View Full Version : Hikayeler, Fıkralar, Kendi Yazılarınız...Paylaşımlar
Pembe-Turtle
14-04-2009, 10:12 AM
İki çocuklu bir aile hafta sonunu piknik yaparak geçirmeye karar verirler. Piknik yerine vardıklarında anne yemeği hazırlarken, çocuklar babalarıyla birlikte yürüyüşe çıkar. Uzun bir yürüyüşten sonra oldukça yorulan küçük çocuk yalvarırcasına bakan gözlerle,
'Babacığım çok yoruldum. Lütfen beni kucağında taşır mısın?' der.
Baba; 'Ben de yorgunum oğlum'' der demez çocuk ağlamaya başlar.
Baba tek kelime etmeden ağaçtan bir dal keser. Dalı bıçakla biçimlendirip, çocuğa zarar vermeyecek biçimde yontar.
Sonra dalı oğluna verir. 'Al oğlum, sana güzel bir at' der.
Çocuk sevinçle dal parçasından yontulmuş ata biner ve sıçrayarak, ata vurarak annesinin yanına doğru gitmeye başlar.
Babasını ve ablasını geride bırakmıştır bile...
Baba gülerek kızına: 'İşte yaşam budur kızım. Bazen zihnen ya da bedenen kendini çok yorgun hissedeceksin. İşte o zaman kendine değnekten bir at bul ve neşe ile yoluna devam et.
Bu at,
bir arkadaş,
bir şarkı,
bir çiçek,
bir şiir yada
bir çocuğun tebessümü olabilir.'
Değnekten Atınız Hiç Eksik Olmasın http://www.blogcu.com/kaynak/img/blogcontent/smilie/wink.gif
Pembe-Turtle
14-04-2009, 10:14 AM
>>Evini bir parti sonrası temizlemek için saatlerce uğraşıyorsan; bir çok arkadaşın var demektir.
>>Faturalarını ödeyebiliyorsan; bir işin var demektir.
>>Pantolonun biraz sıkıyorsa; aç kalmıyorsun demektir.
>>Gölgen seni izliyorsa; güneş ışığını görüyorsun demektir.
>>Otobüsten indiğin yerden işyerine yolu uzun buluyorsan; yürüyebiliyorsun demektir.
>>Hükümet hakkında eleştiri yapabiliyorsan; konuşma özgürlüğün var demektir.
>>Yanındaki adamın sesinden rahatsız oluyorsan; duyuyorsun demektir.
>>Camları silmen, çatıyı onarman gerekiyorsa; bir evde yaşıyorsun demektir.
>>Doğalgaz faturan yüklü geliyorsa ; ısınıyorsun demektir.
>>Yığınla yıkanacak ütülenecek çamaşırın varsa; yığınla giyeceğin var demektir.
>>Çalar saatin sabahın köründe çalıyorsa; yaşıyorsun demektir.
>>Akşamları kendini yorgun hissediyor ve bacakların ağrıyorsa; o gün üretici olmuşsun demektir.
ve tüm bunların farkına varabiliyorsan; mutlusun demektir...
MUTLULUK....
Sorunsuz bir yaşam değil onlarla başa çıkabilme yeteneği demektir
RÜZGAR
14-04-2009, 03:00 PM
AŞK PAYLAŞMAKTIR...
Soğuk bir kış akşamı, MacDonalds'ın kapısından içeri yaşlı bir amcayla teyze girmişler, bir masaya oturmuşlar.Derken amca, kasaya gidip 1 hamburger,1 büyük boy patates ve bir büyük Cola almış.Elinde tepsiyle masaya dönmüş, hamburgeri ikiye Bölerek yarısını teyzenin önüne koymuş,sonra bütün patatesleri tek tek sayarak onlarında yarısını teyzeye vermiş, sonra Cola kutusunu da ortaya koymuş, önce bir yudum kendisi içiyor sonra da teyze bir yudum alıyormuş. Herkes ne tatlılar, iki tonton buraya gelmişler, bir kişilik yemeği ikisi yiyorlar zavallıcıklar diye onları izliyomuş. Derken bir de bakmışlar ki teyzenin önünde hamburgerle patatesler olduğu gibi duruyor, kocasının afiyetle yemek yiyişini seyrediyor arada bir de Cola'dan bir yudum alıyormuş. Sonunda orda çalışanlardan biri dayanamamış, yanlarına gitmiş:
-Afedersiniz, ben sizi izlemekten kendimi alamadim lütfen izin verin size bir menü kendim ısmarlayayım.
Yaşlı amca:
- Teşekkür ederiz ama biz halimizden memnunuz.60 yıldır evliyiz ve herşeyimizi işte böyle paylaşırız demiş.Bunun üzerine genç adam teyzeye dönmüş:
-Peki ama teyzeciğim, siz neden hamburgerinizi patateslerinizi yemiyorsunuz, neyi bekliyosunuz? Yaşlı teyze cevap vermiş :
-Dişleri...!!
YuRuYeDuR!
14-04-2009, 03:55 PM
Türkiye'ye Japonya'dan bir eğitim heyeti gelir. Temas ve incelemeler
yaparak, neticeyi yetkililere aktaracaklar. Gerektiği kadar da ikili işbirliği gerçekleştirecek. İşler buraya kadar çok iyi...
İncelemeler tamamlandıktan sonra her iki heyet Bakanlıkta toplanırlar. Japonların hakkımızdaki tespiti hayli ilginçtir: "Sizin çocuklarınızda milli şuur yok". Bizimkiler çok şaşırır! "Bizim çocukların damarlarındaki kan milli duygumuzun kaynağıdır." Yine de fazla ses çıkarmazlar! Ne de olsa
Karşılarındakiler misafirdir! Sorarlar Japon heyetine: "Peki, Sizin gençlerinizde milli şuur var mıdır? Japon uzmanları anlatmaya baslar:
Biz gençlerimize ilkokula başlamadan "şok testler" uygularız. Mesela
uçak gibi hızlı giden trenlerimize bindirir, bir tur yaptırırız. Çok
katlı yollardan da geçen tren, onları söyle bir sarsar. Mini mini çocuklarımız teknolojinin bu baş döndürücü neticesini görerek testteki
ilk şoku yaşarlar.
Bu şoktan sonra onları Hiroşima'ya götürürüz. Bölgeyi aynen koruyoruz.
Bombalanmış bu bölge hakkında bilgilendirir;en basit otun bile burada
yeşeremediğini gösteririz. Ve deriz ki "Eğer sizler çalışmaz, sizden
öncekileri geçmezseniz vatanınız, iste böyle düşmanlar tarafından
bombalanır. Hiçbir canlı yaşayamayacak hale getirir, size o haliyle bırakıp giderler.
Çalışırsanız, bindiğiniz hızlı trenleri bile geçecek yeni vasıtalar
yaparsınız. Gerisi sizin bileceğiniz iştir. Çocuklarımız bununla ikinci
bir şok daha yasarlar. Sizlere sunu hatırlatalım ki, Türkiye'de birçok teknik elemanımız bulunmaktadır. Bunların herhangi birine bu konuyu sorabilirsiniz."
Bizimkiler şaşkınlık içinde sorarlar:
"-Peki ya Türkiye için bu açıdan tespitiniz var mı? Varsa gözlemleriniz nedir?"
Japonlar; "elbette var" derler. "Bizimkinden çok daha önemli. Bir
tanesi Çanakkale Savaşları'nın olduğu bölge. Bu bölge gençlerinizin şok
olması için yeter de artar bile. Bir metre kareye altı bin merminin düştüğü bir savaşta, Türk'ler her şeye rağmen galip çıkıyor, olamayacağı olur
hale getiriyorlar. En son teknolojiye ve donanıma meydan okuyarak, inancın galip geldiğinin ispatini yapıyorlar. Üstelik karsılarında tek
bir düşman değil, müttefik güçler; sizin tabirinizle yetmiş iki millet var."
Evet m²'ye tam 6.000 Mermi!
Bunu biliyor muydunuz?
Not: 300 m2 lik bir tepe için 2 gece savaşıldı. m2' ye 50 ölü düşüyordu.
Cerrah paşadan gelen 130 son sınıf öğrencisi gönüllünün hepsi şehit
oldu o tepede... o sene mezun verilmedi tıbbiyeden... Anlatacak çok şey var bu savaşta. Oradan geçen varsa tepelere kazınmış yazıyı bilir.
'Dur yolcu bilmeden basıp geçtiğin bu toprak bir devrin battığı yerdir'...
Allah 250 bin şehidimizin ruhunu şad etsin...
"Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını aramayalım!
minzomarakan
15-04-2009, 01:27 AM
kendi yazılarımız.... :D sansür nolacak :D
Pembe-Turtle
15-04-2009, 01:58 PM
kendi yazılarımız.... :D sansür nolacak :D
Sen yaz bakalım eğer banlanırsan forumdan anlarız ki yazılmaması gerekiyor:twisted::twisted: Bilirsin ölçüsünü sen yaklaşık kelimelerle falan yazarsın :idea:
Pembe-Turtle
15-04-2009, 02:05 PM
LEONARDO DA VİNCİ ‘Son Aksam Yemeği’ isimli resmini yapmayı düşündüğünde büyük bir güçlükle karşılaştı… İyi’yi İsa’nın bedeninde, Kötü’yü de İsa’nın arkadaşı olan ve son akşam yemeğinde ona ihanet etmeye karar veren Yahuda’nın bedeninde tasvir etmek zorundaydı…
Resmi yarım bırakarak bu iki kişiye model olarak kullanabileceği birilerini aramaya başladı. Bir gün bir koronun verdiği konser sırasında,korodakilerden birinin İsa tasvirine çok uyduğunu fark etti. Onu poz vermesi için atölyesine davet etti, sayısız taslak ve eskiz çizdi.
Aradan 3 yıl geçti. ‘Son Akşam Yemeği’ neredeyse tamamlanmıştı,ancak Leonardo da Vinci henüz Yahuda için kullanacağı modeli bulamamıştı….
Leonardo’nun çalıştığı kilisenin kardinali, resmi bir an önce bitirmesi için ressamı sıkıştırmaya başladı. Günlerce aradıktan sonra Leonardo vaktinden önce yaşlanmış genç bir adam buldu. Paçavralar içindeki bu adam sarhoşluktan kendinden geçmiş bir durumda kaldırım kenarına yığılmıştı. Leonardo yardımcılarına adamı güçlükle de olsa kiliseye taşımalarını söyledi çünkü artık taslak çizecek zamanı kalmamıştı. Kiliseye varınca yardımcılar adamı ayağa diktiler. Zavallı,başına gelenleri anlamamıştı.Leonardo adamın yüzünde görülen inançsızlığı, günahı, bencilliği resme geçiriyordu…
Leonardo işini bitirdiğinde, o zamana kadar sarhoşluğun etkisinden kurtulmuş olan berduş gözlerini açtı ve bu harika duvar resmini gördü.Şaşkınlık ve hüzün dolu bir sesleşöyle dedi:’Ben bu resmi daha önce gördüm…’ ‘Ne zaman?’ diye sordu Leonardo da Vinci, o da şaşırmıştı. ‘Üç yıl önce’ dedi adam.. ‘Elimde avucumda olanı kaybetmeden önce. O sıralarda bir koroda şarkı söylüyordum, pek çok hayalim vardı, bir ressam beni İsa’nın yüzü için modellik yapmak üzere davet etmişti…
İyi ve Kötü’nün yüzü aynıdır…
Her şey insanın yoluna ne zaman çıktıklarına bağlıdır…
minzomarakan
15-04-2009, 03:35 PM
Euro 2008 zamanı yazmıştım...
Cenevreden Bildiriyorum....
Bu yazıyı sizlere Cenevre’deki otelimden yazıyorum. Çek Cumhuriyeti ile zorlu bir maç oynadık. İsviçre Prensesi tarafından bana ayrılan özel koltukta, Elton John, Prens Charles, ve Adriana Lima ile izledik. Maçı ve teknik olarak detayları ben anlatmayacağım. Özeti izleyin, bir spor gazetesi vs alın. Her şeyi benden beklemeyin. Kraliyetin bizim için düzenlediği balodan çıktıktan sonra, topluca stada gitmeye karar verdik.. Bir ara UEFA’nın Cenevre il güvenlik kurulu ile yaptığı toplantı sonucu, seyirciler stada toplu halde gidemez kuralı aklımıza geldi. Saatlerimizi ayarladık ve dağılarak ara sokaklardan stada ulaştık. Maç hızlı başladı. Elton ile Charles arasındaki gerginlik daha baloda dikkatimi çekmişti. İkisini de kenara çekip “olum noluyo, ne bu suratlar” dedim. İkisi de “abi boşver, bırak gitsin” şeklinde cevaplar verdi. Biraz araştırınca Diana’nın cenazesinden kalan bir alacak-verecek meselesi çıktı ortaya. Maç başladığında Elton sahaya üçlü çektirmek için fırladı. Bu adamın holigan ruhu beni öldürecek. Kayda değer bir başka olayda hakemin hatalı kararı sonucu Charles’ın sahaya yabancı madde atmasaydı. Hemen stadın hoparlöründen bir anons yaptırdım.UEFA sahamızı kapatır valla şeklinde, uyarıda bulundum bide. Kendine geldi ve kesti bu saçma davranışı Balo sırasında başlayan Adriana ile yakınlaşmam maçta iyice arttı. Her heyecanlı pozisyon sonrası bana sarılması güzeldi fakat erken yüz verdiğim kanısına kapıldım birden. Arada böyle götüm kalkar benim. Maçın son düdüğü ile birlikte, Adriana ile çılgınlar gibi seviştik.Pardon.... Hah maçın son düdüğü ile çılgınlar gibi sevindik. Maç sonrası hemen arabaya atlayıp tura çıktık. Kornamız hiç susmadı. Kendimize yakışan şekilde galibiyeti kutladık. Adriana otelde şampanya patlatarak kutlayalım dediyse de, yazıyı yayına vereceğim için onu kibarca gönderdim biraz önce.
Oda servisini arayıp Türk gazeteleri getirmesini istedim.Posta geldi. Otel çalışanlarının düzenli olarak Posta okuduğunu öğrendiğimde şok oldum. Gazeteyi getiren çocuğun Haydar baba için Türkçe öğrendik demesi, her şeyi açıklamaya yetti. Türkiye’nin en çok satan gazetesi Postaymış. Her ne kadar yayın müdürü, başyazar vs çok sevinse bile onların bir başarısı söz konusu değildir bu satış rakamlarında. Bunu iki nedeni var sadece. Birincisi Haydar Dümen. Her türlü fantezi var adamda. Üstelik okurlarında bu ihtiyaçlarını da içtenlikle karşılıyor adam. Herkes Haydar Dümenle ilgili çok şey merak eder. Ben ise kız istemesini. Oğlumuz ne iş yapıyor sorusu gelmiştir mutlaka. Haydarın babasının o an nasıl yerin dibine geçtiğini düşünebiliyorum. “Yıllarca okuttuk, it oğlu itin yaptığı işe bak vs.” şeklinde. Bir babanın en zor anlarından olsa gerek.
Posta gazetesinin diğer bir çok satma nedeni ise erkek berberleridir. Evet erkek berberleri. O gazete oraya alınır ve müşterilerden, komşu esnafa kadar herkes tarafından okunur. Berberlerin ortamı çok farklıdır çünkü. Küçük birer dünyadır adeta oralar. İçine girdiğiniz anda kaplar benliğinizi. Orda duyduğunuz sırları asla başka yerlerde duyamazsınız. Ve bir başka konuda berberler her konuda uzmandır. Siyaset, spor, sana vs. her konuda onların fikirlerini alabilirsiniz. Berberlerle ilgili hepimizin bir anısı vardır. Mesela hangimiz o tahtaya oturduğumuz için kendimizi farklı hissetmedik, yada ulan bu herif kulaığımın içini temizliyor ama ya çok bişey çıkarsa diye korkmadık. Çok pis bir korkudur o. Haberiniz olsun. Ha birde kıl yakmaları var o apayrı bir rezillik.
Pembe-Turtle
16-04-2009, 10:08 AM
4 yaşındayken başarının anlamı,altınıza kaçırmamaktır.
16 yaşındayken başarının anlamı,kalabalık bir arkadaş grubuna sahip olmaktır.
25 yaşındayken başarının anlamı,seks hayatınızın aktif olmasıdır.
35 yaşındayken başarının anlamı,zengin olmaktır.
60 yaşındayken başarının anlamı,seks hayatınızın aktif olmasıdır.
70 yaşındayken başarının anlamı,kalabalık bir arkadaş grubuna sahip olmaktır.
80 yaşındayken başarının anlamı,altınıza kaçırmamaktır.
Dön,dolaş o kadar ugraş ve başa gel iyi mi?
Pembe-Turtle
16-04-2009, 10:19 AM
Fırtına apansız bastırınca, koca gemi bir anda
denizin dibini boyladı.
Adam, ıssız bir adanın sahilinde gözlerini açtı.
Ne gelen vardı ne giden...
Ne araç vardı ne gereç...
İstersen muz ve Hindistan cevizi, istemezsen muz ve
hindistancevizi. ..
Hayati boyunca evi dışında beş yıldızlı otellerden
başka yere adımını
atmadığından, bir süre ne yapacağını bilemedi...
Sonra dört ay boyunca muz yeyip, hindistan cevizi
suyu içti.
Geçmişte kalan o güzel günleri düşünerek gözlerini
denize dikip, kendisini
kurtaracak gemiyi beklemeye
koyuldu...
Bir gün sahilde uzanmış yatarken, gözünün ucunda bir
hareket hissetti.
O da ne ?
Bir sandal ve kürekte o güne dek gördüğü en müthiş
kadın.
Son surat geliyor...
İnanamadı... "Nereden geliyorsun ?" diye haykırdı ve
ekledi "Buraya nasıl
geldin?"
"Adanın öteki tarafından... " dedi kadın, "gemi
batınca oraya çıktım."
"Ne şans, benden başka kimsenin kurtulduğunu
sanmıyordum. Kaç kişisiniz ?"
"Başka kimse yok, sadece benim. Sandal da gemiden
değil. Gemiden cop yok...
"Adamın aklı karıştı... "O halde sandalı nereden
buldun?"
"Basit" dedi kadın.
"Adada bulduğum
malzemeyle yaptım...
Kürekler sakız ağacı...
Zemini palmiye dallarından ordum, yanlar
okaliptüs..."
"Ama, ama bu imkansız, aletlerin yok nasıl becerdin?" dedi adam.
"Pek de sorun olmadı. Öteki tarafta sıra bir alüvyon kaya oluşumu var.
Fırında belli dereceye ısıtılınca islenebilir
yumuşaklıkta demir elde
ediliyor. Alet yapmak için kolayca kullandım...
Boşveer bunları. hadi
göster, nerede yaşıyorsun ?"
Bon bir ifadeyle orada yaşadığını itiraf etti
adam...
Aylardır oracıkta sahilde yatıp kalktığını...
"Öyleyse bana gel benim yerime..." diyerek kadın
küreklere asildi.
Bir kaç dakika sonra küçücük bir iskeleye
yanaştılar...
Adam sahile göz atınca az daha sandaldan düşüyordu.
Mavi beyaz boyalı kulübeyle, iskele arasına taş döşeli yürüme yolu bile
yapılmıştı !
Eve girerlerken kadın omuzlarını silkti, "Pek rahatz sayılmaz ama ben yine de ev diyorum iste...
Otur lütfen, bir şey içer misin ?"
"Hayır, hayır teşekkürler... " dedi adam.
Şaşkınlığını hala üzerinden atamamıştı.
"Daha fazla Hindistan cevizi suyu içemeyeceğim artik... Tahammülüm kalmadı..."
"Hindistan cevizi suyu değil ki... İmbiğim var, Pink Colado'ya ne dersin?"
Adam hayretini gizlemeye çalışarak ikramı kabul
etti. Kanepeye oturarak sohbete daldılar.
İkisi de birbirlerinin hayat hikayesini dinledikten sonra kadın, "üzerime
rahat bir şey giyeceğim" diyerek ayağa kalktı.
"Duş yapıp tras olmak ister misin ? Üst kattaki banyo dolabında jilet var."
Adam artik olayı sorgulamaktan tamamen vazgeçmişti...
Banyoya girdi, dolapta kemik bir sapın içine
sıkıştırılmış oynak mekanizmalı iki deniz kabuğundan
yapılma ustura onu bekliyordu.. .
"Bu kadın inanılmaz" diye mırıldandı...
"Bakalım bundan sonra ne var
Döndüğünde kadın onu gardenya kokuları içinde, stratejik bölgeleri üzüm
yapraklarıyla örtülü olarak karşıladı...
Sadece uzum yaprakları...
Yanına oturmasını istedi.
Sonra yavaşça sokularak fısıldadı...
"Söyle bana yakışıklı, ikimiz de uzun suredir bu adadayız... Çok yalnız olmalısın, eminim şu anda yapmak için kıvrandığın bir şey var...
Hani burada tek başına geçirdiğin aylar boyunca en
çok yapmak istediğin...
Anlıyorsun değil mi ? Ne istersen yapabilirsin. ...
Gözlerinin içine bakıyordu...
Adam duyduklarına inanamadı...
"Yani..." dedi... "Buradan e-mailimi kontrol
edebilir miyimmm?"
HEPIMIZIN SONU BOYLE OLACAK ......:smile:
DevilSmile
16-04-2009, 12:11 PM
..Annemin sadece bir gözü vardı. Öteki gözü çukurdu, yani yeri boştu.
Ondan nefret ediyordum. Çünkü bu durum beni arkadaşlarımın arasında utandırıyordu.
Babam, ben daha küçükken bir kazada öldüğünden, ailemizi geçindirmek de anneme kalmıştı. Bunun için okulda aşçılık yapıyordu.
İlk okulda iken bir gün annem bana 'merhaba' demeye gelmişti. Sanki, yerin dibine geçmiştim. Bunu bana nasıl yapabilirdi.?
Onu görmezden geldim, ona nefretle bakarak oradan kaçtım...
Ertesi gün sınıfta bir arkadaşım bana, 'Senin annenin sadece bir gözü var. Diğeri ne biçim!' dedi. Diğerleri de gülüşüyorlardı.
O anda yerin dibine girmek ve de annemin ortadan kaybolmasını istedim.
Bu yüzden, o gün onunla karşılaşınca dedim ki:
-'Beni gülünç duruma düşüreceğine, ölsen daha iyi!'
Annem karşılık vermedi. Sadece, tek gözüyle bana biraz baktı ve uzaklaştı gitti...
Dediklerim hakkında bir saniye bile düşünmemiştim, çünkü çok kızmıştım. Onun duyguları beni hiç ilgilendirmiyordu. Onu evde istemiyordum ama ev onun üzerineydi...
Çok çalıştım, kendime yeter oldum, sonunda Singapur'a okumaya gittim.
Bir süre sonra da evlendim. Birikimime borç ekleyerek kendime bir ev aldım.
Daha sonra çocuklarım oldu ve hayatımdan memnundum. Annemi unutmuştum...
Bir gün annem bizi ziyarete gelmişti. Öyle ya, kaç yıldır beni görmemişti.
Kapıya gelince, çocuklarım tek gözlü birini görünce birden korktular, sonrada güldüler.
'Babaanneniz' diyemedim. İçeri girince ilk fırsatta ona:
-Evime gelip çocuklarımı nasıl korkutabilirsin.? Buradan hemen git! dedim.
Bu çıkışıma annem kısık bir sesle:
-Kusura bakmayın, ben yanlış adrese geldim galiba.! dedi ve çıktı-gitti...
Aradan yine uzun bir zaman geçmişti.
Bir gün mezunlar toplantısı için okulumdan bir mektup aldım.
Karıma iş seyahatine gidiyorum diye bahane uydurdum.
Mezunlar toplantısından sonra, birden aklıma düştü.Sadece meraktan eski evime gittim.
Eski komşularımıza sorduğumda, annemin öldüğünü söylediler.
Önce biraz sevinç duyar gibi oldum ama içimde bir burukluk ve sızı hissettim.
Ben şaşkınca beklerken, bana verilsin diye annemin bir mektup bıraktığını söylediler.
Açtım ve okumaya başladım:
-En sevgili oğlum... Her zaman seni düşündüm.
Singapur'a gelip çocuklarını korkuttuğum için üzüldüm...
Mezunlar gününde geleceksin diye çok sevindim ve bekledim.
Ama; seni görmek için yataktan kalkabilir miyim diye çok düşündüm...
Seni büyütürken, tek gözümle sürekli bir utanç kaynağı olduğum için de üzgünüm... biliyormusun biricik oğlum?
Sen küçücükken, babanla birlikte bir kaza geçirmiştin. Baban öldü fakat sen, bir gözünü kaybetmiştin. Bir anne olarak, senin tek bir gözle büyümene dayanamazdım...
Bu yüzden, babandan kalan tarlayı satarak, ameliyat masraflarına yatırdım.
İşte ,şimdi o yeri boş olan gözüm var ya , onu sana vermiştim. Nakil çok başarılı geçmişti, hiç fark edilmiyordu. 'O gözle, biricik oğlum görüyor ya...' diye çok mutlu oluyordum . ana yüreği ya oğul, sana 'sen benim gözümle görüyorsun' diyemedim ..
Başarılarından dolayı seninle o kadar gurur duyuyordum ki, bu bana yetiyordu.
Her şeye rağmen, sen benim oğlumsun...
Bütün sevgilerimle... Annen.
:cry:
DevilSmile
16-04-2009, 01:41 PM
Küçük kız,hüzünlü bir yabancıya gülümsedi. Bu gülümseme adamın kendisini daha iyi hissetmesine sebep oldu. Bu hava içinde yakın geçmiste kendisine yardım eden bir dosta teşekkür etmediğini hatırladı.Hemen bir not yazdı,yolladı.
Arkadaşı bu teşekkürden o kadar keyiflendi ki,her öğlen yemek yediği lokantada garson kıza yüklü bir bahşiş biraktı. Garson kız ilk defa böyle bir bahşiş alıyordu.Akşam eve giderken,kazandığı paranın bir parçasını her zaman köşe başında oturan fakir adamın şapkasına bıraktı.
Adam öyle minnettar oldu ki...iki gündür boğazından lokma geçmemişti. Karnını ilk defa doyurduktan sonra,bir apartman bodrumundaki tek odasının yolunu ıslık çalarak tuttu. Öyle neşeliydi ki, bir saçak altında titreyen köpek yavrusunu görünce,kucağına alıverdi.
Küçük köpek gecenin soğuğundan kurtulduğu için mutluydu. Sıcak odada sabaha kadar koşuşturdu.Gece yarısından sonra apartmanı dumanlar sardı.Bir yangın başlıyordu.Dumanı koklayan köpek öyle bir havlamaya başladı ki,önce fakir adam uyandı, sonra bütün apartman halkı...Anneler,babalar dumandan boğulmak üzere olan yavrularını kucaklayıp, ölümden kurtardılar...
Bütün bunların hepsi,beş kuruşluk bile maliyeti olmayan bir tebessümün sonucuydu.
RÜZGAR
16-04-2009, 02:14 PM
KARGA
80'ine merdiven dayamış yaşlı baba ile onu ziyarete gelen -45 yaşında ve saygın bir işi olan- oğlu salonda oturuyorlardı. Hal-hatırdan, çoluk-çocuktan, havadan-sudan sohbet ettikten sonra oğlu susmuş, ayrılmanın sinyalini vermişti. O anda üzerinde oturdukları sedirin yanındaki pencerenin pervazına bir karga kondu.
Yaşlı baba kargaya gülümserek biraz baktıktan sonra oğluna sordu: 'Bu ne oğlum?'
Oğlu şaşkın, cevapladı: 'o bir karga baba.'
Yaşlı baba kargaya biraz daha baktıktan sonra yine sordu: 'Bu ne oğlum?'
Oğlu daha da şaşkın, yine cevapladı: 'Baba, o bir karga'
Karga hâlâ pervazda, komik hareketlerle başını sağa sola çeviriyor, başını yan yatırıyor, havaya bakıyor, sonra başını yine onlara çeviriyordu. Yaşlı baba üçüncü defa sordu: 'Bu ne?'
Oğlunun şaşkınlığı sabırsızlığa dönmüştü: 'O bir karga baba, üç oldu soruyorsun. Beni işitmiyor musun?'
Yaşlı baba dördüncü defa da sorunca oğlunun sabrı taştı ve sesini yükseltti: 'Baba bunu neden yapıyorsun? Tam dört defadır onun ne olduğunu soruyorsun, sana cevap veriyorum ve sen hâlâ sormaya devam ediyorsun. Sabrımı mı deniyorsun?'
Babası -yüzünde hâlâ bir gülümseme- yerinden kalktı, içeri odaya gitti ve elinde bir defterle döndü. Bu bir hâtıra defteriydi. Oturdu, sayfalarını karıştırdı ve aradığını buldu. Sevgiyle gülümseye devam ederek sayfası açık bir vaziyette defteri oğluna uzattı ve o sayfayı okumasını söyledi.
'Bugün 3 yaşındaki minik yavrumla salondaki sedirde otururken yanıbaşımızdaki pencerenin pervazına bir karga kondu. Oğlum tam 23 defa onun ne olduğunu sordu. 23 soruşunda da ona sevgiyle sarılarak, onun bir karga olduğunu söyledim. Rahatsız olmak mı? Hayır! Onun sorusunu masumca tekrar edişi içimi sevgiyle doldurdu.'
'Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara 'öf' bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle.'
(İsra, 23)
RÜZGAR
16-04-2009, 02:50 PM
HAYAT DAİR 5 DERS...
Birinci Dersi
Okuldaki ikinci ayımda, hocamız test sorularını dağıttı. Ben okulun en
iyi ögrencilerinden biriydim. Son soruya kadar soluk almadan geldim ve
orada çakıldım kaldım. Son soru söyleydi :
'Hergün okulu temizleyen hademe kadının ilk adı nedır ?'
Bu her halde bir çeşit şaka olmalıydı. Kadını, yerleri sılerken, hemen
hergün görüyordum. Uzun boylu, siyah saçlı bir kadındı. 50'lerinde
falan olmalıydı. Ama adını nerden bilecektim ki ! Son soruyu yanıtsız
bırakıp kağıdı teslim ettim. Süre biterken bir öğrenci, son sorunun
test sonuclarına dahil olup olmadığını sordu.
'Tabii, dahil' dedi, Hocamız...
'İş yaşamınız boyunca insanlarla karşılaşacaksınız. Hepsi birbirinden
farklı insanlar. Ama hepsi sizin ilginiz ve dikkatinizi hak eden
insanlar bunlar.
Onlara sadece gülümsemeniz ve 'Merhaba' demeniz gerekse bile...'
Bu dersi hayatım boyunca unutmadım. Hademenin adını da...
Dorothy idi..
İkinci Ders :
Bir gece vakit gece-yarısına doğru Alabama Otoyolunun kenarında duran
bir zenci kadın gördüm. Bardaktan boşanırca yağan yağmura rağmen,
bozulan arabasının dışında duruyor ve dikkati çekmeye çalışıyordu.
geçen her arabaya el sallıyordu. Yanında d urdum. 60'lı yıllarda bir
beyazın bir zenciye, hem de Alabama'da, yardıma kalkışması pek olağan şeylerden değildi.
Onu kente kadar götürdüm. Bir taksi durağına bıraktım.
Ayrılırken ille de adresimi istedi, verdim. Bir hafta sonra, kapım çalındı.
Muazzam bir konsol televizyon indiriyordu adamlar. Bir de not ekliydi,
armağanda...
'Geçen gece otoyolda bana yardımınıza teşekkür ederim. O korkunç
yağmur sadece elbiselerimi değil, ruhumu da sırılsıklam etmişti.
Kendime güvenimiyitirmek üzereydim, siz çıka geldiniz.
Sizin sayenizde ölmekte olan kocamın yatağının baş ucuna zamanında ulaşmayı başardım. Biraz sonra son nefesini verdi..
Üçüncü Ders :
Size Hizmet Edenleri Hep Hatırlayın...
Bir pastanın üç otuz paraya satıldığı günlerde 10 yaşında bir çocuk
pastaneye girdi. Garson kız hemen koştu... Çocuk sordu:
'Çikolatalı pasta kaç para ?'
'50 Cent.'
Çocuk cebinden çıkardığı bozukları saydı. Bir daha sordu:
'Peki, Dondurma Ne Kadar ?'
'35 Cent.' dedi garson kız, sabırsızlıkla. Dükkanda yığınla müşteri
vardı ve kız hepsine tek başına koşuşturuyordu. Bu çocukla daha ne
kadar vakit geçirebilirdi ki...
Çocuk parasını b ir daha saydı ve
'Bir dondurma alabilir miyim, lütfen ?' dedi.
Kız dondurmayı getirdi. Fişi tabağın kenarına koydu ve öteki masaya
koştu. Çocuk dondurmasını bitirdi. Fişi kasaya ödedi. Garson
kız masayı temizlemek üzere geldiğinde, gözleri doldu, birden. Masayı
sanki akan gözyaşları temizleyecekti.
Boş dondurma tabağının yanında çocuğun bıraktığı
15 Cent'lik bahşiş duruyordu..
Dördüncü Ders :
Yolumuzdaki Engeller...
Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya
koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu. Bakalım neler olacak diye
gözlüyor... Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray
görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın
etrafından dolasıp saraya girdiler. Pek çogu kralı yüksek sesle
eleştirdi.Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz
tutamıyordu.
Sonunda bir köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu.
Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı ve ı kına
sıkına itmeye başladı. Kan ter içinde kaldı ama, sonunda, kayayı da yolun kenarına çekti.
Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski
yerinde bir kesenin durduğunu gördü.
Açtı... Kese altın doluydu. Bir de kralın notu vardı içinde...
'Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir.' diyordu kral.Köylü,
bü gün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı.
'Her engel, yaşam koşullarınızı daha iyileştirecek bir fırsattır.'
Beşinci Ders :
Önemli Olan Vermektir..
Yıllar önce hastanede çalışırken, ağır hasta bir kız getirdiler. Tek yaşam
şansı, beş yaşındaki kardeşinden acil kan nakli idi. Küçük oğlan aynı
hastalıktan mucizevi bir şekilde kurtulmuş ve kanında o hastalığın
mikroplarını yok eden antikorlar oluşmuştu. Doktor durumu beş
yaşındaki oğlana anlattı ve ablasına kan verip vermeyeceğini sordu.
Küçük çocuk bir an duraksadı. Sonra derin bir nefes aldı ve
'Eğer kurtulacaksa, veririm kanımı' dedi.
Kan nakli yapılırken, ablasının gözlerinin içine bakıyor ve
gülümsüyordu.Kızın yanaklarına yeniden renk gelmeye başlamıştı, ama
küçük çocuğun yüzü de giderek soluyordu...
Gülümsemesi de yok oldu. Titreyen bir sesle doktora sordu :
'Hemen mi öleceğim ?'
Ufaklık, doktoru yanlış anlamıştı, ablasına vücudundaki bütün kanı
verip, öleceğini düşünüyordu..
RÜZGAR
20-04-2009, 05:42 PM
http://i0904.hizliresim.com/2009/4/20/2878.bmp
HAYAT BÖYLE MAALESEF...
Genç bir çift, yeni bir mahalledeki yeni evlerine taşınmışlar. Sabah kahvaltı yaparlarken, komşu da çamaşırları asıyormuş. Kadın kocasına ' Bak, çamaşırları yeterince temiz değil, çamaşır yıkamayı bilmiyor, belki de doğru sabunu kullanmıyor.' demiş. Kocası ona bakmış, hiçbir şey söylememiş, kahvaltısına devam etmiş.
Kadın, komşusunun çamaşır astığını gördüğü her sabah aynı yorumu yapmaya devam etmiş.
Bir ay kadar sonra, bir sabah, komşusunun çamasırlarının tertemiz olduğunu gören kadın cok şaşırmış 'Bak' demiş kocasına ' Çamasır yıkamayı öğrendi sonunda, merak ediyorum, kim öğretti acaba ?'
'Ben bu sabah biraz erken kalkıp penceremizi sildim' diye cevap vermiş kocası.
Hayat böyle değil midir ?
Başkalarini izlerken gördüklerimiz, baktığımız pencerenin ne kadar temiz olduğuna bağlıdır. Birini eleştirmeden ve hemen yargılamaya davranmadan önce zihin durumumuza bakmak ve 'iyi' olanı görmeye hazır olup olmadığımızı farketmek güzel bir fikir olabilir ...
Asrın mütefekkirinin de söylediği gibi..
Güzel gören, güzel düşünür.. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır..
Pembe-Turtle
21-04-2009, 01:13 PM
Amerika'da ünlü bir avukatın kaybettiği tek dava:
Ünlü bir futbolcu karısını öldürmekle suçlanıyordu. Ama karısının cesedi ortada yoktu.
Futbolcu sanık sandalyesinde oturuyordu.
Kucak dolusu parayla tuttuğu avukatı jüriyi ikna etmeye uğraşıyordu:
"Sayın jüri üyeleri, müvekkilimin suçsuz olduğuna yürekten inanıyorum. Buna az sonra sizler de inanacaksınız. Neden mi? Bakın, şimdi ona kadar sayacağım ve müvekkilimin öldürdüğü iddia edilen karısı bu kapıdan içeri girecek...
1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10"
http://img7.imageshack.us/img7/5729/68025507.png
Bütün jüri kapıya döndü. Kimse girmedi içeri.
Avukat bir savunma dahisiydi, öldürücü hamlesini yaptı:
"Bakın, siz de kadının öldüğüne inanmıyorsunuz. Çünkü hepiniz içeri girecek diye kapıya baktınız. İşte kararı buna göre vermenizi talep ediyorum."
Ancak jüri ünlü futbolcuyu suçlu bulduğunu bildirdi ve dava bu şekilde sonuçlandı.
Mahkeme çıkışında avukat, jüri başkanına yaklaştı:
"10' a kadar saydığımda siz de diğer üyeler gibi kapıya baktığınız halde neden böyle bir karara imza attınız?"
"Doğru" dedi jüri başkanı; "Ben de kapıya baktım, ama müvekkiliniz kapıya bakmıyordu."
En iyi analist, herkes bir noktaya bakarken, o noktaya yönelen bakışları izleyen kişidir.:!::idea:
ReLaX
21-04-2009, 09:28 PM
5 arkadaş bir gece Alsancaktan eğlenmekten geliyoruz. Biralarıda kapmışız artık son nokta bizim eve çıkacağız asansörü bekliyoruz. Neyse geldi asansör 4 kişi zıpladı hemen bir arkadaş dışarda kaldı . "Siz çıkın ben sonra çıkarım" dedi gel oğlum 5 kişi taşır ne olcek dedik. " Yok abi kalırız bide falan gece gece baksana zaten 4 kişilik yazıyo" dedi. Ben de o an dedim ki " Gel oğlum gel sen nasıl olsa kişiliksizsin" :razz::razz::razz: asansör bi anda boşaldı ( o dışarıda kalan arkadaş özel bi bankada müdür şu an:twisted:
maestroab
22-04-2009, 01:06 PM
Beklemediğiniz birinden istemediğiniz arkadaşlık teklifi aldınız? Nasıl reddedersiniz? İşte kadınların ve erkeklrin yaygın olarak kullandıkları reddetme bahaneleri ve altında yatan anlamları..
Kadınların erkekleri reddederken söyledikleri bahaneler..
1- Seni ağabeyim gibi severim.(Saz heyetinde 14. keman)
2- Aramızda bu kadar yaş farkı olmasaydı keşke. (Babam yaşındasın)
3- Seni düşünemiyorum. (Çirkinsin)
4- Hayatım şu anda karmakarışık. (eve gideceğiz ve eski erkek arkadaşım gelecek,olay çıkacak)
5- Bir başkasını seviyorum. (Evde kedimi okşar,pasta börek yerim)
6- Aynı işyerinde çalıştığım biriyle çıkamam. (Aslında sadece aynı güneş sisteminde olsak da seninle olmam)
7- Sorun senden değil,benden kaynaklanıyor. (sorun senden kaynaklanıyor)
8- Şu sıralar kariyerime konsantreyim.(iş yapmak bile seninle olmaktan daha ilginç)
9- Sözlüm var. (Seninle beraber olmaktansa her yalanı söylerim)
10- Arkadaş kalalım. (Benim yanımda ol da erkek arkadaşlarımın neler yaptıklarını anlatacak bir adamım olsun)
Erkeklerin kadınları reddederken söyledikleri bahaneler..
1- Seni kızkardeşim gibi severim(çirkinsin)
2- Aramızda bu kadar yaş farkı olmasaydı keşke (çirkinsin)
3- Seni düşünemiyorum (çirkinsin)
4- Hayatım şuanda karmakarışık (çirkinsin)
5- Bir başaksını seviyorum (çirkinsin)
6- Aynı işyerinde çalıştığım biriyle çıkamam (çirkinsin)
7- Sorun senden değil benden (çirkinsin)
8- Şu sıralar kariyerime konsantreyim (çirkinsin)
9- Sözlüm var (çirkinsin)
10- Arkadaş kalalım (çok ama çok çirkinsin)
mr.magoo
maestroab
22-04-2009, 01:20 PM
Kadınlara nasıhatlar
KOCA TİPLERİ
Kadın akşam işten çıkar. Çocuğu yuvadan alır. Markete geçer ıspanak alır. Koştura koştura eve döner. Çocuğu soyar, elini yüzünü yıkar.
Kendi üstünü değiştirir. Mutfağa koşar. Bir yandan ıspanakları yıkar bir yandan çocuğun sorularına ve ihtiyaçlarına cevap verir.
Bir yandan sofrayı hazırlar… O DA NE YOĞURT ALMAYI UNUTMUŞTUR! Yoğurtsuz ıspanak olmaz Hemen kocasını arar.
Kocadan Kocaya değişen cevaplar:
1) Ben geç geleceğim. Toplantım var. Yoğurtsuz yiyin ( laçkalaşmış koca)
2) Ben geç geleceğim Çok üzgünüm, tühhhhhh şimdi ıspanak da yoğurtsuz olmaz ki. E, yoğurt getireyim kapıdan bırakayım hemen döneyim, toplantı bu, kaçırsam olmaz. Mazallah dağlara taşlara işten atılma sebebim olur, sonra yoğurt dökecek ıspanak bile bulamayız.
( aldatan koca ya da eve gelmemek için bahane arayan koca ,ama bi yandan da vicdanı sızlayan koca..)
3) Aradığınız numaraya şu anda ulaşılamıyor......... (İşte bu aldatan koca)
4) Mendebur kadın ıspanağı aldın da yoğurdu niye almadın! ("kazma" tipi koca )
5) Igggghhhh yine mi ıspanak. Otlaya otlaya sığır olduk ("kalas" tipi koca)
6) Tamam alırım (monotonlaşmış koca)
7) Tamam alırım başka bir şey lazım mı? ( Normal koca)
8) Tamam hayatım alırım başka bir isteğin var mı? (İdeal koca)
9) Aman canııım, ıspanakla mı uğraştın?
Yapmadıysan bırak ya dışardan söyleyelim ya da dışarıda yiyelim (Yok böyle koca)
!
mr.magoo
Pembe-Turtle
22-04-2009, 09:54 PM
1- Bilgisayarda çalışan öğrencinin elektrik kesildikten 15 dakika sonraki sorusu;
- Elektrik mi kesik?
2- Boş bilgisayar yok mu?
- Yok
- Hiç mi yok?
3- Word''lü bilgisayar var mı?
- Hayır çilekli ve vanilyalı var sadece.
4-Çıkıntı alabilir miyim? (Printerdan çıktı almak için )
- Çıktı versek
5- Çıktılar hep siyah beyaz mı oluyor?
- Hayır ara sıra yeşil üzerine eflatun ördek desenli de çıkıyor.
6- 14 numaralı bilgisayar çok salak yaaaaa....
-Rahmetli babasıda öyleydi,babasına çekmiş
7- Bilgisayar alabilir miyim?
- Tabi 1 mi olsun, 1,5 mu?
8- Internet geri geldi mi?
-Gitti hala dönmedi,kayıp ilanı verdik,aranıyor
9- İçeriye yiyecekle girme lütfen arkadaşım!..
- hemen çıkıcam...
- E herhalde çıkacaksın. Yatıya gelmedin di mi?
10- Hocam sınavdan çıktım çok kötü geçti...
- Olsun mühim olan katılmaktı...
11- Ben sabah geldim. Diğer amca vardı. O amca varken.........
- O amca değil. Erol Hoca...
12- Masa alabilir miyim?
- Alışveriş Sitelerinden bulabilirsin
13- Word''un olduğu bir yere oturup yazı yazabilir miyim?
- Word''e sor kabul ederse oturursun.
14- Internet hala gidik mi?
- Hayır gelik.
- Hii?!
15- Bilgisayara disket sokabilir miyiz?
- Sebep ?
16- Printer sayfası ne kadar?
- 40 bin
- 25''di artmış di mi?
- Aferin
17- Bir word''lü birde internet''li bilgisayar alabilir miyim?
- Ortaya karışık yaptıralım istersen
18- Internet kesik mi?
- Kesik
- Hepsinde mi kesik?
- Hayır.. Sırayla gidiyor..1 kesik 1 bağlı....
19- Buradaki amca nereye gitti?
- Ne amcası?
- Bi dayı vardı ya
- O dayı veya amca değil Erol Hoca
- Yav bizim hemşehri oluyor da..
- Gene de Erol Hoca...
20- Bilgisayarda ne yapabilirim?
-Valla bilmiyorum senin yeteneğine kalmış
21- İnternete giricem.. ilk defa geliyorum
- Heyecanlı mısın?
22-Yazıcı çalışıyor mu?
- Hayır bugün izinli..
- Nasıl yani???
23- İnternete girmek istiyorum.. Girebilir miyim?
- Tabii ama bu kıyafetle giremezsin.. Üstünü değiştirmen lazım
24- Monitörün üzerinde takılı duran kağıt tutacağını gören öğrenci;
- Hocam bu dikiz aynası mı?
25- Öğrenci bilgisayar kartı almak için numara soruyor;
- 3 ve 4 arasında en iyisi hangisi?
- Valla 3.5 ve 3.7 en iyileri...
26- Yer var mı?
- Var.. Pencere kenarı mı olsun koridor mu?
- Hii?.
27-Bu mouse un niye topu yok??(optik mouse)
Pembe-Turtle
24-04-2009, 07:14 AM
Aşkın tarifini sordular tüm hayatım boyunca bana
Ve sorduğum insanlar oldu ‘’Sence aşk nedir? ‘’ diye.
- Sevgi, saygı, anlayış…
- Mantığın sıfıra indiği noktada başlar aşk.
- “Dünyada ondan başka insanın olmadığını düşünmektir”. dedi, kimi arkadaşlarım.
- “Aşk bir sudur, iç iç kudur.” diyenler de oldu.
- “Aşk mı ?! ... amannn, boş ver gereksiz bir şey’’ demeyen yok dersem yalan söylemiş olurum.
Bir radyo programında yine karşılaştım bu soruyla.
Yıllarca radyoculuk yaptığım için, program yapımcıları sırf zaman doldurmak için ve insanların yaptıkları programlara daha fazla katılım sağlamaları için seçmiş oldukları ‘’ Can evlerinden vuran sorular ‘’ olarak bilinir bunlar.
Aşk nedir?
Sevgi nedir?
Sizce gerçek sevgi nasıl olmalıdır?
Severken aldatılır mı?
…
gibi.
Hiçbir zaman kafatasımın içinde kendisine dinlenecek bir koltuk bulup iki dakika nefeslenmeyen beynimin , gecenin en güzel saatlerinde yine kafatasımın içinde volta attığı bir zamandı. Bir o köşesine bir bu köşesine çarparken düşünceler, birden dinlediğim radyonun sunucusundan böyle aptalca bir soru geldi:
- Sizce aşk nedir?
Sunucuda iş yok anlaşılan ya da Aşk konusunda çok deneyimli ki böyle bir konuya parmak basma gereksinimi duydu.
-Cevaplar gelmeye başladı;Ahmet mesajında demiş ki; Aşk, bence mantığın sıfıra indiği yerde başlar. Çok haklısın Ahmet kutluyorum seni sevgili dinleyicim
‘’Yahuuu bizi diğer hayvanlardan ayıran özellik hani düşünebilen hayvanlar olmamız/-dı/!’’
-Gelen mesajlara bakmaya devam ediyoruz; Pelin demiş ki; Aşk, sevdiğine çok değer vermektir. Harikasın Pelin, zaten değer vermeden aşık olunmaz değil mi?!
‘’Pelin harika evet ama düşünce olarak olmadığı kesin!’’
-Hakan mesaj göndermiş bize, Aşk, bence baktığın her yerde onu görmektir… Doğru diyorsun Hakan; insan sevdiği zaman gözü sevdiğinden başka bir şey görmez olur.
‘’Sanırım bu Hakan hiç tuvalete gitmiyor ya da gözlerini kapatıyor!’’
-Evet, sevgili dinleyicilerim, şimdi bir müzik arası vermek istiyorum, sonra mesajlarınıza devam edeceğim.
Sinir oldum!
‘’Kanalı değiştirsene Ersin’’ diyenleriniz var biliyorum.
Yok, yok değiştirmeyeceğim ama bu sunucuya da bir şekilde haddini bildireceğim.
Telefon ettim.
-Merhabalar Ersin Bey Sizce aşk nedir alabilir miyim cevabınızı?
-Bence aşk köpekleşmektir!
- Efendim???
- Aşk köpekleşmektir hanımefendi.
- Ben bunu yayında nasıl söylerim?
- Bunun da mı cevabını ben vereyim size?
- eee şey yaniii….peki ersin bey, katıldığınız için teşekkür ederim …..
Tık nefes kalmıştı, biliyordum.
O kadar emindim ki verdiğim cevabın yayınlanmayacağına, yine de dinledim.
Yanılmamıştım.
Verdiğim cevap yayınlanmadı.
Çünkü bana sihirli soruyu sormadı; ‘’ Neden köpekleşmektir’’ demedi.
‘’Aşk sadıktır, Aşk fedakardır, Aşkın gözü kördür, Aşk sadakattir, Aşk…, Aşk…, Aşk…, Aşk…, ..…‘’
Koca bir akşamı böyle bitirdim.
Dışarıdan köpek sesleri geldi; Bir âşık acı çekiyor, dedim.
Bir köpek uzun uzun uluyordu; Bir âşık, âşık olduğundan ayrılmış, dedim.
Bir köpek acı acı havlıyordu; Bir âşık Platonik aşk yaşıyor, dedim.
Köpekler oynaşıyordu, sağdan soldan geçen arabaları umursamadan; Çok âşıklar, dedim.
Bunları düşünerek uyumuşum!
Diyorum ki;
Aşk, köpekleşmektir!
Aşk mantığın sıfıra indiği yerde başlıyor. Köpekte de mantık yoktur!
Âşık olan kişi, âşık olduğunu sahipleniyor. Köpek de sahiplenir!
Âşık olan kişi, sadıktır. Köpek de sadıktır!
Buraya kadar sanırım hemfikiriz.
Devam edelim;
Âşık olduğunuz kişi bir gün sizi arıyor ve diyor ki ‘’Ben seni artık istemiyorum, defol git dünyamdan. ‘’
Çekip gidiyorsunuz.
Telefon çalıyor, ‘’ Aşkım ben seni çok özledim. ‘’
Koşup gidiyorsunuz.
Tanıdık geldi mi bu davranış siz köpek severlere?!
‘’Git buradan ‘’ dersiniz. Kuyruğunu sıkıştırır boynu önünde sizden uzaklaşır. Ama bakışları o kadar masumdur ki süzüm süzüm süzülür giderken. İçiniz parçalanır ‘’ Gel oğlum ‘’ dersiniz veee birden kucağınıza atlayıverir.
Âşık olduğunuz birine zarar geldiği zaman dünyaları yıktığınız günleri hatırlıyor musunuz?
Yolda el ele yürürken, sevdiğinizin omzuna sertçe omuz atan birini bir yumrukla yere devirdiğinizi, odada vızır vızır dolanan bir sineğin sesinden rahatsız olmasın diye sabaha kadar odada sinek kovaladığınızı, âşık olduğunuz kişiye ters bir cevap veren insana inceden inceye diş bilediğiniz zamanları hatırlıyor musunuz?
Hadi gelin şimdi yanında köpeği olan birinin omzuna sert bir darbe vuralım, ya da onunla bağıra çağıra konuşalım
Âşık olan insanla aynı hareketleri gösteriyor ve sizi parçalamıyor mu? (o zaman o köpek değildir)
Hala açıklama mı bekliyorsunuz benden :)
Aşk, köpekleşmektir! Dedim.
Âşık olduğunuz kişinin bahçesinden ayrılabiliyor musunuz?
Tek bir mesajı ile kuyruk sallamıyor musunuz?
Gel oğlum dediğinde kilometreleri aşmıyor musunuz?
Yüzlerce kişi sizi çağırırken, sahibinizin bir ıslığı yetmiyor mu?
Ellerinin içine alıp başınızı okşadığında yüzünüzde tebessüm oluşmuyor mu?
Size söylediği her kelimeyi umursayıp kulaklarınızı dikip dinlemiyor musunuz?
O halde siz Aşıksınız..! Hemde köpekler gibi..!
Pembe-Turtle
24-04-2009, 11:03 AM
Değişik yaş gruplarındaki öğrencilerin sorulara verdiği komik cevaplar:
Soru: Dört büyük kitabın adını yazınız
Cevap: 1- Ansiklopedi, 2- Sözlük, 3- Kolej sınav kitabı, 4- Kalın roman kitaplar (Serpil-İlkokul 5)
Soru: İnsanları hayvanlardan ayıran temel özellikler nelerdir?
Cevap: İnsanların hayvanlardan çok derdi olması. (Buse- 7. Sınıf)
Soru: Zatürree hastalığı nasıl bulaşır?
Cevap: Duygusal yönden bulaşır. (Reyhan-Lise 1)
Soru: Trafik polisinin görevleri nelerdir?
Cevap: 1- Rüşvet almak, 2- Ceza kesmek, 3- Travestileri kovalamak (Adem-6. Sınıf)
Soru: Asgari ücret nedir?
Cevap: Askerlik şubesinde verilen ücrettir. (Hasan- 8. Sınıf)
Soru: Enfeksiyon nedir?
Cevap: Hükümetin düşüremediği fakat ters düşürdüğü bir hayat şeklidir. (Hüseyin-Lise 1)
Soru: FAO (Dünya Gıda Örgütü) nedir?
Cevap: Farkında olmadan ya da istenmeden çıkan bir gazdır. (Mehmet-6. Sınıf)
Soru: Haçlı Seferleri'nin çıkış nedeni nedir?
Cevap: Hocam affedersiniz, poponun kışkırtmış olmasıdır. (Ensar-6. Sınıf)
Soru: Dünyanın yuvarlak olduğunu kim kanıtlamıştır?
Cevap: Allah kanıtlamıştır. (Sadık-6. Sınıf)
Soru: Ailede demokrasi nasıl olmalıdır?
Cevap: Ailede demokrasi, sen istediğin zaman anneni dövemezsin. Ya da evde istediğin için evi kırıp dökemezsin. Baba olunca olabilir. (Emel-6. Sınıf)
Soru: Kimler oy kullanamaz?
Cevap: Hamile olma ihtimali yüksek olanlar. (Selçuk-7. Sınıf)
Soru: Şoka girmiş kişiye neler yapılmaz?
Cevap: Tokat atılmaz, yoğurt yedirilmez. (Cihan-8. Sınıf)
Soru: Avrupa'da reform hareketini kim başlattı?
Cevap: Riki Martin Luther. (Şenol 7. Sınıf)
Soru: Ege Bölgesi neden girintili çıkıntılıdar?
Cevap: Türkiye'nin en kıvrak bölgesi olduğu için. (Halit-7. Sınıf)
Soru: Devletin kuruluş amacı nedir?
Cevap: Devlet bazı insanların hususi büyük işlerini yapmak için kurulmuştur. (Kübra-7. Sınıf)
MorAkis
24-04-2009, 02:52 PM
"Seni seviyorum.
Anonim
“Sensiz yaşayamam” sözü, bir başkasına kendini sunmak anlamına gelir.
Bu sözü söyleyen kişinin demokrasi, bağımsızlık, özgürlük konusunda “vazgeçilmez” inançları olan değerler benimsenir. Sevdiğimize sahip olma karşılığında biz de sahiplenilmeyi öneririz.
Aşkı ifade eden sözlerimiz yalnız birbirimize hükmetmenin bir belirtisi olmakla kalmaz, kendi bireysel aşkımızı her şeyin üstüne yerleştirdiğimizi gösterir. Aşkımızın, işimize, başkalarıyla olan ilişkilerimize, yaşam biçimimize, değer yargılarımıza hükmetmesine izin veririz. Yaşam, aşk uğruna inanç ve davranışlarını tümüyle değiştiren kişilerle doludur.
İşte bu mutlak teslimiyet yüzündendir ki aşk sürekli olamıyor. Aşka sahip çıkmakla, aşkı bitirmiş oluyoruz. Aşkı yaşarken geliştirilen ifadeler ve jestler giderek yoğunluğunu ve içtenliğini yitirir; sonunda ilişki biter. “Sensiz yaşayamam” sözleri, sevgililerden biri ayrılmak istediğinde diğerinden gelen umutsuz bir çağrıdan başka bir şey değildir artık.
Aşkın bu denli çabuk tüketilmesi, hatta herhangi bir şekilde tüketilmesi için hiçbir sebep yok aslında. Burada sorgulanması gereken kafamızdaki aşk kavramıdır, aşkın buyurduğu özel dil ve adetler yüzünden birbirimize karşı takındığımız tavırdır. Aşka öyle bir üniforma giydirmiş, onu öyle totaliter bir biçimde tanımlamışız ki aşık olma süreci anlık bir şey olup çıkmış.
Günümüzde, geçmiş uygarlıklarımızda aşk intihara, cinayete, alkolizme, sadizme, işkenceye, şerefsizliğe götüren büyük bir sorun haline gelmiş. Duygularımızı abartıyoruz.
On sekizinci yüzyılda Lotte yüzünden intihar eden ve tüm Avrupa’da binlerce genci intihara sürükleyen Goethe’nin “ genç Werther”i, aşkı sahiplenmenin ve mülk edinmenin bir örneğidir. İnsanın sevdiğine sahip olma tutkusu aşkın kendisinden ağır basmaya başladığı an, bu aşk değildir artık. Aşk, yaşamdan güçlü olamaz. Özgürlükten yoksun olarak da varlığını sürdüremez.
Aşkın totalitarizmi, kıskançlıkta da kendini gösterir. Aşk kavramımız totaliter olmasaydı, aşk ile kıskançlığın aynı kişide varlığını sürdürmesi olanaksız olurdu. “Kıskançlık, sürekli bir ilişkinin besinidir,” diyor Proust. Ama neler pahasına?
Beraber olduğumuz insanlar için sorunlar yaratıyor, duygu ve düşüncelerimizi onlara açıkça ifade etmiyoruz. Birbirimizle sarmaş dolaş olma uğruna ne diller dökülür, ne yalanlar söylenir.
Neden, bir zamanlar birbirine aşık olan insanlar sonunda birbirlerine dayak atmaya, işkence etmeye ve birbirlerini öldürmeye kalkarlar? Aşıklar arasındaki cinayet oranı neden bu denli yüksek?
Nasıl olur da, hem aşk, hem nefretle ilgili düşünce ve duygular aynı insanda barınabilir? Aşkın bir karşıtı nasıl olabilir? Nasıl olur da aşk nefret tohumlarını, nefret de aşk tohumlarını içerir?
Aşka, tüketilecek, sahip olunacak ya da teslim olunacak bir nesne gözüyle bakıldığı zaman nefret de ortaya çıkar.
………
Aşk konusunda ne düşünmüşsek, yüzyıllar önce nasıl sevmişsek bugün de bunu aynı ilkel, kaba ve totaliter biçimde sürdürüyoruz.
Aşkın evriminde duraksama olmuş bir yerlerde, bir zamanda, kendi içimizde…Amerikalı yazar Saul Bellow’un dediği gibi, “Radyasyondan çok birbirlerinin kalplerini kırmaktan ölüyor insanlar.”
28 Mart 1987, Marburg
Gündüz Vassaf- Cehenneme Övgü
RÜZGAR
24-04-2009, 06:06 PM
NEDEN EVLENMİYORSUN DİYENELERE CEVABEN...
Aslında...
Evlenmek isterdim,
süper bir düğünüm olsun,
bembeyaz, sırtı açık bir gelinliğim olsun,
annem sevincinden ağlasın diye...
Kıvırcık saçlı bir kız çocuğum olsun
ve bana anneler gününde
çarpık çurpuk yazısıyla
okulda yaptıkları kartı getirsin diye...
Geceleri gök gürleyip fırtına çıktığında
korkarak yastığıma sarılmayayım diye...
sevdiğim erkek bana! :
canım karıcığım desin diye...
Artık yemek yapmayı öğreneyim,
devamlı
yumurta ve makarna pişirmeyeyim diye...
Ama
EVLENMIYORUM:
Sevdiğim erkeğin
kirli çamaşırları,
Lavobodaki sakal artıkları,
Kaprisleri, küfürleri,
! ;vurdumduymazlıkları ve
yalanları arasında
onu neden sevdiğimi unutmayayım
diye...
işin içine
para ve çıkar hesapları girdiği zaman
büyük aşkların
nasıl küçüldüğünü görmeyeyim
diye..
Aldatılmanın dayanılmaz hafifliği (!) ile
tanışmayayım diye...
Canım babacığımdan kalan tek sahip olduğum şeyi,
soyadımı verip
yerine
bana soyadından başka verecek
çok büyük
birşeyi olmayan birininkini
almayayım
diye....
Gece
kız arkadaşim ağlayarak bana telefon
açtığı zaman
kedime ertesi gün için mama koyup
geceliğim ve diş fırçamla
onun evine gidebileyim
diye..
Ben olgusunu daha yeni yeni öğrenmişken,
bunu Biz olgusuna değişmeyeyim
diye...
