üzerinize hep toprak atacaktır; her türlü pislik ile. Kuyudan çıkmanın sırrı, bu pisliği silkeleyip bir adım yükselmektir. Sıkıntılarımızın her biri bir adımdır. En derin kuyulardan bile yılmayarak, usanmayarak çıkabiliriz. Silkelenin ve biraz daha yukarı çıkın. Mutluluğun 5 basit kuralını unutmayınız: 1. Kalbinizi nefretten arındırın - Affedin. 2. Düşüncelerinizi endişelerinizden arındırın - Çoğu zaten hiç gerçekleşmez. 3. Basit yaşayın ve elinizdekilerin kıymetini bilin. 4. Daha çok verin. 5. Daha az bekleyin
__________________
..I see the truths hidden in the darkness just like a cat,I smell your lies just like a wolf.. |
| The Following 3 Users Say Thank You to DevilSmile For This Useful Post: | ||
|
#218
|
||||
|
||||
|
BABACIĞIM..
Evliliğinden beri evinde kalan babası yüzünden eşiyle sürekli tartışıyordu. Eşi babasını istemiyor ve onun evde bir fazlalık olduğunu düşünüyordu. Tartışmalar bazen inanılmaz boyutlara ulaşıyordu. Yine böyle bir tartışma anında eşi bütün bağları kopardı ve 'Ya ben giderim, ya da baban bu evde kalmayacak' diyerek rest çekti. Eşini kaybetmeyi göze alamazdı. Babası yüzünden çıkan tartışmalar dışında mutlu bir yuvası sevdiği ve kendini seven bir eşi ve birde çocukları vardı. Eşi için çok mücadele etmişti evliliği sırasında. Ailesini ikna etmek için çok uğraşmış ve çok sorunlarla karşılaşmıştı. Hala onu ölürcesine seviyordu. Çaresizlik içinde ne yapacağını düşündü ve kendince bir çözüm yolu buldu. Yıllar önce avcılık merakı yüzünden kendisi için yaptırdığı kulübe tipi dağ evine götürecekti babasını. Haftada bir uğrayacak ve ihtiyacı neyse karşılayacak, böylelikle eşiyle de bu tür sorunlar yaşamayacaktı. Babasına lazım olacak bütün malzemeleri hazırladıktan sonra yatalak babasını yatağından kaldırdı ve kucakladığı gibi arabaya attı. Oğlu Can 'Baba ben de seninle gelmek istiyorum' diye ısrar edince onu da arabaya aldı ve birlikte yola koyuldular. Karakışın tam ortalarıydı ve korkunç bir soğuk vardı. Kar ve tipi yüzünden yolu zor seçiyorlardı. Minik can sürekli babasına 'Baba nereye gidiyoruz ?' diye soruyor ama cevap alamıyordu. Öte yandan nereye götürüldüğünü anlayan yaşlı adamsa gizli gizli gözyaşı döküyor oğlu ve torununa belli etmemeye çalışıyordu. Saatler süren zorlu yolculuktan sonra dağ evine ulaştılar. Epeydir buraya gelmemişti. Baraka tipindeki dağ evi artık çürümeye yüz tutmuş, tavan akıyordu. Barakanın bir köşesini temizledi hazırladı ve arabadan yüklendiği yatağı oraya itina ile serdi. Sonra diğer malzemeleri taşıdı. En son da babasını sırtla yatağa yerleştirdi. Tipi adeta barakanın içinde hissediliyordu. Barakanın içinde fırtına vardı adeta. Çaresizlik içinde babasını izledi. Daha şimdiden üşümeye başlamıştı. Yarın yine gelir bir yorgan ve birkaç battaniye getiririm diye düşündü. Öyle üzgündü ki Dünya başına göçüyor gibiydi. O bu duygular içindeyken babası yüreğine bıçak saplanmış gibiydi. Yıllarca emek verdiği oğlu tarafından bir barakaya terk ediliyordu. Gururu incinmişti içi yanıyordu ama belli etmemeye çalışıyordu. Minik Can ise olanlara hiçbir anlam veremiyordu. Anlamsızca ama dedesinden ayrılacak olmanın vermiş olduğu üzüntüyle sadece seyrediyordu. Artık gitme zamanıydı. Babasının yatağına eğildi yanaklarını ve ellerini defalarca öptü. Beni affet der gibi sarıldı, kokladı. Artık ikisi de kendine hakim olamıyor ve hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Buna mecburum der gibi baktı babasının yüzüne ve Can'ın elini tutup hızla barakayı terk etti. Arabaya bindiler. Can yol çıktıklarında ağlamaya başladı neden dedemi o soğuk yerde bıraktın diye. Verecek hiçbir cevap bulamıyordu, annen böyle istiyor diyemiyordu. Can 'Baba sen yaşlandığında bende seni buraya mı getireceğim' diye sorunca Dünyası başına yıkıldı. O sorunun yöneltilmesiyle birlikte deliler gibi geri çevirdi arabayı. Barakaya ulaştığında 'Beni affet baba' diyerek babasının boynuna sarıldı. Baba oğul sıkı sıkı sarılmış ve çocuklar gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı. Oğlu 'Baba beni affet, sana bu muameleyi yaptığım için beni affet' diye hatasını belli ediyordu.. Babası oğlunun bu sözlerine en anlamlı cevabı veriyordu... 'Geri geleceğini biliyordum yavrum. Ben babamı dağ başına atmadım ki, sen beni atasın. Beni bu dağda bırakamayacağını biliyordum.. RÜZGAR
__________________
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE |
| The Following 2 Users Say Thank You to RÜZGAR For This Useful Post: | ||
Pembe-Turtle (17-11-2009), Thyia (16-10-2009) | ||
|
#219
|
||||
|
||||
|
Rüzgarcım çok güzel bi hikaye paylaşmışsın yüreğine sağlık.. Ona istinaden bende bu yazıyı paylaşmak istedim...
Kendini eylül sonunda bir yaprak gibi hissedersin. Yakınlardaki yapraklar düştükçe adeta sen de düşersin ama hala var gücünle tutunmaya devam edersin. "rüzgar!.. hayır, esme! bilmiyorum farkında mısın? sen estikçe ben tükeniyorum. sen esmedikçe, yine tükeniyorum : ya esersen diye!.. benim için rüzgar sendin hayat!.. senin umursamazlığının o tatlı gizemiydi! şimdi de beni yine tüketiyorsun hayat!.. beni benimle, yaşlılık ile vuruyorsun hayat!.." Yaşlılık ille de yalnızlıktır,ama yine de bir yerlerden hayata tutunmaya çalışmaktır,son güne kadar hayatı sevebilmektir,hayata teşekkür edebilmektir...
__________________
Her Hakkım Saklıdır®™ █║▌│█│║▌║││█║▌║▌║ ³³°¹³²¹³ °¹² |
| The Following 2 Users Say Thank You to Thyia For This Useful Post: | ||
Pembe-Turtle (17-11-2009), RÜZGAR (16-10-2009) | ||
|
#220
|
||||
|
||||
|
Bebek Nasıl Yapılır? .. diye miniklere sormuşlar, onlar da bakın ne cevaplar vermiş: (bazıları bayağı iyi)
“Bebek yapmak için anne bir yumurtanın üzerine yatar sonra baba gelip yumurtayı kırar” (Abby, 6 yaşında) “Ben asla bebek yapmıcam.. Babam dedi ki bebek beklerken kadınlar her gün biraz daha hasta ve manyak oluyomuş” (Marie-Ann, 9 yaşında) “Bir kadınla bir erkek yatağa girdikleri zaman, ikisinden birinin bebeği olacak demektir” (Paul, 6 yaşında) “Bebek annemizin içinden çıkar, doktor da onun poposuna vurur çünkü bebek doktoru ısırmıştır” (Edward, 6 yaşında) “Bebek yapmak için, bunu önemsemeyen biriyle olmak gerekir” (Shelley, 7 yaşında) “Karşımızdakı evdeki adamın karnında bebek var ama bi türlü dışarı çıkamıyor” (Alistair, 9 yaşında) “Bebek yapmak için önce aşık olursun, evlenirsin.. veya bunlara gerek de yok aslında..” (Peter, 9 yaşında) “Bebek yapmak için uygun zamanı kollamak lazım, evde misafir olmaması lazım” (Lyn, 9 yaşında) “Ben nasıl yapıldığını biliyorum ama hiç yapmadım” (Francis, 7 yaşında)
__________________
Her Hakkım Saklıdır®™ █║▌│█│║▌║││█║▌║▌║ ³³°¹³²¹³ °¹² |
| The Following 2 Users Say Thank You to Thyia For This Useful Post: | ||
Pembe-Turtle (17-11-2009), RÜZGAR (16-10-2009) | ||
|
#221
|
||||
|
||||
|
Quote:
__________________
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE |
| The Following User Says Thank You to RÜZGAR For This Useful Post: | ||
Thyia (16-10-2009) | ||
|
#222
|
|||
|
|||
|
Gülüşün Eklenir Kimliğine