Hiç düşünmüyorum evlenmeyi
bir gün beni çok üzer gereksiz şeylerle
ve bir özür dilemeyi akıl bile edemez diye
CAN DÜNDAR
Pembe-Turtle
24-04-2009, 06:16 PM
Ruzgar'cım harikasın budur...Harika şeyler düşündürdün bana...:!::smile:
RÜZGAR
24-04-2009, 11:08 PM
Ruzgar'cım harikasın budur...Harika şeyler düşündürdün bana...:!::smile:
teşekkür ederim canım arkadaşım:smile:
DevilSmile
25-04-2009, 07:46 AM
Yurt dışında yaşayan adam karısına bir mail gönderiyor:
'Sevgili karıcığım, bu ay maaşımdan sana para gönderemiyorum, onun yerine 100 öpücük gönderiyorum.
Sen benim bir tanemsin.
Kocan'
Ay sonuna doğru karısı şöyle bir yanıt yollar:
'Sevgili aşkım,
Gönderdiğin 100 öpücük için teşekkür ederim. Masraflar şöyle;
1- Sütçü bir aylık süt için 2 öpücüğü kabul etti,
2- Elektrikçi 7 öpücükten sonra anlaşmaya razı oldu,
3- Ev sahibi kira için her gün 2-3 defa uğruyor,
4- Bakkal sadece öpücüğe razı olmadı, ona ilave başka şeyler de verdim,
5- Diğer masraflar toplam 40 öpücük...
Beni lütfen merak etme, daha 35 öpücük bakiyem var ve bu ayı çıkarabilirim.
Gelecek ay için de ayni yönde mi plan yapmalıyım?
Lütfen bilgi ver.
Sevgili karın…' :twisted::twisted:
MisCha
25-04-2009, 11:16 AM
Adam oglunun odasının önünden geçerken hayretle bakakaldı.
Yatagı güzelce toplanmıştı ve odası hiç olmadıgı kadar derli toplu görünüyordu.
Sonra adam yastıgın üzerine bırakılmış mektup zarfını farketti.
Üzerinde -Babama- yazıyordu.
Aklından geçen bin bir kötü düşünceyle mektup zarfını açtı ve titreyen elleriyle mektubu okudu:
Sevgili baba;
Sana bu satırları derin bir pişmanlık ve üzüntü içinde yazıyorum.
Kız arkadaşımla kaçmak zorundaydım çünkü seni ve annemi yaşanacak rezaletten uzak tutmak istedim. Gerçek tutku ve aşkı ben jale ile
buldum ve o öyle tatlı ki anlatamam... şunu biliyordum siz onun vücudunun her yerine taktıgı küpeleri, derisine işlettigi dövmeleri, kendine has o çılgın giyim tarzını asla ama asla onaylamayacaktınız ve tabi benden çok büyük olmasıda bir sorundu. Fakat benim için bunlar değildi gerçek tutku ve gerçek aşk... Baba jale hamile!
Jale'nin dedigine göre çok! mutlu olacagız. Ormanda kendine ait bir karavanı ve tüm kış yetecek kadarda yakacagı var. Bir sürü çocuğa sahip olma düşüncesi rüyalarımızı süslüyor. Jale benim gözlerimi esrar gerçeğine açtı ve artık biliyorum ki esrar kimseye zarar vermez. Esrar yetiştirecek ve insanlara pazarlayacagız ve yine bu sayede ihtiyacımız olan kokoin ve ekstaziye ulaşacagız.
Artık tam anlamıyla bilime yalvarıyoruz dualar ediyoruz şu AIDS in çaresi bulunsun ve Jale saglıgına kavuşsun diye..... O kesinlikle iyileşmeyi hakediyor.
Endişelenmeyi bırak baba ben 15 yaşındayım ve kendi başımın çaresine bakabilirim..
Eminim birgün geri dönecegiz ve sen kendi torunlarını tanıyacak, seveceksin.
Oglun.....
NOT: Baba yazdıgım mektubun tek kelimesi bile dogru degil. Ben Mehmet'lerdeyim.
Sadece sana; masamın üzerinde seni bekleyen karneden daha kötü şeylerin oldugunu hatırlatmak istedim. :biggrin:
MisCha
25-04-2009, 11:19 AM
Dün gece yine ölümle burun buruna geldim. Kendime bir
zarar geleceginden degil ama karim Cemile ne yapar
sonra. Biz aksam yemegimizi genelde saat 11-12 gibi
yerdik, ama ev sahiplerimizin misafiri geldiginden geç
vakitlere kadar oturup yatmadilar. Neyse ki konuklarin
gitmesiyle birlikte uykuya daldilar. Bir süre
ortaligin sakinlesmesini bekleyip, yiyecek
toplamaya basladim. Bugün misafirler geldigi için
menü çok zengindi. Pasta ve börek kirintilarina
bayiliriz. Her neyse ben nevaleyi toplarken
birden mutfagin isigi yandi ve "Aaaaaa! Karafatma"
diye bir ses duydum.
Be adam, ben bir erkegim Fatma da nereden çikti.
Benim adim Nuri. Böyle seyler delikanliyi bozar.
Hadi beni karimla karistirdin diyelim. Sen ne kadar
korkak bir adamsin. Benim kaç katim büyüklügünde
olmana ragmen bu bagiris da ne böyle? O korkunç sesin
kesilmesiyle birlikte,sanki ben ona bir şey yapmisim
gibi beni kovalamaya basladi. Inanin o kadar da
dikkat ediyorum, tabak, çanak bardak üzerinde
dolasmamaya çünkü bu dingilin karisi çok titiz. Bazen
diyorum ki bu giciklarin misafiri Geldiginde git
>ortalarda dolas böylelikle utanilacak duruma
düssünler..Ama yapamiyorum iste. Ne olursa olsun,
ekmek yedigin tekneye kötü gözle bakmamak
gerekir.
Ben eve geldigim ilk yillari hatirliyorum da ne
güzeldi o günler. Rahmetli kayinbabam ve kayinvalidem
beni evlerine kabul etmislerdi. O zamanlar rahattik,
çünkü ev sahibimiz Riza amca kördü. Bu sebeple
evin her yerinde serbestçe dolasabiliyorduk. Hatta
Riza amcayla ayni sofrada yemek yedigimiz günlerde
oldu. Gerçi bizleri görebilseydi nasil davranirdi
bilmem ama o hep yüregimizde yasayacak. Riza amcanin
durumu pek iyi sayilmazdi, memur emeklisiydi. Bu evde
rahmetli karisininmis,bu yüzden yiyecek konusunda bu
kadar fazla seçenegimiz yoktu. Ama daha mutlu ve
huzurluyduk.
Riza amca bir gün görünmez kazaya kurban
gitti.Gerçi onun için bütün kazalar görünmezdi. Riza
amcanin topraga verildigi gün biz de oradaydik.
Karsi komsusu Osman Zeki bey bize geldiginde ceketini
asmisti. Biz de bunu firsat bilip ceketin cebine
girdik. Ardindan Osman Zeki beyle birlikte mezarliga
dogru yola koyulduk. Riza amcanin üç tane oglu vardi
ama bugüne kadar sadece nüfusta gözüküyorlardi.
Hayirsizlar daha ilk günden evi satisa çikardilar.
Evi su anda oturan adam ve karisi satin aldi. Eve
ayak basmalariyla kayinbabam ve kayinvalidemi
öldürmeleri bir oldu. Adam sonra igrenerek cansiz
bedenleri kagida sararak çöpe atti. Sanki kendisi
çok temizmis gibi. Halbuki tuvaletten çiktiktan sonra
ellerini yikamadigina defalarca sahit oldum.
Simdilerde kendine üzerinde rahmetli kayinvalidemin
resmi olan bir ilaç almis, durmadan üzerimize *
duruyor Kayinvalidem Sultan hanim gençliginde
fotomodel oldugu için bu tür ilaçlarin üzerinde
resmi bulunuyor. Hatta bir iki reklam filminde de
oynamisti. Ama evlenince mecburen birakti. Çünkü
kayinbabam tam bir Osmanli erkegiydi. Bugüne kadar
rahmetli Riza amcanin anisina bu evde oturduk,
artik daha fazla dayanacak halimiz kalmadi. Eşe dosta
haber saldik. Kendimize göre bir ev bulur bulmaz
tasinacagiz buradan. Belki de sizin evinize yerlesiriz
hayat bu belli mi olur? ........
smurff..
25-04-2009, 11:39 AM
ASLAN DOĞURMAK
Hayvanlar bir gün kim daha çok çocuk doğurabilir diye çekişmeye başlarlar.
Hep birlikte dişi aslana gidip danışırlar.
'Sen kaç çocuk doğurabiliyorsun? ' diye sormuşlar aslana.
'Bir.' diye yanıtlar dişli aslan. 'Fakat ben aslan doğururum.'
DERSIMIZ;
NITELIK, NICELIKTEN ÖNEMLIDIR.
************
YENGEÇ ILE ANNESI
'Neden böyle yan yan yürüyorsun yavrum' diye sorar anne yengeç çocuğuna.
'Düzgün yürüsene ! ' der.
- 'Pekala anne' der çocuk.
- 'Sen önümden düzgün yürü, ben seni takip ederim. '
DERSIMIZ;
HAREKETLER SÖZLERDEN ÖNDE GELIR?
************ ***
ASLAN, KOYUN, KURT VE TILKI
Aslanın biri, bir koyunu yanına çağırır ve nefesinin
kokup kokmadığını sorar.
Evet ! ? diye yanıtlar koyun. Aslan bu yanıta kızar ve
koyunu oracıkta parçalar.
Daha sonra kurda seslenip yanına çağırır, ona da aynı soruyu sorar.
Hayır ! ? diye yanıtlar kurt korkudan. Ancak o da yağcılık yaptığı için aslanın öfkesinden kurtulamaz.
Sıra tilkiye gelmiştir. Aynı soruyu tilkiye de sorar.
Tilkinin yanıtı şöyle olur;
- Üzgünüm, üşütmüşüm biraz, o yüzden burnum koku almıyor ! ?
DERSIMIZ;
AKILLI KIŞI TEHLIKELI DURUMLARDA KONUŞMAZ !!!
************ **
KAZLAR VE TURNALAR
Kazlar ve turnalar bir gün aynı tarlada yiyecek ararlarken birden yanlarına
yaklaşmaya çalışan avcıyı fark ederler. Turnalar daha çevik ve hafif oldukları için hemen uçarlar.
Oysa kazlar ağır hareket ettikleri için avcıdan kurtulamazlar.
DERSIMIZ;
YAKALANANLAR HER ZAMAN SUÇLU OLANLAR DEĞILDIR?
************ *********
HASTA GEYIK
Yaşlı bir geyik hasta düşer ve daha rahat otlayabilmek için güzel otlarla dolu bir çalılıkta yaşamaya başlar.
Her hayvanla iyi geçindiği için pek çok hayvan sık sık geyiğin ziyaretine gelir.
Zamanla her gelen hayvan bu güzel otlardan tatmaya başlayınca kısa süre sonra tüm otlar biter.
Geyik hastalıktan kurtulur ama yiyecek hiçbir şeyi kalmadığı için bir süre sonra açlıktan ölür.
DERSIMIZ;
SIZCE ?
BENCE; iyilik eden cezasını bulur !
************ ********* ***
FARELERIN TOPLANTISI
Bir gün fareler bir araya gelirler ve başlarına musallat olan bir kediden
kurtulma planları yaparlar.
Pek çok fikir öne sürülür.
Hiçbiri kabul görmez.
En sonunda genç bir fare kedinin boynuna bir çan asmayı önerir.Böylece kedi kendilerine yaklaşırken farkına varacak ve
kaçabileceklerdir. Bu öneri fareler tarafından alkışlarla onaylanır.
Bu arada bir köşede sessizce onları dinlemekte olan yaşlı bir fare ayağa
kalkar ve bu önerinin çok zekice olduğunu, başarılı olacağından hiç kuşkusu olmadığını belirtir.
Fakat, der, Kafamı bir soru kurcalıyor. Aramızdan kim kedinin boynuna çan asacak ???
DERSIMIZ;
IYI BIR PLAN YAPMAK AYRI, O PLANI GERÇEKLEŞTIRMEK
AYRIDIR. *
* İnsanlar FELSEFE yi;
* Çocukken MASAL'lardan,
* Büyüyünce KiTAP'lardan,
* ihtiyarlarlayı nca da arkalarında kalan YAŞAM'larından Öğrenirler...
RÜZGAR
25-04-2009, 08:41 PM
http://i0904.hizliresim.com/2009/4/25/3919.jpg
KÜÇÜK KALP
Bir dostum anlatmıştı; Bir tanıdıklarının evlerinde televizyon arıza yapmış.Tamirci gelip Tv’nin arkasını açmış ki bir sürü ekmek kırıntısı.. Tabi kimin yaptığını hemen anlamışlar. Evin dört yaşındaki yaramaz kızı.. Bu hangi ailemizde gerçekleşirse gerçekleşsin.. İlk göstereceğimiz tepki genellikle öfkeli bir davranıştır. Tamircinin yanında bağırır aşırı gidenlerimiz çocuğu orda döver. Fakat anne öyle yapmamış. Çocuğuyla konuşmayı denemiş ve öğrendiklerinden sonra hüngür hüngür ağlamaya başlamış.. Çocuk ekranda Afrika’daki aç çocukları gördükçe mutfaktan ekmek alıp Tv’nin açık bulduğu tek yerinden arkasında ızgaralardan içeri atıyormuş…
YuRuYeDuR!
26-04-2009, 10:40 AM
HASTA GEYIK
Yaşlı bir geyik hasta düşer ve daha rahat otlayabilmek için güzel otlarla dolu bir çalılıkta yaşamaya başlar.
Her hayvanla iyi geçindiği için pek çok hayvan sık sık geyiğin ziyaretine gelir.
Zamanla her gelen hayvan bu güzel otlardan tatmaya başlayınca kısa süre sonra tüm otlar biter.
Geyik hastalıktan kurtulur ama yiyecek hiçbir şeyi kalmadığı için bir süre sonra açlıktan ölür.
DERSIMIZ;
SIZCE ?
BENCE; iyilik eden cezasını bulur !
************ ********* ***
Ziyaretin kısası makbuldür !
MisCha
26-04-2009, 03:21 PM
Çevreci kuruluşlara üye iki sevgilinin kavgası
- Yaaa Buket nedir bu rezillik ya. Biz ddoğallıktan bahsediyoruz. Sen makyaj yapıyorsun?
- Aman Murat o kadarda değil artık bırakk biraz güzel gözükelim.
- Güzellik mi? sen buna güzellikmi diyorrsun ya. Ben seni çevreyi temiz tutalım eyleminde çöp tenekesi kılığına girdiğin şeklinle sevdim kızım!
- Ay iyide ömrümün sonuna kadar çöp teneekesi olarak dolaşacak değilim ya Murat.
- Hem ona bakarsan sende hakiki deri ayaakkabı giyoyorsun. Kim bilir hangi hayvanı öldürüp derisinden ayakkabi yaptılar. Ben hiç olmazsa bez ayakkabı giyiyorum.
- Yaaa kızım bana anlatma tamammı. Daha dün inci kolye takıyodun. incilerin nereden çıktığını anlatmama gerek yok heralde.
- CimBom maçında yaktığın sis bombasınınn çevreye verdiği zararı, havaya verdiği kirliliği görmemezlikten gelmiştim ama doğrusu şimdi söylemeden edemiycem.
- Hahhh şuna bak. Yolda yürürken yerdekii izmariti farketmeden geçtiğin günü hatırlıyorsun değilmi. Onu geri dönüp ben almıştım yerden Buket !
- Şuna bak patlak eksozla param yok diyee 1 ay trafikte dolaşıp çevreyi kirleten bendim sanki!
- Et-Mangal ziyafetine gidende sendin Buuket hanım!
- Yokk canım. Boğazdan petrol geçirilmessini engellemek için boğaza eyleme gittiğimde ben hastayım diye evde kalanda sendin ona bakarsan...
Entellektüel çocuğun sevgilisi ile kavgası
Erkek kıza telefon açar...
- Buket merhaba hayatım. Nasılsın?
- iyiyim sağol canım sen nasılsın?
- iyiyim sağol. Akşam buluşuyoruz değil mi ?
- evet Murat buluşacaz ama lütfen bu seffer farklı bir yere gidelim.
- Tabiki hayatım sen nasıl istersen. gellip seni alıyorum.
Çocuk gider, kızı evinden alır ve arabaya binip ilerlemeye başlarlar...
- Murat bu komiser şekispir filmine gideelim mi bugün hayatım.
- Offf Buket! o film bana çok banal gelddi. böyle iğrenç bir filmi nasıl seyretmek istersin ki?
- Seyretmeden iğrenç olduğunu nasıl bileebilirim Murat! hem sen nereden biliyorsun o filmin iğrenç olduğunu. Sakın bana izlediğini söyleme.
- Evet izledim.
- Ayyy Murat inanmıyorum. Bir Sosyal Faaaliyette bulunuyorsun ve bensiz. Bunu bana nasıl yaparsın?
- Yaaa Buket saçmalıyorsun geçen gece arrkadaşlarla gittik.
- Aşkolsun sana Murat hani birbirimizdenn habersiz hiç birşey yapmayacaktık. Hani beni çok seviyordun.
- Buket uzatmıyalım sevgilim. lütfen. - Ayy ne demek uzatmayalım Murat. Daha ddün bir tiyatroya ücretsiz bilet buldum fakat yalnızca bir tane olduğu için kabul etmedim. Ben bunları düşünürken senin bu yaptyğına inanmıyorum.
- Haklısın hayatım özür dilerim.
- Ayrılsak iyi olacak diye düşünüyorum MMurat. Bugün sinemaya giden yarın tiyatroya gider. Beni aldatmana katlanamam.
- Anlıyorum Buket nasıl istersen. Ama lüütfen dost kalalım. Bütünüyle senden kopmamı bekleme. Ayrıca geçen gece gittiğimiz barda o çocuğa nasıl baktığını farketmiştim söyliyeyimde.
- Offff ben ona bakmadım Murat !
- Hesap vermek zorunda değilsin hayatım biz artık ayrıldık...
Uyumlu iki sevgilinin kavgası
Yokk canım o kadarda değil. Hiç uyumlu iki sevgili kavga edermi? Yaşasın uyumlu sevgililer. Ne mutlu herşeyin bir şekilde ortasını bulabilenlere...:)
RÜZGAR
26-04-2009, 03:23 PM
(ÇOCUKLUK HİKAYESİ)
KİBRİTÇİ KIZ
BİR YILBAŞI GECESİYDİ.DONDURUCU,KAVURUCU BİR SOĞUK VARDI.YOLDAN GEÇENLER PANTOLONLARININ YAKASINI KALDIRMIŞLAR ,ATKILARINA BÜRÜNMÜŞLER,HIZLI HIZLI YÜRÜYORLAR KİMİ EVİNE GEÇ KALMIŞ,KİMİ ACELE EDİYOR, KİMİ EĞLENCE YERİNE GİDİYOR.ÇOCUKLAR KOŞUYORLAR, BİR BİRLERİNE KARTOPU ATIYORLARDI. GECENİN ZEVKİNİ EN ÇOK ONLAR ÇIKARIYORLARDI.KAHKALARLA GÜLÜYORLAR SEVİNÇ İLE HAYKIRIYORLARDI. YANLIZ BİR ÇOCUK VARDI Kİ. GELİP GEÇENLER ONUN FARKINA VARMIYORLARDI. BU KİBRİÇİ KIZ AĞACIN ALTINDA ÇOCUKLARI İZLİYORDU.KENDİ KENDİNE DİYORKİ:
-KEŞKE BENDE ONLAR GİBİ OYNAYA BİLSEM .DEDİ
KÜÇÜK KIZ ARTIK EVE GİTMELİYİM. DEDİ VE EVE GİTTİ NEHAYET KÜÇÜK KIZ ARTIK EVE GELMİŞTİ.VE BABASINI GÖRÜNCE HEMEN SESLENDİ:
BABA!BABA!..BİZİ BUGÜN PARKA GÖTÜRSENE DEDİ VE KIZIN BABASI:
BUGÜN HİÇ KİBRİT SATTIN MI DEDİ.KIZIN BABASI
KIZ:
-ŞEEYY ASLINDA SATAMADIM DEDİ.
KIZIN BABASI:
-OZAMAN PARKI UNUT! DEDİ VE BUNUNLA KALMADI VE SANA YEMEK YOK DEDİ. KIZ AĞLAYARAK ODASINA GİTTİ VE SABAH OLMASINI BEKLEDİ VE GÖZLERİNİ AÇTIĞINDA SABAH OLMUŞTU VE ÇOK AÇTI KOŞARAK KİBRİT SATMAYA GİTMİŞTİ VE ŞÖYLE SESLENDİ:
-KİBRİTLERİM VAR ÇOK UCUZ 10 YKR SANKİ BİR BEDAVA BİRKAÇ KİŞİ KİBRİT ALMIŞTI KIZ SEVİNEREK EVE KOŞTU BABASINI KALDIRDI VE:
-BABA BABA KİBRİT SATTIM BENİ PARKA GÖTÜRÜRMÜSÜN
BABASI: -TAMAM DEDİ VE ÜSTÜNÜ GİYİNDİ VE KIZINI PARKA GÖTÜRDÜ.
SON..
Yazar: N.G.
Thyia
26-04-2009, 11:05 PM
Kadınların dört yaşı olurmuş.
Birincisi; kimliğindeki yaş,
ikincisi; hissettiği yaş,
üçüncüsü; gösterdiği yaş ve
dördüncüsü ise; söylediği yaş!
Amerikalı erkek bir bilim adamının yaptığı araştırma,
Kadınların hayatının 4 ana döneme ayrıldığını ortaya koymuş:
1) Herşeye ağzı açık ayran budalası olarak baktıkları,
söylenen her güzel lafa kolay kandıkları 17 - 25 yaş arasındaki
KAZ Dönemi.
2) Güzelliklerinin farkına vardıkları, o yüzden hep
kapris üstüne kapris yaptıkları 25 - 35 yaş arasındaki
NAZ Dönemi.
3) Hayatı (erkekleri) tanıyıp gözlerinin açıldığı
35 - 45 yaş arasındaki
KURNAZ Dönemi.
4) Mihrabın yıkıldığı, herşeyin bittiği 45 yaş sonrası
ENKAZ Dönemi :smile:
Erkeklerin hayatıda 4 ana döneme ayrılir... :smile:
1. 17-30 yas arasi: KAZ Dönemi.
2. 30-40 yas arasi: KAZ Dönemi.
3. 40-60 yas arasi: KAZ Dönemi
4. 60 ve sonrasi : 'ENKAZ yada EN KAZ' Dönemi
hanci
27-04-2009, 02:21 AM
Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir şey Var
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya
Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin
İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına
Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın
Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana
Ataol BEHRAMOĞLU
herkesin armağının kıymetini anlaması dileğimle...
Pembe-Turtle
27-04-2009, 09:35 AM
Adam bir dükkâna girer ve bir kova, 10 kg.lık bir boya, bir kaz ile
iki tavuk alır. Satıcı aldığı malzemeleri dükkanın dışına kadar
taşımasına yardım eder. Adam tüm bu yükleri eve kadar nasıl
taşıyacağını düşünürken yanına yaşlıca bir kadın yanaşır ve bir adres
sorar.
*Adam cevaplar;
- Orayı biliyorum yürüyerek gidebiliriz, benim evime çok yakın ama bu
yükleri nasıl taşıyacağımı düşünüyorum.
- Çok kolay, der yaşlı kadın. Boyayı kovanın içine koy ve bir elinle
tut; iki tavuğu da koltuk altlarına yerleştir, diğer elinle de kazı tut
der.
*Adam yaşlı kadının dediği gibi yapar.
Eve doğru yürürlerken adam;
- Şurası biraz kestirme ordan daha çabuk varırız.
- Olmaz, der yaşlı kadın. Ya o tenhada beni duvara dayayıp öpersen ne yaparım?
*- Yapma kadın, bu kadar yüküm var. Allah aşkına bunları bırakıp bu
dediklerini nasıl yaparım saçmalama. Kadın;
- Kazı yere koyarsın, kovayı üstüne kapatır boyayı da kovanın üstüne
koyarsın. ..
Adam sorar :
- Tavuklar ne olacak ?
-Tavukları ben tutarım.
smurff..
27-04-2009, 09:39 AM
Ziyaretin kısası makbuldür !
:biggrin:
MisCha
27-04-2009, 11:26 AM
Sigorta sektöründe yöneticilik yapan yaşlı bir adam emekliye ayrilir ve kendine bir lisenin yaninda küçük bir ev alir. Emekliliginin ilk bir kac haftasini huzur icinde gecirir ama sonra ders yili baslar. Okullarin acildigi ilk gun, dersten cikan ogrenciler yollarininuzerindeki her cop bidonunu bagirip, cagirarak tekmelerler. Bu cekilmez gurultu gunler surer ve yasli adam bir onlem almaya karar verir. Ertesi gun cocuklar gurultuyle evine dogru yaklasirken, kapisinin onune cikar onlari durdurur ve:
- 'Cok tatli cocuklarsiniz, cok da egleniyorsunuz. Bu nesenizi surdurmenizi istiyorum sizden. Ben de sizlerin yasindayken ayni sekilde gurultuler cikarmaktan hoslanirdim, bana gencligimi hatirlatiyorsunuz. Eger her gun buradan gecer ve gurultu yaparsaniz size her gun 1 dolar verecegim' der.
Bu teklif cocuklarin cok hosuna gider ve gurultuyu surdururler. Birkac gun sonra yasli adam yine cocuklarin onune cikar ve onlara soyle der:
- 'Cocuklar enflasyon beni de etkilemeye basladi bundan boyle size sadece 50 sent verebilirim.'
Cocuklar pek hoslanmazlar ama yine devam ederler gurultuye. Aradan birkac gun daha gecer ve yasli adam yine karsilar onlari:
- 'Bakin' der, 'Henuz maaşimi alamadim, bu yuzden size gunde ancak 25 sent verebilirim, tamam mi?'
- 'Olanaksiz bayim' der iclerinden biri, 'Gunde 25 sent icin bu isi yapacagimizi saniyorsaniz yaniliyorsunuz. Biz isi birakiyoruz.'.:smile:
RÜZGAR
27-04-2009, 06:14 PM
ÇOK ÖZEL BİR HİKAYE..
Kendini bildi bileli mor menekşeyi çok severdi. Çocukluğunun geçtiği ikikatlı evin bahçesinde bahar geldiğinde mor mor açar, mis gibi kokarlardı..Annesi mor menekşeleri hep duvar kenarına dikerdi..
gölgeyi sever menekşelerderdi..Oysa ögretmeni bitkilerin güneş ışınları ile fotosentez yaptığını anlatmıştı onlara .Bitkiler güneş ışığına muhtaçtı.Mor menekşeler ne tuhaf bitkilerdi , her bitki güneşi severken,onlar neden gölgeyi tercih ediyorlar diye düşündü durdu.
Hande...Küçük, ufacık aklı ile aslında menekşelerin diğer çiçeklerden farklı olduğunu keşfetmişti, işte belki de menekşeler bu yüzden bu kadar güzeldi.
Herkesden farklı olursan, bu hayatta değerli olursun yargısına varmıştı.Daha o yıllarda farklı olmak için uğras vermeye başladı. ilk olarak, okulda kimsenin yanına oturmak istemediği Hacer'in yanına oturmak istiyorum ögretmenim diyerek başladı farklılıklarla süren hayatı. Hacer bile şaşırmış şaşkın şaşkın bakıyordu onun yüzüne. Hacer çok dağınık, biraz anlama zorlukları olan problemli bir ailenin kızı idi. Hande ise mühendis Kamil Beyin biricik kızı. Ögretmen pek oturtmak istemedi önce Hacer'in yanına Hande' yi. Daha sonra bir tatsızlık çıkmasın diye öğretmen Hande'nin annesini çağırdı.
Annesi eve geldiklerinde Hande'ye sordu :
- Neden yavrum Hacer in yanına oturmak istiyorsun?
Hande cevap verdi :
- Geçen baharda menekşeler ekiyorduk hani anne, o gün sen bana menekşeler güneşi sevmez demiştin, oysa her bitki güneşi sever. Menekşeler farklı, belki de bu yüzden bu kadar güzeller. Hacer'in yanına kimse oturmak istemiyor. Ben farklı olmak istiyorum. Belki Hacer de güzeldir, onu fark etmek istiyorum, dedi.
Annesinin ağzı açık kalmıştı. İlkokul 4.sınıf öğrencisi kızının olgunluğuna hayran kalarak
- peki kızım kimin yanında istersen oturabilirsin," dedi.
Pazartesi Hande Hacer'in yanında oturmaya başladı. Hem Hande tedirgindi,hem Hacer. Birbirleri ile hiç konuşmuyorlardı. Diğer kızlarda soğumuştu Hande'den. Nasıl Hacer gibi dağınık, bir şeyi, iki kere anlatınca anlayan fakir bir kızın yanına oturmayı istemişti. En çok alınan doktor Cemal Beyin kızı Esin'di. Anne babaları her hafta sonu görüşüyorlar, Hande ve Esin birlikte oynuyorlardı. Nasıl olur da kendi yerine Hacer'i seçerdi. Çok gururu kırılmıştı. Esin'in. Hande ile konuşmuyordu. Birgün Hande ve ailesi Esinlerle dağ köylerinden birinde gerçekleştirilecek bir panayıra katılmak için sözleştiler. Hande gene Esin'in somurtacağını bildiği için gitmek istemiyordu. İçin için de Hacer'e kızmaya başlamıştı arkadaşları ile arasının bozulmasına sebep olmuştu.Neden sanki bu kadar dağınıktı, neden her şeyi iki kerede anlıyordu? Yoksa aptal mıydı?Sonra menekşeleri hatırladı hemen düşüncelerinden utandı. Hacer farklı diye yargılamaması gerekiyordu. Hacer'in, kimsenin bilmediği güzelliklerini keşfedecekti. Buna tüm gücü ile inandı. Panayıra gittiklerinde Esin somurtarak karşısında oturuyordu, Hande ile konusmuyordu. Hande canı sıkıldığından biraz dolaşmak için annesinden izin aldı. Köy yolunda yürümeye başladı. Hava iyice soğumuş ve ayaz iyice artmıştı, kar atıştırmaya başlamıştı. Hande karı çok seviyordu, yürüdü, yürüdü. Köye gelmişti. Bir evin önünde durdu. Evin penceresinde ki saksıya gözü ilişti. Gözlerine inanamıyordu, bunlar mor menekşelerdi. Ama kıştı vemenekşeler soğuğu hiç sevmezlerdi eve dogru bir adım attı. Kapıda beliren gölgeyi çok sonra fark etti bu Hacerdi.
Hande'ye gülümsüyordu.
- Hoşgeldin Hande buyurmaz mısın?, dedi.
Biraz ürkek, şaşkınlıkla kapıya doğru ilerledi Hande ve içeri girdi. Oda sıcacıktı odun sobası her yeri ısıtmıştı. Menekşeler diyebildi sadece Hande...
- Bu soğukta ?
Hacer gülümsedi ;
- Onlar annem için, annem onları çok sever.
Sonra yatakta yatan kadını fark etti Hande.
"Annen hasta mı?" dedi.
"Evet 2 sene önce felç oldu ona ben bakıyorum, bizim kimsemiz yok, birtek
ineğimiz var onunla geçiniyoruz. Ama tüm işler bana baktığı için derslere çalışacak pek vaktim olmuyor, dedi Hacer utanarak.
Bir de bizim köyden şehre araç yok, bu yolu her gün yürüyorum o yüzden de çok yorgun okula geliyorum dersleri anlamakta güçlük çekiyorum. Hande'nin gözleri dolmuştu. Dışarıdan gelen ses ile kendine geldi. Annesi onu arıyordu. Çok merak etmiş olmalıydı. Dışarıya koştu ve annesine sarıldı,ağlıyordu. Bir müddet sonra anne bu Hacer diye tanıştırdı sıra arkadaşını. Hacer'in yaptığı sıcak çorbadan içtiler birlikte. Hande annesine anlattı Hacer'in hayatını, ağlayarak.
"Bir şeyler yapalım anne" dedi.
O hafta annesi ve Hande, Hacerlere gidip annesi ve Hacer'i kendi evlerine taşıdılar. Hacer artık Handeler den okula gidip geliyordu, ne dağınıktı, ne de aptal. Sınıfın en iyi öğrencisi olmuştu. Seneler geçti Hacer ve Hande bir arkadaş değil, iki kız kardeşlerdi artık. Mor menekşeler Hande'ye Hacer'i armağan etmişti. Hacer'e ise hem Hande'yi, hem hayatı. Seneler sonra ikisi de evlendi. Hacer şimdi bir doktor. Hande'den vicdanın ne kadar önemli olduğunu öğrendi, hastalarına vicdanıyla birlikte şifa dağıtıyor. Hande ise bir ögretmen. Çocuklara farklı olan şeyleri sevmeyi de ögretiyor. Bir kızı var adı, Hacer Menekşe. Hayatta en çok sevdiği iki şeye birini daha ekledi
Hande.
LÜTFEN SEVGiNiZE ÖNYARGI KOYMAYIN..
HERŞEY SEVİNCEYE KADAR FARKLIDIR..
SEVDİKTEN SONRA İSE SEVGİNİN DİLİ HEP AYNIDIR..
mathegothic
27-04-2009, 08:06 PM
Gözyaşları ile okudum Rüzgarcım..Ellerine emeğine sağlık...Bu kadar anlamlı bi yazıyı bizimle paylaştığın için çok teşekkür ederim.
hanci
27-04-2009, 09:18 PM
çok ama çok güzel bir şiir... hem duyuluşu hem manası derin insanı alıp götüren bi şiir...
gloomy
28-04-2009, 01:58 PM
Tuna diye bir çocuk vardı
Ne annesiydi ne babasıydı
O sadece Tuna'ydı
Kendi istekleri vardı
Doğruları yanlışları kendisi anlayacaktı
Biraz canı yandı
Ama olsun ne önemi vardı
Tuna'yı kendisi yarattı...:rolleyes::smile:
MorAkis
28-04-2009, 05:52 PM
Ben de birşey eksik diyordum gloomy tam oldu şimdi hay Allah razı olsun :))
gloomy
28-04-2009, 06:13 PM
:DDDDDD Biliyorum mor bu şiirden ne kadar etkilendiğini ne demek bişey değil :(:P:D
mathegothic
28-04-2009, 09:26 PM
Mustafa Kemal Paşa, 3 Mayıs 1920 günü Doğu Cephesi Komutanı Kazım Karabekir Paşa’ya yazdığı bir mektupta “Devlette hiç para kalmadı. Şu anda içeride para temin edebileceğimiz bir kaynak da yok. Başka kaynaklardan para temin edinceye kadar Azerbaycan hükümetinden borç para alınmasını temin etmenizi rica ederim” diyordu. Kazım Karabekir Paşa, isteği Azerbaycan hükümetine iletti. Bu istek, Azerbaycan Sovyet Sosyalist Halk Cumhuriyeti ile Ankara Hükümeti arasındaki ilk resmi temastı.
Azerbaycan’dan Türkiye’ye uzanan kardeş eli
1921 yılı içinde Nerimanov’un şahsi emri ile Azerbaycan Dışişleri Bakanı Mirza Davut Hüseyinov, kazanılan Birinci-İkinci İnönü Savaşları münasebetiyle çektiği telgrafta “...Kazanılan bu büyük zaferlerden dolayı Türk halkını Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti adına kutluyoruz.” diyor ve bu büyük zaferlerin şerefine Azerbaycan halkının yardım için 30 sistern petrol, 2 sistern benzin, 8 sistern kerosin gönderdiğini bildiriyordu.
Aynı yılın Mayıs ayında Azerbaycan devleti, TBMM hükümetine 62 sistern petrol gönderdi ve bundan sonra savaş bitinceye kadar aynı değerde petrol ve üç vagon dolusu kerosin göndermeyi taahhüt etti. Bu taahhüdün dışında 1922 yılında Batum yolu ile Azerbaycan dokuz bin tondan fazla kerosin ve 350 ton benzin gönderdi.
Mustafa Kemal Paşa, 1921 yılında Nerimanov’a bir mektup yazarak borç para talep etmişti. Bu mektubu 17 Mart 1921 günü büyükelçi Nerimanov’a ulaştırdı. Nerimanov, derhal 500 kg. altın gönderdi. Bunun 200 kg. devlet bütçesine, kalanı ise mühimmat ve silah için kullanıldı. Daha sonra Nerimanov Rusya’dan aldığı 10 milyon altın rubleyi Ankara’ya gönderdi. Bu yardımlarla savaş içindeki ülkenin durumunda belirgin bir düzelme oldu.
23 Mart 1921’de Azerbaycan hükümeti talep etmediği halde Türkiye’ye Azerbaycan halkının hediyesi olarak 30 sistern petrol, 2 sistern benzin, 8 sistern yağ gönderdi.
Nerimanov, Mustafa Kemal Paşa’nın yazdığı mektuba yazdığı cevabi mektubunda her gün kazanılan başarılarla Türk halkının emperyalizmden kurtulma günlerinin yaklaştığını, bu yüzden kahraman Türk halkını kutladığını yazıyor ve sonra ilave ediyordu; “Paşam, bizim Türk milletinde kardeş kardeşe borç vermez. Kardeş, her zaman kardeşinin elinden tutar. Biz kardeşiz, her zaman elinizden tutacağız ve tutmaya devam edeceğiz.” (A. Şemseddinov, Kurtuluş Savaşı Yıllarında Türkiye-Sovyetler Birliği Alâkaları, shf.66)
Şimdi biz, Ermenistan Karabağdan çekilmeden , Ermenistan kapılarını açarsak, bu, kardeşimiz olan Azerbaycan'a ihanet değil de nedir? Bu karara onay verenler bu vebali taşıyamıyacaklar ve tarih onları hep kardeş haini olarak yazacaktır...
RÜZGAR
28-04-2009, 09:52 PM
http://i0904.hizliresim.com/2009/4/28/3629.bmp
HİÇBİR ANNENİN HAKKI ÖDENMEZ,HERKESİN ANNESİ BİR TANEDİR...
SEVGİ SAYGI VE HÜRMET İNSANİYETİNİZİN GÖSTERGESİDİR...
Son günlerde, bir surat, bir surat ki gelinde, Çayımı bile yarım dolduruyor bey. Allah'tan kulaklarım ağır işitiyor da duymuyorum ne söylediğini ama yine de hissediyorum bey;
Beni bu evde galiba istemiyor artık. Hey gidi günler heeey.
Oğlunu bilirsin, vur kafasına al lokmayı, iki ara bir derede ne yapsın? Ana bu atsa atılmaz, satsa satılmaz. Bana artık gizli gizli sarılıyor bey... Dün akşam uyurken öptü beni biliyor musun? Nasıl ağırıma gitti nasıl… Artık akide şekeri de getirmiyor. Hani dişlerim yok ya, güya yerken garip sesler çıkarıyormuşum da çocuklar iğreniyormuş benden. Yok,vallahi yalan bey, hiç yapar mıyım ben öyle şey?
Gelin çocuklara masal anlatmamı da yasakladı. Üstelik seninle konuşuyormuşum diye duvardaki resmini bir yere sakladı… Olsun, koynumdaki resminden haberi bile yok! Yine de beddua edemem bey, oğlumun karısı, torunlarımın anası o.
Geçenlerde üst komşular geldi, Ne konuştuklarını duymayayım diye kapıyı üstüme kilitledi. Duymadım, duymadım, lakin hissettim. Düşkünler evine yatıracaklarmış önümüzdeki ay beni… Ne yalan söyleyeyim epey ağırıma gitti, epey…
Ha, sen ne diyorsun bey? Hani bir görünsen oğluna, ne de olsa babasısın, seni dinler.
Bu odada oturur, vallahi hiç dışarı çıkmam. Akide şekeri de istemem. Masal da anlatmam artık çocuklara… Ne olur ayırmasınlar beni bu evden, yaşayamam nefes bile alamam… Sana ait anılardan uzak ne yaparım ben, ne yaparım?
Şu camın pervazında hayalin durur, çekmecelerde el izin. Bastonun hala duvarda asılı. İstemiyorlar beni artık, istemiyorlar hasılı… Hey gidi günler hey!
Hani diyorum bir çağırsan… Yoksa… Yoksa sen de mi unuttun beni bey! Sen de mi unuttun beni bey?
Not; Bir gün yaşlanacağımızı unutmayalım ve büyüklerimize bu sözleri söyletecek davranışlarda bulunmayalım..
MisCha
29-04-2009, 11:31 AM
Adamin biri arabasiyla yolda gidiyomu$.. derken tam bi manastirin ordan gecerken araba arizalanmi$... adam ugra$mi$ etmi$ ama bakmi$ ki olmiycak, hava da karariyo, gidip manastirin kapisini calmi$:
- Afedersiniz... ben burdan geciyodum ve arabam arizalandi... gidebilicegim hicbir yer yok geceyi burda gecirebilir miyim?
Rahipler memnuniyetle adami iceri almi$lar, ona yemek vermi$ler hatta arabasini da tamir etmi$ler.. derken uyku vakti gelmi$... adam tam uykuya dalicagi sirada, koridordan gelen cok tuhaf bi ugultuyla irkilmi$..... birkac dakika sonra ugultu kesilmi$ ve adam uyumu$.. sabah uyanir uyanmaz rahiplere "o ses ne sesiydi?"diye sormu$,rahipler "ne oldugunu sana soyleyemeyiz, cunku sen bi rahip diilsin..." demi$ler.. adam biraz bozulmu$ ama yine de rahiplere te$ekkur etmi$, arabasina atlami$ yoluna devam etmi$...
Aradan birkac yil gecmi$... adam yine arabasiyla ayni yoldan gecerken yine arabasi tam manastirin orda bozulmu$... adam yine kapiyi calmi$, rahipler adami iceri almi$lar arabasina bakmi$lar,ve gece olup da adam yatinca yine koridordan ayni tuhaf ses gelmez mi..... "bunu mutlaka ogrenmeliyim"diye sabahi zor etmi$, sabah rahiplere sordugunda rahipler yine ayni cevabi
vermi$ler: "Sana soyleyemeyiz, cunku sen bir rahip diilsin..."
Adam bunun uzerine "pekala...."demi$.. "bakin o sesin ne oldugunu ogrenmek icin deli oluyorum...bana soylemenizin tek yolu benim bi rahip olmamsa, tamam olucam... bunun icin ne yapmam gerekiyor?" Rahiplerden biri cevap vermi$:
"Bunun icin dunyayi ba$tan sona geziceksin, yeryuzunun tamaminda kac sim tanesi ve kac kum tanesi oldugunu bulucaksin.... buraya donup bize soyledigin zaman sen de artik bizdensin...."
Adam kafaya koymu$ bi kere o ugultunun ne oldugunu ogrenicek .. yola du$mu$, 45 sene boyunca dunyayi gezmi$ dola$mi$ gorevini tamamlami$, ve manastira geri donup kapiyi calmi$.... rahiplerden biri kapiyi acinca adam hemen iceri dalmi$:
"Beni hatirladiniz di mi.. o sesin ne oldugunu bana soylemeniz icin butun dunyayi dola$tim, butun sim tanelerini ve kum tanelerini tek tek saydim...
i$te istediginiz sayilar: dunyada 145.236.284.232 sim tanesi, 231.281.219.999.129.382 kum tanesi var..."
Rahipler "BRAVO..!!"demi$ler.. "Artik sen de bizdensin... gel bakalim $imdi seni o sesin kaynagina goturucez..." ve adami koridordan gecirip tahta bi kapinin onune getirmi$ler...ba$ rahip "i$te ses burdan gelir" demi$... adam kapiyi acmak istemi$ ama kilitliymi$,"anahtari verir misiniz?"demi$, ba$ rahip ona anahtari vermi$... adam kapiyi acip iceri girmi$,kar$isina bu kez ta$tan bir kapi cikmi$.. o da kilitliymi$, adam onun da anahtarini istemi$, kapiyi acmi$, iceri girince bu kez kar$isina yakut renkli bir kapi cikmi$.. o da kilitliymi$,
Adam ba$ rahipten anahtari almi$, iceri girmi$, bu kez de kar$isina zumrut kapli bi kapi,çikmi$, adam onun da anahtarini istemi$ iceri girmi$ derken adam bu $ekilde tam 15 tane degi$ik kapilardan gecmi$, en sonunda kar$isina altin renkli bi kapi cikmi$..ba$ rahip adama o kapinin anahtarini verirken "i$te son kapinin anahtari...."demi$... adam kilidi acmi$, iceri girmi$... ve en sonunda o tuhaf sesin kaynagi olarak kar$isina ............
..... ne ciktigini malesef size soyleyemem, cunku siz bir rahip diilsiniz ..:biggrin::biggrin:
Pembe-Turtle
29-04-2009, 11:35 AM
Fırına geldiğimde ortalıkta ekmek görünmüyordu. Eski bir
dostum olan fırıncı,"Biraz bekleyeceksin hocam," dedi.
"İki-üç dakikaya kadar çıkartıyorum."
Kenardaki tabureye oturup beklemeye koyulurken, içeriye
yaşlıca bir adamın girdiğini gördüm. Eskimiş ceketinin sol
yakası altında bir madalya parıldıyor ve yürürken hafifçe
topallıyordu. Selam verdikten sonra, fırıncının tezgahına
yaklaşarak, "Ekmeklerimi alayım," dedi.
"Benim ikizler acıkmıştır."
Fırıncı, adamın kendesine uzattığı torbayı alarak tezgahın altına eğildi ve bir gün öncesine ait olduğu anlaşılan
ekmeklerden dört-beş tane çıkardı.
Ben o arada oturması için kendi yerimi o adama vermiş,
tezgahın yanına iyice yaklaşmıştım. Ekmeklerden birkaç
tanesinin şekli değişmiş, katılaşmış, taş gibi olmuştu.
Fısıltı şeklinde fırıncıya sordum. Neden taze ekmeği
beklemesini söylemiyorsun? Biraz sonra çıkacak ya!..
"Bayat ekmekleri kendisi istiyor." dedi fırıncı. "Çok fakir
olduğundan, ona yarı fiyatına veriyorum."
"Kim bu adam?" diye sordum.
"Kore gazilerinden " dedi. "Oğluyla gelini bir trafik kazasında
vefat edince, ikiz torunlarını yanına almıştı. Yıllardır
onlara bakıyor, hem de çok az bir maaşla."
Fırıncının anlattıkları karşısında içimin yandığını hissediyor ve
ufak da olsa bir şeyler yapmak istiyordum.
"Aradaki farkı ben vereyim," dedim. "Hiç olmazsa bugün
taze ekmek yesinler." Fırıncı, teklifimi kabul etti ve biraz
sonra da, fırından yeni çıkan taze ekmekleri adamın torbasına
doldururken şekli bozuk, bayat ekmekle ri de tezgahın altına koydu.
"Çok şanslısın hacı amca," dedi. Çocuklar için sana
bugün pasta gibi ekmek vereceğim."
Yaşlı adam, bir evlat sevgisiyle kucakladığı torbayı
göğsüne bastırırken. "Allah, senden razı olsun evladım" dedi.
"Bugün onların doğum günü olduğunu nereden biliyordun?":sad:
MisCha
30-04-2009, 01:41 PM
"Neyi arıyorsan sen, O'sundur" der Mevlana. Zulmün peşindeysen zalimsin, aşkı arıyorsan aşık. Elinden tuttuğumuz her sevgili, bizi sürükleyip, kendi iç dünyamızın derinliklerinde bir keşif gezisine çıkarır. Her ilişki, benliğimizde bir kazıdır aslında, her sevda ruhumuzun bir başka yüzü Her aşkta kendimizi ararız, o yüzden bulduklarımız benzerimizdir.
Resimlerini yan yana koyun sevdiklerinizin ve dikkatle bakın yüzlerine, onların suretlerinden kendi yüzünüz bakacaktır size.
Aşk denilen kaleydoskobun buzlu camına gözünüzü dayadığınızda, binbir cam rengarenk ışıklar saçarak döndüğünde, her seferinde bambaşka şekiller ördüğünü görürsünüz.
Her camda, farklı bir renginiz vardır; her şekilde sizden bir parça. Aşklarınız hülasanızdır.
Sevdiğiniz her adam, beğendiğiniz her kadın farklı ruh hallerinizi ele verir; arada bir çevirdiniz mi kaleydoskopu, cam parçalar yer değiştirip yeni şekiller alır; hepsi siz. Sevgilinizin gözlerindeki dolunay, sizdeki ışığın yansımasıdır aslında; dilindeki sizin ilhamınız, tenindeki sizin yansımanızdır. Yoksa hala bir sevdiğiniz, o henüz kendinizi bulamadığınızdandır.
Aşk, narsizmdir.
Sevda, çevrildikçe içinizin farklı ışıklarını yakan eğlenceli bir kaleydoskop gibi başımızı döndürüyor.
Ve biz, hep baharı takip ederek dünyayı gezen bir gezgin gibi içimizdeki eski baharları arıyoruz.
Narcissus'u bilirsiniz; Öyle heybetli ve güzelmiş ki, bakmaya dayanamazmış kendine. Gün boyu ayna karşısına geçip kara gözlerini, incecik burnunu,dar kalçalarını, kıvırcık saçlarını seyredermiş hayran hayran.
Bir gün ırmak kenarında gezinirken, sudaki yansımasına ilişmiş gözü.Uzanıp, iyice bakmak istemiş.
Tam gördüğünde kendisini, dengesini kaybedip düşüvermiş ırmağa, kapılıp gitmiş suya. Yeryüzünün en güzel insanının öldüğünü duyan Tanrı, unutulmaması için O'nu her bahar açan güzel kokulu bir çiçeğe dönüştürmüş, Narcissus, nergis olmuş.
Kıssadan hisse, benden size tavsiye, taze bir nergis verin bugün sevgilinize.
Sonra da, nerede baharsa mevsim, rotasını oraya çevirip içinizdeki eski baharlara koşan bir gezgin gibi "Bahar getirdim sana" deyin. Baharın elinizde olduğunu unutmadan.
Gözlerindeki ırmağa baktığınızda kendinizi göreceksiniz;dikkat edin de hayran olup düşmeyin.
Düşüp bahar kokulu bir çiçeğe dönüşmeyin.
Can Dündar
MisCha
30-04-2009, 01:45 PM
Gazinoda iki adam sıkıntıdan patlamış bir şekilde rulet masasında dikiliyorlarmış...
Derken içeri fıstık gibi bir sarışın girmiş, masaya 10 bin dolar koymuş veee; ?? "Baylar, umarım sizin için sorun olmaz ama, ben çıplakken kendimi daha şanslı hissediyorum" diyerek oracıkta çırılçıplak soyunmuş...
Sonra elindeki zara öpücük kondurmuş ve;
Haydi tatlım, bana yeni kıyafetler lazım?? diye, zarı fırlatmış...
Ve, Evet!.. Evet!.., Kazandım!..?? diye, sevinç çığlıkları atarak iki adama sarılıp öpmüş, kıyafetlerini toplamış, masadaki bütün paraları almış ve koşa koşa gitmiş...
İki adam da bakakalmışlar...
Biri "vaovv" demiş, "ne kadındı be... Peki kaç atmıştı ?"
Öteki cevap vermiş; "Bilmeem..."
KISSADAN HİSSE: Bütün sarışınlar aptal değildir, ama bütün erkekler erkektir. :biggrin:
MisCha
04-05-2009, 12:45 PM
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin.
100. mesajım böyle güzel olmalıydı..
hanci
04-05-2009, 07:46 PM
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin.
100. mesajım böyle güzel olmalıydı..[/quote]
bu tespit hariç katılıyorum. bu böyle değil lakin olmaması da pek muhim değil...
RÜZGAR
07-05-2009, 01:56 PM
Adam evine telefon açar, telefonu yabancı bir bayan açar. Adam
karşıdaki sesi duyunca şaşırır, bayana sorar:
- "Sen kimsin?" Kız cevaplar:
- "Evin hizmetçisiyim."
- "İyi de bizim hizmetçimiz yok ki!"
- "Evin hanımı beni bu sabah işe aldı."
- "Ya. Öyle mi? Ben de evin beyiyim. Hanımı çağırır mısın?"
- "Hanımınız şu an yatak odasında kocası olan bir adamla beraber."
Adam şaşırır, sinirlenerek,
- ''İyide onun kocası benim
- ''O zaman kocası olmayan bir adamla beraber
-"Elli bin dolar kazanmak istermisin?" Kız,
- "Tabii ki isterim.Kim istemez..."
- "O zaman çekmecedeki silahı al, yukarı çıkıp o cadı ile o sümsük
herifi vur!"
Önce ayak sesleri duyulur, sonra iki el silah sesi. Hizmetçi telefona
geri gelir:
- "Öldürdüm efendim, cesetleri ne yapayım?" Adam,
- "Cesetleri havuza at." Kadın duraklar:
- "Ama burada havuz yok ki?" Adam bir süre düşünür ve cevap verir:
- "Orası 112 43 44 değil mi?
- "Hayır!!!!!
- "Pardon! Yanlış numarayı aramışım!!!!!"
MisCha
07-05-2009, 08:17 PM
1.Saniye -acaba
2.Saniye -yanlış
3.Saniye -mı
4.Saniye -yaptım
5.Saniye -yoksa
6.Saniye -doğru
7.Saniye -mu
8.Saniye -ulan
9.Saniye -güzel
10.Saniye -kızdı
11.Saniye -Allah
12.Saniye -için
13.Saniye -iyi de
14.Saniye -kızdı
15.Saniye -ama
16.Saniye -çok
17.Saniye -kıskançtı
18.Saniye -yahu
19.Saniye -her
20.Saniye -şeyime
21.Saniye -karışıyordu
22.Saniye -bir rahat
23.Saniye -hareket
24.Saniye -edemiyordum
25.Saniye -ama
26.Saniye -gözleri
27.Saniye -masmaviydi
28.Saniye -deniz
29.Saniye -gibi
30.Saniye -gözleri
31.Saniye -vardı
32.Saniye -içinde
33.Saniye -kayboluyordum
34.Saniye -huzur
35.Saniye -buluyordum
36.Saniye -saçları ipek gibi
37.Saniye -her dokunuş
38.Saniye -ayrı mutluluktu
39.Saniye -simsiyahtı
40.Saniye -offf
41.Saniye -kafana s*ç*m oğlum
42.Saniye -kaçırdın caanım hatunu
43.Saniye -bunun gibisini bir daha
44.Saniye -zor bulursun
45.Saniye -köşeyi dönmeden seslensem
46.Saniye -seni seviyorum desem
47.Saniye -inanır mı acaba
48.Saniye -hadi oğlum de işte deli gibi seviyorsun
49.Saniye -nerde sende o cesaret oğlum
50.Saniye -senden bir b** olmaz
51.Saniye -hadi oğlum bırak şu inadı
52.Saniye -bağır avazın çıktığı kadar
53.Saniye -ya beni terslerse
54.Saniye -rezil olurum
55.Saniye -niye terslesin ki ya
56.Saniye -seni seviyorum derdi bana hep
57.Saniye -bağır hadi bağır
58.Saniye -köşeyi döndü hatun Allah belamı versin
59.Saniye - hasss.. ulan maç vardı maçı kaçırıyorum
60.Saniye - taksiiiiiiii
Pembe-Turtle
10-05-2009, 07:59 PM
Dost musun?
Öyleyse canın canımdır.
Aynan olmalıyım
Yüzüne söyleyebilmeliyim her şeyi
Hem sakınmadan ,mertçe
Hani bilirsin esirgemem lafımı...
Ne şekil gelirse, öylece...
Hazırım tüm içtenliğimle konuşmaya ama
Seni de dupduru isterim karşımda
Dostsan,
Gözlerimin icine bakabaka yaka silk benden
Arkamdan şikayetlenme
Yiğit ol! Gerekirse yiğitçe azarla çekinme!
Laf değil icraat beklerim senden!
Öyle bak ki hislerini görebileyim
Öyle hisset ki ,güvenle bakabileyim
Sevmem, ölenin arkasından ağıt yakmayı
Dil dönerken söylenmeli her şey
Kulak duyarken anlatılmalı
Göz bakarken bakmalıyım sana
Can sağken sarılmalı
Keşkelere meydan vermemeli
Hayatım pişmanlıklarla yoğrulmamalı..
Hayır!
Dirime selam vermeyen
Ölümede fazla yaklaşmasın!
Dostsan ölmemi bekleme
Haklıysam yaşarken savun beni
Yasarken yanımda ol
Inanmışsan bana kimse çevirmesin seni yoldan.
Ve inanmamışsan ,sakın rol yapma
Her söylediğimi onaylaman şart değil
Her yaptığımı beğenmen de gerekmez
Dostsan rahatça eleştir,fikrini rahat söyle sıkılma
Yadırgayabilirsin beni
ve bende seni tuhaf bulursam şaşırma
Kandırmanı asla kabul edemem
Her dediğini, her yaptığını, hoşgörürüm ama...
Beni, bana sormadan yargılama!
Her yediğimiz aynı olmaz belki,
Her dakikamiz birlikte geçmez
Her güldüğünde gülmeyi garanti edemesem de,
Ağladığında seninle birlikte oturup ağlarım
Belki her cağırdığında gelemem fakat,
Derdine ortak ararsan koşarım...
Bende herkes gibi insanım elbet
Ne göklere çıkar beni, ne de yerin dibine sok!
Senin işin bu değil!
Benim zaten bir yerim var herkes gibi yer ile gök arasında.
Dostsan,
Küçümsemeden
Sevgiyle, saygıyla ve huzurla gel sokağıma...
Dinlenmek istediğinde hiç düşünme, sana özel bir limanım
ama....
Yorulduğum zamanlarda
Dilediğimce sığınabilmeliyim koylarına
Seni bir çocuk kadar saf sevebilirim
Ve bir deli kadar art niyetsiz.
Uğruna seve seve hesabı şaşırırım...
Görmezden gelebilirim yanlışlarını
Başkaları enayilik sayabilir
Başkalari akılsızlığa yorabilir
Bunları dert bile etmem ama
Sen, aslında aptal olmadığımı,
Her an, tekrar tekrar hatırla!!
Seviyorsan cimrilik etme söyle!
Muhabbeti varken, yokmus gibi yapanla
Hiç sevmediği halde yılışıp durana sinir olurum
Neyse O olmali insan
Kendisi olmaktan korkmamalı
Kendisi olmaktan kaçmamalı
Bil ki,sensin diye seni bırakmam ama
Ben olduğum için bırakırsan beni
Yas da tutmam arkandan!!
Bedel mi?
Ödemeyeceksen çıkma yola!!
İçten pazarlık edersen, ancak kendine edersin,
Kendince küser barışır, kendi kendini yersin
Dostsan mevsimince yağ
Kışsan kar ol, güzsen yağmur....
Soğuğuna,sıcağına, esip savurmana itiraz etmem.
Senden illede bahar olmanı beklemem ama.
Dayanmalısın en şiddetli fırtınalarıma
Belki de çok geldi bunca talep...
Bana karşı hiç bir mecburiyetin yok, korkma
Sana fazla geldiğim ilk anda
Arkana hiç bakmadan ,dönüp gidebilirsin
Geçip gidebilirsin borçluluk hissetmeden
Mutlaka bir açıklama da beklemem senden
ama...
Gitmeye davranırsam bir gün
Sende karşımda set olma..
Dost musun?
Öyleyse canın canımdır
Yoluna baş koymaya hazırım ya
Başını da yollarımda isterim, unutma!!
RÜZGAR
11-05-2009, 12:15 PM
YALNIZLIK..
Ben Darülacezede kalıyorum..
Bazen bankalarda oturup bazen ağlıyorum..
Benim de bir evim vardı..
Pencerem de sardunya saksılarım..
Bir de tekir kedim. Hatırlıyorum;
Evlatlarım: F..., S..., H... ve şipşirin torunlarım..
Belki birisi ziyarete gelir diye bekliyorum..
Ne gelen var ne giden.. şaşıyorum..
Ne olur?.. Bir kerecik gelin.. Sizlere sesleniyorum;
Ellerimi bağlıyacağım.. titremeyecekler..
Söz veriyorum!.. Yok.. ne gelen var ne giden!..
Ama göreceksiniz.. bir gün gelecekler..
Evlatlarım, torunlarım..
Bir mezar taşında bulacaklar beni belki de..
-Ama söyleyin onlara ne olur;
Ağlamasınlar..
Kıyamıyorum..
RÜZGAR
26-05-2009, 06:13 PM
Papağan ve Müdür ( MİZAH)
Adam hergün üzgün gelirmiş, müdürünün arkasından konuşurmuş; "Böyle müdür olur mu? Süründürücünün, kabiliyetsizin, cahilin adam kayırıcının biridir. Canımı boğazıma getirdi!"
İşe bak ki, evde beslediğin papağan onun sözlerini ezberlemiş. Bir gün müdürü ona misafir gelmiş, Adam gelir gelmez papağan konuşmaya başlamış; “Böyle müdür olur mu? Süründürücü kabiliyetsiz cahil adam kayırıcı..” Ev sahibi rezil olacaklarını anlayıp sesi kesilen diye papağanı buzdolabına koymuş, Yarım saat sonra buzun içerisinden çıkarmış, papağan titreye titreye konuşmaya başlamış; Müdürümüz iyi yöneticidir.Daima süründürücülüğe, kabiliyetsizliğe,cahilliğe,adam kayırmacılığa karşı mücadele eder” Ev sahibi sevincinden ne yapacağını şaşırmış. Misafir gittikten sonra papağana sormuş; “ Nasıl oldu da öyle güzel sözler söyledin?” Papağan cevap vermiş; “ Seni de benim durumuma soksaydılar, sen de öyle konuşurdun!”
HaYaT
26-05-2009, 08:34 PM
Birgün ailecek evde akşam oturup televizyon izlerken evin kucuk cocugunun aklına takılan bır soru gelır ve babasına sormak ıster.Çocuk:Baba! Siz benı bu dunyaya nasıl getırdınız?