Gün biter gülüşün kalır bende anılar gibi sürüklenir bulutlar Ömrümüz ayrılıklar toplamıdır yarım kalan bir şiir belki de Aykırı anlamlar arayıp durma güz biter sular köpürür de kapanmaz gülüşünün açtığı yara uçurum olur cellat olur her gece Her gece yeniden bir talan başlar acı ses olur, ses deli bir yağmur eski bir eylüle gireriz böylece Sığındığım her yer adınla anılır ben girerim, sokağı devriyeler basar bir de gülüşün eklenir kimliğime Ahmet Telli |
| The Following User Says Thank You to hanci For This Useful Post: | ||
Pembe-Turtle (17-11-2009) | ||
|
#223
|
||||
|
||||
|
her insan öldürür gene de sevdiğini ,
bu böyle bilinsin herkes tarafından, kiminin ters bakışından gelir ölüm, kiminin iltifatından, korkağın öpücüğünden, cesurun kılıcından... kimisi aşkını gençlikte öldürür, yaşını başını almışken kimi, biri şehvetin elleriyle boğazlar, birinin altındır elleri, yumusak kalpli bıçak kullanır , çünkü ceset soğur hemen... kimi pek az sever, kimi derinden, biri müşteridir, diğeri satıcı, kimi vardır, gözyaşlarıyla bitirir işi, kiminden ne bir ah, ne bir figan, çünkü her insan öldürür sevdiğini, gene de ölmez insan, Kulak verin sözlerime iyice, Herkes öldürebilir sevdiğini, Kimi bir bakışıyla yapar bunu, Kimi dalkavukça sözlerle, Korkaklar öpücük ile öldürür, Yürekliler kılıç darbeleriyle, Kimi gençken öldürür sevdiğini, Kimileri yaşlı iken öldürür, Şehvetli ellerle öldürür kimi, Kimi altından ellerle öldürür, Merhametli kişi bıçak kullanır, Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur, Kimi aşk kısadır, kimi uzundur, Kimi satar kimi de satın alır, Kimi gözyaşı döker öldürürken, Kimi kılı kıpırdamadan öldürür, Herkes öldürebilir sevdiğini, Ama herkes öldürdü diye ölmez.. Ezel_
__________________
...Call my name and save me from the dark! |
| The Following 4 Users Say Thank You to simM For This Useful Post: | ||
|
#224
|
||||
|
||||
|
Bir ayriliş hikayesi
Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum, ama nasıl, avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp parmaklarımı kanatarak kırasıya çıldırasıya... Erkek kadına dedi ki: -Seni seviyorum, ama nasıl, kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz, yüzde yüz, yüzde bin beş yüz, yüzde hudutsuz kere yüz... Kadın erkeğe dedi ki: -Baktım dudağımla, yüreğimle, kafamla; severek, korkarak, eğilerek, dudağına, yüreğine, kafana. Şimdi ne söylüyorsam karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana.. Ve ben artık biliyorum: Toprağın - yüzü güneşli bir ana gibi - en son en güzel çocuğunu emzirdiğini.. Fakat neyleyim saçlarım dolanmış ölmekte olan parmaklarına başımı kurtarmam kabil değil! Sen yürümelisin, yeni doğan çocuğun gözlerine bakarak.. Sen yürümelisin, beni bırakarak... Kadın sustu. SARILDILAR Bir kitap düştü yere... Kapandı bir pencere... AYRILDILAR... NAZIM HİKMET RAN (Birilerine...) |
| The Following 3 Users Say Thank You to gloomy For This Useful Post: | ||
|
#225
|
||||
|
||||
|
Saatler geri alınacakmış.
Dursun, saatlerin geri alinacagini duyunca, evdeki tüm saatleri toplayip Saatci Temel`e gider.
- Ula Temel, saatler geri alunacakmis. Biz de evdeki saatleri senden satin aldigimiz için sana getirdik. Bunlari geri alacaksun.... der Temel kendinden emin bir sekilde: - Öyle yağma yok. Ben de duydum ama 1 saat geri alinacakmis. 1 tanesini alirim digerlerini almam... (:
__________________
~~~~ .. PoR SiempRe Loading .. ~~~~
|
| The Following 2 Users Say Thank You to MisCha For This Useful Post: | ||
Pembe-Turtle (17-11-2009), Thyia (27-10-2009) | ||
![]() |
|
| Currently Active Users Viewing This Thread: 1 (0 members and 1 guests) | |
| Thread Tools | |
| Display Modes | |
|
|