Baba şaşırır bu soru uzerıne.Çocuk kucuktur.Ona doğruyu anlatamaz ve kızarır.Aklına şu gelir.Baba: Oğlum bak şimdi.Biz bir gece annenle yatağımızın etrafına şekerleri,tatlıları ne varsa dizdik.Sabah bi kalktık ki sen dünyaya gelmişsin.Çocuk: Şaşkın bi şekilde gider.Gece olur.Çocuk yatagının etrafına şekerlerı dizer.Ve bi umutla uyur.Sabah kalktıgında ise yatagın etrafı yerler böcekler,karıncalar,sinekler ne varsa doludur. Çocuk şöyle der:Şimdi hepinizi tek tek ezerdim ama baba yüreği dayanmıyor ki der.
MaXmAxMaX
28-05-2009, 10:54 AM
Öldüğüm Gün
Son ezanlar okundu, ve ben artık yokum!
Yarında salalar verilecek,
"Allah kulu Tahir öldü" denilecek,
Duymayan dostlar duyacak ve belki de üzülecek.
Bir oda; ben cansız ve ruhsuz, odanın tam ortasında ,
Ağlayışlar ve yakarışlar odanın diğer yarısında,
Gözlerim boğuk, tenim soğuk ve kanım donuk
Hissetmiyorum! Ama biliyorum ki işte budur asıl yokluk.
Aslında yokluk değildir ki ölüm,
Ruhum bedenden ayrılmış ve kaybolmuş can özüm,
Hakikatte bu başlamanın ilk adımıdır,
Ölüm; zehir gibi acımıdır, bal gibi tatlımıdır (?)
Sıradan bir tabut, tabutta ben, bende düşünceler
Sensizliğin içinden çıkan anlamsız kelimeler ve derin heceler
Dışarıda tabutu sımsıkı saran ve bırakmayan eller
Tabuta yaşını damlatan ve sonsuzluğa yaşaran gözler.
Varlığın başında, yokluğun sonundayım,
Herkes yaşamın cilvesinde, ben ölümün koynundayım.
Yaşayan insanlar ölümü tadarken
Ben ölüm ile yaşamı bulmaktayım.:sad:
Thyia
02-06-2009, 04:43 PM
İnsanlara kendimi zorla sevdiremeyeceğimi öğrendim.
Yapabileceğin tek şey sevilebilecek biri olmak; Gerisi onlara kalmış...
İnsanları ne kadar düşünürsen düşün,onların seni o kadar düşünmediklerini öğrendim.
Güven elde edebilmek için yılların gerektiğini ama yok etmek için saniyelerin bile yettiğini öğrendim.
Önemli olanın hayatındaki eşyaların değil, hayattaki kişilerin olduğunu öğrendim.İnsanın ancak 15 dakika çekici olabildiğini,ondan sonra alışıldığını öğrendim.
Kendimi karşılaştırmak için, başkalarının en iyi yaptıklarını değil,kendimin en iyi yaptıklarını kıstas almam gerektiğini öğrendim.
İnsanlar için olayların değil,onların daha önemli olduklarını öğrendim.
Her ne kadar ince kesersen kes,kestiğinin her zaman iki yüzü olacağını öğrendim.
Sevdiğin kişilere sevgi dolu sözler söylemen gerektiğini,belki bu son defa,son görüşün olabileceğini öğrendim.
Her ne kadar onu çok düşünsen de,yine de gidebileceğini öğrendim.
Kahramanların, yapılması gerekenleri ne pahasına olursa olsun yapanlar olduğunu öğrendim.
İnsanların seni hep hesapsız sevdiğini ama bunu nasıl göstereceklerini bilemediklerini öğrendim.
Sinirlendiğimde gerçekten buna değse bile asla acımasız olmamam gerektiğini öğrendim.
Gerçek dostluğun ve gerçek aşkın,aramızda uzak mesafeler olsa bile, büyüdüğünü öğrendim.
Birisinin seni istediğin gibi sevmemesi,onun seni tüm benliğiyle sevmediği anlamına gelmediğini öğrendim.
Bir arkadaşın ne kadar iyi olursa olsun seni üzeceğini ve senin yine de onu affetmen gerektiğini öğrendim.
Bazen başkaları tarafından affedilmenin yetmediğini öğrendim.
Kendini de affetmeyi öğrenmelisin.Kalbin ne kadar kırılmış olursa olsun,dünyanın senin acılarından dolayı durmayacağını öğrendim.
Geçmişimiz ve durumumuzun olduğumuz kişiliği etkilediğini ama olmamız gerekene karşı sorumlu olduğumuzu öğrendim.
İki kişinin tartışmasının,birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmediğini öğrendim ve tartışmadıkları zaman da sevdikleri anlamına gelmediğini,bazen kişiliğini eylemlerinin önüne koyman gerektiğini öğrendim.
İki kişinin tamamen aynı olan bir şeye baktıklarında bile farklı şeyler görebildiklerini öğrendim.
Hayatlarında her zaman dürüst bir şekilde daha ileriye gitmek isteyen kişilerin,sonuçları önemsemediklerini öğrendim.
Seni doğru dürüst tanımayan kişilerin hayatını birkaç saat içinde değiştirebileceklerini öğrendim.
Verebileceğin bir şey kalmadığında bile bir arkadaşın ağladığında ona yardım edebilecek gücü bulabileceğini öğrendim.
Yazmanın,konuşmak kadar duygusal gayret gerektirdiğini öğrendim.
En fazla önemsediğim kişilerin benden hep uzaklaştırıldığını öğrendim.
İnsanları üzmeden ve duyarlı olarak kendi fikirlerini söylemenin çok zor olduğunu öğrendim.
Sevmeyi ve sevilmeyi öğrendim...
hanci
03-06-2009, 01:35 PM
''Geçmişimiz ve durumumuzun olduğumuz kişiliği etkilediğini ama olmamız gerekene karşı sorumlu olduğumuzu öğrendim.''
aslında kendimce bi yorum çıkardım ama sanki çıkarımım doğru diil kısaca ben bu cümleyi tam anlamadım sanırım... kimler ne anladı esasen onu da merak etmior deilim hani...
Thyia
03-06-2009, 03:23 PM
Hımm . . . bende tam anlamadım ama bişeyler çıkardım gibi :)
Sen ne anladın hancı ?
alonso
03-06-2009, 08:50 PM
azerbaycandan haberler
ETİ'NİN AZERBAYCAN'DAKİ REKLAMİ
Bir Sormacam Var Balalar / Gaydi Gaptir Gaptir /
Caya Gaamaltiya Gatar / Dimeli Nedir Nedir /
Miskimit Denince Ahla / Tamam Sindi Gaptim /
Heman Onun Adi Duser / Eti Eti Eti /
ARADIGINIZ KİSİ KAPSAMA ALANİ DİSİNDA İSE:
"Aradiginiz Numreye Zeng Catmir. Tilifon Ya Sondurulur Ya Da Eat
Dairesi Haricindedir. Hayis Edirik Biraz Sonra Zengeyleyesiniz."
SELULIT KREMI REKLAMI
Kadin Manken:
-Kepinizin Melumidir. Selilit Avratlari Dehsete Dusirir...
HABERLER
Spiker:
-Gardas ulke Turkiye'nin Ali Prezidenti Ahmet Necdet Sezerhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif Tutun
İcimligi Yasasini Gerı Depti...
İPANA REKLAMI
Dis Ses:
-Yeni Yetmelerinizinhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif Korpelerinizin Dislerini İpana ile Didikleyin...
REJOİCE SLOGANİ
"Yika Ve Cik!" Yahttp://www.uslanmam.com/images/smilies/smiliv.gif Azerbeycan'da Soyleymhttp://www.uslanmam.com/images/smilies/whistleislik.gif
"Cimirem Cikirem!"
:razz::razz::razz:
Thyia
06-06-2009, 08:55 AM
TEPKİ ÇEŞİTLERİ
KLASİK TEPKİ: "Sıraya geç kardeşim"
NEOKLASİK TEPKİ: "Şeker kardeşim sıraya geçiver"
REALİST TEPKİ: "Sıra var"
SÜRREALİST TEPKİ: "Sallandıracaksın bunlardan
ikisini Kızılay'da bak bir daha yapabiliyorlar mi?"
ROMANTİK TEPKİ: "Beyefendi galiba sırayı görmediniz"
NATÜRALİST TEPKİ: "Sırana geç"
MODERN TEPKİ: "Efendim insanımız eğitimsiz.Halbuki Avrupa'da..."
POST-MODERN TEPKİ: "Sırana geç lan ayı!" :smile:
UZLAŞIMCI TEPKİ: "Acelesi olmasa öne geçmezdi ; üzmeyin garibi"
DEVRİMCİ TEPKİ: "Alt yapı sorunları çözülmeden
halkımız sıraya geçmez. Devrim olunca herkes hizaya gelecek"
KADERCİ TEPKİ: "iki dakika fazla beklesek kıyamet mi kopar?
Kısmetse hepimizin işi görülür"
FELSEFECİ (septik-kuşkucu) TEPKİ: "Ön ve arka
kavramları görecelidir. O tarafın ön taraf olduğuna
kim karar verdi? Öne geçtiğini zanneden,
aslında arkaya geçmiş olabilir" :smile:
KANT'CI TEPKİ: "Efendim algılanmayan şeyler yok demektir.
Bakmayın o tarafa,adam yok olur"
KÖTÜMSER VAROLUŞÇU TEPKİ: "Herkes bir gün ölecek.
Onurlu bir şekilde bekleyin. Bir gün o adam da ölecek"
İYIMSER VAROLUSÇU TEPKİ: "Sıkmayın canınızı,
su anın tadını çıkarmaya çalışın. Bakın ne güzel hayattasınız
ve birileri önünüze geçebiliyor"
HUMANİST TEPKİ: "İnsanlık bir bütündür.
Birimiz hepimiz hepimiz birimiz için.
Dolayısıyla birimiz öne geçince, aslında hepimiz
öne geçmiş oluyoruz." :smile:
Pembe-Turtle
06-06-2009, 05:12 PM
KADIN ELEMENTİNİN ÖZELLİKLERİ
BİLİMSEL İNCELEME:
Element : Kadın
Sembolü : Ka
İdeal Atom ağırlığı : 51,6 kg olarak kabul edilmiştir.
Alternatif ağırlıkları (izotopları) : 35 - 130kg
Bulunduğu yerler : Gezegendeki tüm kırsal ve kentsel
alanlar
FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ:
1- Yüzeyi renkli film tabakasıyla kaplıdır.
2- Değişik sıcaklıklarda kaynar.
3- Bilinen bir sebep olmaksızın donar.
4- Özel ilgi gördüğünde erir.
5- Yanlış kullanımlarda ısırır.
6- İşlenmemişinden sıradan maden filizine kadar pek çok halde bulunur.
7- Doğru noktalara basınç uygulandığında ürün verir.
8- Standart ölçüleri varsa da kolay bulunmaz.
9- Çekici özelliğine aldanılıp fazla yaklaşılmaması önerilir.
10- Her zaman bir uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.
KİMYASAL ÖZELLİKLERİ:
1- Altın,gümüş, platin ve diğer kıymetli madenlerle yakın akrabalığı vardır.
2- Büyük miktarlardaki pahalı maddeleri ve değerli tasları absorblayabilir.
3- Belli bir sebebe bağlı olmaksızın patlayabilir.
4- Sebepsiz yere çıkıp gidebilir, çıkıp gelebilir.
5- Sıvılarda çözünürlüğü yoktur.
6- Alkolle doyurulduğunda aktivitesi büyük oranda artar.
7- Dünyada bilinen en büyük servet indirgeyicidir.
8- Kapalı alanlarda bir arada tutulmaları tehlikelidir.
9- Çok sayıda bir arada olmaları merkezi sinir sistemini etkiler.
10- Belli bir sistemi çökertmek için kullanılabilir.
11- Hiç işlenmeden son derece etkin maddeye sahip olabilir.
12- Bir tanesi bile nefes kesilmesi hafıza kaybı yaratabilir.
GENEL KULLANIM ALANLARI:
1- Genelde süs olarak.
2- Üretimde
3- Belli dozda kullanılması halinde rahatlamada büyük yardımcı özelliği vardır.
4- Çok etkili temizleyici özelliği vardır.
TESTLER:
1- Saf numunesi doğal halde bulunabilirse rengi parlak pembeye döner.
2- Daha iyi bir numunesiyle kıyaslandığında rengi yeşile döner.
3- Kulağa zarar verdiği tespit edilmiştir.
POTANSİYEL TEHLİKELERİ:
1- Tecrübesiz ellerde çok tehlikelidir.
2- Birden fazlasıyla ilgilenmek yasal olarak engellenmiştir.
3- Ancak değişik mekanlarda ve birbirleriyle direkt temas etmelerini engellemek koşuluyla bunu yapanlar bulunmaktadır.
4- Ayni mekanda, uzun süre bir arada olmak, çeşitli sakıncalar oluşturmaktadır.
5- Bağımlılık yapabilir ve tedavisi yoktur.
6- Bir çok efsanede ve gerçek hikayede tehlikeleri anlatılmıştır
MaXmAxMaX
07-06-2009, 07:47 AM
5- Yanlış kullanımlarda ısırır.
Burası hoşuma gitti:twisted: İlginç bi özellik ama doğru
Wolvi
07-06-2009, 08:28 AM
KADINLARIN ERKEKLERİ REDDETME BAHANELERİ:
10-Seni ağabeyim gibi severim.(Saz heyetinde 14. keman)
9-Aramızda bu kadar yaş farkı olmasaydı keşke. (Babam yaşındasın)
8-Seni düşünemiyorum. (Çirkinsin)
7-Hayatım şu anda karmakarışık. (eve gideceğiz ve eski erkek arkadaşım gelecek,olay çıkacak)
6-Bir başkasını seviyorum. (Evde kedimi okşar,pasta börek yerim)
5-Aynı işyerinde çalıştığım biriyle çıkamam. (Aslında sadece aynı güneş sisteminde olsak da seninle olmam)
4-Sorun senden değil,benden kaynaklanıyor. (sorun senden kaynaklanıyor)
3-Şu sıralar kariyerime konsantreyim.(iş yapmak bile seninle olmaktan daha ilginç)
2-Sözlüm var. (Seninle beraber olmaktansa her yalanı söylerim)
1-Arkadaş kalalım. (Benim yanımda ol da erkek arkadaşlarımın neler yaptıklarını anlatacak bir adamım olsun)
--------------------------------------------------------------------------------
ERKEKLERİN KADINLARI REDDETME BAHANELERİ:
10-Seni kızkardeşim gibi severim(çirkinsin)
9-Aramızda bu kadar yaş farkı olmasaydı keşke (çirkinsin)
8-Seni düşünemiyorum (çirkinsin)
7-Hayatım şuanda karmakarışık (çirkinsin)
6-Bir başaksını seviyorum (çirkinsin)
5-Aynı işyerinde çalıştığım biriyle çıkamam (çirkinsin)
4-Sorun senden değil benden (çirkinsin)
3-Şu sıaralar kariyerime konsantreyim (çirkinsin)
2-Sözlüm var (çirkinsin)
1-Arkadaş kalalım (çok ama çok çirkinsin)
MaXmAxMaX
07-06-2009, 08:57 AM
Bayanlar ustunluklerini yazmis... Erkeklerde parantez icinde cevaplarini eklemislerdir...
1- Sigaradan sararmis biyiklarimiz yok... (Valla ben de biyiksizim. Cevremdeki erkeklerin cogu biyiksiz. Biyikli olanlarinda cogu sigara icmiyor...)
2- Arabamizin yolda patlayan lastigini degistirmeyi bilmesek de olur. (Arabalar hakkinda bilmediginiz yegane sey lastik degistirmek mi ???)
3 - Pantolon giymek bizim icin fizyolojik olarak en az etek kadar rahattir. (Bizim zorlandigimizi kim soyledi ki?..)
4 - Kisiligimiz kullandigimiz arabanin beygir gucu ile dogru orantili olarak degismiyor. (Haklisiniz...Sizin kisiliginiz beraber oldugunuz erkegin cuzdan gucu ile degisiyor...)
5 - "Damsiz Girilmez" sozcugu bize bir sey ifade etmiyor... (Sizin giremediginiz yerlerin yaninda bizim damsiz giremedigimiz yerler devede kulak kalir, yavrummmm).
6 - Kirmizi isikta yanimizdaki arabanin bizden once cikmasi yada bir aracin bizi sollamasi hicbir sey demek degildir. (Bizim icin de cevremizdeki diger hemcinsimizin sahip oldugu mucevherat veya uzerindeki pahali giysi hicbir sey demek degildir...)
7 - Bedensel hareketlerimiz vucudumuzdaki olasi kaslari belirginlestirecek diye bir zorunlulugumuz yok... Kas olacak diye de bir zorunlulugumuz yok hatta. (Selulitler olmayacak gibi bir zorunlulugunuz var ama. Yaaaa...)
8- Kozmetik urunleri ve estetik cerrahinin olanaklarindan sonuna kadar yararlanabiliriz... (Buna hic bir itirazimiz yok. Lutfen aynen boyle devam edin...)
9 - Asik oluyoruz... Korkmadan. (Biz robot muyuz len? Bizde oluyoz. Azicik odumuz patliyor ama neden olanlar utansin...)
10 - Duygusal sacmaliklar adina kredi sahibiyiz...cicek ve cikolata istiyoruz.... (Istediginizin hepsi buysa sorun degil. Aliriz...Madlen mi olsun bitter mi?..)
11 - Evde, banyoda, kil- tuy dokmeyiz... (Hayiiiirrrrr...Yalaaaannnnnn.....Kuvetteki, lavabodaki, yataktaki ve yemekteki saclarin cogu size ait...)
12- 50 yasindan once hicbir erkege seks icin para odemek zorunda degiliz. (oderiz, ne olmus? Para bizim degil mi? Hem cinsellik icin para sacmak, para icin cinsellik sacmaktan daha makuldur... )
13 - Her sabah tras olmak zorunda degiliz. (Valla ben tras olmayi agda yaptirmaya tercih ederim sahsen...)
14 - Genellikle istedigimizi almamiz icin soylememiz yeterlidir.. (Baska seyler de yapmaniz gerekiyor ama...)
15 - Ayakta kalmak (!) icin 1,5 kaymakli kunefe yememiz gerekmiyor.. (Ayakta kalabilmeniz (!) icin 1,5 kaymakli kunefeden vazgecmeniz gerekiyor...)
16 - Bebeklik albumlerimiz sirtustu ve cirilciplak resimlerimizle dolu degil... (Yigidin mali meydandadir...)
17 -Silinmiştir.....
18 - Ucan tekmelerle birbirimizin agzini yuzunu kirdigimiz sporlar yapmiyoruz... (Vahsi bakislarla birbirinizin gozunu oydugunuz kiskanclik, haset, cekememe sporlariyla yeterince ugrasiyorsunuz...)
19 - Para cuzdanimiz bir sure sonra kavisli ve yuvarlak bir sekil almiyor. (Bizim de cantamiz zamanla bavula donusmuyor..)
20- Hayatimizda silaha yer yok. Hic iki kadinin silahla oynarken birbirini vurdugunu duydunuz mu? (Giyim, kusam?... Hic iki erkegin "aman tanrim benim elbisemin aynisindan giymis" diye mahvoldugunu duydunuz mu? Ayrica Ispanya'da bir istatistik yapmislar.Boga gureslerini seyretmeye gidenler agirlikli olarak kadinlarmis...)
21 - Horlamiyoruz.... (Halt etmissiniz. Hatta hickirmiyor, gegirmiyor, sayiklamiyor ve hapsurmuyorsunuz da. Yoksa siz insan degil misiniz?..Size Afrodit diyebilir miyim? )
22 - Az bildigimiz bir sey uzerinde cok fazla konusabiliriz. ( Yani cok konusup, hicbir sey soylemezsiniz... Marifetmis gibi ovunmezler mi birde...)
23 - Birbirimize, beklenmedik yikici sonuclar dogurabilecek essek sakalari yapma adetimiz yoktur. ( Cevrenizdeki diger hatunlar hakkinda senaryo dedikodular uretmek gibi bir adetiniz var ama...)
24 - Canimizin cektigi yemegi kendimiz pisirebiliriz. (Dardanel sagolsun, artik biz de yapabiliyoruz ayni seyi...Gerci biraz pahaliya geliyo ama...) 25 - Kerizi parasindan ayirmada Allah vergisi bir yetenegimiz vardir. (Cidden boyle dusunuyorsaniz cok cok ayip. Hem kimin keriz oldugu en sonra ortaya cikiyor.).
26- Silinmiştir......
27 - Tukurmeyiz... (Kiritmayiz...)
28 - Sanat eserlerinin %90'i kadinlardan esinlenmistir. (Sanat eserlerinin %90'i erkekler tarafindan gerceklestirilmistir.)
29 - Ciglik atabiliyoruz... Sevinince, uzulunce, korkunca... (Nara atabiliyoruz... Her zaman...)
30 - Uzaga iseme, uzaga tukurme, yuksek sesle gegirme gibi aptalca karizma krikolarimiz yok.... (Ortamin en guzeli olma, en zayifi olma, en pahali giyineni olma, en zengin kocayi bulma gibi krikolariniz var ama...)
31 - Askere gitmiyoruz.. (Hamile kalmiyoruz...)
32- Mucevherler bizim... (O ne? Yenir mi? Icilir mi?...)
33- Yagmurda semsiyesiz kalmayiz. (Kalsaniz ne olcak ki? Erimekten mi korkuyorsunuz? Yagmur altinda yurumenin zevkini bir yasasaniz halbuki...)
34- Kol saatimizin ayni zamanda hesap makinesi, takometre, barometre, termometre ve radyo olmasi gerekmiyor. (Cantamizda ruj, allik, pudra, yedek corap, ped, islak mendil, vs. tasimamiz gerekmiyor..)
35 - Dogumgunu, evlilik yildonumu gibi ozel gunleri parmagimiza kirmizi iplik baglamadan da hatyrlayabiliyoruz... (Utuyu fiste, yemegi ocakta, arabanin anahtarini kontakta unutmuyoruz. Bunlar daha faydali...)
36- "Kaaaave.."ye gitmiyoruz. (Gunlere ve evcilik oyunlarina gitmiyoruz...)
37 - Istemezsek hesap odemeyebiliriz. (Afiyet olsun.Ama unutmayin ki yediklerinizin karsiligini er ya da gec bir sekilde odetirler. Bu duruma dusmemek en iyisi degil mi?)
38- Gece eve birakiliriz... ( Gece evde birakiriz...)
39 - Bulasik makinesini calistirmak icin muhendislik egitimi almamiz gerekmiyor. (Diger elektronik cihazlari kullanabilmeniz icin gerekiyor ama...)
40 - Silinmiştir....
mathegothic
07-06-2009, 11:14 PM
Sevgili MaX x 3 Nedense bu cevapların kime ait olduğunu merak edeceğim tuttu...Açıkçası bazılarını çok kaba buldum:eek::mad::!:
stereo
07-06-2009, 11:37 PM
1-2-3 deneme
HaYaT
07-06-2009, 11:56 PM
Max oldu mu şimdi ? Gerçekden şaşırdım =/ Neyse ...
MaXmAxMaX
08-06-2009, 06:19 AM
Ne neysesi yaaa, Hayret bişey:/ Hep erkekler 2. planda kalıpta kadınlar üste konulacak değil ya, hem ayrıca burada yazanlar kısmen doğru, ve ayrıca şaşırma, neden şaşırdın
ki? Ve genel bir açıklama sonuçta ben yazmadım ve bu bir alıntıydı. Ve cevapları kimin yazdığını bilmiyorum.
MisCha
08-06-2009, 11:28 AM
SEVMİREM
Seni daha heeç, vallah, heç sevmirem
Diyecahsan ki niye, bennam; işte ele
Seni görende, ilani, torbada görirem
Önce gorhirem, sonra tırsirem, en son ölirem
Sen gendin ne zannedirsen
Heç aynaya bahmir misen
Daha beni, yahmir misen
Gab bezi suratli, tesi bacahli, herif sesli, lebbik ayahli :smile:
Seni daha heeç, vallah heç sevmirem, heç sevmirem,
O hozan tilkisi baban var ya, beni heç begenmemiş
Sağda solda dolanir, deli oğlan diyirmiş, eyi de helt yiyirmiş,
Hele o dillo gardaşların, laflari, çoğ aci,
Seni bene edirlermiş baci.
Eee, senden bene, ne yar olur, ne de baci
İşte bu daha da aci. :smile:
Seni daha heeç, vallah heç, heç mi heç sevmirem.
O anan var ya, o cazi anan,
Bir gün girecah senin ganan.
Eee, ezen gaşdi, bacin gaşdi
Kimdi sebebi?
Hep o cadaloz anandi tebi.
Zaten ele bi sıfati var ki sanki rapata
O var ya o, evinde degil torpahlarda yata.
Umaram Mevladan gargişim oni duta
Seni daha heeç, vallah heç,
Heç mi heç sevmirem, heç sevmirem.
MisCha
09-06-2009, 06:18 PM
Bir Yüzbası ile emir eri bir trende yolculuk ediyorlar. Aynı kompartmanda çok alımlı bir kız ile annesi de var. Baska kimse yok. Bu iki grup birbirlerini tanımasa da yolculuk sırasında tanısırız diye çok yakın oturuyorlar.
Derken tren bir tünele giriyor, ortalık kararıyor. Bir öpücük sesi ve ardından -sirraaak- çok siddetli bir samar sesi duyuluyor. Tren tünelden çıkıyor. Herkes saskın ne oldu diye birbirine bakıyor.
*Genç kiz düsünüyor; (Benim yerime annemi öperlerse, iste böyle samari yerler..)
*Kızın annesi düsünüyor; (Helal benim kıza, öpüldü ama, hemen samarı yapıstırdı..)
*Yuzbasi düsünüyor; (Ulan asker kızı öptü, samarı ben yedim...)
*Asker gülümsüyor; (Intikamımı aldım daa. Havaya bir öpücük yüzbasıya bir şamar!!):biggrin::biggrin:
Thyia
10-06-2009, 01:59 PM
kelime:kabarmak
-abi simdi maddeler ısınınca nolur
-genleşir
-ha tamam, simdi pasta yapmak için ne lazım
-krema
-başka, pastanın eski hali ne oluyo
-kek
-tamam, simdi annen kek yapıyo, diyo ki bu kek artık bişey oldu... alıyım diyo... ne der orda, genleşme anlamına geliyo
-genleşti
-hayır lan genleşti anlamına geliyo
-e genleşti iste
-ulan senin anan bu kek genleşti artık alıp yiyelim mi diyo
10 sn sessizlik
-:evet
- Ben oynamıyom bunla yaa...:smile::smile:
Kelime: KADINBUDU
- Olm sen nesin?
- Erkek!
- Tersi?
- Kadın!
- Onun yeneni?
- Çıtır :rolleyes:
Kelime: helikopter
- Savaşta yaralıları kurtarır!
- Doktor!
- Değil...
- Sıhhiye!
- Değil, yukardan gelen bir şey...
- Ee... Allah? :smile:
MaXmAxMaX
11-06-2009, 07:25 AM
Veeee Gündüz Esprileri (yani soğuk iğrenç espriler)
Bak Barbie´ciğim,sen daha TOY sun.
Türkiye´de en demokratik olay, trafik kazaları; herkes eziliyor...
Tüh!.. Amortiyi tek rakamla kaçırdım yine...
Oğlum,senin zayıflaman için daha 40 fırın ekmek yemen lazım..
Suçlu ayağa kalk!..Çocuklu bayana yer ver!..
Daha son kullanma tarihine çok var, Yavaş iç şu meyve suyunu...
Ödümü patlattın.. 80 yıla kadar ölürsem sebebi sensin.
Her hakkı saklıymış. Bende de bunca Hakkı nerede diyordum.
Maaş 250 milyon mu? Aaa başlarım böyle işe haa..
Atı alan Üsküdar´ı geçti. Biz takibe devam ediyorum merkez. Tamam!..
Şu çocuğu doğuramadım yaaa!..İçimde kaldı.
Kedi ulaşamadığı ciğere mundar der. Ondan sonra "Konuşan kedi" olarak çok meşhur olur.
Kızımı ne doktorlar, ne mühendisler istedi. Bizde baktık evde kalacak,size verelim dedik, berber bey oğlum!..
Çorbamdan kıl çıktı.. Beni kimle aldatıyosunuz garson bey?..
Beni deniz tutar, Ali tutar, Cem tutar.. Severler beni..
Bayram değil, seyran değil.. Allah Alah!... Bir türlü çıkartamadım sizi..
Hava korsanı uçağı kaçıracaktı,yapamadı.. Çünkü; uçağı kaçırdı...
Çingeneler Amerikayı nasıl okur? ABE DE..
Rüyalar da hormonlu artık, akşam aksakallı nine gördüm...
Avrupadan gelen soğuk hava dalgası, ülkemizi etkisi altına aldı.. Yok abi, Avrupa bizi sevmiyor işte, kabul edelim artık!..
Uzun lafın kısası : U.L.
Oyunu ayakta alkışladım.. Ay yok şekerim, oturacak yer yoktu...
Cinayet masası, idam sehpası, elektrikli sandalye, ölüm döşeği... Bu ev pek tekin değil hanım.. Yürü gidelim...
Zencinin biri denize düşerse ne olur? Tabii ki ıslanır..
Dün kazı kazandan kaz kazandım )
Yumurtanı sahanda mı yersin? Yoksa deplasmanda mı?
Alfabe artık 28 harf kaldı, "O" şimdi asker! (Ultra ultra İğrenç)
Ağrı kesicin varda, Erciyes kesicin var mı?
Volkswagen Pass-at , Şahsi oynama !
Oğlum Geldin mi? Hayır, daha gelmedim!
1 , 2 , 3 TIP!.. Hayır!?! 1, 2, 3 Mühendislik !
Hakan Şükür sahada sakatlanmış. Kim taşımış? Hakan Taşıyan...
Sigaraya ayrı, içkiye ayrı paramı veriyorsun. Tütün kolonyası iç...
Seni görünce gözlerim dolar, kulaklarım mark.
Kadın hakkı diye bir şey yokur. Çünkü Hakkı erkek ismidir...
Ağlarsa anam ağlar gerisi playback yapar...
Kendim için bir şey istiyorsam namerdin Allah´ım anneme güzel bir gelin nasip et!! Aminnnnnn...
Yıkanan Ton´a ne denir? Washington!
Geçen gün bir taksi çevirdim, hala dönüyor!
Cin Ali mavi mürekkebe düşerse ne olur? Blue Jean.
Sen kimi kandırıyorsun, bu söylediklerine kim inanir? Kadir İnanır...
Kitabım evde kaldı. Aaa ben kitabını evli sanıyordum!
Mevlana neden çok dönüyormuş? Çift okey gelmişte ondan...
Basamakta durmayın otomatik kapı çarpar, böler, karekökünü alır...
Seven unutmaz, eight unutur...
İyi ki Italya´da doğmamışız! Neden? Çünkü İtalyan´ca bilmiyoruz!
Sizin araba ne malı? Alman malı! Bizimki de klimalı!
Yangın dolabını açarsan ne olur? Yang kızar...
Adamın biri yarın ölücem demış. Yarmışlar hakkaten ölmüş...
İnsanları niye kafasına su dökerek uyandırırlar? Çünkü suyun kaldırma kuvveti vardır.
Köfteyle möfte arasında ne fark vardır? Biri kıymadan yapılır diğeri mıymadan...
Geçen gün kamyonu sürdüm, Leonardo da Vinci...
Fransızların nesi eksiktir? "Fran"ları tabii ki!
Çok iyi göbek atan kazana ne denir? İyi oynayan kazansın!
Tem otoyoluna muz düşerse ne olur? Temmuz...
Yerin kulağı war benim de kulağım war. Ben yer miyim? Hayır yemem...
Bir adam karısını dövüyormuş, kapı calmış karısını dövmeye bırakmış, neden? Eşek sudan gelmiş.
Tomi´nin annesi kimdir? Anatomi
Adam bilgisayar başında uyuyakalmış. Ertesi gün nezle olmuş. Neden? Windows açık kalmış
Thyia
11-06-2009, 12:42 PM
HİNT MİTOLOJİSİNDE KADININ YARADILIŞI !
Tanrı, yaprağın hafifliğini
ceylanın bakışını
güneş ışığının kıvancını
sisin gözyaşını aldı
rüzgarın kararsızlığını
tavşanın ürkekliğini buna ekledi
onların üzerine taşların sertliğini
balın tadını
kaplanın yırtıcılığını
ateşin yakıcılığını
kışın soğuğunu
saksağanın gevezeliğini
kumrunun sevgisini kattı
bütün bunları karıştırdı, eritti ve kadın yaptı
YARATTIĞI KADINI ,ERKEĞE ARMAĞAN ETTİ
************************************************** ********
HİNT MİTOLOJİSİNDE ERKEĞİN YARATILIŞI ! :smile:
Tanrı, kaplumbağanın yavaşlığını
boğanın bakışını
fırtına bulutlarının kasvetini
tilkinin kurnazlığını
boranın dehşetini aldı
sülüğün yapışkanlığını
kedinin yaramazlığını
hindinin kabarışını
gergedan derisinin sertliğini onlara ekledi
bunların üzerine ayının kabalığını
bukalemunun şıpsevdiliğini
sivrisineğin vızıltısını kattı ve erkeği yarattı
YARATTIĞI ERKEĞİ, ADAM ETSİN DİYE KADINA VERDİ... :smile:
MaXmAxMaX
11-06-2009, 12:44 PM
Bu hint'lier bi halt bilmiyorlarmış. Kızdım valla bislikler, zaten şişko herif ve ineklere tapanlardan ne beklersinki:D
Thyia
11-06-2009, 12:53 PM
Ahahaha :))) Mitoloji deyip geçme doğruluk payı var ama biraz, değil mi :)))
MaXmAxMaX
11-06-2009, 12:57 PM
yok thyia doğruluk payı falan yok, kalıbımı basarım, mitolojinin mitosundan anlamaz onlar. Yunan mitolojisi olsa belki derdim ama hint olunca olmaz, zaten sevmem onları, babalarını dedelerinide sevmezdim Hint'lilerin
Thyia
11-06-2009, 12:57 PM
Zamanin birinde mükemmel erkek ve mükemmel kadin karsilasmislar.
Mükemmel bir flört döneminden sonra mükemmel bir evlilik yapmislar.
Birlikte mükemmel bir hayat sürmüsler.
Bu mükemmel çift karli,firtinali bir noel aksami mükemmel arabalariyla
giderken yolda donmak üzere olan bir adam görmüsler.
Mükemmel çift olduklarindan adama yardim etmek için durmuslar.
Adam meger sirtinda oyuncak çuvaliyla Noel Baba'ymis.
Mükemmel çiftimiz noel aksami çocuklarin hayallerini karartmamak için
noel baba ve oyuncaklarini arabaya yüklemisler.
Oyuncaklari çocuklara dagitarak yollarina devam etmisler..
Maalesef tipi artmis, araca hakim olmak zorlasmis ve mükemmel çift ve
noel baba trafik kazasi geçirmisler.
kazada bunlardan yanlizca biri kurtulmus.
soru:kim kurtulmus?
cevap aşağıda
Yanıt:
Mükemmel kadin kurtulmus..
Herseyden önce mükemmel kadin gerçekten vardir...
Herkes bilir ki noel baba ve mükemmel erkek diye birisi yoktur...:smile:
Kadinlar burada okumayi biraksinlar, onlar için yazının sonu burası!
Erkekler aşağıya baksınlar...
Eger mükemmel adam ve noel baba yoksa,
arabayi mutlaka mükemmel kadin kullaniyordur.
Bu bize kazanin nedenini ve en mükemmel kadının bile
araba kullanmak gibi bazı konularda pekte mükemmel olmadığını açiklar.... :eek:
Erkekler aşağıya baksınlar...
> Şimdi eğer bir kadinsaniz ve hala bunu
> okuyorsaniz, buda baska bir noktayi açiga kavusturur:
> 'Kadinlar hiç bir zaman söz dinlemezler...' :rolleyes:
Thyia
11-06-2009, 01:16 PM
Hayat;
Seni kaç kişinin aradığı, kiminle çıktığın, çıkıyor olduğun veya çıkacağın demek de değildir.
Kimi öptüğün, hangi sporu yaptığın, kimlerin seni sevdiği de değildir.
Hayat, ayakkabıların, saçın, derinin rengi de değildir.
Nerede yaşadığın veya hangi okula gittiğin de değildir.
Aslında hayat; notlar, para, giysiler, girmeyi başardığın ya da başaramadığın okullar da değildir.
Hayat;
Kimi sevdiğin ve kimi incittiğindir.
Kendin için neler hissettiğindir.
Güven, mutluluk, şefkattir.
Arkadaşlarına destek olmak ve nefretin yerine sevgiyi koymaktır.
Hayat;
Kıskançlığı yenmek, önemsemeyi öğrenmek ve güven geliştirmektir.
Ne dediğin ve ne demek istediğindir.
İnsanların sahip olduklarını değil, kendilerini olduğu gibi görmektir.
Her şeyden önemlisi hayatı, başkalarının hayatını olumlu yönde etkilemek için kullanmayı seçmektir.
İşte hayat bu seçimden ibarettir.
İnsanların en acizi dost edinemeyen,
ondan daha acizi ise dost kaybedendir...
Thyia
11-06-2009, 01:19 PM
Biri beni durdursun :P neyse bitti zaten :)
Max Hint mitolojisini bende sevmem fakat hoşuma gitti paylaşmak istedim... Senin kadınlar hakkındaki yazını okudumda ordan esinlendim diyelim :P
MaXmAxMaX
11-06-2009, 01:20 PM
Anladım Thyia, anlaşılmayacak gibi değil zaten, Çooook Büyük bir TAŞ'tı, ve isabet etti:)
Thyia
11-06-2009, 01:39 PM
Sonuç olarak. . . Kadinlarin küçümsenmemesi gerektigini belli eden atasözümüzü yazmak geldi içimden :smile:
Kadının fendi Erkeği yendi. . . :twisted:
MaXmAxMaX
11-06-2009, 01:59 PM
Fend= hile, desise, el altından yapılan oyun demektir. Bu nedenle fend, kadının akıllılığını, kurnazlığını veya kadının erkeğe olan üstün vasıflarını anlatan bir kelime olmaktan çok uzaktır. O halde, bu deyim "Kadın, söyleyeceği hakikat hilafı sözler, yapacağı hileli oyunlar sayesinde erkeği yener, onu alt eder" anlamındadır.
Sevgili hanımlarımız, anlamını bilmeden kullandıkları bu deyimle, hemcinslerine iltifat edecekleri yerde, maalesef yermekteler.
Hanımlarımızın bilmeden yaptıkları bu haksız ithamı, biz erkekler içtenlikle kınıyoruz
Thyia
11-06-2009, 02:49 PM
Evli bir çift tek kelime etmeden arabayla yolda gitmekteydi.. Az önceki bir tartışma kavgaya dönüşmüş ve her ikiside teslim olma niyetinde değildi. Bu sırada keçi ve katırlarla dolu bir çiftliğin yanından geçerken,
Kocası,Karısına alaycı bir biçimde sorar; Akrabaların mı?
Karısı 'Evet' diye cevap verir ve ekler, ''Senin tarafından akrabalarım'' :smile::smile:
Erkekler bu tip didişmeler için maalesef,ne yazık ki yeterli donanıma sahip değiller üzgünüz . . . :smile:
Allah erkeği kadından önce yaratmış olabilir, Ama bir şaheser ortaya çıkmadan önce her zaman bir takım eksikleri olan şablon taslağı vardır.... :smile:
hanci
11-06-2009, 02:56 PM
hoş , espirili atışmalar şeklinde seyredior dialog... hep bu mizahi ve ince üslubu korusa keşke dialoglar... ama ben olaya kişisel baktığımda thyia'ya hak vermeden edemeyeceğim yani kadın hakikaten sanki herşeyin hareket noktası... yani aslında mevzuyu uzatsam bugün mağarada deilsek ve medeniyet diye bir şey varsa o bile kadıdan sebep ; gerçi tabi aynı şekilde savaş , açlık ve ozon tabakasındaki delik de onlardan sebep ama yine de onlar için yaşıyoruz ve varlığımız sadece onlara temasımız mahiyetinde anlam buluyor... kadınları seviyorum elde diil çok canımı acıtmalarına rağmen hemde... neyse kısa keseyim zaten deretliyim... evet varlığın en estetik boyutu kadınlardır diye bağlayayım...
MaXmAxMaX
11-06-2009, 03:02 PM
tebessüme şayandı:)
Thyia
12-06-2009, 04:38 PM
Sarışının hamile hali: :smile:
Hamile olan sevgili sarışın kuzenim, gebelikle ilgili okuduğun;
"Bebekler zekalarının %80'ini anneden alıyorlar." makalesinden sonra
panikle bana dönüp; "Ay inanmıyorum. Bana ne kalacak o zaman?" diye
sorduğunda sana; "Üzülme öyle bile olsa senin kaybedeceğin bir şey
yok!" diyemedim ya! Lanet olsun içimdeki insan sevgisine! :smile::smile:
Miaussssssss
12-06-2009, 05:09 PM
amerikada 1971 yılında televizyonda bir programa çıkan ünlü bir adam şöyle diyordu:kafayı bulmuş bir şöförün kullandğı araba çarpmassa 100 yaşıma kadar yaşarım dedi ve bunu söylediğinde 75 yaşındaydı
adam bunu söyledikten sonra sohbet esnasında kalp krizi geçirerek öldü.
Demek ki neymis büyük konusmayacakmisiz :)
Miaussssssss
12-06-2009, 05:30 PM
Beni gercekten sasirtan salakliklar tarihinden bazilari :)
New York'ta 5'inci caddede bir adama araç hafifçe çarpti. Adama birsey olmamisti.. Soförle konustu ve kalkacakken olayi gören biri yanina gelerek,kalkmazsa sigortadan para alabilecegini soyleyince yeniden aracin önüne yatti. Araç sürücüsü ise adamin gittigini düsünerek gaza basti ve adam öldü...
Bayan Carson Amerika'nin New York kentinde yasiyordu.. Birgün eglenmek için cenaze isleri yapan bir sirketle anlasti. Sirket eve telefon etti ve bayan Carson'un kalp krizi geçirip öldügünü söyledi . Aile hemen kostu. Bu sirada tabutun içinde yatan bayan Carson birden dogruluverdi. Ama kizi o anda kalp krizi geçirip öldü
Kansas Wichita'daki polis,havaalanı otelinde 22 yaşında bir adamı sahte 16 dolarlık iki banknotu kullanmaya çalışırken yakaladı.
Washington'da bir suçlu hapishaneden kaçtı.Birkaç gün sonra kız arkadaşıyla yemeğe gitti.Ama uzun süre geri dönmeyince kız arkadaşı merak ederek polise haber verdi.Polisler adını duyunca kim olduğunu anladılar ve yakaladılar.
*Michigan lonia'da sarhoş bir hırsız,iki hizmetçi kızdan nakit para istedi,kızlar parayı vermeyi reddedince adam polis çağıracağını söylerek onları korkutmaya çalıştı.Kızlar aldırmayınca adam gerçekten polis çağırdı ve tutuklandı.
Pennsylvania Radnor'da bir şüpheliyi sorguya çeken polis,şüphelinin kafasına metal bir süzgeç yerleştirmiş ve tellerle fotokopi makinasına bağlamıştı.Polisin Fotokopi makinasında şüphelinin yalanlarının yazdığını söylemesi inanan şüpheli suçunu itiraf etti.
Komboçya'da 2 asker, patlamamış mayınla futbol oynamaya kalkınca hayatlarını kaybetti. Olayı ilginç kılan bir başka nokta, parçalanarak can veren 2 askerin, Kamboçya ordusunun "en iyi mayın uzmanları" arasında yer almasıydı.
Arizonalı bir adam kelepçelerle oynarken kendini kelepçeledi ve anahtarı bulamadı...
Kendisini kurtarmak için çilingir çağırmak yerine polisi arayınca başı belaya girdi...
Onu kelepçeden kurtaran polisler, ödenmemiş bir kefalet borcu bulunduğunu belirleyince onu yeniden kelepçelediler...
1985'de New Orleanslı cankurtaranlar o yıl şehrin havuzlarında
kimsenin boğulmamasını kutlamak için bir parti verdiler. Partide
konuklardan biri boğuldu.
1975'de İngiliz bir çift televizyonda en sevdikleri programı
izlerken erkek yarım saat süren bir gülme krizi sonucu kalp krizi geçirerek öldü.
Eşi, cenazeden sonra programın yapımcılarına bir mektup yazarak,
kocasını hayatının son dakikalarında bu kadar mutlu ettikleri için teşekkür etti.
Perry
13-06-2009, 09:27 AM
Beni gercekten sasirtan salakliklar tarihinden bazilari :)
New York'ta 5'inci caddede bir adama araç hafifçe çarpti. Adama birsey olmamisti.. Soförle konustu ve kalkacakken olayi gören biri yanina gelerek,kalkmazsa sigortadan para alabilecegini soyleyince yeniden aracin önüne yatti. Araç sürücüsü ise adamin gittigini düsünerek gaza basti ve adam öldü...
.
Şimdi bu adama ne desem az :)) allah rahmet eylesin diyorum sadece:))
Midyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmak böyle bişey sanırım:smile:
DevilSmile
13-06-2009, 09:19 PM
Profesör elinde içi dolu bir bardak tutarak dersine başladı
Herkesin göreceği bir şekilde tutuyordu ve ardından sordu :
"Bu bardağın ağırlığı sizce ne kadardır?"
'50gm!' .... '100gm!' .....'125gm' ..diye öğrenciler yanıtladı.
"Bardağı tartmadıkça gerçekten ben de bilemem," dedi profösör, "ama, benim sorum şu ki :
"Bu bardağı böyle birkaç dakikalığına tutsaydım ne olurdu?"
'Hiçbir şey' diye yanıtladı öğrenciler.
"Tamam peki 1 saat boyunca tutsaydım ne olurdu?" diye sordu profesör bu kez
"Kolunuz ağrımaya başlardı efendim" diye öğrencilerden biri yanıtladı.
"Haklısın, peki şimdi ben 1 gün boyunca tutsam ne olurdu?"
"Kolunuz iyice ağrır, kas spazmı, batar vs gibi sorunlar yaşardınız ve hastaneye gitmek zorunda kalırdınız!" dedi tüm öğrenciler çeşitli yorumlar yaptı ve gülüştüler
"Çok iyi. Peki tüm bu sorunlar olurken bardağın ağırlığında bir değişme olur muydu?" diye sordu profesör.
"Hayır diye yanıtladı herkes.
"Peki o zaman kolun ağrımasına ve kas spazmına neden olan neydi?"
Öğrenciler bulmaca çözermişçesine düşünmeye başladılar.
"Acıdan ve ağrıdan kurtulmak için ne yapmam gerekir bu durumda?"diye tekrar profesör sordu.
"Bardağı bırakın düşsün!" diye öğrencilerden biri yanıt verdi.
"Kesinlikle!" dedi, profesör.
Hayatın problemleri de böyle bir şeydir. Onları kafanda birkaç dakika tutarsın. Bir sorun yokmuş gibi görünür. Uzun bir süre düşünürsün. Başınız ağrımaya başlar.Daha uzun düşününce. Artık seni bitirmeye ve hiçbir şey yapamamana neden olur.
Hayatınızdaki mücadeleleri ve problemleri düşünmek önemlidir, fakat DAHA ÖNEMLİSİ onları her günün sonunda, uyumadan önce yere bırakmaktır (bardak gibi). Bu şekilde strese girmez, ve her gün taze bir beyin ile uyanır ve her konuyla ve yolunuza çıkan her mücadele ile başa çıkabilecek güçte olursunuz!
Bu yüzden bugün
Sevdiklerinize şunu hatırlatın :
'Bardağı yere bırakın bugün!'
DevilSmile
14-06-2009, 10:44 AM
AŞK ARİTMETİĞİ
akıllı erkek + akıllı kadın = aşk
akıllı erkek + aptal kadın = ilişki
aptal erkek + akıllı kadın = evlilik
aptal erkek + aptal kadın = hamilelik
OFİS ARİTMETİĞİ
akıllı patron + akıllı eleman = kâr
akıllı patron + aptal eleman =üretim
aptal patron + akıllı eleman = terfi
aptal patron + aptal eleman = fazla mesai
ALIŞVERİŞ ARİTMETİĞİ
Bir erkek kendisine gerekli olan ürünü almak için 1 liralık ürüne 2 lira öder.
Bir kadın kendisine gerekmeyen ürünü almak için 2 liralık ürüne 1 lira öder.
GENEL FORMÜLLER VE İSTATİSTİKİ VERİLER
Bir kadının gelecek endişesi evlenene kadar sürer.
Bir erkeğin gelecek endişesi evlenince başlar.
Başarılı bir erkek eşinin harcayabileceğinden daha fazla geliri olandır.
Başarılı bir kadın böyle bir erkeği evliliğe ikna edebilendir.
MUTLULUK
Bir erkekle mutlu olabilmek için onu çok iyi anlamak ve az sevmek gerekir.
Bir kadınla mutlu olabilmek için onu çok sevmek ve anlamaya çalışmamak gerekir.
UZUN YAŞAM
Evli erkekler bekar erkeklerden daha uzun yaşar ama daha erken ölmek isterler.
DEĞİŞİM ORANI
Bir kadın kocasının değişeceği inancıyla evlenir ama erkek değişmez
Bir erkek karısının değişmeyeceği inancıyla evlenir ama kadın değişir
TARTIŞMA TEKNİKLERİ
Kadın bir tartışmada her zaman son sözü söyler. Bu sözden,sonra erkeğin söyleyeceği her şey yeni bir tartışma konusudur
'EVLEN ARTIK' VIDIVIDISI NASIL KESİLİR ?
Her düğünde yanınıza gelip sizi mıncıklayarak 'Artık sıra sende' diyen yaşlı akrabalara, siz de cenazelerde onlara aynısını yaparsınız bir daha evlilik lafını ağızlarına almazlar.:twisted:
Thyia
15-06-2009, 09:05 AM
Adam genç kadına seslendi
- Bana gözyaşı borcun var!
Genç kadın sordu:
- Nasıl öderim?
Adam gözlerini kırptı;
- Haydi gülümse!
Gülümsedi genç kadın. Adam, cebinden mendilini çıkarıp, borcunu sildi.
Ve mendilini özenle katlayıp, yine kalbinin üzerindeki iç cebine koydu.
Bir demet mor sümbül vardı kadının elinde.
İkisi de bahar kokuyordu...
Biri ilkbahar, diğeri güz.
Adam, seslendi yine;
- Bana mutluluk borcun var!
Genç kadın, biraz mahcup, biraz şaşkın sordu:
-Nasıl ödeyebilirim?
Heyecanlandı adam
- Haydi yat dizlerime!
Genç kadın bir kedi uysallığında, yattı dizlerine usulca.
Adam, şefkatle saçlarını taramaya başladı kadının.
Saçları, güneşe ve yağmurlara hasret hiç yaşanmamış baharlara benziyordu.
Çaresizliğini ördü sırasıra.
Sonra saçının her teline, mutluluğun çığlıklarını bağladı adam.
Yetmedi, gizli düğüm attı... Ağladı.
Hava kararmak üzereydi. Dışarıda yağmur yağıyordu delice.
Adam, sürekli borç defterlerini kurcalıyordu.
Genç kadının gözlerinin içine baktı;
- Bana yürek borcun var!
Borcunun farkındaydı sanki genç kadın, şaşırmadı.
- Bu borcumu nasıl ödeyebilirim?
Adam kollarını uzattı
- Haydi tut ellerimi!
Sümbül kokusu sinmiş ellerini uzattı genç kadın.
Elleri öyle sıcaktı ki, eriyiverdi bütün borcu avuçlarının içinde.
Genç kadın gitmek üzereydi.
Adam son kez seslendi;
- Bana can borcun var!
Kadın irkildi;
- Can mı?
Sigarasından derin bir nefes çekti adam;
- Evet... Can borcun var. Sensizlik öldürüyor beni!
Hoşuna gitti sözler kadının
- Peki bu borcumu nasıl tahsil etmeyi düşünüyorsun?
Adam, biraz daha yaklaştı;
- Yum gözlerini!
Hiç tereddüt etmeden yumdu gözlerini.
Adam da yumdu gözlerini, masumca bir öpücük kondurdu
kadının titreyen dudaklarına.
- Bu ne şimdi yaptığın? diyerek çattı kaslarını kadın...
Adam, pişmanlıkla, memnunluk arasında gidip geldi. Kekeledi;
- Hayat öpücüğüydü!
Kısa bir sessizliğin ardından bu kez kadın öptü adamı şehvetle...
Adam, şaşırdı;
- Ya senin bu yaptığın neydi?
Genç kadın kapıya yöneldi;
- Veda öpücüğü!
Kalan borçlarına karşılık, yürek dolusu çaresizlik
ve bir de mor sümbüllerini masanın üzerine rehin bırakıp gitti genç kadın.
Adam koştu peşinden sümbülleri geri verdi kadına.
- Ne olur iyi bak umut çiçeklerime, solmasınlar...
Genç kadın sümbülleri aldı:
- Merak etme, gün aşırı sularım çiçeklerini!
Adam sevindi:
- Güneşe, suya gerek yok. Gülümse yeter!
Kadın gözden kaybolurken haykırdı adam,
- Umutlarımı kefil yaptım. Unutma, bana aşk borçlusun!
Haykırışı yağmura karıştı.
Kadın, yağmuru hissetmeyen kalabalığa...
DevilSmile
15-06-2009, 06:25 PM
Kocam bir mühendisti. Onunla sakin tabiatını sevdiğim için evlenmiştim. Bu sakin adamın göğsüne başımı koymak içimi nasıl da ısıtırdı…
Gel gör ki iki yıl nişanlılık ve beş yıl evlilikten sonra bu sâkinlik beni yormaya başlamıştı. Eşimin -bir zamanlar çok sevdiğim- bu özelliği artık beni huzursuz ediyordu.
İş ilişkiye gelince oldukça içli, hatta aşırı hassas bir kadınım. Romantik anlara, küçük bir çocuğun şekere düşkünlüğü gibi can atıyorum. Oysa kocamın sakinliği, başka bir deyişle vurdum duymazlığı, evliliğimize romantizm katmaması beni aşktan almış, uzaklaştırmıştı.
Sonunda kararımı ona da açıkladım: boşanmak istiyordum.
Şaşkınlıktan gözleri açılarak 'niye?' diye sordu.
'Gerçekten belli bir sebebi yok' dedim, 'sadece yoruldum.'
Bütün gece ağzını bıçak açmadı. Düşünüyordu. Bu hali ise hayal kırıklığımı daha da artırmaktan başka bir işe yaramıyordu: işte, sıkıntısını dışarı vurmaktan bile aciz bir adamla evliydim. Ondan ne bekleyebilirdim ki!
Sonunda sordu: 'seni caydırmak için ne yapabilirim?'
Demek ki söyledikleri doğruydu: insanların mizacı asla değiştirilemiyordu. Son inanç kırıntılarım da kaybolmuştu.
'İşte mesele tam da bu' dedim. 'Sorunun cevabını kendin bulup kalbimi ikna edebilirsen kararımdan vazgeçebilirim.'
'Diyelim dağın tepesinde bir uçurum kenarında bir çiçek var. O çiçeği benim için koparmak, düşüp vücudunun bütün kemiklerinin kırılmasına, hatta ölümüne mal'olacak. Bunu benim için yapar mısın?'
Yüzümü dikkatle inceledi ve 'Sana bunun cevabını yarın vereceğim' dedi.
Bu cevapla son ümidim de yok olmuştu.
Ertesi sabah uyandığımda evde yoktu. Boş bir süt şişesini mutfak masasının üzerine koymuş, altına da bir not bırakmıştı.
'Sevgilim' diye başlıyordu,
'O çiçeği senin için koparmazdım' Kalbim yine kırılmıştı. Okumaya devam ettim.
'Çünkü her zaman yaptığın gibi bilgisayarın altını üstüne getirip çökerttikten sonra monitörün önünde ağladığında, onu tekrar düzeltebilmem için ellerime ihtiyacım var.'
'Anahtarları her zaman evde unuttuğunu bildiğimden, senden önce eve varabilmem üzere koşmam gerektiğinden bacaklarıma ihtiyacım var.'
'Arabayı kullanmayı çok sevdiğin halde şehirde hep yolu kaybettiğinden, yolu gösterebilmem için gözlerime ihtiyacım var.'
'<Sadık arkadaşın>ın her ayki ziyaretinde sebep olduğu, karnındaki krampları rahatlatabilmem için avuçlarıma ihtiyacım var.'
'Evde oturmayı sevdiğinden, içe kapanıklığını dağıtmak, can sıkıntını hafifletmek üzere sana şakalar yapabilmem, hikayeler anlatabilmem için ağzıma ihtiyacım var.'
'Sabahtan akşama kadar bilgisayara bakmaktan gözlerinin bozulması kaçınılmaz olduğundan, yaşlandığımızda tırnaklarını kesebilmem, saçlarında -görülmesini istemediğin- beyaz telleri ayıklayabilmem, merdivenlerden aşağı inerken elini tutabilmem, çiçeklerin renginin - gençliğinde senin yüzünün rengi gibi olduğunu söyleyebilmem için gözlerime ihtiyacım var.'
'Ama seni benden daha fazla seven biri varsa, evet o uçuruma gidip, o çiçeği senin için koparırım bir tanem.'
Baktım, mektuptaki yazının mürekkepleri yer yer dağılıyordu.
Göz yaşlarım mektuba düşüyordu.
'Mektubu okuduysan ve kalbin ikna olduysa lüften kapıyı aç canım. Çok sevdiğin susamlı ekmek ve taze sütle kapıda bekliyorum.'
Koşarak kapıyı açtım. Endişeli bir yüzle ve ellerinde sıkıca tuttuğu susamlı ekmek ve sütle kapının önündeydi.
Artık çok iyi biliyordum: beni ondan daha çok kimse sevemezdi. O çiçeği uçurumun kenarında bırakmaya karar verdim.
Bu gerçek aşktı.
İlk yıllardaki heyecanlar içinde görmeye alıştığımız aşkın, seneler sonra o heyecanlar kaybolup gittiğinde, huzur ve durgunluk içinde de hep var olmaya devam ettiğini göremeyebiliyoruz.
Oysa aşk hep vardır. Belki artık heyecansız, belki artık romantik değil... Belki sıkıcı, tekdüze, hatta belki yüzsüz... Ama hep oralarda bir yerdedir.
Çiçekler ve romantik dakikalar ilişkinin başlaması için elbette gereklidir. Bir zaman sonra bunlar gitse de gerçek aşkın sütunu ebedi kalır.
Hayat tam da böyle bir şeydir.
hanci
16-06-2009, 12:37 AM
bu yazıya birkaç sebepten dolayı itirazım var bu yazıya dair eleştirilerimi bi ara yazacağım. şimdilik bu kadar belirteyim. bunu belirtmesem uyuyamazdım aklıma takılırdı... şimdi iyi geceler ....
MisCha
16-06-2009, 11:40 AM
Evlilik sakıza benzer. Çiğnemesini bilirsen iyi ve faydalı... Çiğnemesini bilmezsen can sıkıcı ve sinir bozucudur.
Peki, neden başka bir şeye değil de sakıza benzer?
1. Çünkü sakız ne kadar faydalı ve eğlenceli olursa olsun gerekli değildir, çiğnemesen de olur.
2. Sakız ilk zamanlar ağıza ferahlık verir hoş olur ama zamanla çürür ve tadı acılaşır.
3. Çürüyen sakız yapışkandır. Bulaştığı yerden temizlemek, ondan kurtulmak çok zor,bazen imkansızdır.
4. Sakızın ağızda bıraktığı tadı sadece çiğneyen bilir. Tatlı mı yoksa acı mı olduğunu başka kimse bilemez. Onlar sadece senin sakız çiğnediğini bilirler, o kadar.
5. Sakız çene kemiklerini güçlendirir. Evlilik de öyle... Sürekli tartışma ve bağrışma zamanla çiftlerin güçlü birer çene yapısına sahip olmasını sağlar.
6. Sakız çiğnerken başka bir şey yiyemezsin yoksa sakız bozulur...
7. Sakızın kağıdını açıp fikra veya falı okuduğunuzda çok eğlendirir, gülersiniz. Ama bu çok kısa sürer. Evlilikteki balayına benzer.
8. Çam sakızı ya da hakiki damla sakızları vardır. Kolay kolay çürümezler çiğnendiği sürece zevk de verirler. İşte bu da aşk evliliği denen olaydır.
9. Sakız; sigarayı bırakmak ve abur-cubur yememek için tercih edilir.
10. Sakız çiğneme olayının gerçekleşmesi için ezmek ve çiğnemek gerekir.Evlilikte de kim dişliyse o ezer.
11. Sakız tokluk hissi verir. Karnın aç olsa da kendini tok hissedersin.
... :rolleyes::rolleyes:
Ama böyle şeyler için sakız çiğnemeye değmez mi?:?:
Ayfer Monolog - sosyolog
- Şeyh Edebali'nin Osman Beye Nasihati
Oğul ,
Insanlar vardir, şafakta doğar, gün batarken ölürler !
Unutma ki dünya sandığın kadar büyük değildir !
Iki paralik güneşe aldanip sonrada karda, ayazda kavrulup gitme
Güçlüsün akillisin söz sahibisin !
Ama ;
Bunlari nerede nasil kullanacağini bilmezsen,
Sabah rüzgarinda savrulup gidersin.
Öfken ve benliğin bir olup aklini yener !
Daima sabirli, sebatli ve iradene sahip olasin.
Azminden dönme !
Çiktiğin yolu taşiyacağin yükü iyi bil !
Her işin gereğini vaktinde yap.
Açik sözlü ol ! Her sözü üstüne alma !
Gördün söyleme, bildin bilme
Sözünü unutma ! sözü söz olsun diye söyleme !
Anani atani say bereket büyüklerle beraberdir !
Sevildiğin yere sik gidip gelme, muhabbetin kalkar, itibar olmaz.
Üç kişiye aci ;
Cahiller arasinda alime,
Zenginken fakir düşene,
Hatirli iken itibarini kaybedene !
Unutma ki yüksekte yer tutanlar, aşağidakiler kadar emniyette değildir.
Ululanma, düşmanini hor görme !
Düşmanini çoğaltma, düşmanliğin başini da sonunu da sen belirle !
Hakli olduğunda kavgadan korkma
Bilesin ki
Atin iyisine doru yiğidin iyisine deli derler ! :!::!::!:
Ey oğul ! Beysin...
Bundan sonra öfke bize, uysallik sana...
Gücengeçlik bize, gönül almak sana...
Suçlamak bize, katlanmak sana...
Geçimsizlikler, çatişmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazliklar bize,
adalet sana...
Kötü söz, şom ağiz, haksiz yorum bize, bağişlamak sana...
Ey Oğul ! Bundan sonra bölmek bize, bütünlemek sana...
Üşengeçlik bize, uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana...
Ey Oğul ! sabretmesini bil. Vaktinden önce çiçek açmaz.
şunu da unutma ! Insani yaşat ki devlet yaşasin.
Ey Oğul ! Yükün ağir, işin çetin, gücün kila bağli.
ALLAH YARDIMCIN OLSUN.
Günlerini say, servetini say, büyüklerini say, ama YERİNDE SAYMA !
Eşini beğen, işini beğen, aşını beğen, ama KENDİNİ BEĞENME !
Emek ver, kulak ver, bilgi ver, ama hiçbir zaman BOŞ VERME !
Hedefe koş, cihada koş, yardıma koş, ama ORTAK KOŞMA !
Fidan büyüt, garip doyur, çocuk besle, ama KİN BESLEME !
Satıcı ol, alıcı ol, kalıcı ol, bulucu ol, ama BÖLÜCÜ OLMA !
Paranı ver, selam ver, canını ver, ama SIRRINI VERME !
Davet et, hayret et, affet, tevbe et, ama İHANET ETME !
Okumaktan zarar gelmez, oku, ama, LANET OKUMA !
Elini aç, gözünü aç, kapını aç, ama AĞZINI AÇMA !
Rakibini geç, sınıfını geç, ama GÜLÜP GEÇME !
Ev al, araba al, abdest al, ama BEDDUA ALMA !
Zulmü devir, nefsi devir, ama ÇAM DEVİRME !
Yaklaş, konuş, tanış, ama UŞAKLAŞMA !
Seslen, uslan, ama YASLANMA !
Doğrul, devril, ama EĞRİLME !
İtil, atıl, ama SATILMA !
Thyia
18-06-2009, 09:21 AM
Bir kadın çocuktur aslında..
Çocuk gibi davranmayı sever.
Erkeğin kendisine bir çocuğa gösterdiği şefkati göstermesini de ister.
Bir çocuğu okşar gibi incitmekten korkarak okşamalıdır erkek kadını.
Ama her kadın çocukça da olsa dinlenilmesini, dikkate alınmasını ister.
Yani bir kadının çocukluk yapmasına izin vereceksiniz,
ama asla onu bir Çocuk olarak görmeyeceksiniz.
Bir kadın güçlüdür aslında.
Hatta erkeklerden çok daha güçlüdür.
Ama bu gücünü her zaman ortaya koymasını sevmez.
İster ki Erkeğin gücü kendisine huzur versin.
Kendi kendine yapabileceği şeyleri bile Erkeğin yapmasını bekler.
Böylece hem daha kadın olduğunu hissedecektir hem de
erkeğinin ne kadar güçlü olduğunu görecektir.
Ancak kadın gücünü göstermek istediğinde onu engelleyemezsiniz.
Yapmak istediği bir şey varsa mutlaka yapar.
Bir kadın sevgilidir aslında.
İçinde her zaman sevgiyi taşır.
Sevdiklerinden kolay kolay ayrılamaz. Sevdiklerini kolay kolay kıramaz.
Zor sever ama tam sever.
Bir kadının tam anlamıyla sevebilmesi için
yüreğinin kabul ettiğini beyninin de kabul etmesi gerekir.
Ve sevmezse de onu asla sevmeye zorlayamazsınız.
Belki kolayca yüreğine girebilirsiniz.
Ancak beyninde yer etmemişseniz her an terk edilebilirsiniz.
Sevmediği halde terk etmeyen kadınlar da var elbette.
Bunun nedeni ise engelleyemedikleri "acımak" duygusudur.
Bir kadın yalnızdır aslında.
Hiçbir zaman kadını bütünüyle elde edemezsiniz.
Kendisine ait bir dünyası vardır ve orada hep yalnızdır.
O dünyaya kimsenin girmesine izin vermez.
Hiçbir anahtar o dünyanın kapısını açamaz.
Yalnızlık onun sığınağıdır.
O sığınağa ne zaman gireceğine, ne kadar kalacağına hep kendisi karar verir.
Sığınaktayken oradan çıkmaya zorlarsanız onu sonsuza dek kaybedebilirsiniz.
Bir kadın bilgindir aslında.
Neler yapabileceğini erkek aklI hayal bile edemez.
Yaratıcılığının sınırı yoktur.
Ama bunu ortaya çıkartmak için hayatının erkeğini bekler.
Hoyratça harcamaz yaratıcılığını sadece erkeğine saklar.
Bir kadının gerçek erkeği olmayı başarabilmişseniz çok şanslısınız demektir.
Çünkü yaşamınız asla sıradan olmayacaktır.
Bir kadın hayattır aslında.
Çünkü hayatın içinde olan her şey ancak kadınlar olduğunda anlam kazanıyor.
Yemek yemek, su içmek bile.
Bir kadının elinden içtiğiniz suyla kendi kendinize bardağı doldurup
içtiğiniz su arasındaki lezzet farkını anlayabiliyor musunuz?
Anlıyorsanız ne mutlu size. Anlamıyorsanız, ne yazık ki yaşamıyorsunuz...
hanci
18-06-2009, 10:04 AM
iyi güzel yazı thyia ama okuduktan sonra da içimden kadın var kadıncık var diyesim geldi... yani cinsi latifin çoğu kendinden habersiz emin ol... okuyup hmmm hakketen öle miyiz ya sorgulamasına girecek olan kısım olduğu gibi vay be biz neymişize kapılıp çevreye yukardan bakan pozlarla dolaşanlar da çıkar bi kısmı da var ki işi zaten çözmüş olanlar onlar da tek başlarına bu kadar vasıflı olmanın bi anlamının olmadığını çözmüş olanlar yani bu potansiyeli karşılayacak ve idrakinde olacak ve harekete geçirecek sayıda karşı cins mensubu olmadığını bilen ondan sebep heyhat idrak edilmemiş bir güzelliğin geçip giden burukluğu ile okuyacak ve bir iç çekip devam edecek .) .....
Miaussssssss
18-06-2009, 10:17 AM
Gunesli bir gundu. Kadin parkta yaninda oturan adama "Bakin, salincakta sallanan su kirmizi kazakli cocuk benim oglum" dedi.
Adam gulumseyerek "Guzel bir oglunuz var" dedi. "Diger salincaktaki mavi kazakli cocukda benim oglum"
Sonra saatine bakti ve "Heyyy, Todd, sanirim artik gitme zamani" diye seslendi ogluna.
Cocuk salincakta yukselirken "Bes dakika daha baba, lutfen yalnizca bes dakika daha" diye karsilik verdi babasina.
< BR> Adam basini "peki" anlaminda sallayinca cocuk neseyle sallanmaya devam etti.
Dakikalar sonra adam ayaga kalkarak tekrar seslendi ogluna "Todd, artik gidelim mi, ne dersin?"
Cocuk yine gitmeye isteksiz "Ne olur baba, bes dakika daha, lutfen, bes dakika daha" diye bagirdi babasina.
Adam" Tamam" deyince cocuk kahkahalar atarak sallanmaya devam etti.
Sonunda kadin dayanamadi ve sesinde gizli bir hayranlikla "Ne kadar sabirli bir babasiniz" dedi .
Adam gulumsedi kadina. "Sabir degil yaptigim bayan" dedi. "Buyuk oglum Tommy'yi gecen yil burada sarhos bir surucunun carpmasi sonucu kaybettim. Buraya yakin yolda bisiklet suruyordu. Tommy'e hic yeterince zaman ayirmamistim. Oysa simdi onunla bes dakika daha fazla birlikte olabilmek icin herseyi yapardim. Todd'la ayni hatayi yapmayacagima soz verdim kendi kendime..
O her "Bes dakika daha baba" dedigi zaman , oyun oynamak icin bes dakika daha kazandigini dusunuyor, oysa isin gercegi ne biliyor musunuz? Ben onu oyun oynarken bes dakika daha fazla izleyebiliyorum, asil kazanan benim"
MisCha
18-06-2009, 01:26 PM
İki arkadaş, hararetle tartışıyormuş: Tartıştıkları konu, sigara içerken İncil okunup okunmayacağı imiş. Sonuç alamayınca Papa’ya sormaya karar vermişler. Papa’nın yanına gidip sırayla sorularını sormuşlar. Biri olumsuz cevap alırken diğeri, izin almayı başarmış.
İzin alamayanın sorduğu soru:
- Papa hazretleri, İncil okurken canım sigara içmek istiyor, içebilir miyim?
- Oğlum, İncil okunurken Tanrı’yla ilgilenmen lazım. O sırada dikkatinin dağılmaması lazım. O yüzden İncil okurken sigara içilmez.
İzin alanın sorduğu soru :
- Papa hazretleri, sigara içerken canım İncil okumak istiyor, okuyabilir miyim?
- Oğlum, her nerede ve ne koşulda olursan ol, İncil okuma isteği duyarsan okuyabilirsin.
Kıssadan hisse :
1-) Esas olan, aldığın cevap değil, sorduğun sorudur.
2-) Beceri; almak istediğin yanıtı alabileceğin soruyu sorabilmektir…
RÜZGAR
18-06-2009, 06:18 PM
HERKESİN BİR HİKAYESİ VARDIR....
Ünlü basketbolcu Hidayet Türkoğlu eşiyle birlikte, Eminönün de
geziyordu. Önce akvaryumcuları dolaştılar, Kapalıçarsı, Nuriosmaniye,
Yerebatan Sarnıcı, Ayasofya, Sultanahmet, Topkapı Sarayı, Gülhane Parkı
derken, Yeni Caminin önüne kadar geldiler. Orada bağıra bağıra simit
satan bir çocuk vardı. Basketbolcu birden durakladı...
Sonra simitçiye yaklaştı:
- Simit'in kaça koç ? - 300 bin abi. Çıtır çıtır....
- Tezgahta kaç simit var ?
- 70-80 tane var herhalde... - Hepsini alsam ne tutar ?
- Seksen desek 24 milyon.
- Al sana 30 milyon... Farzet ki hepsini aldım...
-Sağol abi... sağol...
Basketbolcu üç onluk çıkartıp simitçinin önüne bıraktı. Eşi şaşkındı. Üç
beş adım yürümüşlerdi ki esine yaklaşıp fısıldadı.
- Hidayet sen deli misin ?
- Yooo
- Peki yemediğimiz simitlerin parasını niye verdin ?
- Boşver sorma.
- Diyelim ki soruyorum. Hem de ısrarla soruyorum.
- Öyleyse söyleyeyim.
- Lütfedersiniz beyefendi.
- Tablanın kenarı dikkatini cektimi ?
- Hayır.
- Baksan görecektin. Tahtaya bir isim kazınmıştı.
- Nasıl bir isim ?
- Hidayet !
- Yoksa ?
- Evet o tezgah, eskiden benimdi...
Bu hikayeyi hidayet tv8 de katıldığı bir programda kendisi
anlatmıştır..
RÜZGAR
Thyia
19-06-2009, 07:19 AM
Bir gülümseme; sevginin ve insan olmanın anahtarıdır.
Bir gülümseme; iç dünyamızın güzelliklerini,dışa yansıtır.
Bir gülümseme; bir külfeti yoktur,fakat çok şey kazandırır.
Bir gülümseme; evde saadet,iş yerinde muvaffakiyettir.
Bir gülümseme; başkalarına ikramda bulunmak demektir.
Bir gülümseme; vereni fakirleştirmeden, alanı zenginleştirir.
Bir gülümseme; bir an sürer, bazen ise ebediyen yaşar.
Bir gülümseme; yorgun olan insanı dinlendirir.
Bir gülümseme; ümitsiz olana neşe ve hayat bahşeder.
Bir gülümseme; karanlık bir çehreyi aydınlatabilir.
Bir gülümseme; satın alınmaz,rica ile elde edilemez.
Bir gülümseme; ödünç verilmez,çalmak da mümkün değildir.
Bir gülümseme; kendiliğinden verilmedikçe,işe yaramaz.
Bir gülümseme; ona ihtiyacı olanlara ilaç gibi gelir.
Bir gülümseme; sevgi köprülerini sağlamlaştırır.
Bir gülümseme; bazen bir hayat kurtarır.
Bir gülümseme; bazen bir savaşı da önler.
Bir gülümseme; bazen gülümseyemeyeni gülümsetir.
Bir gülümseme; sadaka yerine geçer,sevap kazandırır.
Bir gülümsemeyi;gülümsemeye ihtiyacı olana bol bol verin!
Bir gülümsemeye;gülümseyemeyenlerin,ihtiyacı olduğunu unutmayın!
Bir gülümseme; için hiç kimse,ona ihtiyaç duymadan yaşayacak kadar zengin ve kuvvetli değildir...
Thyia
19-06-2009, 07:57 AM
MEMLEKET NERESİ ABİ?
Plajda tüm yabancı erkekler sırtüstü yatarken, Türk
erkeği yüzüstü yatar.
Bir de beline havlu dolayıp, altından don değiştirmeyi
başarır.
Sanki orası Şengül Hamamı.
Herkes terlik giyerken Türk erkeği plajda tokyo giyer.
Plajda genelde yabancılar kitap okur, Türk erkeği cep
telefonu ile konuşur.
Türk erkeğini öteki dünyada da çok kolay ayırt edebiliriz.
Mesela Zebani kuyuya ateş atıyor. Bizim Türk erkeği
etrafında dolaşır:
"-Abi günde ne kadar yakıyor.
-Doğal gaz mi?
-Memleket neresi abi?" :smile:
Sunucu: Mustafa amca 89 yaşında 5 kez evlenmiş.Şuanda dul ve evlenmek istiyor.
Buyrun Mustafa amca sizi dinliyoruz.
Mustafa Amca: Valla iyi bir karı buluruz diye geldik işte yavrım
Sunucu Bu arada telefon hattımızda Mustafa amca için arayan bir izleyicimiz varmış.Buyrun efendim sizi tanıyalım
İzleyici: ismim Tayyar bacım. Mustafa . amcanın karı aradığını duyduk aradık. Mustafa amca sen nasıl bir şey aramıştın. Sarışın , esmer , rus sen söyle biz göndeririz.Olmazsa mekanımız Laleli gel seç beğen.
Sunucu Kees kees !!, Reklam giriyoruz! :smile:
Ve günün bombası... Arkadaş evde bangır bangır müzik
dinlerken, evin annesi de Elektrik süpürgesi ile ortalığı
süpürüyormuş. Kızıl kıyamet ortam... Bir süre sonra oğlan müziğin sesini kısınca şu durum ortaya çıkmış... Süpürge çalışmıyor ve anne, yarım saattir boşu boşuna dönüp duruyor.. :smile:
Yoksun_ki
19-06-2009, 09:13 AM
Genç ve yakışıklı delikanlı bir kış günü evden alelacele çıkar.
Dolmuş durağına vardığında güzel bir kızında dolmuş beklediğini farkeder ve kıza bakar hafif hafif. Bir süre sonra kızın da kendine baktığını farkeder ve içten içe sevinir.
Bu bakışma durakta bekleyen başka kimse olmaması sebebiyle daha belirgin ve uzunca sürer.
Hafif tebessümler , utanıp başını yere eğmeler derken delikanlı bir bakar ki kız kendisine yaklaşır.
Tatlı bir telaş ile gülümser. Kız iyice yaklaşmıştır gülümseyerek.
Ve delikanlıya son bi kez gülümseyerek bakar ve
Kız : Pardon bişey sorabilir miyim?
Delikanlı : (Heyecanını gizlemeye çalışarak ) Tabi buyrun
Kız : (gülümser ) Montunuzu neden ters giydiniz?
Delikanlı : şurdan bi kişi uzatırmısınız ( çünkü ilk gelen dolmuşla kaçmıştır )
Kim olduğunu yazmıycam bu delikanlının. Yazsamda gülmekten okumıycaksınız zaten.
Elif.
19-06-2009, 10:00 AM
Miniklerden Evlilik Yorumları
KİMİNLE EVLENECEGİNİZE NASIL KARAR VERİRSİNİZ?
'Buna biz karar veremeyiz, Tanrı bunları önceden ayarlamıştır. Biz de kime takılacaksak, bir gün yolda yürürken karşımıza çıkar.' Zeynep, 10 yaşında.
EVLENMEK İÇİN EN UYGUN YAŞ KAÇ OLMALI?
'Yaşla ilgisi yok, evlenmek için aptal olmak yeter'. Ali, 6 yaşında
ANNENLE BABANIN ORTAK YÖNÜ NEDİR?
'İkisi de, baska çocuk istemez.' Selin, 8 yaşında.
BIR KIZLA BIR ERKEK ÇIKTIKLARI ZAMAN NELER YAPARLAR?
'Biriyle çıkmak çok eğlenceli..Aslı nda yeterince sabırla dinleyebilirseniz, erkekler bazen güzel konuşuyorlar.' Gamze, 8 yaşında. (Gerçekten 8 mi dersiniz?)
'İlk randevuda birbirlerine yalan söylerler. Ama bu yalanlar ikinci kez buluşmak isteyecek kadar ilginç olmalı' Metin, 10 yaşında (sizce ?)
İLK RANDEVUDAN MEMNUN KALMAZSAN NE YAPARSIN?
'Eve gidip ölü taklidi yaparım. Ertesi gün bütün gazeteleri arayıp Ben öldüm ismimi cenaze ilanlarınıza yazar mısınız derim' Hüseyin, 9 yaşında.
BİRİNİ ÖPMEK HANGİ ŞARTLARDA DOĞRUDUR?
'Çok parası varsa.' Petek, 7 yaşında
'Kanunlar en az 18 yaşında olmalısınız diyor ama kanunları boşver' Cüneyt, 7 yaşında
'Ben öpmem. Kadınlar öpünce hemen evlenip çocuk yapmak istiyorlar,Ben ugraşamam'. Levent, 8 yaşında
EVLİLİK DİYE BİRŞEY OLMASAYDI NELER OLURDU?
'Hesabını vermemiz gereken bir sürü bebek olurdu'. Murat,8 yaşında (çok zekice)
BIR EVLİLİĞİ, SONSUZA KADAR SÜRDÜRMEK İÇİN NE GEREKİR?
'Karınız çirkin de olsa, ona çok güzelsin demek gerekir' Hasan, 10 yaşında :twisted::rolleyes::biggrin:
HaYaT
19-06-2009, 10:58 AM
'Karınız çirkin de olsa, ona çok güzelsin demek gerekir' Hasan, 10 yaşında
hahhhah:D
HaYaT
19-06-2009, 11:13 AM
Genç ve yakışıklı delikanlı bir kış günü evden alelacele çıkar.
Dolmuş durağına vardığında güzel bir kızında dolmuş beklediğini farkeder ve kıza bakar hafif hafif. Bir süre sonra kızın da kendine baktığını farkeder ve içten içe sevinir.
Bu bakışma durakta bekleyen başka kimse olmaması sebebiyle daha belirgin ve uzunca sürer.
Hafif tebessümler , utanıp başını yere eğmeler derken delikanlı bir bakar ki kız kendisine yaklaşır.
Tatlı bir telaş ile gülümser. Kız iyice yaklaşmıştır gülümseyerek.
Ve delikanlıya son bi kez gülümseyerek bakar ve
Kız : Pardon bişey sorabilir miyim?
Delikanlı : (Heyecanını gizlemeye çalışarak ) Tabi buyrun
Kız : (gülümser ) Montunuzu neden ters giydiniz?
Delikanlı : şurdan bi kişi uzatırmısınız ( çünkü ilk gelen dolmuşla kaçmıştır )
Kim olduğunu yazmıycam bu delikanlının. Yazsamda gülmekten okumıycaksınız zaten.
Hahahhaahh:D:D:D
kbrclkblk
19-06-2009, 02:02 PM
Yalnız yaşamaktan bıkan bir çiftçi şehre gitti, bir kız bulup evlendi;karısını tek atlı arabasına bindirip çiftliğini yolunu tuttu. Yolda atın ayağı takılıp düşer gibi oldu. Çiftçi Bu bir dedi. Biraz sonra at yine tökezledi. Çiftçi Bu iki dedi. ve yola devam ettiler. Az sonra zavallı at, aynı şekilde ayağı sürçüp sendeleyince çiftçi Bu da üç! deyip, tabancasını çekerek hayvanı vurdu.
Yeni gelinin aklı başından gitti. Seni gidi kalpsiz! diye bağırdı ve kocasına şiddetli bir tokat attı.
Kocası sesini çıkarmadan bir süre onu süzdüve BU BİR! dedi*..
*Komik ama bir o kadar da üstünde düşünülesi bir hikaye. Beğenerek okuduğum kitaptan beğendiğim bir parçası.
Herşey Sende Gizli / Can Yücel
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...:!::!:
kbrclkblk
19-06-2009, 10:09 PM
Rejisör bir filmde rol almak isteyen genç kıza; “Eğer iki kelimeyi istediğim gibi söyliyebilirsen, sana rol verebilirim” demiş, genç kız da; “Tabi söylerim. Nedir bu iki kelime?” diye sormuştu. Rejisör: “Sadece üç kere bana ; ‘Gel buraya!’ diyeceksin. ” demiş, genç kız, bundan daha kolay ne var, diye düşünürken, rejisör konuşmaya devam etmişti.
“Birincisinde sevgilinle bir münakaşadan sonra ona artık ayrılman gerektiğini söylüyorsun o başı eğik kapıya doğru giderken, ceketinin cebinde tabanca olduğunu farkediyorsun. Hayatına son vereceğini seziyor, birdenbire onun senin için her şey olduğunu anlıyor ve büyük bir pişmanlikla:
- ‘Gel buraya!’ diyorsun.
“İkinci olarak, kendini küçük bir çoçuğun annesi yerine koyacaksın. Çoçuk dört yaşındadır. Sen ona bayramlık elbislerini giydirmiş, balkonda oturmasını, hiçbir yere gitmemesini sıkı sıkıya tembih etmişsin. Sana itaat etmiyor ve sokağa fırlıyor. Tam o sırada köşede bir kamyon belirliyor ve çoçuk bir anda yere düşüp çamurlara bulanıyor. Allahtan ezilmiyor. Sen dehşet içindesin. Bir yandan Allah’a şükrederken, diğer yandan sana itaat etmediği için çoçuğa son derece kızgınsın. İşte bu duygularla ona:
- ‘Gel buraya!’ diyorsun
” Son olarak da, bir tacirin karısısın. Kocan iflas etmiş. Evin dışında alacaklılar kocanı linç etmek için bekliyor. Fakat kocan, onuruna dokunan bu durum karşısında kalbine sıktığı bir kurşunla can veriyor. Sen de sokak kapısını açıp, dışarıdaki kalabalığı elebaşısına:
- ‘Gel buraya’ diyorsun
Sevgili Dost,
Kızın bu sözler üzerine filmde rol almak istemekten vazgeçip geçmediğini bilemiyoruz. Bildiğimiz, sesin tonunun kelimelere hayat verdiği ya da öldürdüğür.
- Gel buraya..
Thyia
22-06-2009, 11:12 AM
Erkek öyle bir yaratıktır ki, kadın "Boşver ben yaparım" dediği zaman,
boşverir, kadın yapsın diye bırakır.
Kadın öyle bir yaratıktır ki, erkeğe "boşver ben yaparım" dediğinde,
erkek boşverince, öfkeden çıldırır.
Erkek öyle bir yaratıktır ki, kadın " Boşver ben yaparım" dediğinde,
boşverince, kadın öfkeden çıldırdığında "Peki ama şimdi niye kızıyorsun" der...
Kadın öyle bir yaratıktır ki, erkeğe "Boşver ben yaparım" dediğinde,erkek
boşverince, öfkeden çıldırdığında, erkek "Peki ama şimdi niye kızıyorsun"
diye sorunca,"Niye kızdığımı anlamıyorsan, ben de söylemiyorum işte" der.
:smile::smile:
Thyia
22-06-2009, 11:14 AM
Bir alışveriş merkezindeyiz. Yaşlı bir hanım tavuk reyonunda bir türlü istediği kadar büyük bir tavuk bulamayınca, onu izleyen reyon görevlisine söylendi:
- Bu tavukların daha büyük olmaları mümkün değil mi?
Görevli tonton teyzeye takılmadan edemedi:
- Mümkün değil teyze, onlar ölü. :smile:
Trafik kuralı ihlali yapan kimsenin çıkmadığı uzun bir nöbetin sonunda polis nihayet aşırı hız yapan bir aracı durdurdu. Sürücü camı açtı. Ruhsat ve ehliyetini uzattı. Polis ceza makbuzunu cebinden çıkarırken keyifle gülümsedi.
- Sizi bütün gün bekledim.
Sürücü nasıl olsa cezamı öyle ya da böyle çekeceğim rahatlığıyla, iç çekerek cevap verdi.
- Anlıyorum memur bey. Elimden geldiği kadar hızlı gelmeye çalıştım ben de.
Polis, dakikalar süren gülmesi kesilmeyince adama eliyle git, git işareti yaptı ve adam cezadan kurtuldu....
MisCha
22-06-2009, 03:06 PM
Deniz kıyısında bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır.
Güneş onu yakıp kavurur.
O da Tanrıya yakarır keşke güneş olsaydım diye.
"Ol" der Tanrı. Güneş oluverir.
Fakat bulutlar gelir örter güneşi, hükmü kalmaz.
Bulut olmak ister. "Ol" der Tanrı. Bulut olur.
Rüzgar alır götürür bulutu, rüzgarın oyuncaðı olur.
Rüzgar olmak ister bu kez. Ona da "Ol" der Tanrı.
Rüzgar her yere egemen olur, fırtına olur, kasırga olur.
Herşey karşısında eğilir.
Tam keyfi yerindeyken koca bir kayaya rastlar.
Ordan esen burdan eser, kaya banamısın demez!
Bildiniz, Tanrı kaya olmasına da izin verir.
Dimdik ve güçlü durmaktadır artık dünyaya karşı...
Sırtında bir acı ile uyanır....
Bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır. ..
Amor Fati
Nietzsche
Thyia
23-06-2009, 09:53 AM
Sokaktayım ve yürüyorum.
Yürüdükçe arka adımda bırakıyorum unutmaya yeltendiklerimi.
Yürüyorum ve bir bir terkediyorum yitirmeye niyetlendiklerimi.
Kaçmıyorum,korkmuyorum,kırmaktan da çekinmiyorum.Önüme bakıyorum ve yürüyorum.
Yere dönük kafamı kaldırıyorum semaya.Bir nida işitmek istiyor benliğim "İyisin kulum,iyi olacaksın,dağın büyük.yeterki korkma"
"Diren ey gönlüm karanlıklara"
Sokaktayım ve yürüyorum.
Yürüdükçe sonbahara vurgun gönlümdekileri arkamda bırakıyorum.
Kafamı kaldırıyorum ve dilimi şükürle buluşturuyorum.Ne mutlu ki diyorum gülümseyebilmeyi biliyorum.
Yaramı da seviyorum.Yarayı açan değil açtırana hamd olsun diyorum.
Sıkıntılarım beni güçlü kılıyor.
O halde yorulmak yok yola devam diyorum.
Ellerimi semaya kaldırıyorum.diz çöküyorum.Gözyaşlarımı avucuma saklıyorum.Kalbimin kanayan yanını diğer yanıma emanet ediyorum ve şükrediyorum..Hala dik duracak kadar güvenim olduğu için...
Ağzımdan son bir cümle dökülüyor. "Kalbi olanın hüznüde vardır"
Thyia
23-06-2009, 10:56 AM
Savaştıgım kadar yenildim hep..
Canım ne zaman birşeyi çok çekse, gönlüm ne zaman birini çok istese önce kazandım; sonra birer birer kaybettim hepsini..
aslında o kadar yürekliydimki ve bir o kadar umutlu.
Her yenilgimde kendimi güçlendirdim bir sonraki için.. Cesaretlendirdim..
Düştüm.. Sonra “Kalk!” dedim kendime.. Kalk !.. Elimden tutan olmadı hiç, umut saçan, gülümseyen, inandıran..
Hep bendim kanayan dizlerimi temizleyen, hep bendim acımı unutturacak avuntuları aynanın karşısında saatlerce tekrar eden..
Savaşmak için gerekli gereksiz nedenler sundum önüme..
Çünkü; hayat o kadar kısaydıki pes edip bırakmaya gelmiyordu..
Çünkü; umutlarım o kadar hırslıydıki en kötüsüyle bile başa çıkabiliyordu..
Onlarca insan geldi geçti hayatımdan ve ben onlarca insanın hayatından geçip geldim..
Yanımda kim varsa onunla paylaştım gücümü, kudretimi..
Kime inanmışsam ona adadım sevinçlerimi, zaferlerimi..
Hayatın kısalıgına ragmen bir ucundan tutunup onuda tutuşturdum her seferinde..
Kanayan dizleri vardı hepsinin, elinden tuttum kaldırdım..
Umutlarıma ortak ettim karanlıga çalan gözlerini..
Masallar anlattım onlara dinlemekten hiç bıkmadıkları..
Hayatlarının bir köşesine tutturdukları masallar..
Daha önce hiç görmedikleri ilgiyi verdim onlara ve şefkati..
Bir anne oldum bazen gögsüme yatırıp aglayışlarındaki utancı izledim..
Bir baba oldum bazen sert ama hepsi hayatlarını düzenleyecek kurallar koydum..
Bazen bir sevgili oldum.. Avuçlarındaki kelebekleri öptüm; uyuttum..
Bir gün geldi iyileşti hepsi ve yeniden acımaya gitti..
Bense sadece sessizce izledim gidişlerini..
İçim kanaya kanaya, ama bir sonrakine hazır olacak kadar güçlü, tecrübeli..
Benim kanayan dizlerim olmadı hep; elbet benimde kanattıklarım oldu..
Ama ne zaman geri dönseler bir bölümümde rahatlattılar yüreklerini..
Acıtıp; tekrar gittiler..
Ne zaman aglamak isteseler bi anne oldum izledim onları..
Ne zaman hataya meyletseler bir baba oldum hatırlattım dogrularını..
Ve ne zaman kopup gitse bir yanları yenisinin gelecegine dair umut verdim, inandırdım.. Hazırladım onları..
Oysa benim kanayan dizlerimi temizleyecek, beni inandıracak, umuduna ortak edecek biri yokmuydu ?
Bir´i vardı sadece..
Ama o herkeste gördügüm masum yanı ne zaman ona açsam kendimi bomşboş ve amaçsız hisssettim ...
ilk defa biri umutlarımı çalmaya degilde, umutlarını vermeye gelmişti..
İçimde öylesine özeldiki sevgisi ben bile farkına varamıyordum..
Düşüp kalkmaya hazırlandıgım anda elimden tuttu..
Umut saçtı o masmavi umutlarını hemde cömertçe..
Gülümsedi güneş kokan gülümseyişler vardı dudak kıvrımlarında gizli..
Ve inandırdı hani o “Bir gün..” olacak olanlara..
Ama içimde bir yerlerde adı gizliyse birilerinin; kendime bile itiraf edemedigim..
Onlardan birisin..
Belki; başka bir hayatta, başka bir şekilde..
Karamsarlık de, haketmedigini yaşamak de, inançsızlık de..
Benden çok ihtiyacı olanların çaldıgı gülüşlere; aptallık de..
Bir gün gerçekten kalkamadıgımda varoldugunu bilmek bile yeter bana..
Seninde avucundaki kelebegini öptüm; uyuttum..
Uyanana kadar..
ELveda..:sad:
hanci
24-06-2009, 11:09 AM
Gama dair
Hani şair demiş ya “şeb-i yeldayı müneccimle muvakkit ne bilir / mübtela-ı gama sor kim geceler kaç saat…” hakikaten çok doğru söylemiş. İnsan bazı şeyleri tecrübe edince daha iyi idrak ediyor… öle ya esasen anlaşılması güç bir beyit veya çok girift bir ifade değil ; hemen hemen herkesin genel itibariyle mevzunun ana hatlarını çözebileceği bir söyleyiş lakin bizzat mübtela-i gam olduğunuzda birden gönlünüze tercüman oluveriyor bu sözler... bir şeyi anlamak başka yaşamak bambaşka…
nedense gece her tür sıkıntılı durum için daha bi ızdıraplıdır. Fiziksel de olsa sıkıntınız duygusal da gece daha bir yoğun hissedilir acılar… zaman gün boyu çağıldayarak akan bir dereyken gece menderesler çizen her kıvrımında bir önceki anın yanından tekrar ve tekrar geçen bir hal alır… öyle ki sanki bütün uzuvlarımız kendi muhasebesini bu dingin zaman diliminde yapar. Eğer ki bir yerimizde bir yara varsa acısı daha bir belirgin daha bi çekilmez hal alır. Esasen acımız değildir artış gösteren sadece acısız ve normal işleyişinde olan uzuvlarımız tabiri caizse kendi kendini yenilemek ve dinlenmek için kendilerini tek tek kapatır haliyle sorunlu bölge bu kapanma işlemini gerçekleştiremez ve acı gecenin merkezindeki yerini alır. Aslında dişiniz gündüz ağrıdığından çok ağrımıyordur aynı şekilde seviyorsanız gündüzken çok değildir o da… lakin bu genellemelerin bir istisnası vardır ki şairin mübtela-i gam die ifade etmek istediği de o olsa gerektir o da aşk acısı çekenin ızdırabıdır…
neden mübtelayı gam olsa olsa aşk acısı çekeni ifade edere gelecek olursak. Az önce bahsettiğimiz sıkıntı ve rahatsızlıklar genel itibariyle insanda kurtulma hissiyle bir peyda olurken , yani dişimiz ağrıyorsa bu diş yok olsa da acısı da bununla bir kaybolsa deriz hatta acı dayanılmaz oldukça söz konusu olan her uzvumuz icin aynı temenni geçer içimizden lakin aşksa konu ne aşık olduğumuz yok olsun diyebiliriz ne de canımızı bunca yakmasına rağmen aşkımız yok olsun isteriz… işte insanın gam müptelalığı da böyle başlar…gerçi bu beyitin sölendiği zamanlarda çekilen acıların insanı olgunlaştıracağı düşüncesinden hareketle gama talepli bir aşık modeli söz konusudur . yani asıl hedefi maşuğa vasıl olmak değil onda pişip aşkın ilahi boyutuna geçmek olan… kimisi aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabip helakım zehr-i dermanındadır demiş kimisi dilde gam var lütfeyle gelme ey sürur olamaz bir hanede mihman mihman üstüne diyecek kadar uzatılan eli kavuşmaya yönelik olasıkları acılarını kalıcı kılmak adına reddedebilmiştir…
gerçi bana öyle geliyor ki acıya gama bu kadar talepkar olan bu insanlar gamı zaten yaşamamışlar… bir aşığın vuslatı reddetmesi nasıl düşünülebilir bu öle bişeydir ki hemen hemen yaşamayı reddetmesi anlamına gelir veya tam tersinden aşıklığını reddetmesi… öyle ki aşkın mayası ilahi zaten en genel manada… aşk deil midir ki insanın gözünden maşuk hariç her şeyi silen… aşık dediğin : kavuşma isteğinden vazgeç, dünya senin olsa deseler sensiz bir dünya istemem diyebilecek olandır . Dünya bir yana sevgili bir yanayken vuslatı istemeyene nasıl aşık denebilir … aşık vuslata mani her şeye düşman olandır ; imkansız da olsa vuslat ihtimali , her sabah inanmadığı halde bir mucize bekleyendir…
aslında bir önceki yazıya binaen bir yazı yazıordum ki yazarken farkında vardığım bir sebepten onu sürdürmeyi bırakıp eski bir yazımı eklemeye karar verdim... demek bugün bişiler paylaşasım var gene...
Thyia
24-06-2009, 12:46 PM
gerçi bana öyle geliyor ki acıya gama bu kadar talepkar olan bu insanlar gamı zaten yaşamamışlar… bir aşığın vuslatı reddetmesi nasıl düşünülebilir bu öle bişeydir ki hemen hemen yaşamayı reddetmesi anlamına gelir veya tam tersinden aşıklığını reddetmesi… öyle ki aşkın mayası ilahi zaten en genel manada… aşk deil midir ki insanın gözünden maşuk hariç her şeyi silen… aşık dediğin : kavuşma isteğinden vazgeç, dünya senin olsa deseler sensiz bir dünya istemem diyebilecek olandır . Dünya bir yana sevgili bir yanayken vuslatı istemeyene nasıl aşık denebilir … aşık vuslata mani her şeye düşman olandır ; imkansız da olsa vuslat ihtimali , her sabah inanmadığı halde bir mucize bekleyendir…
bir şeyi anlamak başka yaşamak bambaşka…
Paylaşımın için teşekkürler . . . ;)
MaXmAxMaX
24-06-2009, 01:33 PM
İsketch!.....
Ayrı bir dünya, ayrı bir alem, ayrı bir boyut,
Yaşantıdan farklı, gerçekçilikte ise soyut,
Alt tarafı sıradan ve önemsiz bir oyun,
Sen öyle san ve kendini böyle uyut.
Kişilikler gizli, realde denmeyenler burada kelimeleşir,
İçimizde hiç birşey kalmaz, açıkça dile gelir,
Sanaldır dostluklar, sevdalar, düşmanlıklar,
Sen öyle san, en gerçek bile İsketch'den daha sahtedir.:smile::smile::smile:
Thyia
26-06-2009, 10:48 AM
üye: Afedersiniz bu admin ne oluyor acaba?
Forum Yöneticisi: Administrator'ün kısaltması
üye: Soyadministrator ün olayım senin anam puhaha nasıl espri?
Forum Yöneticisi: ....
üye: Bi dakika ya, sistemden niye çıkarıldım ben şimdi ya?! :smile::smile:
************************************************** *******
üye: Haci oyun isteklerimizi burada mı yapıyoruz.
Forum yoneticisi: evet
üye: O zaman sıradaki oyun sevip de kavusamayanlara gitsin ehuehuehu
Forum yoneticisi: Banned ! :smile:
Thyia
26-06-2009, 10:50 AM
Bambu ağacının yetişmesi, olumlu ısrar için güzel bir örnektir.
Çinliler bu ağacı söyle yetiştirir:
Önce ağacın tohumu ekilir,sulanır ve gübrelenir.
Birinci yıl tohumda herhangi bir değişiklik olmaz.
Tohum yeniden sulanıp gübrelenir. Bambu ağacı ikinci yılda da toprağın
dışına filiz vermez.
Uçuncu ve dördüncü yıllarda her yıl yapılan işlem tekrar
edilerek bambu tohumu sulanır ve gübrelenir.
Fakat inatçı tohum bu yılda da filiz vermez.
Çinliler büyük bir sabırla besinci yılda da bambuya su
ve gübre vermeye devam ederler.
Ve nihayet besinci yılın sonlarına doğru bambu yeşermeye baslar ve altı
hafta gibi kısa bir sürede yaklaşık 27 metre boyuna ulaşır.
Akla gelen ilk soru sudur :
Bambu ağacı 27 metre boyuna alti hafta da mi Yoksa
beş yılda mı ulaşmıştır ?
Bu sorunun cevabi tabii ki beş yıldır.
Büyük bir sabırla ve ısrarla tohum beş yıl süresince sulanıp
gübrelenmeseydi ağacın büyümesinden hatta var olmasından söz edebilir
miydik?...
Bir basarinin şartları her zaman çok basittir.
Bir sure için çalısın,
Bir sure tahammül edin.
Her zaman inanın
Ve hiçbir zaman geri dönmeyin...
MaXmAxMaX
26-06-2009, 11:55 AM
İsketch bir şehir dersek eğer; her şehirde olduğu gibi buradada yöneticiler, sanatçılar arabozanlar ve çeşitli meslek dalları olmalıdır....
Mimarımız = Smurfy
Kadın derneği başkanımız = Pembe-turtle
Basın işleri müdürümüz= Minzomarakan
Emniyet amirimiz = Jigsaw
Türk Dil Kurumu üyelerimiz = sIr ve 88
Şehrin delisi ama en zekisi = Foreach
Tamamen yazmak isterdim ama sizlerin katkısının iyi olabileceğini düşünüp herkesi eklemedim, devam ederseniz şehrimiz kalkınır:smile:
Yoksun_ki
27-06-2009, 12:38 PM
max konu güzel . istersen yeni bi başlık altında aç
daha çok yanıt gelir.
RÜZGAR
27-06-2009, 01:20 PM
KOÇ
Ben bilirim gerisi boş,
İstiyorsan peşimden koş.
Emir almam, ben veririm,
Önderiyim bu feleğin...
BOĞA
Tek dileğim vardır
Bolca para, zengin sofra...
Çok bir şey mi istediğim,
Güvencemdir bunlar benim...
İKİZLER
Zekam parlak, dilim oynak,
Her konuya elim kıvrak,
Sıkıntıya hiç gelemem,
Bir de karar verebilsem!...
YENGEÇ
Tez canlıyım, duygusalım,
Dokunsalar akar yaşım,
Annem, babam, çocuklarım,
Ben onlarsız ne yaparım...
ASLAN
Ben yarattım bu dünyayı,
Bir de dönse etrafımda!.
Her dediğim hemen olsun,
Zenginlik - ün beni bulsun...
BAŞAK
Yazdım, çizdim, notlar aldım,
Her bir şeyi ayarladım,
Yoktur bende bozuk, yamuk,
Mükemmeli ben yaşattım...
TERAZİ
Ben müziksiz yaşayamam,
Hele sevmeden hiç duramam.
Danışsam da her konuda,
Bildiğimden şaşmam asla...
AKREP
En güçlü şüphesiz benim,
Herkesi ezip geçerim.
Hele bana ters yapanı
Doğduğuna pişman ederim...
YAY
Maceradan, maceraya,
Koşmak asıl işim benim
Toplarım hep ilim, irfan,
Bilgeliktir sanım benim...
OĞLAK
Cimrilik mi, benimkisi?
Hesabını bilmek gerek.
Günler aylar düşünürüm
Kararlarım şaşmaz benim...
KOVA
Taklitçiliği hiç sevmem,
İstesem de beceremem,
Orijinaldir fikirlerim,
Takip edilecek olan benim...
BALIK
Bir dünyam var, sırça saray
Dokunursan kırılırım.
Ben gelemem gerçeklere,
Avunurum hayallerle...
:smile::smile:
RÜZGAR
Pembe-Turtle
27-06-2009, 01:20 PM
Bir acelesi olduğunu, onu görür görmez anlamıştım. Sağanak hâlinde yağan yağmura aldırış bile etmiyor ve bükülmüş beline rağmen sağa sola koşuşuyordu.
Yanına sokularak:
— Hayrola teyzeciğim, dedim. Bir derdiniz mi var?
Sıcak bir tebessümle:
— Buraların yabancısıyım evlâdım, dedi. Hastahane tarafına gidecek bir araba arıyorum.
— Biraz beklerseniz aynı dolmuşa binebiliriz, dedim. Oraya geldiğimizde size haber veririm.
Teşekkür ederek yanıma yaklaştı ve küçük bir çocuk gibi şemsiyemin altına girdi. Nurlu yüzü yağmur damlacıklarıyla ıslanmış ve yanacıkları pembe pembe olmuştu.
— Torunlarımdan biri menenjit geçirdi, diye devam etti. Ziyaret saati bitmeden dolaşmak istemiştim.
Saatime baktıktan sonra: — 20 dakikanız var, dedim. Hastahane yakın ama, bu havada pek araba bulunmuyor. Durağa herkesten önce geldiğimiz için dolmuşa da rahatça bineceğimizi zannediyordum. Ancak araba yanaştığında, arkamızda duran 4-5 kişinin bir anda hücum ettiğini gördüm.
İçeriye doluşan ve arkadaş oldukları anlaşılan adamlara:
— İlk önce biz gelmiştik, dedim. Sırayı bozmaya hakkınız var mı?
Ön koltukta oturanı:
— Hak istiyorsan Hakkâriye gideceksin arkadaşım, dedi. Hem oradaki haklardan K.D.V. de alınmıyormuş.
Bu lâf üzerine attıkları kahkahalarla bindikleri araba sarsılmış ve sinirlerim allak bullak olmuştu.
Sakinleşmeye çalışarak: — Ben biraz daha bekleyebilirim, dedim. Ama şu ihtiyar teyzenin hastahaneye yetişmesi gerekiyor.
Bu defa şoför lâfa karışıp:
— Teyzenin arabaya falan ihtiyacı yok be kardeşim, dedi. Okuyup üfledi mi hastahaneye uçuverir. Tekrar kopan kahkahalarla birlikte araba uzaklaşıp gitti. Yaşlı kadına baktım, tevekkülle susuyordu. 5-10 dakika sonra gelen bir başka dolmuşa onunla beraber bindim ve şoföre, teyzeyi hastahanede indirmesini söyledim. Yaşlı kadın, yapacağı ziyaretten ümitsiz görünmesine rağmen şikâyet etmiyordu. Üstelik trafik de yarı yolda tıkanıp kalmıştı
Şoför: — Yolun bu durumu hayra alâmet değil, dedi. Sebebini anlasam iyi olacak.
Arabayı çalışır vaziyette bırakıp ileriye doğru yürüdü ve biraz sonra döndüğünde:
— Kısmete bak yahu, dedi. Bizden önce kalkan dolmuşa kamyon çarpmış. Heyecanla: — Bir şey olmuş mu, diye atıldım. Yâni yaralı falan var mı?
— Herhalde, diye cevap verdi. Dolmuşta bulunanları, teyzenin gideceği hastahaneye kaldırmışlar.
Göz ucuyla yaşlı kadına baktım. Solgun dudaklarıyla birşeyler mırıldanıyor ve sanki onlar için dua ediyordu. Şoför, koltuğuna yavaşça otururken:
— Kısmet işte, diye tekrarlayıp duruyordu. Sen kalk koca bir kamyonla çarpış. Hem de Türkiye in öbür ucundan gelen Hakkâri plâkalı bir kamyonla.
RÜZGAR
27-06-2009, 01:55 PM
HAYVAN DOSTLARINA ÇAĞRI..
DEMOKRASİ, havada uçan kuşu da ilgilendirir... Eğer demokrasi varsa, aşağıda onu savunanlar vardır...
Ormandaki kayın ağacı, adam gibi demokrasilerde daha güvendedir... O göl, o ırmak, o kıyıdaki kumsal... Karacalar, geyikler, yaban koyunları, yunuslar, sincaplar...
(.........)
Bizim mahallenin köpekleri Muhtemel ile Fotokopi, bu sabah kırıta kırıta geçtiler bizim evin önünden.
Seçim olacağını bilmiyorlar... Oysa yakında yapılacak belediye seçimleri, onları ne kadar çok ilgilendiriyor, ne çok...
Ama oy hakları yok...
Bu yazı hayvanseverlere çağrıdır:
Bu yerel seçimlerde sevdiğiniz o canlılar adına oy kullanın...
Hayvanları seven, korumaya söz veren, onları doğanın birer emaneti gibi görenleri destekleyin...
O merhametsiz-acımasız-duygusuz adamlar gitsin...
İyi insanların peşine düşün...
Onlar için kapı kapı dolaşarak, sokak sokak gezerek, öbür iyi insanlardan oy isteyin...
Demokrasinin yüceliğidir; tüm varlıklara vereceği bir şeyi vardır demokrasinin...
Yaşamları sizin çabanıza bağlı canlıların oy hakları yok...
Siz varsınız...
Bu; oy hakkı olan seçmenler adına da, doğru insanı bulmanın yoludur...
Dili-savunması olmayanlara yaşama hakkı tanıyıp bu koca dünyada küçücük bir yer veren belediye başkanı, yetimin-yoksulun hakkını hayda hayda koruyacaktır.
Yakından bakın; en büyük hırsızlığın-yağmanın-talanın olduğu belediyeler, öbür canlılara yaşama hakkı tanımayanlardı...
Bir kedinin hukukuna saygılı birisi... Bir yavru köpeğin annesini elinden alamayan birisi... Merhametli ve sevgisi olan...
Elbette çocuklarımıza daha güzel bir dünyayı vermek ister...
Hayvanseverlerden ricamdır:
Kötü insanların kentlerimize, mahallelerimize, sokaklarımıza el koymalarına izin verip, sonra çığlık çığlığa ağlamak faydasız.
Bu seçimlerde o kötü adamların kazanmasına izin vermeyin...
İyi insanlar için yollara düşün...
Sevdiğiniz canlılar adına...
Onların sizden başka kimsesi yok...
Yazar: BEKİR COŞKUN
RÜZGAR
Pembe-Turtle
27-06-2009, 01:59 PM
Genç ve başarılı bir yönetici, yeni Jaguarıyla bir mahalleden hızlı bir şekilde geçiyordu. Parketmiş arabaların arasından yola aniden çıkabilecek çocuklara dikkat ediyordu ve bir şey gördüğünü sanarak yavaşladı. Arabayla caddeden yavaşça geçerken hiç bir çocuk göremedi fakat, arabasının kapısına bir tuğla atıldığını farketti. Aniden arabasını durdurarak tuğlanın fırlatıldığı yere geri döndü. Arabadan indi, orada bulunan küçük bir çocuğu tuttu ve onu parketmiş bir arabaya doğru iterek bağırmaya başladı: \ Bunu neden yaptın? Sen de kimsin, ne yaptığının farkında mısın?\. İyice sinirlenerek devam etti: \ Bu yeni bir araba ve atmış olduğun bu tuğla bana çok pahalıya malolacak. Bunu neden yaptın?\ Çocuk yalvararak cevap verdi: \ Lütfen efendim. Çok üzgünüm ama başka ne yapabilirdim bilmiyordum. Eğer tuğlayı fırlatmasaydım kimse durmazdı\ Parketmiş bir arabanın arkasına işaret ederken çocuğun gözyaşları çenesine süzülüyordu. \Ağabeyim kaldırımın kenarından yuvarlandı ve tekerlekli sandalyesinden düştü, ben onu kaldıramıyorum. Lütfen onu tekerlekli sandalyesine oturtmam için bana yardım eder misiniz? Benim için çok ağır.\ Bu durumdan son derece duygulanan genç yönetici, boğazında büyüyen yumruyu zar zor da olsa yutkundu. Yerdeki genç adamı kaldırarak, tekerlekli sandalyeye geri oturttu. Mendiliyle, çizik ve yaraları sildi ve genç adamın ciddi bir yarası olup olmadığını kontrol etti. Küçük çocuk genç yöneticiye dönerek \ teşekkür ederim efendim, Tanrı sizden razı olsun\ dedi. Genç yönetici, küçük çocuğun, ağabeyini kaldırımdan evine doğru götürmesini izledi. Bulunduğu yerden arabasına geri dönmesi oldukça uzun sürmüştü. Uzun ve yavaş bir yürüyüştü. Genç yönetici, kapıyı hiç tamir ettirmedi. Kapıda oluşan çöküşü, hayatını birisinin kendisine tuğla atmasını gerektirecek kadar hızlı yaşamaması gerektiğini hatırlatması için öylece bıraktı. . . .
Tanrı, ruhunuza fısıldar ve kalbinize konuşur. Bazen, dinleyecek kadar zamanınız olmadığında ise, size bir tuğla fırlatır. İster fısıltıyı, ister tuğlayı dinleyin. Bu sizin tercihiniz. !
İsketch bir şehir dersek eğer; her şehirde olduğu gibi buradada yöneticiler, sanatçılar arabozanlar ve çeşitli meslek dalları olmalıdır....
Mimarımız = Smurfy
Kadın derneği başkanımız = Pembe-turtle
Basın işleri müdürümüz= Minzomarakan
Emniyet amirimiz = Jigsaw
Türk Dil Kurumu üyelerimiz = sIr ve 88
Şehrin delisi ama en zekisi = Foreach
Tamamen yazmak isterdim ama sizlerin katkısının iyi olabileceğini düşünüp herkesi eklemedim, devam ederseniz şehrimiz kalkınır:smile:
MAX eline sağlık çok güzel analizler bunlar=))UNUTMUŞSUN mu beni ahahhahaa
eklemek istiyorum=))
İSKETCH muhtarı=simM
İSKETCH sekretEri=simM
YAZAN VE KÜFÜR EDENLERİ ÇİZBAKALIMA YOLLAMAK İÇİN BİLET SATIŞ NOKTASI müd..=simM:razz::razz:
Thyia
30-06-2009, 10:42 AM
Hoca yolculuk sırasında mola verip bir hana gireer, bu sırada hana bir
başka yolcu daha girer ve ikisi birden hancıdan yiyecek birşeyler isterler.
Fakat hancı yiyecek olarak sadece bir balık olduğunu söyler ve bunu
paylaşmalarını önerir. Bunun üzerine Hoca :
- Ben balığın sadece başını yiyeceğim der.
Hancı bunun nedenini sorar. Hoca da :
- Balık başı zekayı artırır, balık başı yiyen insan akıllı olur, der.
Bunun üzerine diğer yolcu hemen atılır ve Hoca''ya :
- Balık başını niye sen yiyeceksin, ben yemek istiyorum,der.
Hocada itiraz etmez. Balığın koca gövdesini Hoca yer ve bir güzel karnını
doyurur. Diğer yolcu ise sadece balığın başını yer ve Hoca''ya seslenir :
- Sen koca gövdeyi yedin, karnını doyurdun ; ben sadece kafayı yedim, aç
kaldım, der.Hoca da bunun üzerine şunu der :
- Bak nasıl akıllandın! :smile:
Thyia
30-06-2009, 10:52 AM
Ehüehüehü: Espiri yaptı bal kabağı gülüşüdür herkesler yapamayacağı için yapımı zordur...
innnıhohhaha: Sinsi olan bu gülüş literatüre bizans kahkası diye geçmiştir bir sonraki replik:"oyna türk kızı" olucaktır...
hohohoho: Gülen kişinin şişman olduğunu belirtir samimidir...
keh keh: Adilik belirtisidir bir halt yaptığını sanır, eskiler " bıyık altı" der...
hahahaay: Kadınlara hastır kocanın zengin olduğunu gösterir...
HoBarey: Gülüşten öte bir sevinç gösterisidir en kötü yanı sizide ortak etmek isteyecekir...
kikikikikikikiki: Genelde başın yukarı aşağı sallanmasıyla desteklenen bu gülüşten zarar gelmezz..
haaah-hah-hah-hah:kendini yineleyen bu gülüş tarzı daha çok yan masaların duyması için yapılır...
hhıh: Ağız kapalıyken burundan tek nefes verilerek yapılır kasan tiplere hastır.nette yazı okurken en çok tercih edilen türdür...
zuahahahaha: Kahkahanın desibel sınırlarını zorlayan bir çeşididir genelde alt komşu elindeki süpürge sopasıyla tavana vurur biraz dizginlersiniz kendinizi...
muhahahaauahhahah: türevlerine rastlamak mümkündür.
euhe: Öhü ehe ıh şeklinde ses tellerinden geçer genelde pekte komik olmayan esprilere ayıp olmasın diye verilen yanıt/gülme efektidir...
pohuahahaha:geberdim patladım manasında
nihohahaha: ben bi pisliğim çok adiyim manasında
ehi ehi : kıllık düzeyinde bi sempatikliğim var manasında
muahhaha: kabayım danayım bide üstüne kıroyum manasında
:smile::smile:
Thyia
30-06-2009, 11:05 AM
Evinin seni içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksin… Sokağa fırlayacaksın… Sokaklar da dar gelecek… Tıpkı vücudunun yüreğine dar geldiği gibi… Ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü… Kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksin… Birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan… ”Önemli olan sağlık.”, ”Yaşamak güzel.”, ”Boşver, her şey unutulur.” … Sen hiçbirini duymayacaksın… Göz yaşlarından etrafı göremez hale geleceksin… Ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksin… Hep ondan bahsetmek isteyeceksin… “Ölüme çare bulundu” ya da ”Yarın kıyamet kopacakmış” deseler başını kaldırıp “Ne dedin?” diye sormayacaksın… Yalnız kalmak isteyeceksin… Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak… İkisi de yetmeyecek… Geçmişi düşüneceksin… Neredeyse dakika dakika… Ama kötüleri atlayarak… Onunla geçtiğin yerlerden geçmek isteyeceksin… Gittiğin yerlere gitmek… Bu sana hiç iyi gelmeyecek… Ama bile bile yapacaksın… Biri sana içindeki acıyı söküp atabileceğini söylese,kaçacaksın… Aslında kurtulmak istediğin halde, o acıyı yasamak için direneceksin… Hayatının geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksin…. Aksini iddia edenlerden nefret edeceksin… Herkesi ona benzetip… Kimseyi onun yerine koyamayacaksın… Hiçbir şey oyalamayacak seni… İlaçlara sığınacaksın… Birkaç saat kafanı bulandıran ama asla onu unutturmayan… Sadece bir müddet buzlu camin arkasından seyrettiren… Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek… Boğazın düğümlenecek, dinleyemeyeceksin… Uyumak zor, uyanmak kolay olacak… Sabahı iple çekeceksin… Bazen de “Hiç güneş doğmasa” diyeceksin… Ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler… Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin… Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çıkana sarılmak isteyeceksin Nafile… Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek… Rüyalar göreceksin, gerçek olmasını istediğin… Her sıçrayarak uyandığında onun adini söylediğini fark edeceksin… Telefonun çalmasını bekleyeceksin… Aramayacağını bile bile… Her çaldığında yüreğin ağzına gelecek… Ağlamaklı konuşacaksın arayanlarla… Yüreğin burkulacak… Canin yanacak… Bir daha sevmemeye yemin edeceksin… Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinden… Onun sesini bir kez daha duymak için yanip tutuşacaksın… Defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğin için nefret edeceksin… Yaşadığın şehri terk etmek isteyeceksin… Onunla hiçbir aninin olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek… Ama bir umut… Onunla bir gün bir yerde karsılaşma umudu… Bu umut seni gitmekten alıkoyacak… Gel gitler içinde yaşayacaksın… Buna yasamak denirse… Razı mısın bütün bunlara…? Hazır mısın sonunda ölüp ölüp dirilmeye…? O halde aşık olabilirsin ....
Thyia
01-07-2009, 03:17 PM
Kimi sevsem, onun uzakta hep bir sevdiği vardı...
Unutamadığı ilk aşkı yada onu terkedip giden sevgilisi...
Kimi derinden sevsem, o bir başkasını derinden hatırladı...
Öylesine çok sevdim ki onları, başkalarına duydukları sevgiyi sessizce içim kan ağlayarak dinledim... Beni yitirmekten hiç korkmadılar... Çünkü onlara göre fazla iyiydim...
Kaybedişler, hayal kırıklıkları, yürek sızısı ve yalnızlık...
Yüreğime yara açanlar, gecenin esmer teninde uykumu kaçırınlar...
Hayat bu kadar zor ve acımasız mı gerçekten??
Gidenler gitti ama bi parçaları bende kaldı hep...
Bunun bir ilacı yok ne zaman ne de nefret...
Sadece başını yastığa koyduğun andaki beyin fırtınası yıllar süren...
Nedenler, niçinler, nasıllar, hep ben' miler...
Sonu yok bu düşüncelerin ve gönül yorgunluklarının..
Anladım ki insanın yaşı ilerledikçe yüreği yoruluyormuş..
Daha kaç yorgunluğum var??
Daha kaç kişi herşeyimi alıp gidecek, arkasına bakmadan??
Peki ya yüreğim bu kadar güçlümü??
Soru çok net cevap yok...
Sadece yoruldum artık...
Özledim, kırıldım,umursamadım, deliliğe vurdum ağladım ama yoruldum....
MaXmAxMaX
01-07-2009, 03:26 PM
Oğlum bir hafta sonra evleniyor. Sorumluluk sahibi bir baba olarak ona öğüt vermem gerekiyor. Fakat bunu evde yapamam çünkü annesi ağız tadıyla öğüt vermeme izin vermez, sözü ağzımdan kapıp kendi devam eder. İş yerimden oğluma telefon açtım, 'Akşam yemeğini dışarıda birlikte yiyelim.” dedim. Deniz kenarındaki bu şirin lokantada şimdi onu bekliyorum. Geliyor aslan parçası, yakışıklılığı da aynı ben. Yan masadaki kızlar gözleriyle oğlumu süzüyorlar. Bakmayın kızlar, onu kapan çoktan kaptı. Hoş beşten sonra konuya giriyorum.
Oğlum haftaya düğünün var, bir baba olarak sana bazı konularda yol yordam göstermem gerekiyor.
Çocukluğunda suç işlediği zamanlardaki gibi birden bire kızardı. Kerata ne anlatacağımı zannettiyse!
-Baba ben yirmi altı yaşındayım, bazı şeyleri biliyorum artık.
-Ah senin o biliyorum zannettiğin konularda da çok bilmediğin çıkacak ama ben o konulardan bahsetmeyeceğim. Keşke konuşabilseydik ama henüz o kadar modern olamadım.
Rahat bir nefes aldı. Bu arada yemeklerimiz de geldi. Oğlumla şöyle keyif yaparak muhabbet edelim bakalım.
-Kaç dil biliyorsun oğlum sen?
-İngilizce, Fransızca, bir de Türkçe'yle üç dil oluyor.
-Bugün ben sana dördüncü dili öğreteceğim. Dilin adı Bükçe. Kadınlar tarafından kullanılır. Sen buna 'kadın dili” de diyebilirsin.
Güldü. Güldüğü zaman benim yanağımdaki gibi küçük bir gamzesi var, o ortaya cıkıyor.
-Kadınların ayrı bir dili mi var?
-Tabii ki. Eğer kadın dilini bilirsen bir kadınla yaşamak dünyanın en büyük zevkidir, ama bu dili bilmezsen hayatın kararabilir. O yüzden bir kadınla mutlu olmak isteyen her erkek Bükçe'yi öğrenmeli.
İyi de niye Bükçe?
-Çünkü kadınlar konuşurken, genellikle söyleyecekleri sözü net söylemezler. Eğip bükerler; onun için dilin adını ;Bükçe” koydum.
-'Bükçe zor bir dil mi baba?” diye sordu gülerek.
-Bana bak, çok önemli bir konu ama eğleniyor gibisin, biraz ciddiye al. Bir kadınla mutlu olmak istiyorsan bu dili bilmen çok önemli. Çünkü kadınlar sözü bükerek bükçe konuşurlar sonra da senin sözün doğrusunu anlamanı beklerler. Felsefesini anlarsan kolay, anlamazsan zor. Mesela Çinli bir karın var, sen karına sürekli Fransızca "seni seviyorum” diyorsun ama karın hiç Fransızca anlamıyor. Fransızca "seni seviyorum” un onun için bir anlamı yoktur. Ona Çince seni seviyorum dediğinde seni anlayabilir.
-Tamam baba, haklısın ciddiyetle dinliyorum. Peki, sence kadınlar neden bizimle aynı dili konuşmuyorlar, söyleyeceklerini direkt söylemiyorlar ?
-Bence bir kaç sebebi var. Birincisi, duygusal oldukları için, hayır cevabı alıp kırılmaktan korktuklarından sözlerini de dolaylı söylüyorlar. İkincisi, kadınlar dünyaya annelikle donanımlı olarak gönderildikleri için onların iletişim yetenekleri çok güçlü.
-Bu konuda biz erkeklerden bir sıfır öndeler yani.
-Ne bir sıfırı oğlum, en az on sıfır öndeler. Düşünsene, henüz konuşmayan, küçük bir çocuğun bile yüz ifadesinden ne demek istediğini hemen anlıyorlar. İşin kötüsü kendileri leb demeden leblebiyi anladıkları için biz erkekleri de kendileri gibi zannediyorlar. Onun için leb deyip bekliyorlar. Hatta bazen, leb demek zorunda kaldıkları için bile kızarlar. "Niye leb demek zorunda kalıyorum da o düşünmüyor?” diye canları sıkılır.
-Biz de bazen Canan'la böyle sorunlar yaşıyoruz. 'Niye düşünmedin?” diye kızıyor bana.
-Kızarlar oğlum, kızarlar. Kadınlar ince düşüncelidirler, detaycıdırlar, küçük şeyler gözlerinden hiç kaçmaz. Bizim de kendileri gibi düşünceli olmamızı beklerler, fakat erkekler onlar gibi değil. Biz bütüne odaklıyız, onlar detaya. Beyinlerimiz böyle çalışıyor.
-Ne olacak baba o zaman, yok mu bu işin çaresi?
-Var dedik ya oğlum, Bükçe'yi öğreneceksin, bunun için buradayız. Hazır mısın?
-Hazırım baba.
-Bükçe bol kelime kullanılan bir dildir. Biz erkeklerin on kelime ile anlattığı bir konu, Bükçe'de en az yüz kelime ile anlatılır. Dinlerken sabırlı olacaksın. Mesela karın o gün kendine elbise aldı, diyelim. Bunu sana 'Bugün bir elbise aldım.” diye söylemez. Elbise almak için dışarı çıktığı -ndan başlar, kaç mağazaya gittiğinden, almak için kaç elbise denediğinden, indirimlerden, yolda gördüğü tanıdıklarından, alırken yaptığı pazarlıktan devam eder ve sana kocaman bir hikaye anlatır.
-Hikaye dili yani.
-Aynen öyle. Sen akıllı bir erkek olarak ona asla, 'Hikaye anlatma, ana fikre gel, kısa kes.”
demeyeceksin. Böyle bir şey dediğinde bittin demektir. İster öyle de, istersen 'seni sevmiyorum.” de. İki durumda da 'seni sevmiyorum” demiş olacaksın.
-Ne alakası var baba 'seni sevmiyorum” demekle 'kısa anlat” demenin?
-Çok alakası var. Kadınlar dinlenmedikleri zaman sevilmediklerini düşünürler.
-Bu önemli. Bükçe'de dinlemek sevmektir diyorsun.
-Aynen öyle. Devam edelim. Bükçe ima dolu bir dildir. Kadınlar konuşurken bir şeyler ima etmeyi severler. Biz erkekler de imalı konuşuyoruz diye düşünürler ve gözlerimizle onlara ne demek istediğimizi çözmeye çalışırlar. Oysa erkeklerin ima yeteneği pek gelişmemiştir. Bizim kastımız söylediğimiz şeydir.
-Geçen hafta Canan bana 'Bir kaç kilo daha versem gelinliğin içinde daha iyi duracağım.” dedi. Ben de 'Böyle de iyisin.” dedim. Canı sıkıldı, bir kaç saat surat astı. ";Neyin var?” diye sordum. 'Hiçbir şeyim yok.” dedi. Sence nerede hata yaptım?
-'Böyle de iyisin” derken o 'de” ekini orda kullanmamalıydın. Canan bunu şöyle anlamıştır. 'Böyle de fena sayılmazsın, eh işte, idare edersin ama tabi daha da iyi, daha da güzel olabilirsin.”
-Peki ne demem gerekiyordu?
-Şunu hiç unutma. Kadınlar kendileri ile ilgili, giysileri ile ilgili ya da aileleri ile ilgili bir soru soruyorlarsa, kesinlikle iltifat bekliyorlardır. Es kaza eleştirmeye kalkarsan yandın. Bunu hiç unutmazlar. O gün 'Hayatım sen zaten Çok güzelsin, kilo vermeye falan bence ihtiyacın yok.” deseydin, günün zehir olmazdı. Mesela bir gün kucağına oturup 'Ağır mıyım?” derse sakın ;Evet, biraz” falan deme 'Hayır” de. Yoksa bir daha kucağına oturmaz.
-Yani diyorsun ki bir kadın her daim güzeldir, her giydiği yakışır ve her kadının annesi bir hanımefendi, babası da beyefendidir. Bana ne yaparlarsa yapsınlar.
-Aferin oğlum, çok hızlı anlıyorsun bana çekmişsin. Kadının, kendi anne babasıyla sorunu olsa, kendi eleştirir ama asla senin eleştirmeni kabul etmez. Bunu kendine hakaret olarak alır.
-Ve asla unutmazlar, değil mi?
-Aynen öyle. Yıllar once annene, annesi için 'Biraz cimri.” demiştim. Hala 'Sen benim annemi sevmezsin.” der ve annesi bize bir şey aldığında gözüme sokar, en çok göreceğim yere koyar.
-Hadi o konularda dilimi tutarım da, şu ima işini çözmek zor geldi.
-Zor gibi ama biraz gayret edersen çözersin. En önemlisi imaları anlayacaksın ama 'Sen şunu mu demek istiyorsun?” diye asla yüzüne vurmayacaksın.
-Anladım. Anlayacaksın ama anladığını belli etmeyeceksin. Buna şöyle de diyebiliriz. O beni iğnelediğinde 'Niye bana iğne batırıyorsun?” Diye sormayacağım, o iğneyi ben kendi kendime batırmışım gibi yapacağım.
-Güzel ifade ettin oğlum. Mesela dün öğlen annen beni aradı. 'Akşama tok mu geleceksin?” diye sordu. Beni biliyorsun akşam yemeklerinde hep evdeyimdir. Kırk yılda bir dışarıda yerim onu da haber veririm. Tabi ben hemen anladım annenin ne demek istediğini. 'Tok gel, yemekle uğraşmak istemiyorum” demek istiyor. Anladım ama tabi 'Ne demek istiyorsun?” demedim.
-Dün çok yorulmuştu baba, düğün alışverişine çıkmıştık.
-Bunun pek çok sebebi olabilir. Yorulmuş olabilir, bir kabul gününden tok gelmiş olabilir, bin beş yüzüncü diyetine başlamış ve o gün yemekle uğraşmak istemiyor olabilir. Ama bunu biz erkekler gibi kısa yoldan "Canım benim karnım tok, sen de dışarıda bir şeyler ye, ya da yorgunum, gelirken bir seyler getir yiyelim.” demez. Sanki böyle derse, iyi ev kadını rütbesi tozlanacak, mevki kaybedecek. İlla Bükçe anlatacak, asık bir yüzle karşılaşmamak için senin de anlaman gerekiyor. 'Hayır, evde yiyeceğim ama istersen hazır bir şeyler alıp geleyim, ne dersin?”dedim. 'Tamam.” dedi. Döneri sever biliyorsun, dün eve giderken, ekmek arası döner yaptırdım. Onun dönerini de porsiyon yaptırdım. Bunu düşündüğüm için ayrıca sevindi. O da diyette, düğünde daha zayıf görünme derdinde bu sıralar.
-Bu Bükçe'de kısa konuşma yok mu baba?
-Var ama yerinde olsam hiç tercih etmezdim. Kadın konuşmuyorsa ya da kısa konuşuyorsa kesin ciddi bir sorun var demektir. Mesela baktın canı sıkkın, soruyorsun, 'Neyin var?” diye. 'Hiçbir şeyim yok.” diyorsa, aman bir şeyi yokmuş diye bırakma. Yoksa az sonra, çok ilgisiz olduğundan yakınarak, ağlamaya başlar.
-Bükçe'de 'Hiçbir şey yok.” demek ";Çok şey var, benimle ilgilen.” demek oluyor, o zaman.
-Evet. Biz erkekler 'Bir şey yok.” diyorsak ya gerçekten bir şey yoktur, sadece başımızı dinlemek istiyoruzdur ya da bir sey vardır ama; 'Şu anda konuşacak bir şey yok.” diyoruzdur. Her ikisinde de konuşmak istemiyoruzdur. Ama kadınlar ilgiyi sevgi olarak gördükleri için "Bana değer veriyorsan, ilgilen ki anlatayım.” demek istiyordur. Çok nadiren gerçekten anlatmak istemiyor olabilir, o zaman da fazla üstüne varıp bunaltmayacaksın tabi.
-Bir arkadaşım da 'Kadınların ‘Peki.' demesi tehlikelidir” demişti.
-Doğru. Bir kadının ağzından çıkan kuru bir 'peki', ‘olur', ‘tamam' her zaman tehlikelidir. Bu Bükçe'de 'Şimdi tamam diyorum ama acısını daha sonra çıkaracağım.” demektir. Sana en kısa zamanda kesin bir ceza keser. Fakat pekinin yanında 'Peki canım, olur hayatım” gibi bir hoşluk ekliyorsa korkmaya gerek yok.
-Zor bir dil baba.
-Yok yok gözün korkmasın, her yabancı dil gibi. İlk başlarda biraz çalışacaksın, pratik yapacaksın, bazen hatalar yapacaksın, dikkat edeceksin sonra otomatiğe bağlanırsın. Kolay yanı şu; senin bükçe konuşman gerekmiyor. Dili anlaman yeterli.
-Anlamak da pek kolay değil ama.
-Korkma, o kadar zor değil. En önemli kuralları ben sana öğretiyorum zaten. Devam edelim. Kadınlar istediklerini söylemek zorunda kalınca, düşünemediğimiz için biz erkeklere kızarlar ve konuşurken suçlayarak konuşurlar; fakat suçladıklarının farkında olmazlar. Sitem ediyoruz zannederler.
-Nasıl yani?
-Mesela, karın sana 'Ne zamandır dışarı çıkmadık.” derse bunu suçlama olarak üstüne alma, canı seninle gezmek istiyordur, bunu sen düşünüp teklif etmediğin için kalbi kırılmıştır. Maksadı seni suçlamak değildir. 'Daha geçenlerde gezmeye gittik.” gibi bir savunmaya girme. "Tamam canım haklısın, ben de istiyorum, en kısa zamanda gideriz.” de, konu kapanır. Tabi ilk fırsatta da sözünü yerine getirirsen iyi olur.
-Küçük ama önemli detaylar.
-Aynen öyle. Mesela karın 'Üşüdüm.” diyorsa, "Üstünü kalın giy.” demeni ya da kombiyi açmanı değil, ona sarılmanı istiyordur.
-Keşke okullarda öğretselerdi biz erkeklere Bükçe'yi. Ne kadar erken başlasak o kadar çabuk kavrayabilirdik belki.
-Haklısın, aslında ben de sana öğretmek için geç kaldım. Neyse zararın neresinden dönülse kardır.
-Not mu alsaydım... Epeyce detayı varmış dilin.
-Sen bilirsin oğlum, unutacaksan al. Keşke ben de not alıp gelseydim. Umarım sana eksik öğretmem. Şimdi aklıma geldi. Kadınların en nefret ettiği sözcük 'Fark etmez.”dir. 'Fark etmez”i kadınlar 'Hiç umurumda değil, ne yaparsan yap.” diye anlarlar.
-En değerli sözcük nedir?
-Sen bil bakalım.
-'Seni seviyorum.” herhalde.
-Evet, kadınlar 'Seni seviyorum.” sözünü sık sık duymak isterler. Biz erkekler ";Söylemiştim, zaten biliyor.” diye bu konuda gaflete düşmemeliyiz.
-Bükçe sadece konuşma dili midir baba? Bunun bir de davranış dili var gibi geliyor bana.
-Zekan kesinlikle bana çekmiş. Ben de tam ona geliyordum. Davranışlar da çok önemli tabii. kadınlar küçük şeylere önem verirler. Akşam ona sarıl, televizyon izliyorsan sarılarak izle. Gündüz onu düşündüğünü ifade etmek için kısacık da olsa bir mesaj gönder, küçük sürprizler yap. O yemek hazırlarken ona yardım et, salata yap, çay demle.
-Akşam gelip sırt üstü yatmak yok yani.
-Gözünde büyütme. Sayınca çok şey gibi görünüyor ama aslında bunlar zaman alacak, zor ve masraflı şeyler değil. Sen bu küçük şeylere dikkat et, zaten karın sana paşa gibi davranır, seni yormaz. Bir erkek bu küçük şeylere dikkat etmezse zamanını karısıyla büyük kavgalar yaparak geçirir. Sevgiyle geçirmek varken niye kavgayla geçiresin ki? Kadınlar çok vericidir ama, eğer sen hep alıp hiç vermezsen, bir gün birden patlarlar. Küçük küçük alırlarsa, büyük büyük verirler.
-Tamam baba, bunlara dikkat edeceğim.
Garson yemek tabaklarını kaldırırken oğlumun telefonu çalmaya başladı. Belli ki nişanlısı arıyor, konuşmak için deniz kenarına doğru adımlamaya başladı. Az sonra geldi.
-Baba çok teşekkür ederim. Bükçe'yi anlamaya başladım. Canan aradı. 'Salonun perdeleri ne renk olsun karar veremedim, yarın birlikte mi baksak?” dedi. Tam 'Fark etmez, sen seç.” diyecektim ki bunu senin söylediğin gibi 'Ev de perde de umurumda değil.” gibi anlayacağı aklıma geldi. 'Tabii canım, istersen birlikte bakabiliriz ama ben senin zevkine güveniyorum, sen seç istersen.” dedim, çok mutlu oldu. Kendi seçecek.
-O zaten perdeyi çoktan seçmiştir de kadınlar illa yaptıklarını onaylatmak isterler. Birlikte de gitsen o seçtiği perdeyi almak isteyecektir. Biz erkekler onların ne demek istediklerini anlarsak, işlerden kolay sıyırırız.
-Baba tekrar teşekkür ederim. Bu iyiliğini hiç unutmayacağım. Bana Bükçe'yi öğretmeseydin halimi düşünmek bile istemiyorum.
Şanslısın oğlum. Benim seninki gibi bir babam yoktu. Bunları deneye yanıla öğrenmem yıllarımı aldı. Sen yine iyisin, hazıra kondun. Güle güle kullan, isteyene de öğret, herkes de güle güle kullansın. Kullansınlar ki yüzleri gülsün.
..........................
İşte böyle : ))
Umarım bu sevimli babanın dileğini yerine getirme konusunda üzerime düşeni yapabilmişimdir : )
Bunca lafın üzerine de herkese tüm sevdiklerince anlaşılabilir güzel bir yaşam diliyorum
(vallahi kinaye yok..öz be öz Türkçe ile hem de)
An-la-şı-la-bi-lir gü-zel bir ya-şam ..
Tüm sev-dik-le-ri-niz-ce..
: )
sevgiler...
Thyia
03-07-2009, 07:44 AM
Hayatı muhtelif yerlerinden yakalamaya çalıştıkça ben,sevdiklerimin beni kanatmasına gözyummaktan yorulmuş bu minik kızın yüreği..
Ha geldi ha gelecek diyerek beklemektende seveceğini..
Hafif gitar eşliğinde şarkıları sevmiş en çok..
Ve yine en çok sevdiklerine yazılar yazmayıda..
Özlemedim desemde isyanımı sıkıştırmaktan başka birşeye yaramıyor kelimeler..
Kalemimi kırmak, kendimi asmaktan farksız..
Yalnızlığımın içinde uyandım sanırım bugünede..
Yüzümden o yalancı gülümsemeyi silemedim..
Ama yapmak zorundayım.. bunu becerebilmeliyim..
Sana sorular sormak istemiyorum.. belkide cevaplarından korktugumdan..
Yada sana sarılmak ıstemıyorum bırkez bırkez bırkez daha.. kokun hıc cıkmıcakmıs gıbı tenımden..
Üzgünüm.. ama seni sevemem..
Seni benim gibi bir hale getiremem.. :sad:
Yalın, eksik cümlelerime katamam seni..
Biraz daha bu şekilde devam edersem zaten artık yok olacağım..
Sen iyisi mi o zamana kadar benden uzak dur..
Kalma yanıbaşımda geceleri.. bana yüzünü gösterme..
Yalanlarını saklamayı bırak.. hernerdeysen ben oraya ait değilim..
Her insan yalnızdır tamam.. evet.. ama benimkisi bir başka..
sevsem.. bir becerebilsem..
Umutsuzluğuma isimler vermekten pişmanlık duymasam.. sana saatlerimi kurmayı bırakabilsem..
Kapıların eşiklerinde gölgem ve ben seni beklemekten vazgeçebilsek..
Herzaman kaybedenlerden olmayı nasıl becerebiliyorsak, bu kezde kazanan biz olsak..
Seni alsak gitsek uzaklara.. biraz yavaşlatabilsek zamanı.. olmaz.. yapamam..
Seni sevemem anlamıyor musun?
İçinde seninde bulunduğun düşler göremem..
Beni sev ve hep yanımda ol diyemem..
Seni çok seviyorum diyemem..
Yüzüne baktığımda gözlerinin içinde kendimi ya göremezsem?..
Adil değil.. farkındayım.. sende beni haketmemiştin..
Ben ise senin kanına işlemiştim zamanla..
Ama seni sevemem..
Sana bağlanamam.. yapamam..
Benim yollarım ışıksız, ıssız..
Senide kaybedemem oralarda..
İçime hapsedemem..
Sert duramam senin karşında gözlerimi karartamam..
Seni sevemem..
Sana ağlar öremem aramızda bunca engel varken..
Seni taşıyamam yada benimle kozamda sonunu hazırlamanı bekleyemem..
Sana baştan söylemeliyim belkide herşeyi.. tüm bunları..
Seni kırmadan, ben yine yorulmadan söylemeliyim bunları..
Sana hissettiklerimi itebilir miyim bir hışımla..
Savurabilirmiyim seni bir sonbahar yaprağı gibi..
Kilitlenmiş güncelerimi çıkardım bugün attığım kutulardan.. beyhude okudum.. okudumm..
Okudukça akacak damla kalmadı gözlerimden..
Ben en çok seni beklemeyi seviyorum sanırım..
Beklemeyi ve gelmeyeceğini yada aslında varolmadığını bilmeyi.. :sad:
RÜZGAR
03-07-2009, 07:46 PM
SAKIP SABANCI'NIN 48 ÖĞÜDÜ
1-Nasıl bir "Güç" arıyorsunuz? Onu Bilin. Güce sahip
olduktan sonra ise onu iyi kullanın.
2.Başkasından, özellikle politikacıdan medet, ummayın.
3.Birlik ve beraberlik arayışını her işte ve her fırsatta sürdürün.
4.Karşınızdakilerin "İnsan" olduğunu hiçbirzaman unutmayın.
5.İnsanların birer "Makina" olmadıklarını bilin.
6.Terfi, ödüllendirme ve cezalandırma, başarıya yol açar.
7.Adil olun. Her işte, her konuda, her fırsatta ve herkese karşı adil olun.
8."Vicdan Huzuru" başarılı olabilmenin temel şartıdır.
9.Ayaklarınız her zaman yere bassın. Hiçbirzaman
havalarda dolaşmayın.Kendinizi kimseden üstün görmeyin.
10.Hiçbir işi "Kıyısından Köşesinden Tutmayın".
Yapacağınız iş ne ise,küçümsemeden ona sahip çıkın.
11.Hayata uyun.
12.İyilikleri unutmayın. İyilikleri karşılıksız bırakmayın.
13.Aç gözlü olmayın. "Allahıma Şükür" demesini bilin.
14.Şans, kader ve kısmet, yararlanmasını bilenler için vardır.
15.Hiç ölmeyecek gibi çalışın. Yarın ölecekmiş gibi hazırlıklı olun.
16.Dünyanın sizin etrafınızda kurulduğunu sanmayın.
17.Dostluğa ve arkadaşlığa önem verin.
18.Güler yüzlü ve tatlı dilli olun.
19.Hedefiniz nedir? Onu bilin. Dağılmayın. Lüzumsuz şeylerle uğraşmayın.
20.Sağlıklı olun. Sağlık herşeyin başıdır.
21.Düzenli bir yaşamınız olsun.
22.Manevi dünyanız zengin olsun. Sonra maddi zenginlik gelir.
23.Bilgili olun.
24.Gözünüzü açın.
25.Risk almayı bilin. Cesur olun.
26.Güvenilir insan olun.
27.Hangi işi yapacaksanız, o işi en iyi bilenler ile işbirliği yapın.
28.Yaptığınız iş farklı olsun.
29.Müesseseleş in.
30.İşinizi sevin. İşinize sahip çıkın.
31.Tasarrufa önem verin. Tasarruf yatırım demektir.
32.Borç para vermekte, kefil olmakta dikkatli davranın.
33."İyiyi" yüreklendirin, alkış verin. "Kötüyü" ayıplayın, ceza verin.
34. Allah herkese "Bölüşmeyi" nasib etmez. "Bölüşmek" ve "Paylaşmak" kutsal
ve keyifli bir iştir. Bölüşmesini bilin. Paylaşmasını becerin.
35.Kim akıllı üretir ise onun yanında olun. Kim akılsız
tüketir ise ondan uzak durun.
36.Her şeyin bir şeyini, Bir şeyin her şeyini bileceksiniz.
37.Karınıza ve çocuklarınıza vakit ayırın. Ne kadar
yoğun proğramınız olursa olsun, karınıza ve çocuklarınıza
zaman ayırmalısınız. Bu bir zorunluluk değil bir zevktir.
38.Adınızı temiz tutmaya özen gösterin. Başarı bir
bütündür. İsminizi temiz tutun ki, başarı isminizi taçlandırsın.
39.İşbirliği yapacağınız insanları, birlikte çalışacağınız
kişileri ve ortaklarınızı seçerken dikkatli olun.
Arkadaşlıklarını zı ve dostluklarınızı iyi kurun.
40.Çıkar uğruna, menfaat bekleyişi içinde, belli
kolaylıklardan veya imkanlardan yararlanmak hesabıyla,
uygunsuz kişi veya guruplarla ilişkiye girmeyin.
41.Kişisel çıkar uğruna, geçici kazanç için kimseyi satmayın.
42.Fikirlerinizden ve değer yargılarınızdan fedakarlık
etmeyin. Etmeyin ki önce aileniz ve yanınızda çalışanlar,
sonra iş yaptıklarınız ve çevreniz size güvensin.
43.Şeyh uçmaz. Onu müridleri uçurur. Başarıyı
yakalamak, başarıyı sürdürmek, başarıyı ileriye
götürmek isteyenler ayaklarını yerden kesmemeye,
uçmamaya özen gösterirler. Çünkü uçan hiçbir şey
havada kalmaz.
44.Hırçın olmayın, hem kendinize hem de başkalarına
huzur verin. Hırçınlıklarınızı yenmeye çalışın.
45.Dost olun, arkadaş olun. Dostunuz olsun, arkadaşınız
olsun. İnsan sevdikçe ve sevildikçe mutlu olur.
46.Yaşamadan ölmeyin. Yaşayarak ölün. Ölümden söz
etmek kötü birşey ama, ölüm mukadder son. Her faninin
kaderinde var İnsan bu dünyaya bir defa geliyor.
47.İnsan ölürken yaptıklarına değil, yapamadıklarına
pişman olurmuş. Son nefesinizde yapamadığınız şeyler
için üzüntü duyun.
48.Eşini iyi seçemeyen, işini de iyi seçemez.
RÜZGAR
MisCha
04-07-2009, 12:01 PM
Juan, motosikleti ile Meksika sınırına gelir.
Arkasındaki iki büyük çantayı gören sınır polisi
şüphelenir ve içinde ne olduğunu sorar .
Juan: 'Yalnızca kum', diye yanıt verince
polis: - Aç bakalım çantaları, der.
Juan çantaları açar, polis didik didik kontrol etmesine
rağmen kumdan başka birşey bulamaz çantada !
Bununla yetinmeyen polis, gece yarısına kadar kumu her tür
tahlilden geçirtir ancak saf kumdan başka birşey yoktur !
Polis, çantalarını Juan'a geri verir ve
sınırdan geçmesine izin verir.
Ertesi gün Juan Motosikletinin arkasında iki büyük
çantayla tekrar sınırda belirir. Polis Juan'ı
gene durdurur, didik didik arar, birşey bulamaz ve Juan'ı
serbest bırakmak zorunda kalır.
Bu olay, polis emekli
olana dek yıllarca devam eder !
Bir gün emekli polis Meksika'da bir barda otururken
Juan'ın içeri girdiğini görür ve derhal yakasına yapışır;
-Senin yıllardır birşeyler kaçırdığından eminim.Çıldıracağım
Geceleri uyku uyuyamıyordum senin yüzünden. Lütfen
anlat bana ne kaçırdığını. Aramızda kalacağına emin olabilirsin.
Juan gülümseyerek yanıtlar:
'Motosiklet'
DETAYLA BOĞUŞURKEN ÖZÜ KAÇIRMAYALIM.
Bokmessie_and_bokokteyl
04-07-2009, 12:33 PM
çok hoş....
Thyia
08-07-2009, 08:55 AM
Benim Sana İhtiyacım Vardı. Seninse Hala Susmaya...
Dün gece ,,,
Hiç olmadığım kadar ihtiyacım vardı sana !!!
Ağlıyordum hıçkırarak ...
yanımda olduğunu bilmek iyi gelecekti bana , emindim .
Her canım yandığında , birine ihtiyaç duyduğumda yalnız olmayı seçen ben , bu defa istemedim ...
Telefonu elime aldım .
Cesaretim yoktu aramaya
kısa bir mesajdı ...
! ... Sana İhtiyacım Var ... !
Sonra ... ağlarken uyumuşumm !
Ve sen ,,, cevap yazmaya bile tenezzül etmemişsin .
Benim canım yanıyordu , ve sen hala kendi düşüncelerinde boğuluyordun !
Oysa ,,, böyle anlarda ne önemi vardıı kırgınlığın ?
Benim , Sana ihtiyacım vardı !
Seninse hala susmaya ! ...
Şimdi bende susuyorum ...
Yine tüm cümlelerimi içime sakladım ,
Yine bir sürü cevapsız soru kaldı bana ... !
Gidiyorsun belki ...
Sadece şunu söylemek istiyorum son olarak ;
Benim , dün geceee ... Sana ihtiyacım vardı !
Seninse hala susmaya ! ...
Acemi
08-07-2009, 09:11 AM
Benim Sana İhtiyacım Vardı. Seninse Hala Susmaya...
Dün gece ,,,
Hiç olmadığım kadar ihtiyacım vardı sana !!!
Ağlıyordum hıçkırarak ...
yanımda olduğunu bilmek iyi gelecekti bana , emindim .
Her canım yandığında , birine ihtiyaç duyduğumda yalnız olmayı seçen ben , bu defa istemedim ...
Telefonu elime aldım .
Thiya her ne kadar seni tanımasamda bu yazılar ne allah için senin beni öldürmeye niyetinmi var :cry: ellerine sağlık
Pembe-Turtle
08-07-2009, 10:49 AM
Harikasın Thyia'm...Başka söylenecek söz yok =)
HaYaT
08-07-2009, 11:11 AM
Ölürüm yazılarına senin :))) Süpersin canım benim. Muckkk
Thyia
08-07-2009, 12:05 PM
Thiya her ne kadar seni tanımasamda bu yazılar ne allah için senin beni öldürmeye niyetinmi var :cry: ellerine sağlık
Teşekkür ederim... Daha ağır yazılar var aslında, onları paylaşıcaktım ama sanırım vazgeçmeliyim :smile:
Thyia
08-07-2009, 12:06 PM
Harikasın Thyia'm...Başka söylenecek söz yok =)
Teşekkür ederim kaplumbağam :smile:
Thyia
08-07-2009, 12:07 PM
Ölürüm yazılarına senin :))) Süpersin canım benim. Muckkk
Teşekkürler Hayat'ım :smile:
Miaussssssss
08-07-2009, 03:39 PM
Biraz uzun ama okursanız bence buna değecektir.
Bir otobüs durağında
karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk
karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek
için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler,
çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı
ama sonunda başrdılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte
oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan
binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek
için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o
durağa,
onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra...
Okullarını bitirince hemen
evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız
kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir
şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir
doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına
uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için
ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna
bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri, yıllar
yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri
çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağman çocuk sahibi
olmayınca, "bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur"
diyerek devam ettiler
hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler...
"Senin için ölürüm" derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adma "Hayır, ben
senin için ölürüm" diye yanıt verirdi hep...
Bazen eve geldiğinde,
aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, "Bir tanem, kütüphanenin ikinci
rafına bak...." Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not
olurdu, "Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın
unutma" Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya
okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi
zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla
karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten....
Hayat ne kadar hızlı akarsa
aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman
buluyorlardı bulmasına ama kırklı
yaşların ortalarına geldiklerinde, daha
az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde
hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece
özel projelerde görev aldı.
Artık daha fazla beraber
olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü
kadın, üzerinde "satılık" levhası asılı olan. "Ne dersin, bu evi alalım
mı?" dedi adama. "Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi
kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet
edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı..." "Sen istersin de ben hiç hayır
diyebilirmiyim?" diye yanıt verdi adam. "Amerika'daki tıp kongresinden
döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir
artık...."
Sadece bir hafta ayrı
kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam
Amerika'ya
giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla.
Gözyaşları içinde kucaklaştılar
havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark
etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu
neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi
kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: "Canım, o ev bizim bütçemizi
aşıyor. Sen en iyisi o evi unut..."
Mutsuzluk, mutluluğun tadına
alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi
bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, "Senin
için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat" diye dil döktü boş yere...
Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti
sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her
çarpmada daha fazla kanıyordu
yüreği...
Bir gün, çocukluğunun,
gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken,
"Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım" diye sözünü kesti
arkadaşı. "O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç
bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar
arabaya...." "Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları" diye
bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı....
Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi
sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının
eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen
evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın...
Akşam kocası eve gelir gelmez,
bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen
de
yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla
duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık
aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden.
Kapıdan çıkarken, "son bir kez kucaklamak isterim seni" diyecek oldu ama
kadın, "defol" dedi nefretle...
İlk celsede boşandılar... Modern
bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına
kimse inanamadı. Arkadaşlarının
desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın.
Adamın, sevgilisiyle birlikte
Amerika'ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala
sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun
kadar yoğun bir duygu olan nefretin kalması için dua ediyordu.
Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen
zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah,
ısrarla çalan
zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. "Sen,
buraya ne yüzle geliyorsun" diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı.
"Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor." dedi genç
kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: "Hiçbir
şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü.
Geçen yıl Amerika'daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık
bir senelik ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi
onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak
için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi.
Birlikte Amerika'ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız
otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve
kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece
fenalaşmış, bakıcısı beni aradı,
son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi
istedi..." Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu
kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı
neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu
kutuda. İlk kağıtta, "Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem"
diyordu... Sırayla okudu; "Seni çok sevdim", "Seni sevmekten hiç
vazgeçmedim", "Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim."
"Fakat benim için ölmeni istemedim" "Şimdi bana söz
vermeni istiyorum." "Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?" son
kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son
kağıtta şunlar yazılıydı:
"Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım.
Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor
olacağım...."
Bu kadar sevebilir misin?
RÜZGAR
12-07-2009, 05:37 PM
Yeni Evlenecek Arkadaşlara Son Uyarılar ve Evlilere de Tebessüm :)
Melih Cevdet'e sormuşlar 'evlilik nedir' diye.Eskiden demiş, kız tarafının ve oğlan tarafının ailesi biraraya gelir, yeni çiftin kuracağı yuva için beraber hazırlık yapılır, beraberce yeni ev düzülürdü. Tabi o zamanlar evler genelde bahçe içinde müstakil evlerdi. O yüzden buna 'evlenmek' denirdi. Şimdi ise yeni evliler apartman dairelerinde yani katlarda oturuyorlar, bu yüzden artık evlilik 'katlanmaktır' demiş.'
EVLİLİK;
1- Bir adam gazeteye ilan vermiş: ''Eş arıyorum''.
Ertesi gün yüzlerce mektup almış. Hepsi aynı şeyi söylüyormuş.
''Benimkini alabilirsin.''
2- Bir adam karısına arabasının kapısını tutuyorsa emin olabilirsiniz.
''Ya arabası yenidir ya da karısı!..''
3- Bir genç babasına sorar; ''Baba evlenmek kaça mal olur?''
Baba cevap verir: ''Bilmiyorum oğlum, ben hálá ödüyorum.''
4- Evli erkeklerin psikolojisi arkadaşlarla lokantaya gitmeye benzer.
İstediğin yemeği sipariş edersin, sonra yanındakinin istediği yemeği görüp
''Keşke onu isteseydim'' dersin.
5- Evliliğin ilk yılında adam konuşur kadın dinler,
ikinci yılında kadın konuşur adam dinler,
üçüncü yılında her ikisi de konuşur, komşular dinler.
6- Bir kavgadan sonra kadın kocasına bağırır:
''Seninle evlendiğimde tam bir aptalmışım.''
Adam cevap verir: ''Evet aşıktım, fark edemedim.''
7- Bir davette bir kadın arkadaşına sorar; ''Alyansını yanlış parmağına takmıyor musun?'' Diğer hanım cevap verir;
''Evet yanlış adamla evliyim de ondan.''
YAŞINA GÖRE ERKEK;
*20 yaşında erkek FİAT gibidir. Küçük ama hızlı.
*20-30 yaş arasında PORSHE gibidir. Hızlı ve konforlu.
*30-40 arası erkek VOLVO gibidir. Biraz sıkıcı ama teknik olarak mükemmel.
*40-50 arası erkek OPEL gibidir. Yapabileceğinden fazlasını vaat eder.
*50-60 arasında ise eski bir FORD gibidir. Harekete geçirmek için karbüratöre biraz alkol koymak gerekir.
YAŞINA GÖRE KADIN;
*15-25 arasında kadın AFRİKA gibidir. Yarı keşfedilmiş, yarı bakir.
*25-35 arasında AMERİKA gibidir. Tamamı keşfedilmiş ve bilimsel olarak mükemmel.
*35-45 yaşları arasında HİNDİSTAN ve JAPONYA gibidir. Çok ateşli, bilge ve güzel.
*45-55 arasında FRANSA gibidir. Savaştan hasarlı çıkmış ama hala çekici.
*55-60 arasında kadın ALMANYA gibidir. Savaşı kaybetmiştir ama umutları vardır.
*60-70 arasında kadın RUSYA gibidir. Geniş, sakin ama kimsenin gitmediği.
*70’inden sonra kadın TÜRKİYE gibidir. Şanlı bir geçmiş ama gelecek yok.
:smile:
RÜZGAR
MisCha
20-07-2009, 11:20 PM
BIRINCI DAKIKA
Sevgili günlük
Bu sabah Hürriyet'in Kelebek ekinde sigarayı bırakmanın vücuda yaptığı olumlu etkileri anlatan bir haber okudum. Bu tarz haberlerden oldum olası tiksinmeme rağmen nedense coşup sigarayı bırakmaya karar verdim. Kararım kesin sigarayı bırakıyorum. Bu kararımın vücuduma etkilerini gösteren tabloyu başucuma astım. İçimin zehirden temizlenmesini tabloya bakarak daha rahat hissedeceğim. Simdi masanın üzerindeki dolu sigara paketini buruşturup çöpe sallıyor ve sağlıklı gürbüz bir kişi olma yolundaki ilk adımımı atıyorum.
SEKIZINCI SAAT
Sevgili günlük
Tabloya göre sigarayı bıraktıktan sekiz saat sonra tansiyon ve nabız normale dönüyormuş. İnanır misin bunu hissediyorum sanırım. Tamam tansiyon ve nabzımın bundan sekiz saat önceki halinde de anormallik hissetmemiştim ama normale dönmesi iyi bir şey herhalde. Coşkumu paylaşmak için Teoman'ı aradım sigarayı bırakmama "geçici Ubeyd Korbey sendromu" adini takti. "Oğlum" dedim "bak tam sekiz saattir sigara içmiyorum tansiyonum ve nabzım cillop gibi oldu". Bunu söyleyince kendi nabzının ve tansiyonunun da harika olduğunu söyledi meğer sekiz saattir uyuyormuş. Y_a_v_s_a_k iste ben ne diyorum o ne diyor. Yalnız laf aramızda kafama takıldı gerçekten demek ki günde sekiz saat uyuyan bir sigara tiryakisinin tansiyonu ve nabzı da günde bir kere normalleşiyor. E peki tansiyon ve nabız günde üç kez normale dönemeyeceğine göre benim kazancım ne bu isten? Demek ki savaşı erken bırakmayacaksın. Yoksa Teoman i_t_i_n_d_e_n ne farkım kalır? Onun tansiyonu da normal benimki de.... Neyse bakıcaz....
ONUNCU SAAT
Sevgili günlük
Sigarayı bırakırken başlangıcın çok zor geçtiğini duymuştum. Hiç de değilmiş. Az önce yemek yedim iştahım açılmış yemeklerin tadını daha iyi aldım. Yıllardır ilk kez yemeğin üzerine sigara içmeyeceğim.
ON BIRINCI SAAT
Acaba azaltarak mi bıraksam? Sadece yemeklerden sonra içsem mesela? Yok yok dayanmam lazım. Kuruyemişçiye gidip kabak çekirdeği alayım oyalanırım.
ON ÜÇÜNCÜ SAAT
İki saattir aralıksız kabak çekirdeği yiyorum. Ve bir de yıldıran dejavu: "abi bu çekirdeğe elini sürünce bırakamıyorsun."
ON DÖRDÜNCÜ SAAT
Kabak çekirdeğini bırakınca yemekten sonrakine benzer bir sigara içme isteği uyandı. Çöpe attığım sigara paketini ararken telefon çaldı Teoman mis. "Sağlığında yeni düzelmeler var mi?" diye sorup kahkaha attı. Vay ayı vaaay sigarayla mücadelemde basarisiz olmamı bekliyor demek ki. Bu beni sinirlendirmekten çok kamçıladı. Ulan Teoman görüşürüz bakalım. İlk isim sigara paketinin olduğu çöp torbasını evden atmak.
ON YEDINCI SAAT
Sevgili günlük
Kendimden utanıyorum. Az önce kapıdaki çöp torbasını geri almaya karar verdim kapıcı g.türmüs. Kararsızım sigarayı bırakanların sinirli olmaya başladığı ve kilo aldığı söyleniyor. Şişman ve sinirli biri olup Hüseyin'e benzemeyeyim sakin?
YIRMI DÖRDÜNCÜ SAAT
Sevgili günlük
Biliyor musun sigarayı bıraktıktan 24 saat sonra kalp krizi riski yüzde 25 azalıyormuş. Fena değil ha ne dersin? Teoman'ı aradım az önce sana en fazla 15 gün veriyorum dedi. Kalp krizi riskinin azalmasından söz ettim güldü. Gül bakalım Teoman efendi gül... Gidip kabak çekirdeği alayım.
IKINCI GÜN
Sevgili günlük
Dün çok kötü geçti. Kuruyemişçiye gidip bir kilo kabak çekirdeği aldım. Gazeteleri çıkmadan okusaydım keşke Hincal Uluç kösesinin yazısını "kabak çekirdeğinin cinsel güce katkılarına ayırmış. Allahım ya kuruyemişçi de okumuşsa yazıyı? Ulan yüz gram al çık bir kilo niye alıyorsun? Bundan sonra o dükkanın önünden geçemem.
ÜÇÜNCÜ GÜN
Sevgili günlük
Çok güzel bir gündeyiz. Sigarayı bırakmamın üzerinden 72 saat geçti yani sinir uçlarım bugünden itibaren yenilenmeye başlıyor. Daha da güzeli sevgilim geliyor. Bugün biraz sinirli gibiyim kızın yanında arıza yapmasam bari...
DÖRDÜNCÜ GÜN
Sevgili günlük
Dün ne güzel başlamıştı hatırlarsın ama korktuğum başıma geldi ve sevgilimle kavga ettim. Her şey iyi başlamıştı halbuki. Bir ara dışarı çıktık ben sosisli sandviç almak istedim hanımefendi karşı çıktı. Neymiş yürüyerek yemek yenilmezmiş. Durduk yerde kavga çıktı. Sonunda dayanamayıp karşıdaki lokantaya gittim ve patlıcan musakka söyledim. Garson tabağı getirir getirmez hatunun yanına koştum ve "yürüyerek yemek öyle yenmez böyle yenir" diyerek elimde tabak yürümeye başladım. Bir yandan da musakkayı yemeye çalışıyorum. kız kaçmaya başladı ben de pesinden koşuyorum. Bir ara ağzımdan köpükler çıktığını fark edince durakladım. Elimdeki tabağı çöpe atıp eve döndüm. Sevgilimin telesekreterine not bıraktım umarım arar.
BESINCI GÜN
Bu sabah İstikbal'den çek-yat gelecekti öğlene kadar bekledim ne gelen var ne giden. Birden sinirlerim tepeme çıktı elimde odunla beklemeye başladım. Hayır niye sözünde durmuyorsun kardeşim? Sabah dediysen sabah getir. Adamlar saat üçte geldiler ben odunla kapıya çıkınca tedirgin olup kaçtılar. İstikbal'i arayıp siparişi iptal ettim Yataş'ı var Mobella'si var canim banane yani...
ALTINCI GÜN
Sevgilim aradı bana çok kızgın olduğunu söyleyip bir çuval zır zır yaptı. Zaten ona moralim bozuk bir de Teoman gelip karşımda fosur fosur sigara içmesin mi? Dumanı suratıma üflediğinde çaktırmamaya çalışarak içime çekmeye çalıştım. Ulan özlemişim be...
YEDINCI GÜN
Kabul etmem gerekir ki bugün çok sinirliydim. Gevşemek için televizyonu açıp belgesel izlemeye başladım. Discovery Channel'da Timsah Avcısı diye bir lavuk var 10 dakika dayanamadım herife. Eline bir yılan almış yılan çıtır çıtır ısırıyor bu gevrek gevrek gülüyor. Neymiş yılan zehirsizmiş. Ya arkadaşım zehirsiz diye ne bu yani? National Geographic'i açıyorum zürafalar var daha iyi. Ama zürafalardan Mary ve ailesi diye söz ediliyor. Allah belanızı versin hepinizin. Süt içip uyumaya karar veriyorum süt şişesinin üzerine "lütfen çalkalayınız" yazmışlar. Çal-ka-la-mi-yo-rum. Mecbur muyum lan sizin şişenizi temizlemeye. Para almasını biliyorsunuz essogluessekler sizi be!
SEKIZINCI GÜN
Aksam arkadaşlarla bira içmeye gittik. Bu insanlar ne kadar anlayışsız var ya günlük aklin oynar. Ulan zaten sigarasız bira içiyorum beynim sulanmış hala üzerime geliyorlar. Masada ideolojik hadise çıktı dışarı kadar uzadı. Tartışma sorun değildi de "sigarayı bıraktığından beri kilo aldın lan koca g.t" deyince dayanamayıp kafa attım Teoman'a. Yapmasam iyiydi.
SEKIZINCI GÜN
Teoman arayıp bir daha benimle görüşmek istemediğini söyledi. Çok umurumdaydı lavuk. Gereken cevabi verdim zaten. Bu arada gazetede okudum yine. Sigarayı bırakmanın çeşitli yöntemlerinden bahsediyordu. Azaltarak bırakma ve marka değiştirerek bırakma maddeleri ilgimi çekti. Acaba? Ama yok yok bu kadar dayandım gerisini getirmek lazım.
DOKUZUNCU GÜN
Sevgili günlük
Sana ne zamandır sevgili günlük diye seslenmediğimi fark ettim. Oysa sen bu dünyada beni anlayan tek varlıksın tek dostumsun. Bugün ne oldu biliyor musun sevgilim beni terk etti. Alçak kadın manyaklaştığımı söyleyip ayrıldı benden. Bu arada kabak çekirdeğinin b.kunu çıkardım her tarafımda sivilce çıktı.
ONUNCU GÜN
İki gün önce sigarayı bırakmanın çeşitli yöntemlerinden söz etmiştim. Ben iki yöntemi
birleştirip hem marka değiştirdim hem de azalttım. Günde üç tane yemeklerden sonra Parliement içiyorum. O kadar zaman sonra ilk içilen sigaranın bir güzel kafası var şaşırırısın.
ON BIRINCI GÜN
Kendime bir iyilik yapıp sigarayı beşe çıkardım. Ha üç ha beş. Eskiden günde bir paket içiyordum simdi beş tane içiyorum. Yine kazançlıyım yani...
ON IKINCI GÜN
Bugün gazetede Amerika'da yapılan bir araştırmayla ilgili haber okudum. Habere göre günde 10 taneye kadar sigaranın çok fazla zararı yokmuş. Üstelik sigaranın markasını değiştirmekten falan bahsedilmiyordu. Madem öyle günde 10 tane Camel içebilirim.
ON ÜÇÜNCÜ GÜN
Sevgilimi ve Teoman'ı arayıp özür diledim. Sevgilim bir süre daha görüşmek istemediğini söyledi. Ağzımdan köpükler çıkarken koşturduğum sahneyi unutamıyormuş. Haklı kız bir şey söyleyemedim. Teoman aramızda geçen hadiseyi sigaraya yordu ona göre yavaş yavaş sigara içmeye başlayınca beynim tekrar faaliyete geçmiş. Neyse barıştık ve yarin aksam buluşmaya karar verdik.
ON DÖRDÜNCÜ GÜN
Teoman'la ocak başına gittik. İçtiğim sigaraları saymadım. Teoman'ın da dediği gibi sigaranın zararlarını bilerek içiyorum kime ne? Sana da soruyorum günlük sanane?
ON BESINCI GÜN
Püfür püfür içiyorum sigaraları. Bir de "sigaraya tekrar başlayınca ne olur" tablosu yapmaya başladım. Sevgilim de bir daha sigarayı bırakmayacağım sözünü verince geri döndü. Elveda günlük bir daha isim olmaz seninle.
Alıntı
Thyia
22-07-2009, 10:55 AM
Sen ne düşünürsen düşün, ben seni düşünüyorum..
Düşünülecek daha önemli, beni daha çok mutlu edecek, hiçbir şeyim yok benim...
Sen varsın yalnızca, düşünürken bile mutlu olduğum...
Hiçbir şey istemiyorum senden...
Seni böyle; yokluğunla, hayallerimi birleştirerek yaşamak güzel...
Varlığını hiç yaşamadım ama varlığının, hayallerimden daha güzel olabileceğini hayal ediyorum sık sık....
Varlığın olsaydı, böyle acı çekmezdim sanırım, ama ben bu acıya da razıyım artık...
Ya hiç hayal bile edemeseydim... Ya hiç rüyalarıma uğramasaydın...
O zaman nasıl yaşardım?
Böyle korkularla başladım hayaline tutunarak yaşamaya...
Böyle alıştım bir yastığa sen diye sarılıp ağlamaya...
Bundan başka çarem yok, çaresizliğim sen değilsin ama....
Seni böyle özlemek beni çaresiz yapan...
Hem çaresiz hem güçlü...
İki erkek var içimde taşıdığım...
Biri yokluğunla öylesine çaresiz; Hayalleriyle, özlemleriyle ve kimsesizliğiyle...
Diğeri, gelmeyeceğini bildiği her yarından seni dileyebilecek kadar güçlü...
Ağlamıyorum artık gelmeyişlerine....
Gözlerinde, dilinde rastladığım başkaları yakmıyor canımı..
Diyorum ya güçlüyüm ama bu yokluğunla başa çıkamıyorum işte...
Kokunu özlüyorum, sana sarılmayı, seninle konuşmayı özlüyorum...
Hiçbir şey, yerini doldurmuyor...
Seni özlüyorum ve en kötüsü hiçbir cümle yetmiyor anlatmaya bu özlemi...
Sana da anlatamamıştım ben değil mi..? .
Anlayamamıştın seni ne kadar sevdiğimi...
Hala da anlamak istemiyor kalbin bu halimi...
Neden diye sormak geliyor içimden ama bildiğim gerçekler, vazgeçiriyor cevapsız sorulardan...
Hiçbir sorumun cevabı yok sende...
Kendimi, cevapsız sorular sormaktan vazgeçirebilirken senden vazgeçiremiyorum...
Oysa ikisinde de aynı acı var...
Senden vazgeçiremediğim kendim de, cevapsız sorular sormaktan vazgeçip, olduğu gibi kabul ettiğim hayatta aynı acıyı yaşatıyor...
Nereye gittiğini bilmediğim yollarda yürüyorum...
Bildiğim yolların sonunda sen yoksun biliyorum...
Bir gün bilmediğim bir yolun sonunda “sen ol” diye dualar ediyorum...
Böyle geçiyor zaman...
Yok senden başka önemli hiçbir şeyim...
Sen ve diğer şeyler diye bölünmüşüm meğer farketmeden...
Ve diğer şeyleri bir bir yokederken, sen, nefes almadan canlı kalan tek yanım olmuşsun...
Aynı dili konuşamadan ölmek korkusuyla boğuşuyorum...
Bir gelse dediğimde, yüzünü görebilmek tek istediğim...
Sadece bir saniye, bir dakika bile değil...
Sesini duymasam da olur sessizliğine alıştım ben...
Hiç konuşmamak yakmaz canımı...
Yalnızca; bir kez olsun sarılabilsem boynuna, kokunu duysam ve yıllarca bana yetecek kadar doldursam içime,
Ve tüm bunları sadece seni özlediğimden yaptığımı bir anlatabilsem...
Duygularımı dondurmak mümkün olsaydı ve senin istediğin gibi hissedebilseydim keşke...
Ama olmuyor işte...
Aşk, kalp atışlarıyla yaşıyor..
Sen istediğin kadar vur...
Ecel gelmemişse ölüm yaşanmıyor...
Senden başka sevecek kimsem olmadığından değil bu halim...
Senden bir tane daha olmamasından..! ! ! ! !
AŞK ZALİM DEĞİL SANDIĞIN KADAR
BENİM GÖZLERİMDE AKACAK GÖZYAŞIM VAR
GEL DİYE DEĞİL BU ŞARKILAR, BU SATIRLAR
BÖYLE DURULUYOR İÇİMDE FIRTINALAR...
Hindistan da çok ünlü bir ressam varmis...
Herkes bu ressamin yaptilarini kusursuz kabul edecek kadar begenirmis...Ve onu "Renklerin Ustasi" anlamina gelen Ranga Çeleri olarak tanisa da; kisaca Ranga Guru derlermis...
Onun yetistirdigi bir ressam olan Raciçi ise artik egitimini tamamlamis ve son resmini yaparak Ranga Guru'ya götürmüs ve ondan resmini degerlendirmesini istemis...
Ranga Guru ise;
- Sen artik ressam sayilirsin Racaçi.. Artik senin resmini halk degerlendirecek.
diyerek resmi sehrin en kalabalik meydanina götürmesini ve en görünen yerine koymasini istemis. Yanina da kirmizi bir kalem koyarak halktan begenmedikleri yerlere çarpi koymalarini rica eden bir yazi birakmasini istemis. Raciçi denileni yapmis...
Ve birkaç gün sonra resme bakmaya gittiginde görmüs ki, tüm resim çarpilar
içinde ve neredeyse görünmüyor... Çok üzülmüs tabii.Emegini ve yüregini koyarak yaptigi tablo kirmizidan bir duvar sanki.. Alip resmi götürmüs Ranga Guru'ya ve ne kadar üzgün oldugunu belirtmis.
Ranga Guru üzülmemesini ve yeniden resme devam etmesini önermis. Raciçi yeniden yapmis resmi ve gene Ranga Guru'ya götürmüs. Tekrar sehrin en kalabalik meydanina birakmasini istemis Ranga Guru... Ama bu defa yanina bir palet dolusu çesitli renklerde yagli boya, birkaç firça ile birlikte... Ve yanina insanlardan begenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazi ile birlikte birakmasini istemis.
Raciçi denileni yapmis...
Birkaç gün sonra gittigi meydanda görmüs ki resmine hiç dokunulmamis, firçalar da, boyalar da kullanilmamis.. Çok sevinmis ve kosarak Ranga Guru'ya gitmis ve resme dokunulmadigini anlatmis..
Ranga Guru ise;
Sevgili Raciçi, sen birinci konumda insanlara firsat verildiginde ne kadar
acimasiz bir elestiri saganagi ile karsilasilabilecegini gördün...
Hayatinda resim yapmamis insanlar dahi gelip senin resmini karaladi...
Oysa ikinci konumda onlardan hatalarini düzeltmelerini istedin, yapici olmalarini istedin...
Yapici olmak egitim gerektirir... Hiç kimse bilmedigi bir konuyu düzeltmeye kalkmadi, cesaret edemedi...
Sevgili Raciçi mesleğinde usta olman yetmez, bilge de olmalisin.. Emegininin karsiligini, ne yaptigindan haberi olmayan insanlardan alamazsin... Onlara göre senin emeginin hiç bir degeri yoktur...
Sakin emegini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartisma...
mathegothic
26-07-2009, 12:38 AM
-tel sesi.....
-alo buyrun?
-emel hanim?
-evet efem buyrun.
-emel karakas di mi??
-evet efem.
-hanfendi, burasi .. laboratuvari. esinizin test sonucu geldi ancak ayni isimde bir beyin daha sonucu var elimde ve acik konusmak gerekirse hangisi daha kotu bilemiyorum!!!
-ne demek istiyorsunuz?
-valla biri alzaymer digeri eyds!
-bi daha yaptirsak testi?
-hanfendi biliyorsunuz bunlar pahalli testler,sigorta odemez ikinci testi!
-n'apcaz o zaman?
-bakin biz burada dusunduk soyle bi fikir gel di aklimiza:
kocanizi bindirin arabaya, sehrin ortasinda biyerde birakin...
evi bulursa sakin bi daha onla yatmayin!!
mathegothic
26-07-2009, 12:41 AM
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TIP TARİHİ
M. Ö. 2000..... Al bu otu ye.
M. S. 1000...... O ot kötü, gel bu duayi oku.
M. S. 1250...... O dua batil inanç, al bu iksiri iç.
M. S. 1500...... O iksirin ne faydasi var, al bu hapi yut.
M. S. 1750...... O hap etkisiz, al bu antibiyotigi iç.
M. S. 2000...... O antibiyotik kimyasal, al bu otu ye
mathegothic
26-07-2009, 12:52 AM
45 yıllık evli bir çift, evlerinin bahçe manzaralı terasında her zamanki gibi oturmuş kahvaltılarını ediyorlardı. Kadın oturduğu koltuktan kalktı, kocasına yaklaştı ve var gücüyle bir tokat attı. Adam nerdeyse sandalyeden aşağıya düşüyordu. doğruldu, kafasını salladı ve kısa bir sessizlikten sonra karısına
- "Bu da neyin nesiydi?" diye sordu. karısı;
- "Bu tokat 45 yıldır benimle yapmış olduğun kötü seks içindi" der.
Aradan biraz zaman geçer ve adam yerinden kalkar, karısına yönelir, ona öyle bir tokat atar ki kadın sandalyesi ile birlikte yere savrulur. Kadın düştüğü yerden kalkar ve kendine gelmeye çalışır, doğrulur ve kocasına dönerek;
- "Ya bu tokat ne içindi?"
Kocası çok sinirli bir şekilde cevap verir;
- "Sen bunca yıldan sonra iyi seksle kötü seks arasındaki farkı nereden anladın?"
Pembe-Turtle
28-07-2009, 04:19 PM
Sadri Alışık öldü, Nubar Terziyan, Sami Hazinses, Turgut Özatay, Belgin Doruk öldü. Siyah-beyaz Türk filmleri vardı. Ayhan Işık içeride ders çalışırken mum ışığında onu okutmak için gizlice dikiş diken bir annesi vardı. Araba çarpıp da kör oluveren Ediz Hun’un ameliyatını yapan doktorlar ne de babacandı. Ya o boğaza bakan tanıdık tepedeki çam ağacının altında elele tutuşmalar. Kızlar, aşkından verem olurdu o günlerde. Hepimiz Kemalettin Tuğcu kitaplarından fırlamış iyi çocuklardık. Kayınpederimiz Hulusi Kentmen gibi olsun diye hayal ederdik, yüzü asık, altın kalpli! Adile Naşit hasta komşusuna çorba götürür, gözyaşlarını gizleyerek kahkalar atardı. Turşu yüzünden küserlerdi Münir Özkul’la, ağzımızda bir elma dolusu gülümseme...
Soğuk bir cuma sabahı bir elimizde beslenme çantamız, bir elimizde tereyağlı ekmek okula hazırlanırken AGA marka lambalı radyodan “halk hikayeleri” diyen gür sese hayran, masalcıklar dinlerdik; efektör Korkmaz Çakar.. Belli belirsiz çıngırak sesinden anlardık yoğutçunun geldiğini, Filiz Akın Mithatpaşa Stadı önünde bir elinde Beşiktaş bayrağı, ekmek parası kazanan genç kızdı. Laf aramızda ben Filiz Akın’a aşıktım, Nuri safı da Türkan Şoray’a. insanlar ölmezdi o filmlerde... Bazen, o da bir saniye sürerdi.
Yollara tükürüyoruz şimdi. Sevdiğimizden ayrılıp boğaz köprüsü korkuluklarında kameramanlar bekliyoruz. O babacan doktorlar yok artık hastanelerde. Rehin kalmış bebekler var. Çam ağacını da kesmişler, yerine gecekonudlar varmış diyorlar. Kayınpeder artık güleryüzlü, devlet ihalesi peşinde, Uğur Dündar’dan kaçıyorlar. ”Yeter ki gel bana senede bir gün.” derdi şarkılar, şimdi “Neremi, neremi?" diyor sarı saçlı şarkıcı. Gençlik pop yolunda ilerliyor. Veremle Savaş Derneğimiz var, kızlar aşkından AIDS oluyor artık.
Arabalar şöyle bir dokunup kör etmiyor, freni patlamış kamyonlar sokakta oynayan çocukları ezip, evlere giriyor. Döner bıçağıyla giriyoruz maçlara, kapıda bıyıklı adamlar bayrak satıyor. Maçtan önce birlik beraberlik ruhuyla İstiklal Marşı okuyup, sonra hep beraber birbirimizin sülalesine küfrediyoruz ”Ben tarikatçıların oyununa geldim.” diyor, yatakta gizlice kameraya alınmış Filiz Akın saçlı kız, dudaklarımızda banka reklamlarındaki mutlu çiftlerin sahte gülümsemesi.
Sabahları Sony Hi-fi' den Cem Ceminay dinliyoruz. ''Aygaz, dı dı dımm'' diye inliyor kulaklarımız akşamın sekizinde. Ölümlar artık yüzlerce yetmiş milyon saniye sürüyor, simsiyah bir kutunun sayesinde. İşin kötüsü kanıksadık tüm bunları galiba...
Artık sokaklarda yaşlıları karşıdan karşıya geçiren çocuklar yok, otobüslerde gazilere ait oturma yerleri yok.
Tam bir hafta TRT nin son haberlerinin sonunu dinledim ''Kurtuluş savaşı gazilerinden ......... vefat etmiştir.'' haberi var mı diye? Hiç yoktu. Artık bu ülkede 29 Ekimlerde gururla önümüzden geçen o dürüst, vatanperver, borsa, döviz kurları ve yolsuzluklardan habersiz saygıdeğer insanlar da yok. Son defa Kurtuluş Savaşı'nda kurtarmıştık bu ülkeyi, bir daha kurtarmamacasına.
Thyia
30-07-2009, 09:24 AM
Bir gün daha yaşandı ve bitti.Yeni bir güne tekrar açtım gözlerimi farkı yoktu aylardır uyandığım sabahlardan.Değişen tek şey takvim yaprağındaki rakam oldu.Yakalandığım hastalıktan kurtulmaya çabalıyordum ve her seferinde daha derine batıyordum. İlacımın Zaman olduğu söylendi. Zaman denilen ilacı vaktini geçirmeden aldım ama hiçbir etkisi olmadı. Ne bir yan etki nede bir olumlu etki. Sonuç negatif. Antibiyotik olarak aldığım miller her yudumda içerimde oluşmuş yaraları tuz basarcasına yakarak geçti. Alev alev yaktı.
Ben daldığım ufuktaki hayalinle beraberken anlayamıyordum artık yanımda konuşulanları.
Bazen nerde olduğumu bile kavrayamıyordum nasıl bir illetse öyle sarmıştı bedenimi benliğimi.
Etrafımda ki insanlara aldırmadan kendi içimde büyüttüğüm yalnızlığımla beraber oturup seninle geçen günlerimi düşünerek gitmendeki mantığı bulmaya çalışıyorum.Sana göre insan doyduğu yerde mutluydu. Bense bu doğduğum, doyduğum, aşığı olduğum şehirde mutlu değildim. İnsan sevdiği yanında olmazsa neresi olursa olsun mutlu olamıyormuş.
Şimdi tek merakım yine sensin. Doyduğun o şehirde cidden mutlu musun,yada hiç anıyor musun ismimi? Ben de saçmalıyorum işte adımı anacak olsaydın gitmezdin zaten di mi. Ben adını nefes aldığım her saniye andım ve ben gitmedim. Artık hastayım belki de yasta bilmiyorum ama ben seni beklemekten hiç vazgeçmedim. Bu aşığı olduğum şehirde sensizde olsam yaşamaya devam ettim.
Ve bugün anlamsız bir istekle sana bu ilk ve son olan mektubu yazdım.İster oku ister at.Bu senin sorunun. Bugün her şey son bulacaktı. Ardından çektiğim acı,yazdığım şiir,dinlediğim hüzün şarkıları ve en önemlisi aylardır arkan sıra döktüğüm gözyaşı bugün son kez akacak gözümden ve yanaklarım bugün son kez ıslanacak.
İşte böyle sevgili dedim ya artık hastayım yada yasta ben bile bilmiyorum.Tek bildiğim mutluluğun artık dudaklarımda acı ve sahte bir tebessüm olduğu.
Ben biz olmaktan vazgeçtim sevgili.Ve son kez başka bir şehirden ELVEDA…
Thyia
30-07-2009, 09:36 AM
Hep sanılır ki, kadının kalbi daha önemlidir...
Oysa gerçek bu klişenin tam tersidir...
Kadın çelişkili, erkek düzdür...
Kadın kararları iki şekilde verdiğini düşünür...
Hem kalbi, hem aklıyla verdiğine inanır...
Aklıyla düşündüğünü kalbine geçiremez... Kalbiyle hissettiğini ise aklına...
Aklın ve kalbin aynı hissettiği durumlar nadirdir...
Gerçekte kadında mantık ve kalp çelişir...
Kadın bir ilişkiye kalbiyle değil, aklıyla girişir...
Sonra duyguların ön plana geçtiğini düşünür...
İlişkiyi duyguların götürdüğünü, aklın ise birçok şeyi doğru bulmadığına kanaat getirir...
İki kutup arasında sürekli gider gelir...
Aklı ön plana çıktığında erkeğe çektirir...
Bu durumlarda sonsuz acımasızdır...
Acıtır ve kanatır...
Akıl kadının savunmasıdır...
Duygusallığını zehir, aklını ise panzehir görür...
Kadına kendi duygusallığı ürküntü verir...
***
Kadının iki kutuplu gelgitlerini erkek anlamaz...
Sürekli çelişkilerine anlam veremez...
Bir öyle bir böyle giden düzene akıl sır erdiremez...
Takip etmeye çalışırken yorulur...
Yere serilir, yıkılır...
Erkek hayata, kalp ve beyin diyerek ikiye bölüp bakmaz...
İçinden geçenler neyse odur...
Hiç sorgulanmaz...
Dolayısıyla çelişkiye düşmez...
Çelişkisizlik erkekte duyarsızlıktır...
Hödüklüktür...
Kadın çelişkilerinden erkeklere ‘daral’ gelir...
Erkek hödüklüklerinde ise kadınlarda ’intikam’ egemendir...
Kadın, erkek hödüklüğünü mutlak cezalandırır...
Cezalandırırken intikamı ağırdır...
Acımasızdır...
Bir erkek sevdiği kadını bile bile acıtamaz...
Sevdiği kadın kendisinin olduğu için acıtacağı da kendisidir...
Öyle inanır...
Erkek aslında kadının canını çok kereler acıtır...
Ama acıtmış olmak için acıtmaz...
Kendi isteklerini yapabilmek uğruna acıtır...
İsteklerini yaptıktan sonra olayı unutur...
Kadın unutmaz...
Erkek unutur...
Kadın bir yerde hıncını mutlaka çıkartır...
Erkek şaşırır...
Acı o anda şırıngalanır...
***
Kalbi ve aklı arasında kendini ikiye bölen kadın, huzursuzlaşır...
İki cepheyi çatıştırarak, içindeki savaşı sonsuzlaştırır...
Huzursuzluk bâki...
Keyif fanidir...
Kadın ilişkileri aklıyla bitirdiğini düşünür...
Kalp ise aklın bitiremeyeceğini gösterir...
Akıl kalbe egemen olmaz...
Çelişkiler bir türlü sona ermez...
Kadının en acı anı, erkeğinin başkasına yar olduğu andır...
O an akıl tamamen yıkılır...
Bir meçhule savrulur...
Kalp kadını esir alır...
Aklını silip savurur...
Herşey o an yapılır...
Sınırsız ve sonsuz tahribat o an yaratılır...
Bir daha geri dönüşü olmayan virajlar o anda geçilir...
Kopuş esasen o anda gerçekleşir...
***
Kalp ve beyin diye insanı ayırmak aslında yanlıştır...
Esas olan kalbin sesini dinlemektir...
Kalp zaten bir gün yapılan kötü şeyi mutlaka görecektir...
Gördüğünde, o kişi için atmaktan vazgeçecektir...
Kalbe nasıl olsa söz geçirilememektedir...
Öyleyse kalp yürümeli, beyin onu desteklemelidir...
Bu; “Beyinsiz bile kalabilirim...
Ama kalpsiz olamam” anlamına gelir...
RÜZGAR
30-07-2009, 04:36 PM
BİR ANNENİN KIZINA NASİHATLARI..
Kızım..
Akrabalarından, dost veya arkadaşlarından her kim olursa olsun, ona karşı kocanı övme. Sakın onu şikayet de etme. Aile içinde kalması gereken mahrem veya bildik şeyler de olsa anlatma..
Derler ki, “Söyleme sırrını dostuna, dostunun da dostu vardır o da gider söyler dostuna.” Bir ağızdan çıkan söz, sır olmaktan çıkar. Sırrın ucunu ele veren arkasını getiremez. İlla biriyle paylaşman gerekiyorsa bir günlük tut. Mümkünse onlarında bu tür sana anlatacaklarına fırsat verme. Bu tür söylenen veya anlatılanlar fitneye, dedikodulara ve ailelerin yıkılmasına fırsat ve zemin hazırlar. Her ne kadar sıkılır veya daralsan dahi; anne ve babana bile anlatma. Çözemediklerini akıllı ve kendinden emin olduklarınla istişare ederek çözmeye çalış..
Aile hayatının karşılıklı sevgi, saygı ve merhametle yürütülmesi temel ilkedir. Dinimiz aile reisliği vazifesini erkeğe vermiştir. Erkek ise; fizik gücüne, kuvvetine sahip, cesur ve mücadelecidir. Fizyolojik bakımdan daha zayıf olan kadınları kavvâm; gözetip kollayıcıdırlar. Ailenin dış düşmanlardan korunması, geçim ve ekonomik giderlerin temini öncelikli olarak erkeğe ait olduğundan mallarından bol bol harcamaktadırlar. Kadının; erkekte bulunmayan anneliğin verdiği yüce bir görev olan çocuğun doğumu ve bakımı ile öncelikli olarak; çocukların terbiye edilerek yetiştirilmesi, yuvada huzur ve sükûnun temininde duygusal gayret, aileye içten bağlılık gibi daha birçok üstünlükleri bulunmaktadır..
Eşinin eve geleceği saati iyi belle. Mümkün mertebe onu kapıda karşılamaya çalış. Kapıda karşılaman onu; ziyadesiyle memnun edecektir. Adamı sakın kapıda bekletme. İçeri girere girmez elindeki eşyaları al. Velev ki; sıkıntı ve moralsiz olsan bile; yumuşak ve tatlı konuş. Söylemen gerekenleri kocana söyle. Anlayamadıklarını ve meselelerini konuşma yoluyla hallet. Konuşma mesellerin yüzde doksan dokuzunu çözer. Konuşurken onun konuşmalarını kesme. Bazı konularda farklı düşünüyor olabilirsiniz. Farklı bile düşünseniz uzlaşmayı tercih et. İçinden seni seviyorum demekle olmaz. Sevgini ona mutlaka o istediği için değil, kendi tarzınla ona hissettir. Zaman zaman onun penceresinden bakmayı dene. Sizin olmayan hayatlara dalıp hayatınızı karartma. Bakış tarzın en kötü gününde bile olumlu olsun. Göz yaşlarını asla silah olarak kullanama, bu kadının zayıflığını gösterir. Bilirsin ki, evlilikte dürüstlük esastır. Zaman zaman espri yap; iyi bir espri zor günlerinizi kolay atlatmanızı sağlar. İlişkinizi kuvvetlendirmek için elinden geleni en iyi şekilde yap. Evini temiz tut. Çocuklarının yeme içmeleri, sağlıklarıyla dersleriyle yekinen alakalan..
Görevlerini bil ve yaptıklarından dolayı asla şikayet etme. Eşinin gelen eş dost ve akrabalarına güler yüz, tatlı dille hüsnü muamelelerde ve izzeti ikramlarda bulun. Eşin eve geldiğinde sakın üstün pis ve pas içinde yani çamaşır ve bulaşık kokusu olmasın. Evin içindeyken mümkün mertebe mutfakta ve banyoda, bulaşık, çamaşır gibi şeylerle oyalanma. Yapacaklarını ya onun gelmesinden önce yada mümkünü olanları tehir et. Daima yanında olmaya çalış. Hal ve hatırını sor. Onun anlattıklarını dinliyormuş gibi yapma. Onu canı gönülden dinle. Onun derdiyle dertlen, sevincine ortak ol. Sevdiklerini sev, değer verdiklerine değer ver..
Eve getirdiklerini yerinde değerlendir, çöpe atma. Ondan izinsiz oraya buraya dağıtma. Neyi sevip, neyi sevmediğini bil. Bilmiyorsan uygun şekilde sorarak öğren. Sevdiklerini yap, sevmediklerinden kaçınmaya çalış. Canı neyi çekiyorsa, onları getirip ikram et. Bazen elma armut gibi meyveleri dilimleyip bizzat ağzına koy. Çocuklarının yanında onları ona şikayet etme..
Özürlü olmadığın sürece yatarken de abdest al. Okuyacağın şeyleri biliyorsun, bilmediklerin varsa en kısa zamanda öğren. Okuyarak eksik olduğun yönlerini tamamla. Onun sıkıntılı günlerinde sözle, tatlıkla yardımcı ol. Böylesi anlarda zaruri olmayan isteklerini ertele. Yatağı yatacağı zamana doğru hazır et. Yatınca da lambayı hemen söndür. Eşinin yatakta beklemesi onu huzursuz eder. İkide bir hastayım deme. Halinden şikayetçi olma. Sürekli canlı ve dinamik ol. Sabahleyin mutlaka ondan önce kalk.. Namazdan sonra yatmayın. Onu da yatırma. Buna alışın. Özürlü bile olsan abdest al. Özürlü değilsen kuşluk namazını sakın ihmal etme. Her namazın arkında yaptığın dualarına mutlaka kocanı da ekle..
Eşine kahvaltısını erken hazırla. Onun yemesi için sende iştahla ye. Ve yine tatlı sözlerle onu görevine yolla. Eşinin bütün istek ve arzularını ima etmesine gerek kalmadan yerine getir. Onu çok sevip saydığını söyle ve hem uygula. Her fırsatta süslenip öyle çık karşısına. Cuma, bayram, mübarek geceler ve evlilik yıl dönümlerinizde mutlaka özel bir hazırlık yap. Her şeyinle adamın gözünü de gönlünü de doldur..
RÜZGAR
hanci
31-07-2009, 02:16 PM
insanın evlenesini getirmek için yazılmış sanki... ama bu erkeklere ütopya anlatıp sibiryaya yerleştirmek gibi bişi ....yemedik yani... BİR ANNENİN KIZINA NASİHATLARI..
Kızım..
Akrabalarından, dost veya arkadaşlarından her kim olursa olsun, ona karşı kocanı övme. Sakın onu şikayet de etme. Aile içinde kalması gereken mahrem veya bildik şeyler de olsa anlatma..
Derler ki, “Söyleme sırrını dostuna, dostunun da dostu vardır o da gider söyler dostuna.” Bir ağızdan çıkan söz, sır olmaktan çıkar. Sırrın ucunu ele veren arkasını getiremez. İlla biriyle paylaşman gerekiyorsa bir günlük tut. Mümkünse onlarında bu tür sana anlatacaklarına fırsat verme. Bu tür söylenen veya anlatılanlar fitneye, dedikodulara ve ailelerin yıkılmasına fırsat ve zemin hazırlar. Her ne kadar sıkılır veya daralsan dahi; anne ve babana bile anlatma. Çözemediklerini akıllı ve kendinden emin olduklarınla istişare ederek çözmeye çalış..
Aile hayatının karşılıklı sevgi, saygı ve merhametle yürütülmesi temel ilkedir. Dinimiz aile reisliği vazifesini erkeğe vermiştir. Erkek ise; fizik gücüne, kuvvetine sahip, cesur ve mücadelecidir. Fizyolojik bakımdan daha zayıf olan kadınları kavvâm; gözetip kollayıcıdırlar. Ailenin dış düşmanlardan korunması, geçim ve ekonomik giderlerin temini öncelikli olarak erkeğe ait olduğundan mallarından bol bol harcamaktadırlar. Kadının; erkekte bulunmayan anneliğin verdiği yüce bir görev olan çocuğun doğumu ve bakımı ile öncelikli olarak; çocukların terbiye edilerek yetiştirilmesi, yuvada huzur ve sükûnun temininde duygusal gayret, aileye içten bağlılık gibi daha birçok üstünlükleri bulunmaktadır..
Eşinin eve geleceği saati iyi belle. Mümkün mertebe onu kapıda karşılamaya çalış. Kapıda karşılaman onu; ziyadesiyle memnun edecektir. Adamı sakın kapıda bekletme. İçeri girere girmez elindeki eşyaları al. Velev ki; sıkıntı ve moralsiz olsan bile; yumuşak ve tatlı konuş. Söylemen gerekenleri kocana söyle. Anlayamadıklarını ve meselelerini konuşma yoluyla hallet. Konuşma mesellerin yüzde doksan dokuzunu çözer. Konuşurken onun konuşmalarını kesme. Bazı konularda farklı düşünüyor olabilirsiniz. Farklı bile düşünseniz uzlaşmayı tercih et. İçinden seni seviyorum demekle olmaz. Sevgini ona mutlaka o istediği için değil, kendi tarzınla ona hissettir. Zaman zaman onun penceresinden bakmayı dene. Sizin olmayan hayatlara dalıp hayatınızı karartma. Bakış tarzın en kötü gününde bile olumlu olsun. Göz yaşlarını asla silah olarak kullanama, bu kadının zayıflığını gösterir. Bilirsin ki, evlilikte dürüstlük esastır. Zaman zaman espri yap; iyi bir espri zor günlerinizi kolay atlatmanızı sağlar. İlişkinizi kuvvetlendirmek için elinden geleni en iyi şekilde yap. Evini temiz tut. Çocuklarının yeme içmeleri, sağlıklarıyla dersleriyle yekinen alakalan..
Görevlerini bil ve yaptıklarından dolayı asla şikayet etme. Eşinin gelen eş dost ve akrabalarına güler yüz, tatlı dille hüsnü muamelelerde ve izzeti ikramlarda bulun. Eşin eve geldiğinde sakın üstün pis ve pas içinde yani çamaşır ve bulaşık kokusu olmasın. Evin içindeyken mümkün mertebe mutfakta ve banyoda, bulaşık, çamaşır gibi şeylerle oyalanma. Yapacaklarını ya onun gelmesinden önce yada mümkünü olanları tehir et. Daima yanında olmaya çalış. Hal ve hatırını sor. Onun anlattıklarını dinliyormuş gibi yapma. Onu canı gönülden dinle. Onun derdiyle dertlen, sevincine ortak ol. Sevdiklerini sev, değer verdiklerine değer ver..
Eve getirdiklerini yerinde değerlendir, çöpe atma. Ondan izinsiz oraya buraya dağıtma. Neyi sevip, neyi sevmediğini bil. Bilmiyorsan uygun şekilde sorarak öğren. Sevdiklerini yap, sevmediklerinden kaçınmaya çalış. Canı neyi çekiyorsa, onları getirip ikram et. Bazen elma armut gibi meyveleri dilimleyip bizzat ağzına koy. Çocuklarının yanında onları ona şikayet etme..
Özürlü olmadığın sürece yatarken de abdest al. Okuyacağın şeyleri biliyorsun, bilmediklerin varsa en kısa zamanda öğren. Okuyarak eksik olduğun yönlerini tamamla. Onun sıkıntılı günlerinde sözle, tatlıkla yardımcı ol. Böylesi anlarda zaruri olmayan isteklerini ertele. Yatağı yatacağı zamana doğru hazır et. Yatınca da lambayı hemen söndür. Eşinin yatakta beklemesi onu huzursuz eder. İkide bir hastayım deme. Halinden şikayetçi olma. Sürekli canlı ve dinamik ol. Sabahleyin mutlaka ondan önce kalk.. Namazdan sonra yatmayın. Onu da yatırma. Buna alışın. Özürlü bile olsan abdest al. Özürlü değilsen kuşluk namazını sakın ihmal etme. Her namazın arkında yaptığın dualarına mutlaka kocanı da ekle..
Eşine kahvaltısını erken hazırla. Onun yemesi için sende iştahla ye. Ve yine tatlı sözlerle onu görevine yolla. Eşinin bütün istek ve arzularını ima etmesine gerek kalmadan yerine getir. Onu çok sevip saydığını söyle ve hem uygula. Her fırsatta süslenip öyle çık karşısına. Cuma, bayram, mübarek geceler ve evlilik yıl dönümlerinizde mutlaka özel bir hazırlık yap. Her şeyinle adamın gözünü de gönlünü de doldur..
RÜZGAR
hanci
01-08-2009, 03:34 PM
Artık yazamaz olmuşum; pratiği açmazlarla dolu bir mevhum olduğundan aşk konusu üzerine söz söleyip tekrara düşmemek biraz zor ondan olsa gerek…. mevzu aşk oldugunda format hep şiir tarzına meyl etmiş ; çünkü bu hal , bir kelamla haldeşini bir başka evrene gecirme hali bu konudan bi-haber olana ansiklopediler dolusu aşk anlatmak işi diil yani … gönülden anlayan gönül ehline çokca söze de gerek yok aslında gözlerinde görür bir çoğu hali…. Mor da ölece yazıvermiş lakin bizi gecirdigi evren aşkın yeri diil muğlakta kalmış bazen insan bölünüyor demek bir yanı adım atmaya meyilliyken tutunuveriyor öbür yanı ve hayatı cümleleri kırılıveriyor yarısı elinde yarısı ayağının altında kalıveriyor demek… aşka dair evvelce yazılar yazdım dedim ki her bünyenin harcı deildir aşk … çizilmiş haritaları olanların varacağı bir menzil deildir , diye. Kaldı ki olmak icinde bi ön kabul gerektirmekdir yani bi teslimiyet bu teslimiyet olmadıkça aşk da yoktur… ve bir kere teslim oldun mu da geri dönüşü çok zordur… ben hala yürüyorum aşk ikliminde yol alıyorum olduruyor beni ve her oldugum hali ayrı bi idrak getiriyor … Sevip öle eli böğründe dilini yutmuş gibi kalakalmakmış aşkın en acı yönü bir kadın sevdim hayatımda hic bu kadar sessiz sevmemiştim bütün dünyam sessiz çığlıklara gömülmüş , sağırların dünyası zihnim….
Thyia
05-08-2009, 08:48 AM
Aşk dediğin beklemektir Ey Sevgili!
Kays gibi Mecnun olana kadar, Hz. Yakup gibi aydınlığa hasret kalana kadar beklemek bekleye bekleye gözden olmak, sözden olmaktır.
Ve beklemek dünyanın en asil eylemidir, eğer beklenene değecekse. Bilesin!
Aşk; yanmaktır Ey Sevgili!
Yanıp kül olmaktır Kerem gibi Aslına ermektir. Ateşin ortasına hesapsız girmektir ibrahim misali. Ki onun gönlünün yangınıdır ateşi gülistana çeviren.
Ki yanmak insanı kurtarır hamlıktan çiğlikten. Hem ne diyordu şair; "Yanmışın halinden ne bilsin ham.. Sükut gerektir bize gayrı vesselam..
Gözlerinden ayrı geçen her an yanmaktayım. Bilesin!
Aşk; bedel ödemektir Ey Sevgili!
Bülbül, gonca gülü görebilmek için her seher uyanık olmak ve güle ulaşmak için yüreğini gülün dikenine asmak, kanını akıtmak zorundadır. Ya ben yüreğimi nereye asayım Ey Sevgili.
çünkü Aşk bedel ister, külfetsiz nimet olmaz.
Beklemek bedel ödemekse eğer hâlâ ödüyorum o bedeli. Bilesin!
Aşk; vazgeçmektir Ey Sevgili!
Mecnun gibi aklından, Kerem gibi bedeninden vazgeçmek. Yardan gayrısından, cümle cihandan vazgeçmek.
Yemeden, içmeden, uykudan uyanıklıkdan ve vazgeçmekten bile vazgeçmektir gün gelince.
Senin için senden vazgeçmişim. Bilesin!
Aşk; bilmektir Ey Sevgili!
Bir tek yârı bilmek, onu candan daha aziz bilmektir. Ondan gayrı bildiklerinin hiçbir şey olduğunu dünyanın onunla mana bulduğunu bilmektir.
Onun selamı ile gelen bela olsa Eyvallah diyebilmektir.
Kızmana, gülmene, gelmene, gitmene hepsine Eyvallah. Bilesin!
Aşk; susmaktır
Ey Sevgili!
Onun güzelliğini, iyiliğini tarif etmeye gücün yetmediği an susmaktır. Kelâmın, kalemin, sözün tükendiği yerde, manayı sessizliğe yükleyip susmaktır.
Artık sustum Ey Sevgili. Bilesin!
Aşk dediğin susup beklemektir,
Aşk dediğin....
gloomy
05-08-2009, 11:04 AM
West Indies,Kızıl Elma,İtaki,Maçin!
Uzun yola çıkmaya hüküm giydim.
Beyazların yöresinde nasibim kalmadı
yerlilerin topraklarına karşı şuç işledim
zorbaların arasında tehlikeli bir nifak
uyrukların arasında uygunsuz biriyim
vahşetim
beni baygın meyvaların lezzetinden kopardı
kendime dünyada bir
acı kök tadı seçtim
yakın yerde soluklanacak gölge bana yok
uzun yola çıkmaya hüküm giydim.
Uzak nedir?
Kendinin bile ücrasında yaşayan benim için
gidecek yer ne kadar uzak olabilir?
Başım açık, saçlarımı ikiye
ortadan ayırdım
kimin ülkesinden geçsem
şakaklarımda dövmeler beni ele verecek
cesur ve onurlu diyecekler
halbuki suskun ve kederliyim
korsanlardan kaptığım gürlek nara
işime yaramıyor
rençberlerin o rahat
ve oturmuş lehçesinden tiksinirim
boynumda
bana yargı yükleyenlerin
utançlarından yapılma mücevherler
sırtımda sağır kantarı gizli bilgilerin
mataramdaki suya tuz ekledim, azığım yok
uzun yola çıkmaya hüküm giydim.
Bir hayatı,ısmarlama bir hayatı bırakıyorum
görenler üstünde iyi duruyor derdi her bakışta
askerken kantinden satın aldığım cep aynası
bazı geceler çıkarken
uçarı bir gülümseyişle takındığım muşta
gibi lükslerim de burda kalacak
siparişi yargıcılar tarafından verilmiş
bu hayattan ne koku, ne yankı, ne de boya
taşımamı yasaklayan belgeyi imzaladım
burada bitti artık işim, ocağım yok
uzun yola çıkmaya hüküm giydim.
İSMET ÖZEL
En sevdiğim,en içinde kaybolduğum,en beni ağlatan şiir...
hanci
10-08-2009, 10:08 AM
sevdama kan doğradı yatağın...
sen bilmezsin
hergün rumeli hisarından bir sevda havalandırırım
ve sevdaya keser istanbul
sevdaya durur gök
bana bakar alem ben dururum
içimden sözler geçer boğazdan gemiler
birine bakması güzel birini duyması güzel
sen sevda güzeli
sen yaralı yanım
hem duymayı sevdim seni
hem görmeyi
ve dahi dokunmayı sana
ah ki sen
ah ki
bu ah neler yüklü bir sen bilirsin bir ben
hergün bir parmak keser gibi içimden sen kesiyorum
hem kesiyor hem çok acıyorum
beynimde köşe kapmaca hayat
bütün köşeler dolu bense ortada duruyorum
hayatın merkezindeyim
bana rağmen oluyor gibi görünsede herşey
kimseye rağmen olmaz hiçbir şey
siz köşe dönmeye çalışırsınız köşeniz beni
uzun katarlarım var benim an be an sefere çıkan
bir vagon sevda bir vagon kan
ve bilinen en meşhur kurbanım ben
taşı kesen bıçağın boynunu kesmediği
sözlerim var söylenemez sözlerim
ben seni her gün özlerim de
özlemime çarşafından kefen biçtiğim
bilinmezsin içimde kıyılanları
duyulmaz çığlıkların kanlı sağırlığı
gecelirim girdap gündüzlerim zaman muallağı
hüznümü soymayacağım ulu orta
ben çıplaklıktan utanmaz oldum da
aşkı bilmezlerin yüreği kaldırmaz daha fazla
çok bilgiç olmak iyi diil yaşarken
hep hayat acemisi kalmaktır bence yaşam
ve sen bir ömürlük acemi sevdam
sen en bildiklerimi sil baştan yeniden yeniden yazan
ey kadın bu kadar sevilmek ne güzel olsa gerek
ama sevilmek için en az iki kişi olmalı
sevmekse bir başına yaşanası
sevgilim demek bir yürek dolusu
bir yürek dolusu sevgiyle dünyadan ağır çeker bir kelime
şaşılacak şey bu dünya bir aşığı nasıl çeker
ki aşık bir söze mucizesinden vazgeçer
sevgili
uçları açık sözlerim var kimi keser kimi batar
yenilgi yenilgi büyüttüğüm bir zaferim var
kimin tarihi ne yazar bilmem ama
benim kendimce destanlarım var
ben kendime kahramanım
rakibim yel değirmeni olmuş ne çıkar...
surette deil sırettedir sır...
hani dior ya şair vardan da yoktan da ötede bir var vardır
o misal benden de senden de öte bi biz vardır
ve dahi bu aşkta yaratana doğru bir hal vardır...
ey olmuşunu sevdiğim sevgili
olduruyorsun sağol
solmak da olmakmış bildiriyorsun sağol...
var olmanın her halini kıymetlendiriyorsun sağol...
varlık bir başka temas olmadıkça ortaya çıkmaz ya
sen olmadan ben olmazdı sağol...
seni sevmeme müsade ettiğin için sağol...
beni ben ettiğin için sağol....
hmmmmm.... bi insan şair deilse ve buna rağmen şiirimsi şeyler yazmaktan kendini alamıyorsa aşıktır.... ve daha ötesi bir başkasının saçma bulacak olmasını umursamıyorsa sırılsıklam aşıktır... yağmurum dursa ıslaklığım geçmiyor.... gözyaşımı akıtsam belki kelimelerimi tutarım... o akmayınca kelimeler akıyor... velhasıl ha demeye hiç bişi olmuyor.... daha ne diyeyim...
HACER
10-08-2009, 01:11 PM
Amerika'da 22 no'lu karayolunda, devriye görevi yapan bir otoyol polisi arabasından yolu takip ederken, bir araba görmüş. Bu aracı radarla incelemiş ve minimum 50 km. ile gidilmesi gereken yolda bu aracın tam 22 km./saatle gittiğini fark etmiş. Bu araba yolu tıkıyormuş. Ve aracı durdurup sürücüyü uyarmaya karar vermiş. Ve aracın peşinden gidip aracı durdurmuş, birde ne görsün. Aracı kullanan çok yaşlı bir teyze. Ve aracın arkasındaki koltuklarda da çok korkmuş 3 tane yaşlı teyze daha var. Polisi görünce yaşlı sürücü: Polis bey çok mu hızlı gidiyordum? Diye endişe ile sormuş. Polis demiş ki; hanımefendi, hızlı değil, aksine çok yavaş gidiyorsunuz Ve bütün otoyol trafiğini etkiliyor! Radardan gördüğüm kadarıyla 22 km.hızla gidiyorsunuz. Yaşlı teyze: Ama, otoyolun girişinde 22 yazıyordu ve bende bu hıza uymak istedim! Polis: Teyzeciğim demiş, o 22 otoyolun numarası. Bu yolda min.50 km hızla gitmelisiniz. Kadın tamam, bundan sonra hızlanacağım demiş. Polis tam kendi arabasına giderken, gözü yine arkada oturan, hiç konuşmayan ve çok korkmuş 3 yaşlı teyzeye kaymış. Ve sormaya karar vermiş sürücüye. Teyzeciğim bir şey sorabilir miyim? Bu arkada oturan kişilerin nesi var? Çok korkmuş gözüküyorlar, sanki dillerini yutmuşlar gibi! Kadın şöyle cevap vermiş: valla bende anlamadım, 250 no'lu karayolundan çıktıktan beri böyleler.:twisted:
HACER
10-08-2009, 01:15 PM
Allah Kahretsin
çalınmış şiirlerim gibisin
isyanlarım bitmedi hala...
Bu böyle sürüp gitmeyecek biliyorum
Bir sabah bir dilencinin avuçlarına bırakacağım kalbimi
Kim ne derse desin
Tahammülüm kalmadı artık
Bıktım seni sensiz yaşamaktan
Nasılsa döneceğin yok senin
Çıldıracağım bu gidişle
Allah kahretsin!..
Dünya ateşler içinde
Savaşlar almış başını gidiyor
Afrika'da insanlar açlıktan ölüyor
Bense bu gidişle sensizlikten öleceğim
Umurunda mı senin?
Allah kahretsin!..
Hangi masaya otursam
Senin sevdiğin içkiyi koyuyorlar önüme
Vazomda senin sevdiğin çiçekler
Ve dudaklarımda hep senin sevdiğin şarkılar
Senin doğum günlerini kutluyorum senden habersiz
Ve her sabah dualar ediyorum mutluluğun için
Ne yapsam, ne etsem, nereye gitsem
Ecel gibi peşimdesin
Allah kahretsin!..
İşte böyle bir sevda benimkisi
Bu zamanda, bu devirde
Haklısın adam olacağım yok benim
En güzeli artık son vermek bu hayata
En korkunç uçurumlardan bırakmak kendimi
Ya da en yüksek tepelerden
En uçsuz bucaksız denizlere bırakmak bedenimi
Ama içimde sen varsın
Ya sana birşey olursa
Allah kahretsin!..
AHMET SELÇUK İLKAN
Thyia
10-08-2009, 01:29 PM
hergün bir parmak keser gibi içimden sen kesiyorum
hem kesiyor hem çok acıyorum...
hani dior ya şair vardan da yoktan da ötede bir var vardır
o misal benden de senden de öte bi biz vardır
ve dahi bu aşkta yaratana doğru bir hal vardır...
ey olmuşunu sevdiğim sevgili
olduruyorsun sağol
solmak da olmakmış bildiriyorsun sağol...
var olmanın her halini kıymetlendiriyorsun sağol...
varlık bir başka temas olmadıkça ortaya çıkmaz ya
sen olmadan ben olmazdı sağol...
seni sevmeme müsade ettiğin için sağol...
beni ben ettiğin için sağol....:sad:
Eline yüreğine sağlık çok güzel yazmışsın.....
RÜZGAR
10-08-2009, 01:30 PM
http://i0908.hizliresim.com/2009/8/10/4516.jpg
İSTANBUL'U DİNLİYORUM, GÖZLERİM KAPALI..
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda
Sucuların hiç durmayan çıngırakları;
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor derken
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık;
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı,
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular,
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başında eski alemlerin sarhoşluğu,
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı
Dinmiş lodosların uğultusu içinde.
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan.
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Bir şey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde.
Alnın sıcak mı, değil mi bilmiyorum;
Dudakların ıslak mı değil mi, bilmiyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul’u dinliyorum..
*Orhan Veli*
RÜZGAR
gloomy
11-08-2009, 07:14 AM
sevdama kan doğradı yatağın...
sen bilmezsin
hergün rumeli hisarından bir sevda havalandırırım
ve sevdaya keser istanbul
sevdaya durur gök
bana bakar alem ben dururum
içimden sözler geçer boğazdan gemiler
birine bakması güzel birini duyması güzel
sen sevda güzeli
sen yaralı yanım
hem duymayı sevdim seni
hem görmeyi
ve dahi dokunmayı sana
ah ki sen
ah ki
bu ah neler yüklü bir sen bilirsin bir ben
hergün bir parmak keser gibi içimden sen kesiyorum
hem kesiyor hem çok acıyorum
beynimde köşe kapmaca hayat
bütün köşeler dolu bense ortada duruyorum
hayatın merkezindeyim
bana rağmen oluyor gibi görünsede herşey
kimseye rağmen olmaz hiçbir şey
siz köşe dönmeye çalışırsınız köşeniz beni
uzun katarlarım var benim an be an sefere çıkan
bir vagon sevda bir vagon kan
ve bilinen en meşhur kurbanım ben
taşı kesen bıçağın boynunu kesmediği
sözlerim var söylenemez sözlerim
ben seni her gün özlerim de
özlemime çarşafından kefen biçtiğim
bilinmezsin içimde kıyılanları
duyulmaz çığlıkların kanlı sağırlığı
gecelirim girdap gündüzlerim zaman muallağı
hüznümü soymayacağım ulu orta
ben çıplaklıktan utanmaz oldum da
aşkı bilmezlerin yüreği kaldırmaz daha fazla
çok bilgiç olmak iyi diil yaşarken
hep hayat acemisi kalmaktır bence yaşam
ve sen bir ömürlük acemi sevdam
sen en bildiklerimi sil baştan yeniden yeniden yazan
ey kadın bu kadar sevilmek ne güzel olsa gerek
ama sevilmek için en az iki kişi olmalı
sevmekse bir başına yaşanası
sevgilim demek bir yürek dolusu
bir yürek dolusu sevgiyle dünyadan ağır çeker bir kelime
şaşılacak şey bu dünya bir aşığı nasıl çeker
ki aşık bir söze mucizesinden vazgeçer
sevgili
uçları açık sözlerim var kimi keser kimi batar
yenilgi yenilgi büyüttüğüm bir zaferim var
kimin tarihi ne yazar bilmem ama
benim kendimce destanlarım var
ben kendime kahramanım
rakibim yel değirmeni olmuş ne çıkar...
surette deil sırettedir sır...
hani dior ya şair vardan da yoktan da ötede bir var vardır
o misal benden de senden de öte bi biz vardır
ve dahi bu aşkta yaratana doğru bir hal vardır...
ey olmuşunu sevdiğim sevgili
olduruyorsun sağol
solmak da olmakmış bildiriyorsun sağol...
var olmanın her halini kıymetlendiriyorsun sağol...
varlık bir başka temas olmadıkça ortaya çıkmaz ya
sen olmadan ben olmazdı sağol...
seni sevmeme müsade ettiğin için sağol...
beni ben ettiğin için sağol....
hmmmmm.... bi insan şair deilse ve buna rağmen şiirimsi şeyler yazmaktan kendini alamıyorsa aşıktır.... ve daha ötesi bir başkasının saçma bulacak olmasını umursamıyorsa sırılsıklam aşıktır... yağmurum dursa ıslaklığım geçmiyor.... gözyaşımı akıtsam belki kelimelerimi tutarım... o akmayınca kelimeler akıyor... velhasıl ha demeye hiç bişi olmuyor.... daha ne diyeyim...
diyecek söz mü var :sad:(bu ah neler yüklü bir sen bilirsin bir ben):cry::cry:sevda insanısın hancı ...
Thyia
11-08-2009, 09:15 AM
Artık gitme demeyeceğim, zaten iyice hazırsın bu sefer.
Herşeyi yanında götür; anılarımızı, umutlarımızı, sevgimi de al belki lâzım olur.
Tek kelime etmesem diyorum, ama etmeliyim, sana bilmediğin bir şeyden
bahsetmeliyim; kendimden. Evet, onca zaman tanıdığını sandığın benden.
Hırçın yanımı gördün daha çok, oysa öyle uysal bir çocukmuşum ki.
Neydi beni zaman zaman hoyrat yapan?
Sanırım, düşünmedin.
Birini ayrı tutsam da renklerin hepsini sevdim, mevsimleri de.
Aslında çok şey var sevdiğim,
kavgalar ve savaşlar dışında bir de niye olursa olsun vedalaşma anları,
İsterdim ki uyumlu halimi yaşasaydın daima ama bana hep vurgun
saatlerinde geldin, ya da sen vurdun.
Uzaklara bakardım uysal çocukluğumda içimde dolmayan derin boşluğumla,
denizden gelecek bir gemi bekledim durdum,
sonra yıldızlara baktım yıllarca ve sen sandığım bir yıldıza.
Kadınlar, erkekler, çocuklar ve şehirler tanıdım, çoğunu da sevdim.
Aşklarım da oldu, hem de uğruna ölebileceğim aşklar, ama en çok seni sevdim.
Ve şimdi gidiyorsun, evet git içimdeki melek sana dua edecek.
Sanırım kahrolmayacağım bu veda sahnesine - senin baban öldü mü?
Bu gidiş ölümden beter olamaz.
Hangisi doğru bilmiyorum,
Seni uğurlayıp öylece kalmak mı?
Yoksa, benim uyumamı bekleyip gitmen, benim de sensiz sabaha uyanmam mı?
Bence şimdi git, hayır gitme! Yani git de önce üstümü ört, ben uzanayım şöyle, ışığı kapat ve git.
Hayır hayır gitme!
Yani git de ışığı yak git, ben karanlıktan korkuyorum da!
Hem sensizlik hem karanlık bu kadarı fazla.
Üstümü de örtme bu şevkat de fazla, ışıkların hepsi açık olsun.
İçim burkuluyor sen nasıl gidersen git.
Dur, burayı iyi dinle; birkez daha söylüyorum ve son kez.
Seni seviyorum.
Sen giderken ben içimden haykıracağım ''kusursuz bir aşktı bu'' diye.
Kusursuz bir aşktı benim sana büyüttüğüm sen ne yaşadın bilmiyorum...
Yine de tanıdı gönlüm yaşadı
Bir kusursuz aşk büyüttüm sana pişman değilim
Her akşam vaktinde bu gönül üzülür
Hüzünle dolar seni düşünür
Şimdi çok uzakta kimbilir neredesin
Geri dön ya da dönme ben sendeyim...
hanci
12-08-2009, 09:25 AM
Geri Gelen Mektup
Rûhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
Bilmem, bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
Pervâne olan kendini gizler mi alevden?
Sen istedin, ondan bu gönül zorla tutuştu...
Gün senden ışık alsa bir renge bürünse;
Ay secde edip çehrene yerlerde sürünse;
Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan
Yalnız o yeşil gözlerinin nûru görünse...
Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!..
Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince,
Çehren bana uğrunda ölüm hâzzı verince,
Gönlümdeki azgın devi rüzgârlara attım;
Gözlerle günâh işlemenin zevkini tattım.
Gözler ki birer parçasıdır sende İlâh?ın,
Gözler ki senin en katı zulmün ve silâhın,
Vur şanlı silâhınla gönül mülkü düzelsin;
Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
Bir başka füsûn fışkırıyor sanki yüzünden,
Bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden...
Hasret sana ey yirmi yılın taze baharı,
Vaslınla da dinmez yine bağrımdaki ağrı.
Dinmez! Gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu!
Dinmez! Ebedi özleyişin bestesidir bu!
Hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı,
Görmek seni ukbâdan eğer mümkün olaydı.
Dünyayı boğup mahşere döndürse denizler,
Tek bendeki volkanları söndürse denizler...
Halâ yaşıyor gizlenerek rûhuma "Kaabil";
İmkânı bulunsaydı, bütün ömre mukabil
Sırretmeye elden seni bir perde olurdum.
Toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum.
Mehtaplı yüzün Tanrı'yı kıskandırıyordur.
En hisli şiirden de örülmez bu güzellik.
Yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur,
Kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik!
Hüseyin Nihal Atsız
RÜZGAR
14-08-2009, 02:37 PM
HİKAYE..
İki sevgili varmış Hani insanın içini kıpır kıpır ettiren umut dolu bir
sevgiymiş onlarınki. Evlenmeyi düşünüyorlarmış. Derken bir gün delikanlının yurt
dışına gitme mecburiyeti doğmuş. Kız gözyaşları içinde kalmış. Onsuz nasıl
yaşayacağını bilemiyormuş. O zaman delikanlı cebinden bir yüzük çıkartmış ve
demiş ki 'Ben iki yıl sonra döneceğim. Eğer döndüğüm güne kadar parmağından bu
yüzüğü hiç çıkartmazsan beni gerçekten sevdiğini anlayacağım ve hemen
evlenecegiz.' Genç kız çaresiz kabul etmiş. Çocuk gitmiş.
Kız yüzüğü hiç ama hiç çıkartmamış. Taa ki... Taa ki sevgilisini karşılamaya
gittiği güne kadar. O gün rıhtımda durmuş kendisine nişanlısını getiren geminin
kıyıya yanaşmasını izliyormuş heyecanla. Birden güvertede delikanlıyı görmüş.
Yüreği ağzına gelmiş. Sevinç içinde kendisini göstermeye çalışmış.
Elini cebinden çıkartıp sallayayım derken "şıp" diye bir sesle irkilmiş. Yüzük
parmağından düşmüs, denizin derinliklerinde kaybolup gitmiş! Ne yaptıysa, ne
söylediyse delikanlıyı ikna edememiş. Çocuk kızı terk etmiş. Zaman geçmiş.
Kız bir gün hep nişanlısıyla birlikte gittikleri balıkçıya uğramış. Birde bakmış
ki delikanlı orada! Hemen yanına yaklaşıp olanları anlatmaya çalışmış. Delikanlı
ilk başlarda biraz soğuk davrandıysa da sonunda yelkenleri suya indirmiş. Uzun
ayrılığın getirdiği özlemle birbirlerine sarılmışlar. Mutluluk yüzlerinde
okunuyormuş adeta. Bu olayın şerefine hemen yemek sipariş etmişler. Bir kaç
dakika sonra bir tabakta balıkları gelmiş. İştahla çatal bıçağa davranmışlar.
Balığı kestiklerinde içinden ne çıkmış dersiniz?
Yüzük dediniz değil mi?
Bilemediniz.
Kılçık!
Siz çok fazla Türk filmi seyretmişsiniz...:smile:
RÜZGAR
RÜZGAR
14-08-2009, 08:00 PM
TOLSTOY'UN GÖZÜYLE HZ.MUHAMMED (S.A.V)
Ünlü Rus yazar Tolstoy’un, ölümünden bir yıl önce Hz. Muhammed’in (s.a.s.) hadislerini derlediği bir risalesi olduğu ortaya çıktı. Tolstoy’un eseri, Rus halkında İslâm'a ilgi uyandırmaması için komünizm döneminde gizlenmiş.
‘Muhammed her zaman Evangelizmin (Hıristiyanların) üstüne çıkıyor. O insanı Allah saymıyor ve kendini de Allah ile bir tutmuyor. Müslümanların Allah’tan başka ilahı yoktur ve Muhammed O’nun peygamberidir. Burada hiçbir muamma ve sır yoktur.” Bu sözler tanınmış Rus yazar Lev Nikolayeviç Tolstoy’a ait.
Sadece Rusça konuşulan ülkelerde değil dünya edebiyatında da büyük saygınlığa sahip Tolstoy’un yıllardır gizlenen risalesi Türkiye’de de ilk kez “Hz. Muhammed” adıyla yayımlanıyor. Tolstoy, bu risalesini 1909 yılında neşrediyor. Ancak komünizmin baskı yıllarında kitap Rus ve Müslüman halkları etkilememesi için devlet tarafından bilinçli bir politikayla gözlerden uzak tutulmuş.
Sovyetler’in yıkılması ile 1990 yılında eser “Hz. Muhammed’in Kuran’a Girmemiş Hadisleri” adıyla Rusça yeniden yayımlanıyor. Karakutu Yayınları tarafından Türkiye’de okuyucuya sunulan kitabın editörü Azeri Prof. Telman Hurşidoğlu Aliyev, kitabın orijinal adını İslami terminolojiye göre teknik olarak hatalı buldukları için sadece “Hz.Muhammed” koymayı tercih ettiklerini belirtiyor. Tolstoy’un da orijinal baskılarda “hazreti” sıfatını bizzat kullanmış olması dikkat çekici.
Tolstoy’u bu kitabı yazmaya yönelten olay 1908 yılında Hindistanlı alim Abdullah El Sühreverdi’nin “Hz. Muhammed’in Hadisleri” kitabını okuması oluyor. Kitaptan oldukça etkilenen Tolstoy, seçtiği hadislerle hemen bir kitapçık oluşturuyor. Tolstoy daha çok, Allah inancı, fakirlik, eşitlik, ölüm ve iyi insan olma gibi konuları içeren hadisleri toparlamış. “Hz. Muhammed” kitabının editörleri Tolstoy’un seçtiği hadislerin Kütüb-ü Sitte’de yer alanlarını da tek tek tespit etmişler. Tolstoy’un seçtiği hadislerden bazıları şöyle:
“Hakikat insanlar için ne kadar acı olsa da, hakikati söyleyin.”
“Hiç kimse öfkesini yutmaktan daha güzel bir içki içmemiştir.”
“Çok fazla yiyip içerek kendi kalbinize yüklenmeyin.”
“Sizden biriniz, kendisi için arzu edip istediği şeyi, din kardeşi için de arzu edip istemedikçe, gerçek anlamda iman etmiş olmaz.”
“Ölüm bir köprüdür, dostu dosta kavuşturur.”
“İşçinin hakkını alnının teri kurumadan veriniz.”
Yaşadığı dönemde de Rusya’da büyük saygınlığa sahip Tolstoy’un hadis kitapçığı yayınlaması önemli. Ancak tek başına buna dayanarak yazarın Müslüman olduğunu iddia etmek mümkün değil. Fakat “Hz.Muhammed” kitabı edebiyat dünyasında önemli tartışmalara sebep olacak, Tolstoy’un Müslüman olduğuna dair bilgi ve mektuplara da yer veriyor.
Prof. Aliyev, bir Arapla evlenip İslamı kabul etmiş Valeriya Porohova isimli Rus bir kadının anılarına yer veriyor. 11 yıl eşiyle Suudi Arabistan’da yaşayan bayan Porohova, Kur’an-ı Kerim’i Rusça’ya tercüme etmiş. Porohova, ünlü yazar Tolstoy’un son zamanlarında İslâm'ı kabul ettiğini ve bir Müslüman gibi toprağa verilmeyi vasiyet ettiğini iddia ediyor.
Tolstoy’un İslami usûllere göre defnedildiğini iddia eden Porohova, mezarının başında Hıristiyanlığın sembolü olan Haç’ın da yer almadığını belirtiyor.
Sovyet hükümetlerinin bu gerçeği uzun yıllar gizlemeye çalıştığını kaydeden Prof. Aliyev, Tolstoy’un Müslüman olduğunun öğrenilmesi halinde Rus halkında İslama yönelme akımının başlamasından korkulduğunu ileri sürüyor.
Kitap, Rus Yelena Vekilova’nın Tolstoy ile oğulları üzerine yaptığı çarpıcı mektuplaşmaya da yer veriyor. Rusya’da 1904’te çıkarılan ve çocukların herhangi bir sebepten dolayı ayrıldıkları ana-baba dinine dönmelerine izin veren düzenleme sonrası yaşanıyor bu mektuplaşmalar. Azeri kökenli general İbrahim Ağa ile evli olan Vekilova biri üniversitede, diğeri askeri okulda okuyan iki oğlunun babalarının dini İslâm’a meylettiğini, Rus ve Hıristiyan olarak kendisinin ne yapması gerektiğini soruyor ünlü Rus yazara.
Tolstoy’un bayan Vekilova’ya cevabi mektubu oldukça net.
“Muhammediliğe, Hıristiyan dininden daha fazla önem vermelerine gelince, ben bütün kalbimle buna katılıyorum. Bunu söylemek ne kadar tuhaf olsa da benim için Muhammedilik, Haça tapmaktan mukayese edilmeyecek kadar üstündür.” satırlarıyla gençlerin tercihini destekliyor.
Tolstoy, mektubun devamında çok daha ilginç bir tespitte bulunuyor: “Eğer insan seçme hakkına sahip olsaydı, aklı başında olan her Hıristiyan ve her bir insan şüphe ve tereddüt etmeden Muhammediliği, tek Allah’ı ve O’nun peygamberini kabul ederdi.”
“Hz.Muhammed” kitabı Tolstoy’un ‘İtirafları’na yer veriyor. Söz konusu eseri Tolstoy, hasta olan erkek kardeşinin kendisinde uyandırdığı etkiyle kaleme alıyor. Tolstoy’un hayat hikâyesine de kısaca yer veren kitapta, araştırmacı ve edebiyatçılara belge özelliği taşıması için mektuplar ve hadislerin toplandığı risalenin Rusça orijinallerine de ek olarak yer veriliyor.
1828’de doğan Tolstoy, önce annesini, sonra babasını kaybetti. 9 yaşından itibaren halasının gözetiminde büyüdü. Asil ve zengin bir ailenin çocuğu olan Tolstoy, çocuk yaşında Fransızca ve Almanca öğrendi. 1844’te Kazan Üniversitesi’nde Doğu Dilleri üzerine eğitim görmeye başladığı halde, bohem yaşama olan düşkünlüğü ile bu eğitimi yarıda bıraktı.
19 yaşına geldiğinde ailesinden kalan servetin vârislerinden birisi olarak genç yaşında büyük bir servete kondu. 1851’de Kafkaslara askeri eğitim almaya gitti. İki yıl sonra Osmanlılara karşı savaşmak üzere cepheye katıldı. 1856’da ordudan ayrıldı. Çocukluk anılarını anlattığı ‘Çocukluk’u 1851’de henüz 23 yaşındayken kaleme almaya başladı.
Kafkas halklarının yaşamını ele aldığı ‘Hacı Murat’ ve ‘Kazaklar’ romanlarını 1852’de, Kırım Savaşı’nı anlattığı ‘Sivastopol Hikayeleri’ni 1855’te yayımladı. Ardından Fransa, İngiltere ve Belçika’ya seyahatler düzenledi. 1862’de evlendi. Ertesi yıl en önemli eserlerinden ‘Savaş ve Barış’ı yazmaya başladı, 6 yıl sonra 1869’da tamamladı.
1873’te bir diğer klasik eseri ‘Anna Karanina’yı kaleme almaya başladı ve 3 yılda bitirebildi. Bir diğer güçlü eseri ‘Diriliş’i yirmi yıl sonra yazmaya başladı ve 1899’da tamamladı. Ara dönemde ‘Din Nedir?’, ‘Ölüm Manifestosu’ ve ‘Üç Ölüm’ gibi insan, yaratıcı ve ölümü ana tema olarak ele aldığı hikâye ve romanları yazdı.
Tolstoy, 82 yaşında eşiyle yaşadığı geçimsizlik ve kavgalara kızarak çocukluğundan beri yaşadığı Yasnaya Polyana’daki evini terk etti. 20 Kasım 1910’da Odesa-İstanbul üzerinden Bulgaristan’a gitmeye çalışırken zatürreeye yakalandı ve Astapova’da metruk bir tren garında hayata veda etti. Vasiyeti sebebiyle Yasnaya Polyana’daki çiftliğinin sessiz ve gölgeli bir yerine gömüldü..
RÜZGAR
Pembe-Turtle
16-08-2009, 06:59 PM
Bütün sorularda tek şık, ama ben boş bırakıyorum bütün soruları. Vazgeçiyorum bütün sorulardan. Vazgeçiyorum senden. Tek seçenekli bir hayatta, ben bile bile sensizliği seçiyorum. Hayatta boş bıraktığım tek kare, cevabını bildiğim halde yazamadığım tek isim. Sen...
Çoktan seçmeli zamanlarımda ben yanlış olduğunu bildiğim halde seni seçtim. İnat ettim bildiğim doğrularda. Bütün cevap kağıdını adının baş harfiyle doldurdum. Tek sıra, tek düze, sınav, ya da hayat. Adımı yazmadım hiçbir sınav kağıdına. Kimse bilsin istemedim. Gözyaşlarımı kondurdum imza diye, kırmızıya boyadım bütün cevapları, aşkıma buladım hayatımı.
Ama olmadı, hiç bir zaman geçemedim ben bu sınavdan. Direndim, tekrar tekrar aldım aynı dersleri. Tekrar kaldım. Tekrar denedim. Tekrar tekrar adını haykırdım yalnız kaldığımda. Ama hiç olmadı. Her defasında disiplin cezalarına çarptırıldım. Bekledim aylarca. Bekleyişler sardı dört bir yanımı, yılmadım.
Şimdi yine önümde sorular. Bütün sorular tek şık ama ben cevap vermeye korkuyorum. adını yazmaya korkuyorum. Bu kez yalnızca adımı yazıyorum.
Gözyaşlarımı tükettim. İmzamı atamıyorum. Ama içim parçalanıyor. Kendimi en iyi bildiğim dersten, senden bile bile kalıyorum. Bu kez yazmıyorum adını. Bu kez boş bırakıyorum ben bu hayatı.
Elimde imzalı bir dilekçeyi sana uzatıyorum. Ben bu dersten muaf kalmak istiyorum...
Hoşçakal...
HaYaT
19-08-2009, 10:11 AM
Ouf süpermiş yaa =/
hanci
20-08-2009, 09:57 AM
Ölmeyen
Sana geliyorum, sana,
Beni anla, içimdeki şeytan.
Yalnız sensin doğru söyleyen.
Gerekince kaçan, gerekince gelen.
Denizin yüzünde geceleyin,
Karanlıkları işleyen renkleri görmek senden.
Senden, bazı kelimelerin farkedilmemiş güzelliğini anlamak,
Unutulmuş yaşamaya başlayıvermek birden.
Sana geliyorum, doğru sana,
Susmamak için.
Çünkü sensin dinleyince dinleyen,
Bakınca bakan, görünce gören.
Sevmesini iyi bilirim, düşünmeyi öğrendim.
Duydum nedir can vermeden ölmek.
Artık bütün kapıları açıp kapayabilirim.
Sen anlarsın bunlar ne demek.
Sana geliyorum, yalnız sana,
Yalansız, gizlisiz.
Olduğu gibi anlatacağım ne varsa,
Bil, bilsinler, biliniz.
Sen,
Vurunca vuran, gülünce gülensin.
Sesin, yüzün, ellerin yüzde-yüz senin.
Sen ölmeyensin.
Özdemir Asaf
aslında bir o kadar da yazı yazılabilir altına ama ben içinde durdum...
gloomy
21-08-2009, 12:15 PM
Hayat, mayat diyorlar
Benim gözüm mayat'ta.
Hayatın eksiği var:
Hayat eksik hayatta.
Takınsam, kanat, manat;
Kuş, muş olsam seğirtsem.
Bomboş vatana inat,
Matan'a doğru gitsem...
N.FAZIL KISAKÜREK
Wolvi
21-08-2009, 04:27 PM
Paylaşımlar buraya diye yazdım umarım sorun olmaz.. Bir fragman herkesin izlemesini tavsiye ediyorum..
http://www.sinemalar.com/fragman/4425/Nefes/4/kucuk/
Thyia
22-08-2009, 08:18 AM
Yaşamaya geç kaldıklarım ve yaşayamadıklarım varya hani...
Hepsi birer hayal kırıklığı bende şimdi...
Hayat dolu ben boş....
Kuracak hayalimde yok...
Hayal kurabilecek gücümde...
Hayal kırıklığını bilirmisin sen?
Nasıl bir zehirdir o?
..
Hadi!
Sende boş ver beni..
Hayatı terkedeli çok olmadı belki ama..
Baksana hayat çoktan terketmiş beni!..
...
Şimdi...
Bende bi hayal kırıklığıyım işte..
Geçmişim..
Yaşadıklarım..
Hayal kırıklıklarım..
Gözlerimin yaşı..
Yüreğimin aşkı..
Söyle daha ne sayayım?..
...
Yoksa böyle olmak yakışmıyor diye;
Yüreğimi..
Aklımı ..
Fikrimimi atayım?
..
Yüzüme bakmayın neyin var diye!
Gerçekten ''''hiçbir şeyim yok'''' artık...
Hiç bir şeyde gözüm yok..
Hiç bir yüreğin yüreğimde izi yok artık...
İnanırmısın bilemem ama galiba yüreğimde yok artık...
..
Bi boşluk içimdeki...
Tahammül edemediğim bi karanlık çıkmaz ..
...
Giderken sadece gitti sanıyordum...
Giderken yüreğimide götürdüğünü bilemezdim değilmi?..
..
En sancılı gecelerimde gözlerimde bir düş...
Kimse bilmez bilemez karanlıklarda kayan yıldızları seyrettiğimi...
Kimse duyamaz hıçkırıklarımı...
Kimse geri getiremez kaybettiğim geçmişimi...
Sevdiğimi...
Deliler gibi sevdiğim erkeğimi...
..
Bugünden kimse bilemez geleceği belki..
Ama ne olur ;
Geri getir giderken götürdüğün yüreğimi...
HaYaT
22-08-2009, 03:06 PM
Bu nasıl bir yazıdır içime işledi resmen :S
DevilSmile
24-08-2009, 08:51 AM
Çift Tıklama: Tikirti ül tekerrür
Messenger: Havadisçi
Hata Raporu: Malumat-ül kabahat
Hacker: Deyyus-ül ekber
Mail Server: Divan-ül mektubat
RÜZGAR
24-08-2009, 02:45 PM
ÜSTADIN SÖZÜDÜR..
Siz hiç bir sarrafin bağırdığı duydunuz mu?
Kiymetli malı olanlar bağırmaz.
Domatesci, biberci bağırır da kuyumcu bağırmaz.
Eskici bağırır ama antikacı bağırmaz..
İnsan bağırırken düşünemez. Düşünemeyenler ise hep kavga içindedir.
Popçular, folkçular boğazlarını patlatana kadar bağırıp duruyor.
Ama Dede Efendi'yi okuyanlar bağırmıyor.
İnsanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan korkulur.
NECİP FAZIL KISAKÜREK
RÜZGAR
RÜZGAR
24-08-2009, 02:58 PM
TÜLBENT'TEN DAMLAYAN SÜT..
Evren yaratıldığında insan yok imiş .. Sonra Cennet’te sınanan iki insan , kurallara uymayınca Dünya isimli küçük bir gezegene ışınlanıvermişler.
Kainatta minicik amma insan için çok büyük olan dünya , Adem (Adam) ve Havva (Eva ) isimli iki canlıya mekan olmuş.. Cennet’teki güzelliklerin pek azı varmış bu dünyada ama yine de iki gönül bir olunca samanlık seyran olmuş.
Biri Cidde denilen yere , diğeri Seylan bölgesine inmişler.. Onları ayrı düşüren Yaratıcı , bilinmez bir hasret döneminden sonra sevgilileri Arafat tepesinde buluşturmuş..Ne kadar sevinmişler , ne kadar sevinmişler… Ancak birlikte oldukları zaman dünya gezegeninin daha güzel olduğunu fark etmişler..
Ağır bir sınav sonrası indirildikleri yer yüzünde , ayrılık , yaşam için giyinme, yeme , örtünme , vahşi havyanlardan korunma gibi dünyaya ait ne kadar sıkıntı varsa hepsini yaşamışlar ama kendilerini yaratan Allah’ı hiç unutmamışlar.
Adem , ilk secdesini hanımı ile birlikte Kabe’nin olduğu yerde yaparak Rabbine teşekkür etmiş.. Burası insanların ilk mescidi olmuş..
Sonra çoğalmışlar.. Kavgalar ,kıskançlıklar. “ Benim az , senin niye çok.. Hepsi benim “ kavgaları başlamış.. Ve Kabil , kardeşi Habil’i taşla vurarak öldürmüş.. İlk cinayet.. Pişmanlıklar ve vicdan azabı..
Cevizi gömen bir kargadan esinlenip kardeşini gömmüş.. Ama bencillik gömülmemiş .. İnsanlar çoğalmaya devam etmişler ..Aşk , merhamet , şefkat , kıskançlık , hırs , tamah , vahşet … Akıllı insana verilen tüm duygularla yaşamışlar , sevişmişler , savaşmışlar…
Bu duyguların harmanı olan “nefis “ batağında yaşamışlar . Nefsiyle mücadelede aklını kullananlar kazanmış , nefsini ( heva ve heveslerini ) kullananlar kaybetmiş..
Balıkesir`li eskici Hasan baba ayakkabı tamir edermiş . Yine onun gibi Allah dostu bir ermiş dağdaki köyünden kalkar her hafta arkadaşı Hasan Baba`yı ziyarete gelirmiş. Gelirken de bir mendil içinde bir kaç litre süt getirirmiş. Süt hiç damlamazmış..
Ne getiren şaşarmış bu işe , ne de sütü kabul eden .. Bir sır imiş aralarında..
Dağdaki ermiş dükkanda otururken , güzeller güzeli bir kadın gelmiş ve kopan topuğunu tamir ettirmek için ayakkabısını çıkarınca başı önünde olan ermişin gözleri bir anlık gafletle bu pembe beyaz fildişi gibi narin minik ayağa takılıp kalmış..
Kadının ayakkabısını onaran Hasan Baba , kadın gidince bir de ne görsün duvardaki çiviye asılı içi süt dolu tülbentten bir şeyler damlıyor..
Birbirlerine bakmışlar ve çoban ermiş acı acı gülümsemiş :
- Dostum ,.. Dağdaki evliyalık kolay ; şehirdekine benzemiyor..
Gönüller sultanı Mevlana diyor ki : “ Olayların görünür sebeplerine takılıp kalsaydım hakikate ulaşamazdım “
Sonra bizim gibi sıradan insanların çok önem verdiği “akıl” binitine de hiç metelik vermeden ekliyor :
“ Akıl bir eşek gibi çamura saplandı ; beni aşk kurtardı.. “
Aşıklarda benlik yoktur , akıl yedekte kalmıştır . Aşkın olduğu yerde akıl yedektedir.
Aşktaki en küçük kusur tülbentteki sütün damlamasına sebep olur.
RÜZGAR
MisCha
24-08-2009, 03:36 PM
Küçük Abraham yedi yaşında dini eğitim veren okula gitmeye başlamış.Birinci haftanın sonunda yani cuma günü saat on ikide okul hafta sonu tatiline girince eve dönmüş.Annesi sormuş:
- Abraham anlat bakalım bu hafta okulda ne öğrendiniz?
- Dinle anne, bu hafta Musa Peygamberi öğrendik, demiş küçük Abraham.
- Peki anlatabilir misin?
- Musa Peygamber bir Mossad ajanıydı. Gördüğü eğitim sayesinde Mısırfiravununun sarayına kimseye çaktırmadan girdi. Esir alınmış YahudileriKızıl denizin kenarına kadar kaçırmayı başardı. Denizi geçmek için bütünYahudilere emir vererek yüzen köprüler kurdurdu ve Yahudiler Kızıldenizindoğusuna geçmeye başladılar. Tam geçerlerken General Firavun bunlarıorduları ve zırhlı birlikleri ile takip etmeye başladı. Musa Peygamber ceptelefonunu kullanıp Mossad'a haber verdi. Mossad İsrail hava kuvvetlerinebildirince hemen F-16 lar la Fantom uçakları köprüye varan Mısır ordusunu vetankları bombalamaya başladılar, Köprünün yarısına kadar gelmiş Mısır ordusuve general Firavun denize düşerek boğuldular ve Yahudiler selametle karşı sahile geçtiler.
Annesi dehşetler içinde sorar.
- Abraham, haham hocan cidden, gerçekten böyle mi anlattı?
- Anne tam olarak böyle anlatmadı, ama herifin tam olarak anlattığı şekilde sana anlatsam hepten inanmayacaksın.
Thyia
26-08-2009, 10:11 AM
Sessizliği çığlık çığlığa dinlemeye başladım
Sensizliği de beraberinde...
Kulaklarımı tırmalayan tiz sesi artık alışılır halde…
Dudaklarımda FD şarkısı …
Ne diyordu?
“Birbirimize birkaç aşk kadar geç kalmış olmasaydık…
Hep yanlış gidenlerin ardından yorulmasaydık…”
Takılı kaldığım iki satır…
Sessizlik, kelimeler ve “ İmkansızlığın kekremsi tadı”
Sadece bir fotoğrafsın belki…
Nerden bileceksin filmlere konu olan hüzünlerimi .. ?
Garip...
Mor adımlarla kaçıyorum senden ...
Anla şimdi neden gülüşlerim yarım…
Anla neden bu deli divane kaçışlarım…
Düşün!!
Düşün/ce yaralarım nasıl kanar..
Nasıl ağlarım…
Gözyaşlarımın her damlasıyla nasıl boğarım kendimi…
Düşün…
Kaç şizofrenik düşünce kemirir beynimi..
Kaç gece karabasanlarla şarap kadehleri deviririm?
İntihara meyilli ruhumu senin huzurunda kaç gece dize getiririm?
Düşün..!! Düşün!!
Bir fotoğrafsın sadece değil mi...?
Nerden bilebilirsin yap-boz parçaları eksik düşlerimi?
Nerden görebilirsin cinnet saatlerimi?
RÜZGAR
26-08-2009, 10:43 PM
RAHİP BAHİRA
Abdulmuttalib'in malları hayatının son döneminde oldukça azalmıştı, ölümünden sonra oğullarına sadece çok küçük bir miras bırakmıştı. Oğullarından bazıları, özellikle Ebu Leheb olarak tanınan Abdu'l Uzza, kendiliklerinden zengin olmuşlardı. Fakat Ebu Talib fakirdi. Bu nedenle yeğeni kendisini, yaşamını kazanmak için elinden geleni yapmaya zorunlu hissediyordu. Yaşamını keçi ve koyunlara çobanlık ederek kazanıyordu ve gün geçtikçe Mekke'nin üstündeki tepelerde veya ötesindeki ovalarda yalnız geçirdigi günler artıyordu. Buna ragmen amcası onu bazen beraberinde yolculuğa götürüyordu. Bunlardan birinde, Muhammed (S.A.V.) dokuz, bir görüşe göre de oniki yaşındayken bir ticaret kervanıyla Suriye'ye kadar gitti. Busra'da, Mekke kervanının her zamanki konak yerlerinden birinde, içinde nesilden nesile bir hristiyan rahibin yaşadığı bir hücre vardı. Biri öldüğünde, diğeri onun yerini alıyor ve eski el yazmalarını da içeren manastırdaki bütün eşyaya varis oluyordu. Bu el yamalarından birinde Araplara bir peygamber geleceği kayıtlıydı. Manastırda yaşayan Rahip Bahira bu kitaplarin hepsinden haberdardı. Bu konuyla ilgilenmesinin asil sebebi ise Varaka gibi onun da peygamberin kendi yaşam süresi içinde geleceğine inanmasıydı.
Bahira, Mekke kervanının manastırdan pek uzak olmayan konak yerinde konakladığını bir çok defa görmüştü. Fakat bu sefer daha önce hiç karşılaşmadığı bir şeyle karşılaştı ve dona kaldı: alçak ve küçük bir bulut onların üstünde yavaş yavaş ilerliyor ve sürekli yolculardan bir veya ikisi ile güneşin arasında yer alıyordu. Büyük bir ilgiyle onların yaklaşmasını izledi. Birden ilgisi şaşkınlığa dönüştü. Çünkü konakladıkları anda bulut hareket etmeyi durdurdu ve altında gölgelendikleri ağacın üstünde sabit olarak kaldı. Ağaç ise dallarını aşağıya indirerek onların iki kat gölgede olmalarını sağlıyordu. Bahira böyle bir mucizenin önemli olduğunu biliyordu. Sadece yüce bir şahsiyetin varlığı bu olayı açıklayabilirdi ve aniden beklenen peygamber aklına geldi.
Manastıra kisa bir süre önce büyük miktarda yiyecek gelmişti, elindekilerin hepsini birleştirerek kervana söyle bir haber gönderdi: "Ey Kureyşliler! Sizin için yiyecekler hazırladım ve buraya gelmenizi istiyorum. Yaşlı-genç, köle-hür hepinizi davet ediyorum."
Bunun üzerine hepsi manastıra geldiler, fakat Bahira'nin tembihlerine rağmen Muhammed (S.A.V.)'i develerin ve yüklerin yanında gözcü olarak bıraktılar. Bahira oradakiler içinde kitapta tarif edilene benzer bir yüz göremeyince eksikliği fark etti. "Ey Kureyşliler! Geride kimse kalmadığından emin misiniz?" diye sordu. "Başka kimse kalmadı" dediler, "sadece en küçüğümüz olan bir erkek çocuk kaldı" Bahira "Ona öyle davranmayın, onu da çağırın; bizimle beraber yemekte bulunsun" dedi. Sonra çocuğu yemeğe çağırdılar.
Çocuğun yüzüne bir kez bakmak Bahira için bu mucizeleri açıklamaya yetti. Yemek boyunca onu dikkatle incelediğinde yüz ve vücut özelliklerinin kendi kitabında anlatılanlara ne denli yakın olduğunu gözledi. Yemekten sonra rahip bu genç misafirin yanına gitti ve ona yasam sekli, uykuları ve genel konulardaki tavırlarıyla ilgili bazı şeyler sordu. Çocuk ona bu konularda ayrıntılı cevaplar verdi; çünkü adam saygıdeğerdi, sorular ise saygılı ve hürmetkarca soruluyordu. Hatta rahip sırtına bakmak istediğinde, gömleğini sıyırmakta tereddüt etmedi. Bahira zaten kesinlikle onun peygamber olduğu kanaatindeydi. Bir de sırtındaki iki kürek kemiği arasında, kitabında anlatılan yerde peygamberlik mührünü görünce tüm şüpheleri silindi. Bahira Ebu Talib'e döndü ve "Bu çocukla akrabalık dereceniz nedir?" diye sordu. Ebu Talib "Oğlumdur" dedi. Rahip, "Oğlunuz değil, bu çocuğun babası sağ olamaz" dedi. Ebu Talib "Kardeşimin oğludur" dedi. "Peki babasına ne oldu?" dedi rahip. Öteki "Daha annesi ona hamileyken öldü" dedi. "İşte bu doğru" dedi Bahira, "Kardeşinin oğlunu ülkene geri götür ve onu yahudilerden koru. Çünkü benim bildiğimi onlar da bilirler ve görürlerse ona kötülük yaparlar. Kardeşinin oğlunun geleceğinde büyük şeyler gizli."
RÜZGAR
MisCha
30-08-2009, 03:38 PM
Adamın birisi Afrika'da safariye çıkarken yanına minik köpeğini de almış.
Minik köpek bir gün ormanda dolaşıp, kelebekleri kovalar, çiçekleri koklarken kaybolduğunu fark etmiş. Ne yapacağını düşünürken bir de bakmış ki karşıdan bir leopar geliyor ve belli ki günlük yiyeceğini arıyor. "Şimdi başım dertte" diye düşünmüş minik köpek.
Etrafına bakmiş yerde kemik parçalarını görmüş. Hemen arkasını leoparın geldiği yere dönerek kemikleri kemirmeye baslamış, bu arada da arkadaki hareketi kestirmeye çalışıyormuş. Leopar tam
saldıracakken minik köpek kendi kendine konuşmuş;
"Ne kadar lezzetli bir leoparmış. Acaba etrafta bundan bir tane daha var mı?"
Bunu duyan leopar bir anda donmuş kalmış ve en yakındaki ağaca
tırmanmış.
"Tam zamanında kurtardım, yoksa bu köpeğe yem olacaktım"diye
düşünmüş.
Bütün bunlar olup biterken bir başka ağacın üstündeki bir maymun olanları izliyormuş. Bildiklerini kullanarak bundan sonra leopardan kurtulabileceğini düşünmüş. Leoparın yanına giderek neler oldugunu anlatmış. Leopar çok sinirlenmiş ve maymuna:
"Atla sırtıma, gidip şunu yakalayalım" demiş.
Ancak minik köpek neler oldugunu ve leoparın sırtında maymunla birlikte süratle kendisine yaklaştığını fark etmiş. "Şimdi ne yapacağım" diye düşünürken, kaçmaya tesebbüş etmemiş. Bunun yerine arkasını leoparın geldiği yöne dönerek, kemikleri kemirmeye devam etmiş. Tam leopar saldıracakken, yine kendi kendine konuşmuş;
"Bu aptal maymun nerede kaldı? Yarım saat önce bir leopar daha getirsin diye gönderdim hala haber yok!"
Thyia
31-08-2009, 12:35 PM
Anneme, "Hayatıma giren erkekler neden bu kadar çabuk çıkıyor?
Bendeki şanssızlık genetik mi?" diye sordum. "O senin bireysel
salaklığın, bizi bulaştırma!" dedi. Hemen sustum.:smile::smile:
KİŞİLİK:razz:
1982 yılı Gazi Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu'nda 2.sınıf öğrencileri Türkiye Ekonomisi dersinin hocasını bekliyor.
Sınıf,öğrencilerin gürültü patırtısıyla sallanırken sert görünümlü hoca kapıda beliriyor, içeriye kızgın bir bakış atıp kürsüye geçiyor.
Tebeşirle tahtaya kocaman bir (1) rakamı çiziyor.
' Bakin ' diyor.
' Bu, kişilik'tir. Hayatta sahip olabileceğiniz en değerli şey.'
Sonra (1) 'in yanına bir (0) koyuyor: ' Bu, başarıdır.
Başarılı bir kişilik (1) 'i (10) yapar '.
Bir (0) daha ' Bu, tecrübedir. (10) iken (100) olursunuz '. Sıfırlar böyle uzayıp gidiyor:
Yetenek... disiplin... sevgi... Eklenen her yeni (0) 'in kişiliği 10 kat zenginleştirdiğini anlatıyor hoca...
Sonra eline silgiyi alıp en bastaki
(1) 'i siliyor. Geriye bir sürü SIFIR kalıyor. ve Hoca yorumu patlatıyor,
' Kişiliğiniz yoksa, öbürleri hiç'tir :!:
kırmızı kanatlı kelebek
:!:
Küçücüktü, sadece dört yaşında,
Alnında bukleleri olan, küçük oğlan,
Yorgun düşmüştü, kırmızı benekli kelebeği kovalamaktan.
Nihayet yakaladı, bir kutuya kapadı.
Aniden bir ses duydu, kelebek konuşuyordu.
"Bırak beni ne olur Gitmeliyim, işim var,"
Çocuk biraz düşündü,
"Sana zarar vermem, bırakacağım,azıcık kalıver."
Kelebek telaş içinde,
"Benim çok zamanım yok, Sadece yirmidört saatim var,
kelebek olduktan sonra, ömrümüz bu kadar."
çocuk ise;
"Salıvermem için uyduruyorsun bu düzmeceleri."
Ümitsizdi kelebek,
Boşa gitmişti bunca emek.
Yinede denemeliydi, özgürlüğünü kolay vermemeliydi.
Ve Can'ını görmeliydi.
"Ben küçük bir tırtıldım, dut yaprağının üstünde,
yeni bir yaprak arıyordum, on gördüğümde, taptaze yaprağını bana verdi. Gözlerime bakarak güldü. Birbirimizi çok sevdik. O bana Sevgi, ben ona Can adını verdik. Bilmeden ürettiğimiz ipeklerle, kendimize birer hapisane ördük. Kozaları toplarken sahibimiz, Can bağırdı! Kozanı del ve çık ! Ben yaşayamam sensiz, yani Sevgi'siz.
Günlerdir uğraştım, kozamı deldim. Güzel olayım diye, kırmızı benekli kanatlar giydim.
Uçtum, aşkımızı yaşadığımız bu yere geldim.
Can'ı arıyorum, ömrümüz çok kısa,
Eğer kavuşamazsak,
Biz değil, bütün aşık kelebekler girecek yasa."
Çocuk yaptığına pişman, ağlayarak sordu.
"Neden beneklerin kırmızı senin? Böyle kanatları yok. Başka kelebeklerin."
"Ben aşık bir kelebeğim, hasretim ve aşkım dışıma vurdu. Ve beneklerim kırmızı oldu."
Çocuk çaresiz kutuyu açtı ve kelebek hızla kaçtı.
Çevredeki tüm bahçelere, nergislere, güllere, hatta hatta dikenlere uçtu.
Acele etmeliydi, zamanı azdı.
Sonra Can' ı bulamazdı.
Can çok çabalamıştı, kurtulamamıştı tutsaklıktan, kozadan.
Acılar içindeydi. Sevgisine kavuşamadan,
Ayrılmıştı bu vefasız dünyadan.
Sevgi, yorgun ve ümitsiz,
Kırmızı benekleri soluyordu, ipek kanatları düşüyordu.
Ve aşık kelebek, çok üşüyordu,
Gözlerini kapadı, içindeki yaşla...
Bir daha buluşamadı ne Can'la ne de aşkla!.
Küçük çocuk o gün bu gün kelebeklere dokunmadı.
Belki onların da aradıkları bir Can' ı vardı...... :!:
KİTABE-İ SENG-İ MEZAR
I
Hiçbir şeyden çekmedi dünyada
Nasırdan çektiği kadar
Hatta çirkin yaratıldığından bile
O kadar müteessir değildi;
Kundurası vurmadığı zamanlarda
Anmazdı ama Allah'ın adını,
Günahkar da sayılmazdı.
Yazık oldu Süleyman Efendiye
II
Mesele falan değildi öyle,
To be or not to be kendisi için;
Bir akşam uyudu;
Uyanmayıverdi.
Aldılar, götürdüler.
Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü.
Duyarlarsa olduğunu alacaklılar
Haklarını helal ederler elbet.
Alacağına gelince...
Alacağı yoktu zaten rahmetlinin.
III
Tüfeğini depoya koydular,
Esvabını başkasına verdiler.
Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,
Ne matarasında dudaklarının izi;
Öyle bir rüzgar ki,
Kendi gitti,
İsmi bile kalmadı yadigar.
Yalnız şu beyit kaldı,
Kahve ocağında, el yaz işiyle:
'Ölüm Allah'ın emri,
'Ayrılık olmasaydı....
ORHAN VELİ KANIK
O OLMAZSA YAŞAYAMAM
O olmazsa yaşayamam
O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela.
O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle O daha az sever seni,
Senin O'nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini...
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.
Ucundan tutarak...:!::!::!:
caN yüCEL
YAŞAYALIM Kİ
Seninle yaşlanmak istiyorum. Seneler geçsin, sen beni bil, ben seni bileyım istiyorum. Benim olduğu kadar dostlarının, dostlarının olduğu kadar benim ol istiyorum. Nice sıkıntı ve zorluk yaşayıp anlatalım.
Yaşayalım kı, öğrenelim hayatı ve destek çıkmayı. Birbirimizin omuzlarında ağlamalıyız. Sen çok dertlenip, içip, arkadaşlarınla eve gelmelisin. Paylaşmalı ve beraber sıkılmalıyız. Öyle ki, yalnız sıkılmak sıkmalı bizi.
Yaşayalım ki, paramız olunca sevinelim. Güzel günlerimizi, evimizde, bır şişe şarap ve pijamalarımızla kutlamalıyız. Ya da bazen dostlarla ucuz biralar içerek... Böylece yaşamalıyız işte.
Sonra çocuğumuz olmalı, düşünsene, senin ve benim olan bir canlı. Geceleri ağladıkça sırayla susturmalıyız. Sen arada mızıkçılık yapmalısın. Ve ben söylenerek sıranı almalıyım. Yorgun olduğum için yemek yapmamalıyım, söylenerek yumurta kırmalısın. Hava soğukken birbirimize sıkıca sarılıp yatmalıyız.
Zaman su gibi akıp giderken, herşey yaşanmış bir hayatımız olmalı. Herşeye rağmen hiç bıkmamalıyız birbirimizden. Mutlu da olsa, kötü de olsa, yaşadığımız günler bizim günlerimiz olmalı. Saçlara düşünce aklar ya da gidince aklar, çocukları güvence altına alıp gitmeli bu şehırden.
Kavgasız, her sabah gürültüyle uyanılmayan, sessiz bir yere gitmeliyiz. Geceleri balkonda denizi seyredip, sandalyelerimizde sallanmalıyız. Eve gelip, benden kahve istemelisin. Çocuklar gelmeli zıyaretimize, geçmışteki hareketli günlerimizi anımsamalıyız...
Öyle sevmelisin ki beni, bu yazdıklarım korkutmamalı seni. Tebessümler açtırmalı yüzünde. Bir gün bu hayatı bırakıp giderken, sadece mutluluk olmalı yüzümüzde, birbirimizi sevmenin gururu olmalı "herşeyde". :!::!::!:
CAN YÜCEL
Beyaz bir gemidir ölüm
sen bu şiiri okurken
ben belki başka bir şehirde olurum...
kötü geçen bir güzü
ve umutsuz bir aşkı anlatan
rüzgarla savrulan
kağıt parçalarına
yazılmış
dağıtılmamış
bildiriler gibi
uzun bir yolculuğa hazırlanan
yalnız bir yolculuğa.
çünkü beyaz bir gemidir ölüm,,,
siyah denizlerin hep
çağırdığı
batık bir gemi
sönmüş yıldızlar gibidir
yitik adreslere benzer
ölüm
yanık otlar gibi.
Sen bu şiiri okurken
ben belki başka bir şehirde
ölürüm. ...
Behçet Aysan
gloomy
01-09-2009, 12:37 PM
Ben seni sevdim mi? Sevdim, kime ne
Tuttum, ta içime oturttum seni
Aldim, oksadim saçlarini, öptüm
Içtim yudum yudum güzelligini
Ben seni sevdim mi? Sevdim elbette
Bendeydi özlemlerin en korkuncu
Çildirirdim sen ne kadar uzaksan,
Ask degil, hiç doymayan bir seydi bu
Ben seni sevdim mi? Sevdim dogrusu
Sevdikçe tamamlandim, bütünlendim
Biri vardi aglayan; gecelerce
Biri vardi sana tutkun; o bendim
Ben seni sevdim mi? Sevdim, en büyük
En solmayan güller açti içimde
Ömrümü degerli kilan bir seydin
Sen benim bozbulanik gençligimde
Ben seni sevdim mi? Sevdim, öyle ya
Bir çizgiye vardim seninle beraber
Ve bir gün orada yitirdim seni
Ben seni sevdim mi? Sevdim, Ya sen beni?
Ümit Yaşar Oğuzcan
RÜZGAR
01-09-2009, 03:14 PM
İSİMSİZ MELEK
Gözlerini açmak için büyük mücadele etmesine rağmen henüz gözlerini açamıyordu. Nerede olduğunu ve kendini görmek istiyordu. Vücudu yeni şekillenmiş, artık bir bebeğe benzemeye başlamıştı. O dünyaya gelmeye hazırlanan, annesinin karnında mutlu mesut büyüyen bir cenindi. Kızdı ve isminin ne olacağını çok merak ediyordu. Arada bir ellerini hareket ettiriyor, bacaklarıyla neler yapabileceğini hesap etmeye çalışıyordu. En çok içinde bulunduğu yeri merak ediyordu. Kimi zaman sesler duyuyor, kulak kabartıp bu anlamadığı seslerin ne olduğunu dinliyordu. Acaba nasıl bir yerdeydi, ah gözlerini bir açabilseydi görebilecekti.
Yavaş yavaş sıkılmaya başlıyordu bulunduğu yerden. Henüz ismi koyulmamış minik kız bebeği bir an önce dışarı çıkmak istiyordu. O seslerin sahibini, annesini görmek istiyordu. Bazı zamanlar bulunduğu yerin üzerinde gezen birşey farkediyordu. Herhalde annesinin eli olmalıydı. Onu farkettiği anda heyecanlanıyor, henüz yeni çalışmaya başlayan kalbi küt küt atıyordu. Farklı birşeyler hissediyordu, sanki bir tutku, sanki değişik duyguların karışımı vardı annesinde.. Ah annesini bir görebilseydi..
Yavaş yavaş ilerlemeye başladı. Anlaşılan artık zamanı gelmişti. Sonunda son zamanlarda oldukça fazla sıkıcı olan bu mekandan kurtuluyordu. Sonunda annesine kavuşabilecek, gözlerini açabilecek ve onu görebilecekti. Feryatlar eşliğinde bulunduğu yerden biraz daha ilerledi. Sert iki el onu bacaklarından tutup hızlıca çekti. Annesi öylesine bağırıyordu ki, kulakları acıdı. Ne olduğunu bile anlayamadan soğuk bir alana çıkmıştı. Sıkıcı yerde onu saran sıcak su bile yoktu. Sert eller hızla poposuna vurup, onu salladılar. Halen gözlerini açamamıştı, sadece bağıran annesini ve sert elli bir kadını hissedebiliyordu. Daha fazla dayanamayıp ağzını açarak oda " Anne ağlama.. Lütfen ağlama.. " diye bağırmaya başladı.
Üşümüş ve dinlenmiş bir halde kendine geldi. Kollarını ve ayaklarını oynatamıyordu. Anlayamadığı birşeye onu sımsıkı sarmışlardı. Aniden iki el bulunduğu yerden isimsiz miniği aldı ve kucağına yerleştirdi. Yüreği yine küt küt atmaya başlamıştı. Bir zamanlar sadece hissedebildiği o sevgi dolu, tutkulu eller onu alıp yumuşacık bir yere yerleştirmişti. Kendini alan kişinin annesi olduğunu çok iyi biliyordu. Annesini mutlaka görmeliydi.. Yavaşça gözkapaklarını kaldırmaya çalıştı. Koyu lacivert gözleri ufacık açılmıştı. Sislerin çekilmesinden sonra hayal meyal annesini gördü. Yaşlı gözlerle kendisine bakıyordu. "Acaba annem neden ağlıyor ?" diye düşündü. Herhalde kendisinin geldiğine çok sevinmiş olmalıydı. Soğuk nedeniyle annesinin göğüslerine başını yasladı. Annesinin kalbide tıpkı onunki gibi hızlı hızlı atıyordu. " Canım annem, biricik annem " diyerek tekrar bağırmaya başladı. Annesi yavaş ve şefkat dolu hareketlerle minik bebeğinin ağzına göğsünü verdi. Sonra uyumasını bekledi..
Sırtına giren buzdan bıçaklarla uyandı isimsiz minik bebek. Üşüyor ve titriyordu. Fakat hala annesinin kollarındaydı. Başını annesinin göğsüne iyice yasladı. Annesi bu soğukta nereye yürüyordu acaba ? Bir beşikte sallanırcasına, annesinin kucağında ilerlemeye devam etti. Çok uykusu vardı, eğer soğuk canını yakmasaydı bu şefkat dolu sıcak kollarda hemen uyuyabilirdi. Asla burdan ayrılmayacağım diye düşündü. O büyüyüp, abla oluncaya kadar hep annesinin kucağında kalacaktı. Böylesine sevgi dolu sıcacık yerden kim ayrılırdı ki.. Öylesine seviyordu ki annesini, konuşmayı öğrendiğinde ilk onun adını söyleyecekti. Şimdiye kadar görmediğine göre, galiba zaten babası yoktu, yada onu merak etmemişti. Hiç önemli değil diye düşündü, bu sıcak kucağa sahip, gözüyaşlı annesi onun için yeterdi..
Annesi durdu. İsimsiz bebek gözlerini açıp etrafa baktı. Ama heryer karanlık olduğundan hiç bir yeri göremedi. Neden durdu acaba annem diye düşünürken, yüzüne garip duygularla dansetmiş, ılık ve tuzlu bir damla düştü. Annesi, gözlerinden minik bebeğin yanağına damlalar damlatıyordu. Neler olduğunu anlayamıyordu, annesi neden ağlıyordu? Gözlerini kapattı. Göğsüne bir kağıt parçası sıkıştırıldı. Yanaklarında annesinin dudaklarını hissetti. Soğuktan çatlamış olmasına rağmen, tutku ve sevgi kokan dudaklar, isimsiz minik kızın yanaklarından yumuşakca öptü. Bu öpücüğü asla unutmayacaktı. Yaşadığı günlerde hissettiği en güzel duyguydu. İtinayla ve yavaşça yere bırakıldığını farkettti. " Hayır , hayır anne bırakma beni kucağından " diye haykırmaya başladı. Sıcacık ve sevgi dolu kucaktan, soğuk ve sert mermet bir zemine koyulmuştu. Hala haykırıyordu. Annesinin kucağından inmek istemiyordu, üstelik çok üşüyordu. Annesi arkasını döndü, bir kaç adım attı. " Anne, ne olur gitme, anneciğim lütfen beni bırakma! " diye son sesiyle tekrar haykırmaya başladı. Annesi durakladı. Geri döndü. İsimsiz bebek yavaşça sustu. Gelip tekrar kollarına almasını bekliyordu. Fakat annesi gelmedi, tekrar arkasına dönüp, feryatlar arasında hızlıca uzaklaşarak, gecenin, soğuğun ve merhametsizliğin karanlığında kayboldu..
Ne kadar ağlayıp haykırdığını bilmiyordu. Tek hissettiği soğuktu. İliklerine kadar üşüyor ve bir taraftanda belki gelir diye annesini çağırıyordu. Hareket etmeye çalıştı, belki kalkıp annesinin arkasından koşmalıydı. Fakat kollarını ve ayaklarını sıkıca bağlayan beyaz bezden dolayı hareket edemiyordu. Hareket etse bile koşmayı bilmiyordu ki.. Ama annesi için hemen öğrenebilirdi belki ? Soğuğun etkisiyle ayaklarını hissetmemeye başladı. Çırpınmaya çalışan kollarıda yavaş yavaş kayboluyordu. " Anneee.. " diye tekrar haykırdı. " Anneciğim neden beni bırakıp gittin, anneciğim yok oluyorum.. anneciğim lütfen gel beni al.. " haykırmaları boşunaydı. Gecenin ilerleyen saatlerinde haykırmalarına sadece sokak köpekleri yanıt veriyordu. Artık kollarınıda kaybetmişti. Ayaklarım, kollarım ve göğsüm neden kayboldu acaba diye düşündü. Annesizlikten olsa gerekti. Annesi onu bıraktığı için yavaş yavaş kayboluyordu. Yok olacağını, soğuk çenesine ilerleyince farketti. Artık hiç birşeyin anlamı kalmamıştı. Doğru düzgün düşünemiyordu bile. Neden buraya bırakılmış, neden terkedilmişti ? Henüz ismi bile koyulmadan, ne günah işlemişti ki ölüm cezasına çarptırılmıştı ?..
İsimsiz minik kız bebeğinin bırakıldığı cami avlusunda, sabah ezanları çınlamaya başladı. Bir bebeğin annesine " Geri dön anne " haykırmalarının, ınga sesine dönüştüğü yürek parçalayıcı serenat, Allahu Ekber seslerine karıştı. Martılar, sokak köpekleri, hiçbiri bu sahneye dayanamamış, son sesleriyle ağlıyorlardı. Minik bebek gözlerini kapattı. İki damla çıktı gözlerinden. Biri gözpınarının hemen yanında, diğeri ise yanağında donmuştu. Gözlerini son kez kapattı. Bir daha görmek istemiyordu. Ezanla beraber, miniğin seside kesildi. Bir mum alevi gibi yavaşça sönmüştü. O artık ruhları sıkan ve dünyanın sonunu hazırlayan siyah renkteki merhametsizliklere lanet eden, vicdansızlığa tutsak edilmiş bir melekti..
RÜZGAR
RÜZGAR cım harika ellerine sağlıkk=))
RÜZGAR
01-09-2009, 10:15 PM
RÜZGAR cım harika ellerine sağlıkk=))
Teşekkür ederim simM'cim :)
gloomy
04-09-2009, 09:21 PM
Sarılıp yatmak mümkün değil bende senden kalan hayâle.
Halbuki sen orda, şehrimde gerçekten varsın etinle kemiğinle
ve balından mahrum edildiğim kırmızı ağzın, kocaman gözlerin gerçekten var
ve âsi bir su gibi teslim oluşun ve beyazlığın ki dokunamıyorum bile...
-----------------------------------------------------------------------
Öptü beni : «— Bunlar, kâinat gibi gerçek dudaklardır,» — dedi.
«Bu ıtır senin icâdın değil, saçlarımdan uçan bahardır,» — dedi.
«İster gökyüzünde seyret, ister gözlerimde :
«körler onları görmese de, yıldızlar vardır,» — dedi...
Nazım hikmet ran
HaYaT
05-09-2009, 09:09 AM
:cry::sad:İSİMSİZ MELEK
Gözlerini açmak için büyük mücadele etmesine rağmen henüz gözlerini açamıyordu. Nerede olduğunu ve kendini görmek istiyordu. Vücudu yeni şekillenmiş, artık bir bebeğe benzemeye başlamıştı. O dünyaya gelmeye hazırlanan, annesinin karnında mutlu mesut büyüyen bir cenindi. Kızdı ve isminin ne olacağını çok merak ediyordu. Arada bir ellerini hareket ettiriyor, bacaklarıyla neler yapabileceğini hesap etmeye çalışıyordu. En çok içinde bulunduğu yeri merak ediyordu. Kimi zaman sesler duyuyor, kulak kabartıp bu anlamadığı seslerin ne olduğunu dinliyordu. Acaba nasıl bir yerdeydi, ah gözlerini bir açabilseydi görebilecekti.
Yavaş yavaş sıkılmaya başlıyordu bulunduğu yerden. Henüz ismi koyulmamış minik kız bebeği bir an önce dışarı çıkmak istiyordu. O seslerin sahibini, annesini görmek istiyordu. Bazı zamanlar bulunduğu yerin üzerinde gezen birşey farkediyordu. Herhalde annesinin eli olmalıydı. Onu farkettiği anda heyecanlanıyor, henüz yeni çalışmaya başlayan kalbi küt küt atıyordu. Farklı birşeyler hissediyordu, sanki bir tutku, sanki değişik duyguların karışımı vardı annesinde.. Ah annesini bir görebilseydi..
Yavaş yavaş ilerlemeye başladı. Anlaşılan artık zamanı gelmişti. Sonunda son zamanlarda oldukça fazla sıkıcı olan bu mekandan kurtuluyordu. Sonunda annesine kavuşabilecek, gözlerini açabilecek ve onu görebilecekti. Feryatlar eşliğinde bulunduğu yerden biraz daha ilerledi. Sert iki el onu bacaklarından tutup hızlıca çekti. Annesi öylesine bağırıyordu ki, kulakları acıdı. Ne olduğunu bile anlayamadan soğuk bir alana çıkmıştı. Sıkıcı yerde onu saran sıcak su bile yoktu. Sert eller hızla poposuna vurup, onu salladılar. Halen gözlerini açamamıştı, sadece bağıran annesini ve sert elli bir kadını hissedebiliyordu. Daha fazla dayanamayıp ağzını açarak oda " Anne ağlama.. Lütfen ağlama.. " diye bağırmaya başladı.
Üşümüş ve dinlenmiş bir halde kendine geldi. Kollarını ve ayaklarını oynatamıyordu. Anlayamadığı birşeye onu sımsıkı sarmışlardı. Aniden iki el bulunduğu yerden isimsiz miniği aldı ve kucağına yerleştirdi. Yüreği yine küt küt atmaya başlamıştı. Bir zamanlar sadece hissedebildiği o sevgi dolu, tutkulu eller onu alıp yumuşacık bir yere yerleştirmişti. Kendini alan kişinin annesi olduğunu çok iyi biliyordu. Annesini mutlaka görmeliydi.. Yavaşça gözkapaklarını kaldırmaya çalıştı. Koyu lacivert gözleri ufacık açılmıştı. Sislerin çekilmesinden sonra hayal meyal annesini gördü. Yaşlı gözlerle kendisine bakıyordu. "Acaba annem neden ağlıyor ?" diye düşündü. Herhalde kendisinin geldiğine çok sevinmiş olmalıydı. Soğuk nedeniyle annesinin göğüslerine başını yasladı. Annesinin kalbide tıpkı onunki gibi hızlı hızlı atıyordu. " Canım annem, biricik annem " diyerek tekrar bağırmaya başladı. Annesi yavaş ve şefkat dolu hareketlerle minik bebeğinin ağzına göğsünü verdi. Sonra uyumasını bekledi..
Sırtına giren buzdan bıçaklarla uyandı isimsiz minik bebek. Üşüyor ve titriyordu. Fakat hala annesinin kollarındaydı. Başını annesinin göğsüne iyice yasladı. Annesi bu soğukta nereye yürüyordu acaba ? Bir beşikte sallanırcasına, annesinin kucağında ilerlemeye devam etti. Çok uykusu vardı, eğer soğuk canını yakmasaydı bu şefkat dolu sıcak kollarda hemen uyuyabilirdi. Asla burdan ayrılmayacağım diye düşündü. O büyüyüp, abla oluncaya kadar hep annesinin kucağında kalacaktı. Böylesine sevgi dolu sıcacık yerden kim ayrılırdı ki.. Öylesine seviyordu ki annesini, konuşmayı öğrendiğinde ilk onun adını söyleyecekti. Şimdiye kadar görmediğine göre, galiba zaten babası yoktu, yada onu merak etmemişti. Hiç önemli değil diye düşündü, bu sıcak kucağa sahip, gözüyaşlı annesi onun için yeterdi..
Annesi durdu. İsimsiz bebek gözlerini açıp etrafa baktı. Ama heryer karanlık olduğundan hiç bir yeri göremedi. Neden durdu acaba annem diye düşünürken, yüzüne garip duygularla dansetmiş, ılık ve tuzlu bir damla düştü. Annesi, gözlerinden minik bebeğin yanağına damlalar damlatıyordu. Neler olduğunu anlayamıyordu, annesi neden ağlıyordu? Gözlerini kapattı. Göğsüne bir kağıt parçası sıkıştırıldı. Yanaklarında annesinin dudaklarını hissetti. Soğuktan çatlamış olmasına rağmen, tutku ve sevgi kokan dudaklar, isimsiz minik kızın yanaklarından yumuşakca öptü. Bu öpücüğü asla unutmayacaktı. Yaşadığı günlerde hissettiği en güzel duyguydu. İtinayla ve yavaşça yere bırakıldığını farkettti. " Hayır , hayır anne bırakma beni kucağından " diye haykırmaya başladı. Sıcacık ve sevgi dolu kucaktan, soğuk ve sert mermet bir zemine koyulmuştu. Hala haykırıyordu. Annesinin kucağından inmek istemiyordu, üstelik çok üşüyordu. Annesi arkasını döndü, bir kaç adım attı. " Anne, ne olur gitme, anneciğim lütfen beni bırakma! " diye son sesiyle tekrar haykırmaya başladı. Annesi durakladı. Geri döndü. İsimsiz bebek yavaşça sustu. Gelip tekrar kollarına almasını bekliyordu. Fakat annesi gelmedi, tekrar arkasına dönüp, feryatlar arasında hızlıca uzaklaşarak, gecenin, soğuğun ve merhametsizliğin karanlığında kayboldu..
Ne kadar ağlayıp haykırdığını bilmiyordu. Tek hissettiği soğuktu. İliklerine kadar üşüyor ve bir taraftanda belki gelir diye annesini çağırıyordu. Hareket etmeye çalıştı, belki kalkıp annesinin arkasından koşmalıydı. Fakat kollarını ve ayaklarını sıkıca bağlayan beyaz bezden dolayı hareket edemiyordu. Hareket etse bile koşmayı bilmiyordu ki.. Ama annesi için hemen öğrenebilirdi belki ? Soğuğun etkisiyle ayaklarını hissetmemeye başladı. Çırpınmaya çalışan kollarıda yavaş yavaş kayboluyordu. " Anneee.. " diye tekrar haykırdı. " Anneciğim neden beni bırakıp gittin, anneciğim yok oluyorum.. anneciğim lütfen gel beni al.. " haykırmaları boşunaydı. Gecenin ilerleyen saatlerinde haykırmalarına sadece sokak köpekleri yanıt veriyordu. Artık kollarınıda kaybetmişti. Ayaklarım, kollarım ve göğsüm neden kayboldu acaba diye düşündü. Annesizlikten olsa gerekti. Annesi onu bıraktığı için yavaş yavaş kayboluyordu. Yok olacağını, soğuk çenesine ilerleyince farketti. Artık hiç birşeyin anlamı kalmamıştı. Doğru düzgün düşünemiyordu bile. Neden buraya bırakılmış, neden terkedilmişti ? Henüz ismi bile koyulmadan, ne günah işlemişti ki ölüm cezasına çarptırılmıştı ?..
İsimsiz minik kız bebeğinin bırakıldığı cami avlusunda, sabah ezanları çınlamaya başladı. Bir bebeğin annesine " Geri dön anne " haykırmalarının, ınga sesine dönüştüğü yürek parçalayıcı serenat, Allahu Ekber seslerine karıştı. Martılar, sokak köpekleri, hiçbiri bu sahneye dayanamamış, son sesleriyle ağlıyorlardı. Minik bebek gözlerini kapattı. İki damla çıktı gözlerinden. Biri gözpınarının hemen yanında, diğeri ise yanağında donmuştu. Gözlerini son kez kapattı. Bir daha görmek istemiyordu. Ezanla beraber, miniğin seside kesildi. Bir mum alevi gibi yavaşça sönmüştü. O artık ruhları sıkan ve dünyanın sonunu hazırlayan siyah renkteki merhametsizliklere lanet eden, vicdansızlığa tutsak edilmiş bir melekti..
RÜZGAR
Wayy süpermiş RUZGAR.Gerçekten insan zor tutuyor kendini doldum resmen =/ bu nasıl bir yazıdır . çok teşekkürler...
ForzaGoztepe
05-09-2009, 09:26 PM
Çizimlerin kadar hikayende etkileyiciymiş.
Eline sağlık...
ForzaGoztepe
05-09-2009, 09:37 PM
bi tanede ben paylaşayım :P
Atalay ölmedi, Kalbimizde yaşıyor !
Herkesin ümidi sakat olan Atalay'dı... Atalay, gelecek dertler bitecekti... Göztepe'nin yıldız futbolcusu Gömeç kampı sırasında oynanan hazırlık maçında sakatlanmış ve 3 ay takımdan uzak kalmıştı. Ağır bir sakatlık geçiren Atalay, uzun süre tedavi gördü. isin aslı, Atalay'sız da gerçekten Göztepe'nin tadı yoktu.
Herkes takımın kötü gidisini Atalay'ın yokluğuna bağlıyordu. Atalay, sonucu değiştiren futbolcuydu. Yıldızdı. Taraftarların kalbindeki kahramandı. O değil miydi Aydın maçıında attığı gollerle takımı Play-Off'a çıkartan. O değil miydi, hiç umulmadık anda sahneye çıkıp, düğümü çözen. O değil miydi, rakip defans oyuncularının ve kalecilerin korkulu rüyası, tek başına takım gibi adam...
Herkes Atalay'ın gözüne bakıyor, iyileşeceği günü sabırsızlıkla bekliyordu. Doktorlar ligin altıncı haftasında müjdeli haberi verdi. Atalar artık oynayabilirdi. Mutlu haberi duyan Teknik Direktör Kemal Ömeragiç'in gözü parlamaya başlamıştı. Öyle ya; o da biliyordu ki, Atalay büyük bir kozdu. Kötü günlerde Göztepe'ye ilaç gibi gelecekti. Ama kim nereden bilecekti ki, Turgutlu maçı hem Atalay, hem de Göztepe için bir kabusun başlangıcı olacaktı.
Teknik Direktör Ömeragiç, doktorlardan aldığı haberden sonra Atalay'ı yanına çağırarak, "Oğlum seni bu maçta oynatmak istiyorum" dedi. Atalay, silkindi. Utangaç ve ürkek bir sesle Ömeragiç'e dönerek, "Hocam ne olur bana bir hafta daha izin ver" dedi. Ömeragiç ise "Etme, eyleme oğlum.Herkes seni bekliyor. Senin olman bize moral verecek. Oynama ama yeter ki, maçta yanımda otur. Diğer arkadaşlarına moral ver" dedi.
Atalay, sıkıla sıkıla titrek bir sesle hocasına içini açtı:"Hocam, sözlüm Salihli'de. Uzun süredir küstük. simdi barıştık. Haftalardır görüşmüyoruz. Onu çok özledim. Ne olur bana izin ver..."
Ömeragiç, futbolcusunun bu durumuna dayanamadı ve Atalay'ın sırtını sıvazlayarak, "Tamam, ama gelecek hafta kadrodasın" diyerek yolcu etti.
Atalay, sırtını döndü ve gitti.
Gidişi, o gidiş oldu.
Küs olduğu sözlüsüyle gününü geçiren
Atalay'ı birden sıkıntı bastı. "Neyin var?" diyen sözlüsüne "Bir şey yok, içimde sıkıntı var. Yarin çok zor bir maç var. Arkadaşlarımın yanına gideyim de moral vereyim" diye tutturdu.
Sözlüsü de, israr eden Atalay'a "Peki" deyince Atalay arabasına bindi ve sevgilisiyle vedalaşarak arabanın kontağını çevirdi.
Trafik çok yoğundu. Biran önce takım arkadaşlarının yanında olmak istiyordu. Kemalpaşa yol ayrımında önce tır solladı, karşıdan kamyonun geleceğini hesap edemedi ve iste o anda feci kaza yasandı. Atalay'ın cansız vücudu arabanın içinden güçlükle çıkartıldı.
Atalay'ın ölüm haberi tez geldi, Göztepe kampına. Kimse Atalay'ın ölümüne inanamadi. Kampta büyük bir panik başladı. Kaptan Burak, hemen cep telefonuna sarıldı ve çevirdi Atalay'ın telefon numarasını. Uzun uzun çaldı telefon. Herkes Atalay'ın sesini duymak, onun yaşadığına inanmak istiyordu. Ama telefonu açan yoktu. Ardından takım arkadaşıTacettin aradı, Ati'yi... Cep telefonu uzun uzun çalıyordu, çalıyordu ama açan yoktu. Futbolcuların kalpleri gümbür, gümbür atıyordu. "Ne olur aç diyordu" Burak bulunduğu yerde yaylanarak...
Israrla çalan telefonu bir polis memuru açtı. Buruk bir sesle Atalay'ın öldüğünü haber verdi ve kapattı.
Göztepe'nin kampı bir anda ölü evine dönmüştü. Atalay'ın ölü vücudu arkadaşlarının kamp yaptığı Ege Üniversitesi Misafirhanesi'nin arka tarafındaki morga getirildi. O gün sabaha kadar kimse uyuyamadı. Ağladı, ağladı, ağladı...
Olayı haber alan Turgutlulu yöneticiler Göztepeli yöneticileri telefonla arayarak "Başınız sağolsun. İsterseniz birlikte maçın iptalini isteyelim" dediler. Yöneticiler Turgutlulu yöneticilere teşekkür ederek, teklifi kabul etmediler. Ertesi gün futbolcular uykusuz gözlerle Turgutlu'ya gittiler.
Bir çok Turgutlulu taraftarın Atalay'ın ölümünden haberi yoktu. Göztepeli taraftarlar ise yazmışlardı Barış Manço'nun müziğinin üzerine o ağlatan şarkıyı....
"Dün gece, yıldızımız kaydı gökyüzünde, gözlerimde yaş, kalbimde sızı, unutamadım seni"....
Tribünler döne döne ayni şarkıyı söyleyip ağladı... Göztepe'nin gözyaşlarına Turgutlulu taraftarlar da, hatta maçın hakemi de ortak oldu. Bir maç oynandı, ama kimse maçın ne sonucunun, ne de futbolunun farkındaydı.
Göztepe'nin yıldızının ölümü tüm futbol kamuoyunu ağlattı. Cenaze töreninde Gürsel Aksel Stadı doldu taştı. Meğer ne çok seveni varmış Ati'nin. Bir çoğu da "dayanamam" diye gelmedi törene. Ümit Milli takımdan çok sevdiği arkadaşı Hakan Şükür ve Feti'de oradaydı. Ege'nin ve yurdun dört bir yanından futbolcu arkadaşları, antrenörler, yöneticiler aktı cenaze törenine...
Atalay gözyaşlarıyla uğurlandı. Ama hiç mi hiç unutulmadı...
Antalya'da Rize ile oynanan final maçı öncesinde Göztepeli taraftarlar tüm futbolcuları tribüne çağırıp yumruk havaya yaptırdılar.
Daha sonra da, Atalay'ı çağırdılar;"Atalay, buraya yumruk havaya" sesleriyle.
Sahada ne Atalay adında bir futbolcu vardı, ne de tribüne doğru koşan bir futbolcu...
Ardindan Göztepe tribünleri arka arka "oley, oley, oley" çektiler.
Rizeli ve Antalya'lı taraftarlar anlamsızca baktılar Göztepe tribünlerine...
İşte o anda Göztepe tribünleri adeta yikiliyordu...
"Atalay, ölmedi, kalbimizde yasıyor"..
Ve son olarak Göztepe'nin muhteşem açılışında tekrar anıldı Efsanevi futbolcumuz Atalay.Yine tribünler "Atalay buraya yumruk havaya" sesleriyle inledi....ve daha sonra hep bir ağızdan "Oley , oley ,oley" çektiler.O anda herkesin tüyleri diken diken olmuştu.Daha sonra tekrar yumruk şova çağırdılar ama tıpkı o duymuyormuş gibi ıslıklarla çınlattılar Gürsel Aksel Stadı'nı ve Atalay'ı unutmadıklarını ve unutmayacaklarını bir kez daha kanıtladılar...
03-06-2004
MisCha
08-09-2009, 04:11 PM
Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
Sevmek için güzele mi bakmalı?
Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?
Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?
Hırsızlık; para, malmı çalmaktır?
Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?
Solması için gülü dalından mı koparmalı?
Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?
Öldürmek için silah, hançer mı olmalı?
Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?
VICTOR HUGO
Vaktiyle bir bilge hoca, yıllarca yanında yetiştirdiği öğrencisinin seviyesini öğrenmek ister. Onun eline çok parlak ve gizemli görüntüye sahip iri bir nesne verip: "Oğlum" der, "Bunu al, önüne gelen esnafa göster, kaç para verdiklerini sor, en sonra da kuyumcuya göster. Hiç kimseye satmadan sadece fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir.
*Öğrenci elindeki ile çevresindeki esnafı gezmeye başlar.İlk önce bir bakkal dükkanına girer ve "Şunu kaça alırsınız?" diye sorar.
Bakkal parlak bir boncuğa benzettiği nesneyi eline alır; evirir çevirir; sonra: "Buna bir tek lira veririm. Bizim çocuk oynasın" der.
İkinci olarak bir manifaturacıya gider. O da parlak bir taşa benzettiği nesneye ancak bir beş lira vermeye razı olur.
*Üçüncü defa bir semerciye gidir: Semerci nesneye şöyle bir bakar, "Bu der "benim semerlere iyi süs olur. Bundan "kaş dediğimiz süslerden yaparım. Buna bir on lira veririm."
En son olarak bir kuyumcuya gider. Kuyumcu öğrencinin elindekini görünce yerinden fırlar. "Bu kadar değerli bir pırlantayı, mücevheri nereden buldun?" diye hayretle bağırır ve hemen ilâve eder. "Buna kaç lira istiyorsun?"
*Öğrenci sorar: Siz ne veriyorsunuz?" "Ne istiyorsan veririm." Öğrenci, "Hayır veremem." diye taşı almak için uzanınca kuyumcu yalvarmaya başlar: "Ne olur bunu bana satın.Dükkânımı, evimi, hatta arsalarımı vereyim."
Öğrenci emanet olduğunu, satmaya yetkili olmadığını, ancak fiyat öğrenmesini istediklerini anlatıncaya kadar bir hayli dil döker. Mücevheri alıp kuyumcudan çıkan öğrencinin kafası ka
*çıkan öğrencinin kafası karma karışıktır. Böylesi karışık düşünceler içinde geriye dönmeye başlar.
Bir tarafta elindeki nesneye yüzünü buruşturarak 1 lira verip onu oyuncak olarak görenler, diğer tarafta da mücevher diye isimlendirip buna sahip olmak için her şeyini vermeye hazır olan ve hatta yalvaran kişiler
*Bilge hocasının yanına dönen öğrenci, büyük bir şaşkınlık içinde başından geçen macerasını anlatır.
Bilge sorar: "Bu karşılaştığın durumları izah edebilir misin?"
Öğrenci: "Çok şaşkınım efendim, ne diyeceğimi bilemiyorum, kafam karmakarışık" diye cevap verir.
*Bilge hoca çok kısa cevap verir: "Bir şeyin kıymetini ancak onun değerini bileni anlar ve onun değeri bilenin yanında kıymetlidir."
Her insanın hayatında varlığını ve değerini bilen, hisseden, fark eden kuyumcular mutlaka vardır.
Mesele kuyumcuyu bulmaktadır...
*kuyuMCU
RÜZGAR
10-09-2009, 01:53 PM
PEYGAMBER EFENDİMİZİN KEDİSİ MÜEZZA
O kedinin ismi " Müezza" dır..
Türk-İslam kültürünün kedilere ilişkin günümüze yadigar en kalıcı nasihati kuşkusuz Hz. Muhammedin yeleğinin üzerinde uyuyan kediyi rahatsız etmemek için yeleğini kesip atması öyküsüdür.. Bir de " dört ayak üzerine düşme" nin sırrı olarak aktarılan peygamberimizin bir kedinin sırtını sıvazlaması kıssası
Ancak genellilikle küçük çocukların bilmeden kedilere eziyet etmesinin engellenmesi için kuşaktan kuşağa anlatılan " hikaye " kıvamındaki bu öykü hazreti Peygamberin kedi sevgisini tam açıklamaz. Esasen bu kedinin nitelikleri de pek bilinmez.. Ev kedisi midir, sokak kedisi midir, " sırtı sıvazlanan " ve bu andan sonra kedilerin hep dört ayak üstüne düşmesini neden kedilerin atasının o olup olmadığı hep merak konusudur.
Anlatılanlara göre peygamber efendimizin kedisinin ismi Müezza ' dır.. Hz. Muhammed kedisi Müezzayı o kadar çok severmiş ki, Müezza bir gün sedirde oturan Hz. Muhammedin giysisinin ucunda uyuya kalınca kediye kıyamayan Hz. Muhammed, giysisini keserek sedirden kalkmayı tercih etmiş.
Müezza çok muhtemelen bir sokak kedisi.. Mekkenin kavurucu sokaklarından Hz. Muhammedin ilgisi ile kurtulmuş. Kendisi de sıkı bir kedi dostu olan ve hadisleri aktaran Abu Hurayra (anlamı " kedi babası " demektir) Hz. Muhammedin kedilerin ticari alım satımını yasaklattığını söyler.
Yine onun vasıtasıyla aktarılan bazı hadislerde " kedisine eziyet eden bir kadının cehennemde çektiklerinden " bahsedilir. Mesaj oldukça açıktır. Kedilere iyi muamele şarttır.
Bir yılan Hz. Muhammede gelmiş ve kendisinden yardım istemiş. Hz. Muhammed de yılana yardım etmiş. Fakat yılan Hz. Muhammed’i sokmaya kalkışmış. O sırada bir adam yetişip kedisini yılanın üzerine salmış. Yılanın zehirli ısırığından kedi sayesinde kurtulan Hz. Muhammed kedinin sırtını okşamış. O gün bugündür kediler sırt üstü yere düşmezlermiş.
Ebu Hureyre Radiyallahu Anh kedileri çok sevdiginden, beslediginden ve ilgilendiginden Efendimiz asm kendilerine ''Ebu Hureyre'' (Kedilerin Babası) lakabını vermiştir.
Evde Kedi beslenebilir. Nitekim Evliya Zatlarin cogunun etrafinda kedilerde var idi.
Bedduizzaman Said Nursi hzlerinin aktardigina göre Kediler ''ar rahim'' diye zikr eylerler.
RÜZGAR
Thyia
12-09-2009, 07:21 AM
son günlerde gece hiç uyuyamıyorum..su içmek için..içemiyorum..hayatı talan etmek geçiyor içimden sokaklara çıkıp..çıkamıyorum..bu saatlerde benim özlediklerimle bu saatlerde beni özleyenler çarpışıyor..bi göktaşı misali dağılıyor boşlukta..kaçmak istiyorum kendimden uzaklara..bi gece de ölünmüyor iki kere..
ve her gece ölünmüyor bi kere...
okyanuslar birleşiyor ...kıtalar yer değiştiriyor içimde ..tam zamanında patlıyor volkan ve tam zamanında geliyor uyku göz kapaklarıma ..biri giriyor yatağıma ...üşütüyor beni...
boşlukta asılı bi yerde benim kalbim..verdiğim tüm güvenler önce kendime..yalanlarım oluyor suskunluklarım..nedenini bilmediğim gücenmelerim...
geceyi örtüyorum da örtmüyor gece beni..bi gecede ölünmüyor iki kere..ve her gecede ölünmüyor bi kere...
şüphe mayasıymış ait olmanın
son günlerde hiç uyuyamıyorum..su içmek için içemiyorum..gitmek için gelenleri düşünüyorum..gelip de gidemeyenleri...biri tutsa elimden diyorum..tutabildiği kadar..sen buna ne diyordun ?
bütün aynalar dönüyor etrafımda...ilginçtir gözlerimden korkuyorum...sonra da aynalar korkuyor benden..
uyuyamıyorum nicedir..su içmek için..içemiyorum...gülme sesleri geliyor kulağıma ....biri eşine su getiriyor yumuşacık işte diyorum gece susuzluğunda su getireninin olmasıymış
mutluluk...
bi bebek ağlaması geliyor kulağıma ..annesi susturamıyor onu..bende ağlıyorum o ara ..kendi kendimi
susturuyorum...sigaram içmeden tükeniyor..camı açıyorum biraz daha üşümek için..ellerim üşüyor önce..kalbimi korumak için camı kapatıyorum..
dilsiz bir çığlık oluşuyor beynimde..
küçücük oluyorum yatağımda..zaten küçüklüğümü unutup...ne dönülüyor ana rahmine ..nede çıkılıyor yataktan..büyümek diyorum bedeninin sığmaması hiç bir yere...
sabahı düşünmekmiş gecenin bitmesini sağlayan..
gecenin üçünde konuşmayı özlüyorum...bu yaptığımın konuşmak olduğuna inandıramıyorum kendimi...
ruhumla geziyorum şehri..şehrin bi sesi var geceleri...bi kadının inlemesi kadar boğuk...
..ve bi adam sevdigi kadının ismini unutmuş......şehre soruyor...
bi gecede iki kere ölünmüyormuş öğrendim...
her gece de ölünmüyormuş bi kere....
Thyia
12-09-2009, 07:23 AM
İngiliz lordu Atatürk'ün daveti üzerine istanbul'a gelir...
İngiliz lordu şerefine verilen yemekte servis yapan türk elindeki tepsiyi devirir...
Herkes büyük bi şaşkınlık içinde kalmıştır ve atatürk'ün ne tepki vereceği beklenirken, Atatürk ingiliz lorduna dönerek:
"HALKIM HERŞEYİ BECERİYOR DA Bİ TEK UŞAKLIĞI BECEREMİYOR".
HaYaT
12-09-2009, 10:58 AM
İngiliz lordu Atatürk'ün daveti üzerine istanbul'a gelir...
İngiliz lordu şerefine verilen yemekte servis yapan türk elindeki tepsiyi devirir...
Herkes büyük bi şaşkınlık içinde kalmıştır ve atatürk'ün ne tepki vereceği beklenirken, Atatürk ingiliz lorduna dönerek:
"HALKIM HERŞEYİ BECERİYOR DA Bİ TEK UŞAKLIĞI BECEREMİYOR".
Wayyyyy söz budurrrrrr...
Wolvi
30-09-2009, 07:59 AM
Internet Bagimlisimisiniz?
Arkadaslarin Fikra anlattiginda "lol" demeklemi yetiniyorsun?
Taksicelere adresini "http://www.cumhuriyet/caddesi/Nr.18/com.html" olarakmi veriyorsun?
Soguk Kahve ve Cay icmeye alistinmi?
Sana Adres soranlara sadece e-Mail Adrisinimi veriyorsun?
Köse basinda oturan Arkadaslarinla sadece Chattemi sohbet ediyorsun?
Tuvalet ihtayicini "Download olarakmi görüyorsun?
Denizde Surf yapilabilecegini duydugunda hayretler icindemi kaliyorsun?
Telekom sana aylik faturalarini Ayakkabi kartonlarin icindemi yolluyor?
Internet erisimi olmadigi icin annenizle haberlesemiyorsaniz
Asansore bindiginizde gitmek istediginiz kata ait dugmeyi cift tikliyorsaniz
Bazi seyleri unutmamak icin kendine e-Mail yolladigin oldumu?
Geceleri HTML boyundami Rüya görüyorsun?
Cocuklarinin adini Webby, Datcom veya Cyber koymayi ciddi olarak düsünüyormusun?
Yeni tanisdigin kiza ilk sorun Homepagin varmi veya bana jpeg formatinda pic-resminizi verebilirmisiniz´mi oluyor?
Esiniz devamli olarak evlilikte iletisimin onemini vurguluyorsa ve siz de bunun uzerine kendisine yeni bir telefon hatti ve modem aldiysaniz;
Modeminizi kapattiginizda icinizde bir burukluk hissediyorsaniz
Bilgisayar masanizin sandalyesini bir klozetle degistirmeyi dusunduyseniz
Bunlarin en az ikisi size uyuyorsa siz bu Internet isini biraz fazla abartmisinizdir demek :)
Thyia
30-09-2009, 08:43 AM
Sımsıkı kapadığı avucunu açtı yavaşça
İncecik bir çizik ve üzerinde kan; kırmızı...
Kağıt kesiği, dedi soran bakışlarıma
Zamanla geçer...
Sımsıkı kapadığı içini açtı yavaşca
İncecik bir çizik ve üzerinde an; kırmızı...
Zaman kesiği, dedi soran bakışlarıma
Yaşadıkça geçer...
Sımsıkı kapadığı aklını açtı yavaşça
İncecik bir çizik ve üzerinde dil; kırmızı...
Söz kesiği, dedi soran bakışlarıma
Anladıkça geçer...
Sımsıkı kapadığı yüreğini açamadı bir türlü
Göremedim içindekileri
Aşk kesiği, dedi soran bakışlarıma
Zaman, yaşam, anlam eksik kaldı hep
Geçmek bilmedi...
Pembe-Turtle
30-09-2009, 06:04 PM
Sımsıkı kapadığı avucunu açtı yavaşça
İncecik bir çizik ve üzerinde kan; kırmızı...
Kağıt kesiği, dedi soran bakışlarıma
Zamanla geçer...
Sımsıkı kapadığı içini açtı yavaşca
İncecik bir çizik ve üzerinde an; kırmızı...
Zaman kesiği, dedi soran bakışlarıma
Yaşadıkça geçer...
Sımsıkı kapadığı aklını açtı yavaşça
İncecik bir çizik ve üzerinde dil; kırmızı...
Söz kesiği, dedi soran bakışlarıma
Anladıkça geçer...
Sımsıkı kapadığı yüreğini açamadı bir türlü
Göremedim içindekileri
Aşk kesiği, dedi soran bakışlarıma
Zaman, yaşam, anlam eksik kaldı hep
Geçmek bilmedi...
Her zamanki gibi harika bir yazı tatlım; bu kadar gerçek ve vurucu alıntılardan hoşlandığın ve paylaştığın için şanslı olmalıyız teşekkürler tekrar...
Thyia
07-10-2009, 08:51 AM
Öyle bir ilişkiye tutulursunuz ki ne sevebilir nede terkedebilirsiniz
körkütük bağlanmışsınızdır aslında
en güzel yıllarınızın, acı tatlı hatıralarınızın ortağıdır.
İç çekişmelerinizin nedeni, yazılarınızın ilhamı, sohbetlerinizin konusudur.
Gözyaşlarınızda, bilinçaltınızda, kahkakanızdadır.
Korkunca saklandığınız bir sığınak, coşunca öptüğünüz bir bayrak.
sevdanız riyasız, çıkarsız, karşılıksızdır
sınırsız ve nihayetsiz
"ölmek var dönmek yok" tur
Gün gelir anlarsınız, içten içe birşeylerin kanadığını
tutkulu sevdaların gizli hançerleri başlar parıldamaya
Şurasından burasından eleştirmeye koyulursunuz
"şöyle görünse, öyle demese" "değişse biraz yada eskisi gibi olsa ...."
Başkalarını örnek göstermeye, "bak onlar nasıl yaşıyor"ı demeye başlarsınız.
Hem birlikte yaşayıp, hem özgür olmanın yollarını ararsınız
Aşkınızın gözü kör değildir artık Yanlışlarını görüp düzeltmek istersiniz
"Eskiden böylemiydi ya...." diye başlayan sohbetlerde açılır eleştirilerin kapısı
açıldıkça bastırılmış itirazlar yükselir bilinçaltınızdan
böyle süremeyeceğini bilirsiniz, değişsin istersiniz
O, sevgisizliğe yorar bunu, ihanete sayar
Tutkulu ilişkilerde ihanetin bedeli ölümdür.
"Ya sev böyle yada terket" diye gürler.
Bir zamanlar bir gülücüğüyle alacakaranlığı ısıtan o rüya
bir kabusa dünüşür birden...
kapatır gönlünün kapılarını, yasaklar kendini size..
Hoyrattır, bakmaz yüzünüze
zehir akar dilinden, konuşturmaz
suçlar,yargılar, mahkum eder
mühürler dudaklarınızı , yırtar atar yazdıklarınızı
siler sizi defterden
"iyiliğin içindi hepsi, seni sevdiğim için"
dersiniz, dinletemezsiniz.
Ayrılırsanız yaşayamayacağınızı bilirsiniz
ama böyle de sevemezsiniz.
İhanetten kırılmıştır kaleminiz, severek terk edersiniz.
"Madem öyle" nin çağı başlamıştır ondan sonra....
Mademki siz böylesine tutkunken
o hep başkasını seçmiştir.
Mademki kıymetinizi bilmemiştir
o halde "günah sizden gitmiştir"
Lanet ederek bu karşılıksız aşka
Çekip gitmeleri denersiniz
Aşkın göçmenlik çağı başlar böylece...
Daha özgür olacağınız limanlara demirlersiniz bir süre
Ne varki unutamaz, uzaktan uzağa izlersiniz olup biteni.
Etrafı, bir sürü uğursuzla dolmuş, kurda kuşa yem olmuştur
Delikanlılar, eli kanlılar, uğruna ölenler
Sırtına binenler sarmıştır çevresini
gurur duyar onlarla, koynunda besler
gözünü oysunlar diye....
Uğuruna kan dökenleri sever,
yoluna gül dökenlerden fazla...
"Bana ne... Kendi seçimi..."
diye omuz silkmeye çabalarsınız bir süre
"Ama sonra........."
ansızın kulağına çalınan bir şarkı
yada kapı aralığından süzülüp gelen bir koku
hatırlatır onu yeniden.
Yaban ellerde, başka kollarda ondan bahseder ağlarsınız
Kokusunu özlersiniz, türküsünü söylemeyi, şarkısını dinlemeyi
Yemeğini yemeyi, elinden bir kadeh şarap içmeyi
Karşı nehrin kenarından hasret şiirleri haykırırsınız
sular kulağına fısıldasın diye. Dönüp
"seni hala seviyorum" diye bağırmak geçer içinizden
Dönemessiniz
Göremedikçe bağlanır, uzaklaştıkça yakınlaşırsınız.
Anlarısınız ki bir çaresiz aşktır bu
Ne onunla olur ne onsuz
Hem kollarında ölmek, kucağına gömülmek arzusu
hem "ne olacak sonunda " korkusu
Böyle sevemezsiniz, Terk de edemessiniz
Sürünüp gidersiniz....
MisCha
09-10-2009, 03:51 PM
Karıma dedim ki, "Doğum gününde nereye gitmemizi istersin?"
Yüzünde keyiften eridiğini görmek beni ihya etti!.
"Uzun zamandır gitmediğimiz bir yer olsun !" dedi.
O zaman önerdim, "Mutfağa ne dersin?"
İşte kavga böyle başladı....
---
Cumartesi sabahı, sakin- sakin giyindim, kahvaltımı ettim, köpeği kapıp sessizce garaja geçtim..
Kayığı arabanın üzerine atıp, şelaleye doğru yola çıktıydım ki, baktım fırtına çıktı-çıkacak..., garaja geri döndüm, radyoyu açtım, hava durumu, havanın gün boyu böyle gideceğini söylüyor....Eve geri döndüm, yavaşça soyunup, yatağa süzüldüm..
Uyumakta olan karımın vücuduna arkadan sarılıp, arzu dolu, kulağına fısıldadım,
"Dışarıda hava berbat"...
10 yıllık sevgili karım mırıldandı 'Salak kocam bu havada balığa gitti, inanabiliyor musun?'
Ve kavga böyle başladı...
---
Bir adamla bir kadın, bebekler gibi uyumakta.
Sabahın üçünde, birden dışarıdan bir gürültü geldi.
Kadın, panik içinde yataktan fırlayıp adama doğru bağırdı 'Aman Tanrım, Bu kocam galiba!'
Adam da yataktan fırladı, korku içinde ve çıplak, kendini camdan attı, yere yapıştı. Dikenli çalının arasından koşabildiğince hızlı arabasına koştu;
Birden aydı, geri dönüp yatak odasına girdi, ve karısına : "Anaaaa!!! Senin kocan benim!!!' diye bağırdı.
'Yok yaa ne kaçtın öyleyse?'
Ve kavga böyle başladı...
---
Karımı restorana götürdüydüm.... Garson, her nasılsa, önce benim siparişi aldı.
"Ben ızgara bonfile alacağım, az-orta pişmiş lütfen."
"Deli danadan korkmazmısınız?" dedi,
"Cık, dedim o kendi siparişini kendi verir!."
Ve kavga böyle başladı...
---
Oturmuş TV de kanallar arası zaplarken, yanıma oturan karım sordu:
-"Ne varmış bakiim TV'de?"
'Toz.' dedim,
Ve kavga başladı...
---
Karım, yaklaşmakta olan yıldönümümüz için çaktırmadan ayak yapıyordu ..
"Üç saniyede hızla 0 dan, 100 ye çıkabilen bir nesne istiyorum" dedi,
Bir baskül aldım ona!.
İşte kavga böyle başladı... :biggrin::biggrin:
RÜZGAR
12-10-2009, 01:45 PM
DERS Mİ ALALIM YOKSA GÜLELİM Mİ? :)
Bir gün İzmir' de belediye otobüsünde gidiyoruz arkadaşlarla. Bizim arkadaş boş
yer buldu ve oturdu. Sonraki durakta da eli bastonlu yaşlı bir amca geldi.
Arkadaş da kıllığına adama yer vermedi. Adam o arkadaşın oturduğu koltuğun yanına geldi ve ayakta arkadaşın yer vermesini bekliyor. Fakat arkadaş yerini vermedi. Neyse adamcağıza da yazık, bastonu otobüs hareket ettikçe bir o tarafa bir bu tarafa kayıyor. Arkadaş dayanamadı ve yaşlı amcaya :
- 'Amca bastonun ucuna lastik takarsan kaymaz' dedi.
Adam şöyle baktı, sonra;
- 'O lastiği zamanında baban taksaydı şimdi sen olmazdın, ben de orada oturuyor olurdum' deyince bütün
otobüs koptu.
Arkadaş o gün bu gündür belediye otobüsüne binmez.
RÜZGAR
DevilSmile
14-10-2009, 12:49 PM
Bir gün, bir çiftçinin eşeği kuyuya düşer.
Adam ne yapacağını düşünürken, hayvan saatlerce anırır. En sonunda çiftçi, hayvanın yaşlı olduğunu ve kuyunun da zaten kapanması gerektiğini düşünür ve eşeği çıkartmaya değmeyeceğine karar verir.
Bütün komşularını yardıma çağırır. Her biri birer kürek alarak kuyuya toprak atmaya başlarlar. Eşek ne olduğunu fark edince, önce daha beter bağırmaya başlar. Sonra, herkesin şaşkınlığına, sesini keser.
Birkaç kürek toprak daha attıktan sonra, çiftçi kuyuya bakar.
Gözlerine inanamaz. Eşek, sırtına düşen her kürek toprakla müthiş bir şey yapmakta, toprağı aşağıya silkeleyerek yukarı çıkmasına basamak hazırlamaktadır.
Bir süre sonra, komşular toprak atmaya devam edince, herkesin şaşkınlığı altında eşek, kuyunun kenarından dışarı bir adım atıp, koşarak uzaklaşır!
Hayat üzerinize hep toprak atacaktır; her türlü pislik ile.
Kuyudan çıkmanın sırrı, bu pisliği silkeleyip bir adım yükselmektir.
Sıkıntılarımızın her biri bir adımdır. En derin kuyulardan bile yılmayarak, usanmayarak çıkabiliriz.
Silkelenin ve biraz daha yukarı çıkın.
Mutluluğun 5 basit kuralını unutmayınız:
1. Kalbinizi nefretten arındırın - Affedin.
2. Düşüncelerinizi endişelerinizden arındırın - Çoğu zaten hiç gerçekleşmez.
3. Basit yaşayın ve elinizdekilerin kıymetini bilin.
4. Daha çok verin.
5. Daha az bekleyin
RÜZGAR
15-10-2009, 11:41 PM
BABACIĞIM..
Evliliğinden beri evinde kalan babası yüzünden eşiyle sürekli tartışıyordu. Eşi babasını istemiyor ve onun evde bir fazlalık olduğunu düşünüyordu. Tartışmalar bazen inanılmaz boyutlara ulaşıyordu. Yine böyle bir tartışma anında eşi bütün bağları kopardı ve 'Ya ben giderim, ya da baban bu evde kalmayacak' diyerek rest çekti.
Eşini kaybetmeyi göze alamazdı. Babası yüzünden çıkan tartışmalar dışında mutlu bir yuvası sevdiği ve kendini seven bir eşi ve birde çocukları vardı. Eşi için çok mücadele etmişti evliliği sırasında. Ailesini ikna etmek için çok uğraşmış ve çok sorunlarla karşılaşmıştı. Hala onu ölürcesine seviyordu. Çaresizlik içinde ne yapacağını düşündü ve kendince bir çözüm yolu buldu. Yıllar önce avcılık merakı yüzünden kendisi için yaptırdığı kulübe tipi dağ evine götürecekti babasını. Haftada bir uğrayacak ve ihtiyacı neyse karşılayacak, böylelikle eşiyle de bu tür sorunlar yaşamayacaktı. Babasına lazım olacak bütün malzemeleri hazırladıktan sonra yatalak babasını yatağından kaldırdı ve kucakladığı gibi arabaya attı. Oğlu Can 'Baba ben de seninle gelmek istiyorum' diye ısrar edince onu da arabaya aldı ve birlikte yola koyuldular.
Karakışın tam ortalarıydı ve korkunç bir soğuk vardı. Kar ve tipi yüzünden yolu zor seçiyorlardı. Minik can sürekli babasına 'Baba nereye gidiyoruz ?' diye soruyor ama cevap alamıyordu. Öte yandan nereye götürüldüğünü anlayan yaşlı adamsa gizli gizli gözyaşı döküyor oğlu ve torununa belli etmemeye çalışıyordu. Saatler süren zorlu yolculuktan sonra dağ evine ulaştılar. Epeydir buraya gelmemişti. Baraka tipindeki dağ evi artık çürümeye yüz tutmuş, tavan akıyordu. Barakanın bir köşesini temizledi hazırladı ve arabadan yüklendiği yatağı oraya itina ile serdi. Sonra diğer malzemeleri taşıdı. En son da babasını sırtla yatağa yerleştirdi. Tipi adeta barakanın içinde hissediliyordu. Barakanın içinde fırtına vardı adeta. Çaresizlik içinde babasını izledi. Daha şimdiden üşümeye başlamıştı. Yarın yine gelir bir yorgan ve birkaç battaniye getiririm diye düşündü. Öyle üzgündü ki Dünya başına göçüyor gibiydi. O bu duygular içindeyken babası yüreğine bıçak saplanmış gibiydi. Yıllarca emek verdiği oğlu tarafından bir barakaya terk ediliyordu. Gururu incinmişti içi yanıyordu ama belli etmemeye çalışıyordu. Minik Can ise olanlara hiçbir anlam veremiyordu. Anlamsızca ama dedesinden ayrılacak olmanın vermiş olduğu üzüntüyle sadece seyrediyordu. Artık gitme zamanıydı. Babasının yatağına eğildi yanaklarını ve ellerini defalarca öptü. Beni affet der gibi sarıldı, kokladı. Artık ikisi de kendine hakim olamıyor ve hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Buna mecburum der gibi baktı babasının yüzüne ve Can'ın elini tutup hızla barakayı terk etti.
Arabaya bindiler. Can yol çıktıklarında ağlamaya başladı neden dedemi o soğuk yerde bıraktın diye. Verecek hiçbir cevap bulamıyordu, annen böyle istiyor diyemiyordu. Can 'Baba sen yaşlandığında bende seni buraya mı getireceğim' diye sorunca Dünyası başına yıkıldı. O sorunun yöneltilmesiyle birlikte deliler gibi geri çevirdi arabayı. Barakaya ulaştığında 'Beni affet baba' diyerek babasının boynuna sarıldı. Baba oğul sıkı sıkı sarılmış ve çocuklar gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı. Oğlu 'Baba beni affet, sana bu muameleyi yaptığım için beni affet' diye hatasını belli ediyordu.. Babası oğlunun bu sözlerine en anlamlı cevabı veriyordu...
'Geri geleceğini biliyordum yavrum. Ben babamı dağ başına atmadım ki, sen beni atasın. Beni bu dağda bırakamayacağını biliyordum..
RÜZGAR
Thyia
16-10-2009, 09:16 AM
Rüzgarcım çok güzel bi hikaye paylaşmışsın yüreğine sağlık.. Ona istinaden bende bu yazıyı paylaşmak istedim...
Kendini eylül sonunda bir yaprak gibi hissedersin. Yakınlardaki yapraklar düştükçe adeta sen de düşersin ama hala var gücünle tutunmaya devam edersin. "rüzgar!.. hayır, esme! bilmiyorum farkında mısın? sen estikçe ben tükeniyorum. sen esmedikçe, yine tükeniyorum : ya esersen diye!.. benim için rüzgar sendin hayat!.. senin umursamazlığının o tatlı gizemiydi! şimdi de beni yine tüketiyorsun hayat!.. beni benimle, yaşlılık ile vuruyorsun hayat!.."
Yaşlılık ille de yalnızlıktır,ama yine de bir yerlerden hayata tutunmaya çalışmaktır,son güne kadar hayatı sevebilmektir,hayata teşekkür edebilmektir...
Thyia
16-10-2009, 09:43 AM
Bebek Nasıl Yapılır? .. diye miniklere sormuşlar, onlar da bakın ne cevaplar vermiş: (bazıları bayağı iyi) :smile:
“Bebek yapmak için anne bir yumurtanın üzerine yatar sonra baba gelip yumurtayı kırar”
(Abby, 6 yaşında)
“Ben asla bebek yapmıcam.. Babam dedi ki bebek beklerken kadınlar her gün biraz daha hasta ve manyak oluyomuş”:smile:
(Marie-Ann, 9 yaşında)
“Bir kadınla bir erkek yatağa girdikleri zaman, ikisinden birinin bebeği olacak demektir”
(Paul, 6 yaşında)
“Bebek annemizin içinden çıkar, doktor da onun poposuna vurur çünkü bebek doktoru ısırmıştır”
(Edward, 6 yaşında)
“Bebek yapmak için, bunu önemsemeyen biriyle olmak gerekir”
(Shelley, 7 yaşında)
“Karşımızdakı evdeki adamın karnında bebek var ama bi türlü dışarı çıkamıyor”
(Alistair, 9 yaşında)
“Bebek yapmak için önce aşık olursun, evlenirsin.. veya bunlara gerek de yok aslında..”
(Peter, 9 yaşında)
“Bebek yapmak için uygun zamanı kollamak lazım, evde misafir olmaması lazım”
(Lyn, 9 yaşında)
“Ben nasıl yapıldığını biliyorum ama hiç yapmadım”
(Francis, 7 yaşında)
RÜZGAR
16-10-2009, 01:54 PM
Rüzgarcım çok güzel bi hikaye paylaşmışsın yüreğine sağlık.. Ona istinaden bende bu yazıyı paylaşmak istedim...
Kendini eylül sonunda bir yaprak gibi hissedersin. Yakınlardaki yapraklar düştükçe adeta sen de düşersin ama hala var gücünle tutunmaya devam edersin. "rüzgar!.. hayır, esme! bilmiyorum farkında mısın? sen estikçe ben tükeniyorum. sen esmedikçe, yine tükeniyorum : ya esersen diye!.. benim için rüzgar sendin hayat!.. senin umursamazlığının o tatlı gizemiydi! şimdi de beni yine tüketiyorsun hayat!.. beni benimle, yaşlılık ile vuruyorsun hayat!.."
Yaşlılık ille de yalnızlıktır,ama yine de bir yerlerden hayata tutunmaya çalışmaktır,son güne kadar hayatı sevebilmektir,hayata teşekkür edebilmektir...
Thyiacım ellerine ve yüreğine sağlık canım arkadaşım benim..Çok hoşuma gitti şiirin..Çok güzel yazmışsın..Paylaştığın için teşekkürler:)
hanci
17-10-2009, 01:56 PM
Gülüşün Eklenir Kimliğine
Gün biter gülüşün kalır bende
anılar gibi sürüklenir bulutlar
Ömrümüz ayrılıklar toplamıdır
yarım kalan bir şiir belki de
Aykırı anlamlar arayıp durma
güz biter sular köpürür de
kapanmaz gülüşünün açtığı yara
uçurum olur cellat olur her gece
Her gece yeniden bir talan başlar
acı ses olur, ses deli bir yağmur
eski bir eylüle gireriz böylece
Sığındığım her yer adınla anılır
ben girerim, sokağı devriyeler basar
bir de gülüşün eklenir kimliğime
Ahmet Telli
her insan öldürür gene de sevdiğini ,
bu böyle bilinsin herkes tarafından,
kiminin ters bakışından gelir ölüm,
kiminin iltifatından,
korkağın öpücüğünden,
cesurun kılıcından...
kimisi aşkını gençlikte öldürür,
yaşını başını almışken kimi,
biri şehvetin elleriyle boğazlar,
birinin altındır elleri,
yumusak kalpli bıçak kullanır ,
çünkü ceset soğur hemen...
kimi pek az sever, kimi derinden,
biri müşteridir, diğeri satıcı,
kimi vardır, gözyaşlarıyla bitirir işi,
kiminden ne bir ah, ne bir figan,
çünkü her insan öldürür sevdiğini,
gene de ölmez insan,
Kulak verin sözlerime iyice,
Herkes öldürebilir sevdiğini,
Kimi bir bakışıyla yapar bunu,
Kimi dalkavukça sözlerle,
Korkaklar öpücük ile öldürür,
Yürekliler kılıç darbeleriyle,
Kimi gençken öldürür sevdiğini,
Kimileri yaşlı iken öldürür,
Şehvetli ellerle öldürür kimi,
Kimi altından ellerle öldürür,
Merhametli kişi bıçak kullanır,
Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur,
Kimi aşk kısadır, kimi uzundur,
Kimi satar kimi de satın alır,
Kimi gözyaşı döker öldürürken,
Kimi kılı kıpırdamadan öldürür,
Herkes öldürebilir sevdiğini,
Ama herkes öldürdü diye ölmez..
Ezel_
gloomy
20-10-2009, 10:53 PM
Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp
parmaklarımı kanatarak
kırasıya
çıldırasıya...
Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz,
yüzde yüz, yüzde bin beş yüz,
yüzde hudutsuz kere yüz...
Kadın erkeğe dedi ki:
-Baktım
dudağımla, yüreğimle, kafamla;
severek, korkarak, eğilerek,
dudağına, yüreğine, kafana.
Şimdi ne söylüyorsam
karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana..
Ve ben artık
biliyorum:
Toprağın -
yüzü güneşli bir ana gibi -
en son en güzel çocuğunu emzirdiğini..
Fakat neyleyim
saçlarım dolanmış
ölmekte olan parmaklarına
başımı kurtarmam kabil
değil!
Sen
yürümelisin,
yeni doğan çocuğun
gözlerine bakarak..
Sen
yürümelisin,
beni bırakarak...
Kadın sustu.
SARILDILAR
Bir kitap düştü yere...
Kapandı bir pencere...
AYRILDILAR...
NAZIM HİKMET RAN
(Birilerine...)
MisCha
23-10-2009, 01:54 PM
Dursun, saatlerin geri alinacagini duyunca, evdeki tüm saatleri toplayip Saatci Temel`e gider.
- Ula Temel, saatler geri alunacakmis. Biz de evdeki saatleri senden satin aldigimiz için sana getirdik. Bunlari geri alacaksun.... der
Temel kendinden emin bir sekilde:
- Öyle yağma yok. Ben de duydum ama 1 saat geri alinacakmis. 1 tanesini alirim digerlerini almam... (:
Pembe-Turtle
26-10-2009, 12:16 PM
Birak Sevgi Seni buLsun
Iyi kalpli, yalniz bir adam, bir gün bir koza bulur. Kozanin icinde kücük
bir tirtil vardir. Adam çok sever bu tirtili, onunla tüm yalnizligini, tüm
sevgisini paylasir.
Gel zaman git zaman tirtil büyür, güzel bir kelebek olur. Adam, kelebegine
hayran... birakamaz bir türlü... Aslinda kelebegin aklinda daglar, kirlar,
çiçekler vardir da; kiyamaz bir türlü adama ve sevgisine, yalniz birakamaz
onu... Üç günlük ömrünü sevildigi ve sevdigi yerde geçirmeye hazirdir...
Ama adam bilir ki; "Sevmek bazen vazgeçmeyi de bilmektir" ... Kelebegine
son kez bakar ve onu saliverir özgürlügüne, kirlarina, çiçeklerine
dogru...
Kelebek mutlu olmasina mutlu olur ama hiç bir meltem, hiç bir çiçek
yapragi adamin avucunun sicakligini andirmaz... Aklinda adam, o çiçek
senin bu çiçek benim dolasir saatlerce... Adam bir kelebege sevdali, bakip
durur bosluguna. Kelebekse hala konacak sicak bir avuç aramakta...
Böylece kelebek sunu anlar: BAZEN AIT OLDUGUMUZ YER ORASIDIR; SICAK BIR
AVUCTUR BILIRIZ AMA O YERIN BIZE AIT OLMA IHTIMALI BIR HIÇTIR ...
Böylece adam sunu anlar: HIÇ BIR SEVDAYI YALNIZCA SEVGIYLE YASATAMAZSINIZ
...
O günden sonra kelebek, adama duydugu özlemi gömecek bir dag aramaya
baslar, ama gücü tükenene dek arayis da bulamayinca anlar ki; HIÇ BIR DAG
BIR ÖZLEMI GÖMEBILECEGINIZ KADAR BÜYÜK DEGILDIR ...
Adamsa sevdasini koyar simsicak avuçlarina; kelebegin yerine...
Sevgili dostum; Herkes bir seyler yasar; iyi ya da kötü, dogru ya da
yanlis... Yasadiklarindan bir çikarim yaparak hayatina bir yol verir; ayni
zamanda düsüncelerine de...
Birak SEVGI seni bulsun...
Seni bulan sevgiye de sımsıkı sarıl ki hayatının fırsatını kaçırmış olma...
Pembe-Turtle
26-10-2009, 12:19 PM
BEKLEMEYİN
· Nazik olmak için bir gülümseme beklemeyin...
· Sevmek için sevilmeyi beklemeyin...
· Bir arkadaşın değerini anlamak için, yalnız kalmayı beklemeyin...
· Çalışmaya başlamak için en iyi işi beklemeyin...
· Biraz paylaşmak için çok olmasını beklemeyin...
· Öğütleri hatırlamak için, düşmeyi beklemeyin...
· Dua ’ya inanmak için acıları beklemeyin...
· Yardım edebilmek için zamanınız olmasını beklemeyin...
· Özür dilemek için diğerinin acı çekmesini beklemeyin...
· … ne de barışmak için ayrılığı Beklemeyin...
Thyia
27-10-2009, 11:54 AM
Nasılsa öyle yaşanacaktı
Söylenecek bir bahane hep vardır
Ha bugün yalnız
Ha günün ötesi
Seni sevmek
Beni harcamak olmayacaktı
Sana yüklediğim anlamları
Senmişsin gibi düşünme
Aldanırsın.
Sen o anlamlarla
Sadece bende varsın
Ben seviyorsam
Sen bahanesin...
Thyia
28-10-2009, 09:55 AM
Sen...
Yüzme bilmediğini söylüyorsun. Sığ suları tercih edişin hep bu yüzden. Sığ sulara çivileme atlayışın.
Ayakların yere bas(a)mıyor diye mi şimdi tüm bu telaşın. Gülümsüyorum. Aşk boyunu aşmış diyorum sana. Ver elini beraber yüzelim.
Yüzme bilmeyene yüzme öğretmek zordur diyorsun. Aşk öğrenilir mi diye soruyorum sana. Öğretilir mi? Susuyorsun. Bırakıyorsun elimi.
İlk fırsatta terk ediyorsun gemiyi. Hiç kulaç atmadan. Denemeden en azından. Suskunluğun can simidin olmuş güvendiğin. Önüne gelen ilk kıyıya çıkıyorsun.
Boğmak mı yoksa boğulmak mıydı esas korkun merak ediyorum. Elde avuçta kalan sadece deniz tutmaları. İlk rüzgarda yıkılıveren kumdan bir kale...
Ben...
Gözlerim kapalı atlıyorum her zaman suya. Yüzmek yetmiyor. Hep derinlere dalıyorum. Derinlerde yaşıyorum. Korkum yok açık denizlerden. Vurgun yemekten.
Ufukta hiçbir kara parçası gözükmüyor şimdi. Güvertede tek başınalığım. Açık denizde. En dipte, nefessiz kaldım. Yüzeye çıkmak telaşındayım. Ben yüzeye çıktıkça gemi her tarafından su alıyor.
Su soğuk. Su tuzlu. Su yakıyor. Zaman kesiklerinden gözlerime tuzlu anılar akıyor.
Aşk...
Boyunu geçmekle kalmıyor işte. Vurgun da yemek lazım. Karşılıksız.
Hala burada. Açık denizde. Gemide. Gemi batıyor.
Biz bıraktık. Kurtardık kendimizi. Ama o gemiyi terketmiyor.
(Buda benden birilerine... )
DELI[r]CEM
30-10-2009, 10:25 AM
Okuyup gülmeyene helal olsun :biggrin::biggrin::biggrin::biggrin::biggrin:
Diyarbakır'da Şehmus okula gelir, tabii bizim Şehmus ilkokul talebesi, ama her tarafı yara bere içinde, hoca sorar,
-"Şehmus oğlum ne oldu sana", Şehmus der,
-"Babam dövmiştir". Hoca sorar,
-"Niye oğlum",
-"Valla bilmiyom hocam akşam evde yatıyık biraz sonra babamın sesini duyuyom, Ali uyudun mi ali den ses çıkmiy Veli uyudunmi e veliden de ses çıkmiy Mehmed uyudin mi Mehmedden de ses çıkmiy Şehmus uyudin mi diy, ben de yok buba uyumadım diyrem oda geliy beni doviy." Bunun üzerine hoca,
-Bak Şehmus bu gibi durumlarda uyumasan da ses etmemek lazımdır der.
Şehmus kafa sallar eve gider, ertesi gün okulda Şehmus daha fena dövülmüş olarak gelir. Bunu gören hoca merakla gider yanına ;
-"Şehmus ne oldi kim yapti" der. Şehmus der ki
-"Bubam yapmıştır."
-"Niye Şehmus ne oldi", Şehmus anlatır.
-"Hocam akşam evde yatıyık biraz sonra yine babam in sesini duyuyom, Ali uyudun mi ali den ses çıkmiy Veli uyudunmi e Veliden de ses çıkmiy Mehmed uyudin mi Mehmedden de ses çıkmiy Şehmus uyudin mi diy, ben de uyumadım ama hiç ses etmedim. Bunun üzerine anam ile bubam bir gıpraşmaya başladiler anlamadım ne oliy biraz sonra anam dedi ki, la ihsan ben geliyom, bubam da haticem ben de geliyom dedi ben de ula nereye gidiyonuz ben de Geliyom dedim... hoca derki;
-Oğlum bunlar anne baba, gider gider gelirler. Sen hiç bozuntuya verme. Uyuyo gibi yap. peki demiş Şehmus. Ertesi gün bir bacak kırık.
-" Bu sefer ne oldu? " der hoca. Hocam,
-Dediğin gibi yapmişem. Hiç ses çıkarmamişem. En son bubam anamın arkasına geçti, "ben çocuk isterem, ben çocuk isterem!" diye bağırmaya başlayınca;
-Ben de fırsat bu fırsat demişem. Geçtim bubamın arkasına, " Ben de bisiklet isterem !!!! "
Thyia
31-10-2009, 10:17 AM
Durup dururken içimde bir şeyler kopup tıkıyor boğazımı,
Durup dururken sıçrayıp kalkıyorum yarıda bırakıp yazımı,
Durup dururken rüya görüyorum bir otelde, holde, ayakta,
Durup dururken çarpıyor alnıma kaldırımdaki ağaç,
Durup dururken bir kurt uluyor aya karşı bahtsız, öfkeli, aç,
Durup dururken yıldızlar inip sallanıyor bir bahçede, salıncakta,
Durup dururken mezardaki halim geçiyor aklımdan,
Durup dururken kafamda bir güneşli duman,
Durup dururken hiç bitmeyecekmiş gibi bağlanıyorum başladığım güne,
Ve her seferinde sen çıkıyorsun suyun yüzüne...
NAZIM HİKMET
MisCha
31-10-2009, 01:10 PM
4lSUSbJfDh8
"Kırlangıcın biri, bir adama aşık olmuş.
Cesaretini toplayıp penceresine konmuş.
Önce olabildiğince dik durmuş,
Sonra gagasıyla cama vurmuş.
'-Tık... tık tık...'
Çok meşgulmüş adam... öfkeyle cama dönüp bakmış:
'-Kimmiş onu işinden alıkoyan?'
Kırlangıcın minik kalbinde amansız bir heyecan
Kırık sözcükler dökülmüş gagasından...
'-Hey adam, seni nicedir izliyorum.
Sorma nedenini, niçinini,
Ama galiba seni seviyorum'.
* * *
Şaşırmış adam,
'-Sen de nerden çıktın şimdi,
Tam aklımı toplayacakken bozdun işimi...'
Şöyle bir tüylerini kabartmış kırlangıç,
ve aklındaki planı çıtlatmış:
'-Aç pencereyi beni içeri al sen,
birlikte yaşayalım ebediyen...
hem sofrada ortağın olurum,
hem evde eğlencen'.
Parlamış adam:
'-Şuna da bakın neler diyor bu...
Haddini bil, hiç kuş insana aşık olur mu?'
'-Soğuklar başladı bak, üşüyorum dışarda.
Alırsan içeri, deva olurum yanlızlığına da...'
Hepten kızmış adam, kovmuş kırlangıcı camın önünden
'-Yürü git işine, yalnızlığımdan memnunum ben"
Bükmüş gagasını zavallı kırlangıç,
Uçmuş semaya doğru, kanadı kırık...
* * *
Gel zaman git zaman,
kırlangıçın hemen ardından,
bizim adamı pişmanlık basmış:
'-Hay aptal kafam, ben ne halt ettim,
ayağıma gelen fırsatı teptim'.
Sonra teselli etmiş yalnız kalbini:
'-Sıcaklar başlayınca gelir kırlangıcım.
Onu içeri alır yalnızlığımı paylaşırım".
Kış geçip de yaz gelince, yalnız adam başlamış beklemeye...
Ama sevdalısı uğramamış bile bir kere...
Akın akın gelen sürülere sormuş,
Onun kırlangıcından eser yokmuş.
Öyle üzülmüş ki, gidip bilge kişiye danışmış.
Hem kırlangıcı, hem kendi eşekliğini anlatmış
Bilge kişi almış adamın mesajını,
Lakin üzüntüyle sallamış başını:
"A benim yalnız oğlum. Ne kadar efkarlansan azdır.
Çünkü kırlangıçların ömrü 6 aydır".
* * *
Sırılsıklam bir geceye uyuyup, güneşli bir sabaha uyanınca insan, kabus gibi geçmiş bir yılın, ışıltılı yeni yıllara gebe olduğuna dair inancı tazeleniyor.
Hele yorgun bir yılın sonundaysanız,
denizin tuzlu dudaklarından öpmeye koştuğunuz şirin bir sahil kasabasında, dostların arasındaysanız...
Ve hele, posta kutunuza atılan mektuplar size "Bulduğun aşkların kıymetini bil" diyorsa...
RÜZGAR
03-11-2009, 08:57 PM
SALINCAK..
Sandalyesi devrildi, boğazı acımıştı..
Keşke tekrar çocuk olabilseydi. Keşke tekrar komşusunun kızı ile lunaparka ilk kim gidecek yarışması yapabilse, lunaparka girer girmez salıncağa doğru son sürat koşabilseydi. Hızlı hızlı nefes alıp vermelerin ardından, yan yana salıncaklara binip sallansalardı. Boşlukta sallanma duygusu şu andaki gibi değildi. Çok güzel ve çok anlamlıydı. Kendini geriye doğru çeker, ayaklarını uzatarak gökyüzüne doğru çıkardı. Ayaklarını salladıkça hızlanır, hızlandıkça içinde birşeyler kayıp giderdi. Sanki biraz daha hızlansa salıncakla beraber gökyüzüne kadar çıkacak, kuşlara eşlik edip onlarla beraber uçabilecekti. Belleri ağrıyıncaya dek salıncakta sallanır, ardındanda arkadaşı ile beraber yakınlarındaki göle girmek için yine yarış yaparlardı. Ah salıncak ne güzeldi.. Ayaklarını salladı..
Hızlı delikanlılığını hayal etti. Karanlıktan korkmaz, korktuğu herşeyin aksine üstüne üstüne giderdi. Onu kimse yıldıramaz, kimse gözünü korkutamazdı. Bileklerinin çelikten yapıldığını hayal eder, kavgaya girmekten çekinmezdi. Gözükaraydı, bu yüzden çok dayak yemiş ama hiç birinden de pişman olmamıştı. Mahalleli zaman zaman onu görünce yolunu değiştirir bile olmuştu. Sonraları girdiği işlerden teker teker kovulmuş, artık serseri sınıfına girdiğini farkedince iş işten çoktan geçmişti. O bu dünyanın saçma sapan kurallarını kabul etmiyordu. Sabah kalkmak, işe gitmek, eve dönüp ailesiyle zaman geçirmek ona saçma geliyordu. Hayata bir defa geliyordu, çoluk çocukla vaktini harcamamalıydı. Akşamları arkadaşları ile gezer, gece olunca tek başına sokaklara çıkardı. Herkesin uyuduğu saatlere kadar dolaşır, ardından lunaparka giderdi. Kuşkulu gözlerle etrafına bakar, kimsenin görmediğinden emin olunca hemen salıncağa biner ve sallanmaya başlardı. Bazen bir yıldızı gökyüzünden tutup, cebine atacakmışcasına hızlanır ve saatlerce sallanırdı. Ayaklarını tekrar salladı...
O günü anımsadı. Yer yer bulutluydu anıları. Nasıl olmuştu, herşey nasıl çabuk gelişmişti anlayamamıştı. Babası, son kavgasında komşularının burnunu kırdığını duyunca onu evden kovmuştu. " Sen işe yaramazsın, sen benim evladım olamazsın! " demiş ve yol göstermişti. Onun evladı nasıl olabilirdi ki zaten? Bir defa kucağına alıp sevmiş miydi ki, şimdi sen benim oğlum olamazsın diyordu? Hatta çocukken çoğu zaman, ailesinin onu yetimhaneden yada bir cami avlusundan evlat edindiğini düşünürdü. Yoksa insan kendi çocuğuna bu kadar soğuk davranamazdı. Kıyamazdı..
Bu düşünceler içinde yürürken, bir anda biriyle çarpışmıştı. Çarptığı bir yanında eşi olan bir kadındı ve yere düşmüştü. Kadının burnu kanıyordu. Şok olmuştu. Eğilip yardım etmek istedi ama edemedi. Öylece bakakaldı. Durmadan ardı ardına " Birşeyiniz varmı " diyordu. Kadının kocası paniklemiş, karısını kaldırmaya çalışıyordu. Sayıklamaları adamın bağırmasıyla son buldu. " Önüne bakmıyor musun yürürken? Ne biçim yürüyorsun lan sen! " İsteyerek yapmamıştı ki, neden bağırıyordu bu adam ona. Sinirlenmişti. " Bilerek çarpmadım, karını kaldır al voltanı! " diye bağırdı. Sözlerinin hemen ardındanda burnuna bir yumruk yedi. Burnunun acısıyla gözleri karardı. Cebindeki sustalısını çıkardı. Seri hareketlerle adamın sırtına sokup çıkarmaya başladı. Gözleri yerlere dökülen kanları bile görmüyordu. Heryer siyah beyazdı sanki. Fakat bu adam ona sebebsiz yere vurmuştu, sinirlendirmişti. Arkasından gelen feryatlar kulağını acıttı. Döndüğünde, burnu kanayan kadın tırnaklarıyla yüzünü gözünü çiziyor, bir taraftanda " Caniii! " diye bağırıyordu. Her yeri titriyordu, kadını itelemeye çalışıyor, fakat kadın geri gelip tüm gücüyle tekrar ona saldırıyordu. Yüzü kan içinde kalmış, yer yer sızlıyordu. Bıçağını geriye doğru çekip, hızla kadının karnına sapladı. Sokak çığlıklarla inledi. Bıçağını çıkarıp tekrar sapladığında, kadın üzerine yığılmıştı.
Kadınla birlikte yere yığıldı. Herşey otuz saniye içerisinde olup bitmişti. İki insanın canına kıymış, onları hayattan men etmişti. Başından aşağı kaynar sular boşaldı. Nasıl yaptığını, nasıl olduğunu bile anlayamamıştı. Elleri hala titriyordu ve bıçağıda elinden bırakamamıştı. Başı zonkluyordu, iki insan öldürmüştü. Bu kavga etmeye yada başka birşeye benzemiyordu. Yüreği alev alev yanarken gözleri kadına çarptı. Gözbebekleri büyüdü. " Hayır hayır " diyerek gözlerini sımsıkı kapattı. Gözlerini açmak istemiyor ve kadının karnında ki şişliği görmek istemiyordu. Gözkapaklarını korkarak açtı, evet kadın hamileydi..
Kulakları çınlamaya başladı. Herşey bulanıklaştı. Zaman yavaşladı, yavaşladı ve durdu. İki kişiyi öldürmenin verdiği buz gibi soğuğun etkisini henüz üzerinden atamamışken daha büyük bir facia yaptığını anlamıştı. Etraftan gelen uğultuların arasında bir bebeğin ağlamasını duyuyordu. Sanki kadının karnından çığlıklar geliyordu. " Amca neden!.. " Boğazı kurumuştu, hızla etraflarınında toplanan kalabalığa, aptal aptal bakıyordu. O bir bebeği de öldürmüştü. Henüz doğmamış bir yavrunun, salıncakta sallanma hakkını elinden almıştı. Hiç doğmayacak, hiç büyüyemeyecek, hiç parka kadar yarış yapamayacak ve asla salıncakta sallanamayacaktı. Şuursuzca kanlı ellerini yüzüne götürdü. Yüzünü kapattı, kimse görmemeliydi bu büyük utancını. " Hayııır " diye bir feryat kopardı. Ama sesi çıkmıyordu. Tekrar bağırdı, hayır hiç kimse duymuyordu. Ellerini yüzünden çekti ve belirsiz hareketlerle gökyüzüne baktı. Gökyüzü bile kana bulanmıştı. Bir kaç kuş uçuyordu. Kanatlarının her hareketini takip edebiliyordu. Öylesine yavaş uçuyorlardı ki, sanki hayatı yavaş çekimden yaşamaya başlamıştı. Doğmamış bir yavru ve mutluluklarının gelmesini dörtgözle bekleyen bir ailenin ortasındaydı. Dişlerinin takırtıları arasından " İstemeden oldu " demek istedi. Fakat boğazından sadece hırıltılar çıkıyordu. Başı dönüyor, halen kulağında " Ben salıncakta sallanacaktım amca, neden!? " çığlıkları çınlıyordu. Yüreği kanadı, kanadı, kanlar gözlerinden akmaya başladı. Hıçkırıklar eşliğinde, kendini kana bulanmış asfalta bıraktı. Artık hiç birşey hissetmiyordu. Zaten ondan sonrasınıda hatırlamıyordu..
Düşüncelerden sıyrıldı. Kalbi teklemeye başlamış, her saniye vücuduna sancılar saplanıyordu. Nefessiz kalmak o kadar kötüydü ki, gözlerini bile açamıyordu. Yavaş yavaş hareketsiz kalıyordu. Ah tekrar keşke çocuk olabilseydi ve bir ömür boyu salıncakta sallanabilseydi. Acıdan boğazını artık hissetmiyordu. Son bir kez ayaklarını salladı ve hareketsiz kaldı. Birazdan darağacından indirilecekti ve bir daha asla salıncakta sallanamayacaktı, çünkü artık o bir cesetti...
hanci
04-11-2009, 10:21 PM
bazı paylaşımları anlamakta hakkaten güçlük çekiyorum... neden ? nasıl ? niye yahu..... ne diyeceğimi şaşırıyorum resmen...
Thyia
06-11-2009, 02:33 PM
bazı paylaşımları anlamakta hakkaten güçlük çekiyorum... neden ? nasıl ? niye yahu..... ne diyeceğimi şaşırıyorum resmen...
Mesela ? :smile:
Thyia
12-11-2009, 10:25 AM
Köy sakinleri yağmur duasına çıkmışlardı. Bütün köy ahalisi toplandı. İçlerinden sadece birinde şemsiye vardı.
Bu inançtır...
Babalar bebeklerini havaya hoplatır, çocuklar gülmekten bayılır. Yere düşeceklerini akıllarına bile getirmezler. Çünkü babaları onları tutacaktır.
Bu güvendir...
Yatağımıza girerken yarın uyanıp yaşamaya devam edeceğimize dair teminatımız yoktur. Ama yine de ertesi güne dair planlar yaparız.
Bu ümittir...
..ve bu üçü varsa hayatınız güzeldir...
mathegothic
15-11-2009, 06:59 PM
Gönlü geniş ve ruhu gezgin sufi meşreplilerin kırk kuralı:
1. kural: Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sen de korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok, eğer, tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.
2. kural: Hak yolunda ilerlemek yürek işidir,akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun,omzun üstünde ki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol silenlerden değil !
3. kural: Kur’an dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahiri manadır. Sonra ki batıni manadır. Üçüncü batıninin batınisidir. Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.
4. kural: Kainattatki her zerrede Allah’ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescitte, kilisede, havrada değil, her an her yerdedir. Allah’ı görüp yaşayan olmadığı gibi, onu görüp ölen de yoktur. Kim O’nu bulursa, sonsuza dek O’nda kalır.
5. kural: Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. Aman sakın kendini diye tembihler. Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: Bırak kendini, ko gitsin; akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!
6. kural: Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk konusunda dil zaten hükmünü yitirir. Aşık dilsiz olur.
7. kural: Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, hakikati keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.
8. kural: Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! istediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.
9. kural: Sabretmek, öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.
10. kural: Ne yöne gidersen git, doğu,batı,kuzey ya da güney- çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.
11. kural: Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Senden yepyeni ve taptaze bir sen zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.
12. kural: Aşk bir seferdir. Bu sefere çıkan her her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir. Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.
13. kural: Şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hacı, hoca ,şeyh, şıh var. Hakiki mürşit seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir. Tutup da ona hayran olmaya değil.
14. kural:Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil seninle beraber aksın. Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?
15. kural: Allah, içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldür. Tek tek her birimiz tamamlanmamış birsanat eseriyiz. Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermek için tasarlanmıştır. Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.
16. kural:Kusursuzdur ya Allah, onu sevmek kolaydır. Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir. Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde belebilir. Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan’dan ötürü yaratılanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir , ne layıkıyla sevebilirsin.
17. kural: Esas kirlilik dışta değil içte, kisvede değil kalpte olur. Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.
18. kural: Tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir. Şeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil bizzat içimizde bir sestir. Şeytanı kendinde ara, dışında, başkalarında değil ve unutma ki nefsini bilen Rabb’ini bilir. Başkalarıyla değil sadece kendiyle uğraşan insan sonunda mükafat olarak Yaradan’ı tanır
19. kural:Başkalarından saygı,ilgi ya da sevgi bekliyorsan önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin. Yakında gül yollayacak demektir.
20. kural: Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.
21. kural: Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi,hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermemek,kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hakk’ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.
22. kural: Hakiki Allah aşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgah olur. Ama bekri aynı namazgaha girdimi orası ona meyhane olur. Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil.
23. kural : Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki ağlar, perişan olur onun için. Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı , kırar ve atar. Ya aşırı kıymet verir , ya kıymet bilmeyiz. Aşırılıklardan uzak dur. Sufi ne ifrattadırne tefritte. Sufi daima orta yerde…
24. kural : Madem ki insan eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi, attığı her adımda Allah’ın yeryüzünde ki halifesi olduğunu hatırlayarak , buna yakışır soylulukta hareket etmelidir. İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile, gene de başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.
25. kural : Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama. İkisi de şu an da burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak, cennetteyiz aslında. Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak; nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.
26. kural : Kainat yekvücud, tek varlıktır. Herşey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır. Sakın kimsenin ahını alma; bir başkasının hele hele senden zayıf olanın canını yakma. Unutma ki dünyanın öte ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir. Ve bir kişinin saadeti herkesin yüzünü güldürebilir.
27. kural : Şu dünya bir dağ gibidir, ona nasıl seslenirsen o da sana öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır, şer çıkarsa sana gerisin geri şer yankılanır. Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece güzel sözler et. Kırk günün sonunda göreceksin herşey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse dünya değişir.
28. kural : Geçmiş zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret. Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi. Ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz. Sufi daima şu anın hakikatini yaşar.
29. kural : Kader hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten,”ne yapalım, kaderimiz böyle”deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin,ne de hayat karşısında çaresizsin.
30. kural : Hakiki sufi öyle biridir ki başkaları tarafından kınansa, ayıplansa, dedikodusu yapılsa, hatta iftiraya uğrasa bile, o ağzını açıp da kimse hakkında tek kelime kötü laf etmez. Sufi kusur görmez kusur örter.
31. kural : Hakk’a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı. Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık, kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp… Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bunda ki hikmeti anlar ve yumuşar; kimimiz ise ,ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.
32. kural : Aranızda ki perdeleri tek tek kaldır ki Allah’a saf bir aşkla bağlanabilesin. Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur, dost. Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma. İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama !
33. kural : Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen hiç ol! Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil hiçlik bilincidir.
34. kural : Hakk’a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir. Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır; emin bir beldede yaşar.
35. kural : Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz. Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Allah’a inanmayan kişi ise içinde ki inananla. İnsan-ı kamil mertebesine varana kadar gıdım gıdım ilerler kişi. Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.
36. kural : Hileden,desiseden endişe etme. Eğer birileri sana tuzak kuruyor, sana zarar vermek istiyorsa, Allah da onlara tuzak kuruyordur. Çukur kazanlar o çukura kendileri düşer. Bu sistem karşılıklar esasına göre işler. Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer. O’nun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz. Sen sadece buna inan !
37. kural :Allah kılı kırk yaracak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. O kadar dakiktir ki sayesinde her şey tam zamanında olur. Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç. Her insan için bir aşık olma zamanı vardır; bir de ölmek zamanı.
38. kural : Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım ? Diye sormak için hiçbir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün. Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa,yazık ! Her an her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.
39. kural : Noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha doğar. Ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır. Hem bütün hiçbir zaman bozulmaz. Her şey yerli yerinde kalır, merkezinde… Hem de bir günden bir güne hiçbir şey aynı olmaz. Ölen her sufi için bir sufi daha doğar.
40. kural : Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani diye sorma!Ayrımlar ayrımları doğurur. Aşk’ın hiçbir sıfat ve tamlamaya ihtiyacı yoktur. Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde ya da dışındasındır, hasretinde...
Elif ŞAFAK
Yoksun_ki
15-11-2009, 08:19 PM
çevrende herkes ŞaŞirsa, bunu da senden bİlse
sen akli baŞinda kalabİlİrsen eĞer
herkes senden kuŞku duyarken ,hem kuŞkuya yer birakir
hem kendİne güvenebİlİrsen eĞer
bekleyebİlİrsen usanmadan
yalanla karŞilik vermezsen yalana
kendİnİ evlİya sanmadan
kİn tutmayablİrsen kİn tutana
düŞlere kapilmadan düŞ kurabİlİr
yolunu saptirmadan düŞünebİlİrsen eĞer
ne kazandim dİye sevİnİr, ne yikildim dİye yerİnİr
İkİsİne de vermeyebİlİrsen deĞer
aptalalra düzen kurmak İsteyen düzenbazin
söyledİĞİn gerçeĞİ eĞİp bükmesİne dayanabİlİrsen
ömür verdİĞİn İŞler bozulsa da yilmaz
koyulablİrsen İŞİne yenİden
döküp ortaya varini yoĞunu
bİr yazi turada kaybetsen bİle
yİtİrdİklerİnİ dolmaksizin dİle
baŞtan tutablİrsen yolunu
yüreĞİne sİnİrİne dayan dİyecek
dİrencİnden baŞka Şeyİn kalmasa da
herkesİn birakip gİttİĞİ noktada
sen dayanablİrsen tek
herkesle düŞüp kalkar, erdemlİ kalabİlİr sen
unutmayabİlİrsen halki, krallarla gezerken
dost da düŞman da İncİtemezse senİ
ne küçümser ne de büyütürsen çevrenİ
her saatİn her dakİkasina
emeĞİnİ katarsan hakçasina
herŞeyİ İle dünya önüne serİlİr
üstelİk oĞlum “ adam oldun “ demektİr.
Pembe-Turtle
17-11-2009, 06:19 PM
Neden Tanrı sadece bir kalp verdi bize?
.....Tanrı herkese
.....İki ayak verdi yürümek için,
.....İki el verdi tokalaşmak için,
.....İki kulak verdi duymak için,
.....İki göz verdi görmek için,
Fakat neden bir kalp verdi?
Çünkü diğer kalbi başka birine verdi,
Gidip bulmanız için...
Adın yoktu tanıştığımızda
Eksikliğini de duymadık
Bazen bir rüzgârı, bazen birkaç zeytini
Adının yerine kullandık..
Adın yoktu tanıştığımızda
Daha sonra da olmadı..
Çünkü başka biri oldun zamanla..
mathegothic
23-11-2009, 08:56 PM
Karımla yatakta "kim 500 milyon ister"i izliyorduk. .
Ona doğru dönüp dedim ki, "Sevişelim mi?" "Hayır," dedi.
Sonra ekledim, " son kararın mı?" Bana bakmadı bile, sadece ekledi "Evet."
O zaman dedim ki, "Öyleyse kendime uygun birisini bulayım."
İşte kavga böyle başladı!....
Karıma dedim ki, "Doğum gününde nereye gitmemizi istersin?"
Yüzünde keyiften eridiğini görmek beni ihya etti!.
"Uzun zamandır gitmediğimiz bir yer olsun !" dedi.
O zaman önerdim, "Mutfağa ne dersin?"
İşte kavga böyle başladı....
Cumartesi sabahı, sakin- sakin giyindim, kahvaltımı ettim, köpeği kapıp sessizce garaja geçtim..
Kayığı arabanın üzerine atıp, şelaleye doğru yola çıktıydım ki, baktım fırtına çıktı-çıkacak..., garaja geri döndüm, radyoyu açtım, hava durumu, havanın gün boyu böyle gideceğini söylüyor....Eve geri döndüm, yavaşça soyunup, yatağa süzüldüm..
Uyumakta olan karımın vücuduna arkadan sarılıp, arzu dolu, kulağına fısıldadım,
"Dışarıda hava berbat"...
10 yıllık sevgili karım mırıldandı 'Salak kocam bu havada balığa gitti, inanabiliyormusun? '
Ve kavga böyle başladı...
Bir adamla bir kadın, bebekler gibi uyumakta.
Sabahın üçünde, birden dışarıdan bir gürültü geldi.
Kadın, panik içinde yataktan fırlayıp adama doğru bağırdı 'Aman Tanrım,
Bu kocam galiba!'
Adam da yataktan fırladı, korku içinde ve çıplak, kendini camdan attı, yere yapıştı. Dikenli çalının arasından koşabildiğince hızlı arabasına koştu;
Birden aydı, geri dönüp yatak odasına girdi, ve karısına : "A s..tir!!! Senin kocan benim!!!' diye bağırdı.
'Yok yaa ne kaçtın öyleyse?'
Ve kavga böyle başladı.......
Karıma 14.95.'e bir kasa Miller bira alalım, diyordum ki,
7.95'e bir kutu dondurma almasın mı?.
"Oysa bira ile bu gece, dondurmayla olduğundan daha çekici olurdun" demiş bulundum.
Ve kavga başladı....
Kadın çıplak, yatak odasındaki aynadan kendine baktı.
Gördüğünden pek memnun kalmamıştı ki, kocasına dönüp, -"Korkunç görünüyorum; yaşlı, şişman ve çirkinim!!" dedi ve devam etti:
-"Hadi bana bir iltifat yap, buna ihtiyacım var!!.'
Kocanın cevabı: "Gözlerin iyi görüyormuş !!."
Ve kavga başladı......
Karımı restorana götürdüydüm.... Garson, her nasılsa, önce benim siparişi aldı.
"Ben ızgara bonfile alacağım, az-orta pişmiş lütfen."
"Deli danadan korkmazmısınız?" dedi,
"Cık, dedim o kendi siparişini kendi verir!."
Ve kavga böyle başladı...
Mezunlar yemeğinde karımla masadayız,
Yandaki masada, sarhoş, elindeki kadehi çevirip duran kadına bakakalmışım.
Karım sordu, - 'Onu tanıyormusun? '
-'Evet,' dedim, 'Eski flörtüm. Duydum ki yıllar önce ayrıldığımızda içmeye başlamış, o zamandan beri kendisini ayık gören yokmuş"
'Hadi canım!' dedi karım, "amma uzun kutlamış!!'
Ve kavga böyle başladı...
Emekli olduğumun ertesi, Sosyal Sigortalar'a gidip muüracaatımı yapayım dedim.
Masadaki memure, yaşımı teyit etmek için ehliyetimi istedi.
Ceplerimi karıştırdım, cüzdanımı evde bırakmışım!.
Kadına dedim ki "Bir koşu eve gidip getirebilirim!".
"-Yok canım", dedi kadın , " Gömleğinizi açın lütfen!"... Düğmeleri açtığımda, kıvırcık, kırlaşmış göğüs
kıllarıma bakıp, "bu kır renk, benim için kanıt olarak yeterli!" dedi ve müracaatımı aldı.
Eve döndüğümde, sigortalarda başıma geleni karımla paylaştım.
"Pantolonunu da indireydin keşke!" dedi "maluliyet de bağlarlardı belki!"
İşte kavga böyle başladı...
Oturmuş TV de kanallar arası zaplarken, yanıma oturan karım sordu:
-"Ne varmış bakiim TV'de?"
'Toz.' dedim,
Ve kavga başladı...
Karım, yaklaşmakta olan yıldönümümüz için çaktırmadan ayak yapıyordu ..
"Üç saniyede hızla 0 dan, 100 ye çıkabilen bir nesne istiyorum" dedi,
Bir baskül aldım ona!.
İşte kavga böyle başladı...
Pembe-Turtle
29-11-2009, 08:02 PM
Lütfen Kendinizi Sorgulayın;
*İnsanın yeryüzündeki en değerli varlık olduğunu hiç düşündünüz mü?
*Karşınızdakinin de sizin gibi bir insan olduğunu hiç düşündünüz mü? *Dünyayı güzelleştirmenin sizin elinizde olduğunu hiç düşündünüz mü? * İnsanlara insanca davrandınız mı? * Hiç kendinizi sorgulayıp, vicdan muhasebesi yaptınız mı? * Hatalarınızdan ders aldınız mı? * Hiç fedakarlık yaptınız mı? * Kırdığınız kalpleri kazandınız mı* * Yetkinizi, iyiye ve doğruya kullandınız mı? * Başkalarının haklarını korudunuz mu? * ihtiraslarınızı yenebildiniz mi? * Hiç ağaç diktiniz mi? * Hiç huzurevini ziyaret ettiniz mi? * Hiçbir öğrenciye burs verdiniz mi? * Doğadaki diğer canlıları korudunuz mu? * Onların da Dünya nın önemli bir parçası olduğunu fark ettiniz mi? * Yoksullara yardım ettiniz mi? * Engelliler için bir şey yaptınız mı? * Yaşamınızda dürüst oldunuz mu? * Kentiniz için bir şeyler yaptınız mı? * Trafikte başkalarına yol verdiniz mi? * Ülkeniz için bir şeyler yaptınız mı? * Doğayı ve çevreyi korudunuz mu? * Suyunuzu dikkatli kullandınız mı? * Sahip olduklarınızı paylaştınız mı? * Kimsesizlere yardım ettiniz mi? * Komşularınızla iyi geçindiniz mi? * Arkadaşlarınızla iyi geçindiniz mi? * Aile bireylerinize iyi davrandınız mı? * Onlara sevginizi ve saygınızı gösterebildiniz mi? * Hiç karşılıksız iyilik yaptınız mı? * Görevinizi düzgün yaptınız mı? * Bilginizi paylaştınız mı* * İnsani çabalara destek oldunuz mu? * Çocuklar ve gençler için bir şeyler yaptınız mı? * Yaşlılara yardımcı oldunuz mu? * Hastaları ziyaret ettiniz mi? * İnsanlara iyi örnek oldunuz mu? * Hiç tanımadığınız muhtaçlara yardım ettiniz mi? * Başkalarının acısını paylaştınız mı? * Tek başına mutlu olunamayacağını öğrendiniz mi? * Dünyanız için bir şeyler yaptınız mı? * Dünya’da barışın ve mutluluğun anahtarının sevgi ve hoşgörü olduğunu fark ettiniz mi?
Kalplerinizi insanlığa açın…
Her birimiz tek kanadı olan melekleriz. Bizler ancak birbirimizi kucaklayarak uçabiliriz…
Dünya İnsanlık Gününüz Kutlu Olsun…
RÜZGAR
30-11-2009, 10:29 PM
" BU YÜKÜ NİYE TAŞIYORUM demeyin..
NİYE BEN" DİYEN HERKES İÇİN..."
Brenda yamaç tırmanışı yapmak isteyen genç bir kadın,Bir gün cesaretini toplayarak bir grup tırmanışına katıldı. Tırmanacakları yere vardıklarında, neredeyse duvar gibi dik, kayalık bir yamaç çıktı karşılarına. Korkularına rağmen, Brenda azimliydi. Emniyet kemerini takti, İpi yakaladı ve kayanın dik yamacına tırmanmaya başladı. Bir süre tırmandıktan sonra, nefeslenebileceği bir oyuk buldu… Orada asili dururken, gruptan yukarıda ipi tutan kişi dalgınlığa düşerek ipi gevşetiverdi. Aniden boşalan ip, hızla Brenda'nin gözüne çarparak lensinin düşmesine neden oldu. Lens çok küçüktü ve bulunması neredeyse imkansızdı. Lens yamacın ortasında bir yerlerde kalmıştı ve Brenda artık bulanık görüyordu. Ümitsizlik içinde Brenda, lensini bulması için Allah'a dua edebilirdi yalnızca. Ve içten içe de dua etmeye başladı. "Allah'ım! Sen bu anda buradaki tüm dağları görüyorsun. Bu dağlar üzerindeki her bir taşı ve yaprağı bildiğin gibi, benim lensimin yerini de biliyorsun. Onu bulmama yardım et." Patikalardan yürüyerek aşağı indiler. Aşağı indiklerinde, tırmanmak üzere oraya doğru gelen yeni bir grup gördüler. İçlerinden biri "Aranızda lens kaybeden var mi?" diye bağırdı. Brenda'nın sonradan öğrendiğine göre, lensi bir karınca taşıyordu ve karınca yürüdükçe yavaşça kayanın üzerinde hareket edip parlayan lens kızların dikkatini çekmişti. Eve döndüklerinde Brenda lensini nasıl bulduklarını babasına anlatacak ve bir karikatürist olan babası da ağzıyla lens taşıyan bir karınca resmi çizerek, karıncanın üzerindeki baloncuğa şunları yazacaktı: "Allah'ım! Bu nesneyi neden taşıdığımı bilemiyorum.Bunu yiyemem ve neredeyse taşıyamayacağım kadar ağır. Ama istediğin sadece bunu taşımamsa, senin için taşıyacağım..."
" BU YÜKÜ NİYE TAŞIYORUM " demeyin.....
Thyia
05-12-2009, 11:02 AM
I
nehirler yarışır, çağıldar gözlerinde
o nehirler benim nehirlerimdir
aşk
ki azar azar benim yerimdir
üşüyorsam, sokaktaysam, yalnızsam
gözlerin ey yâr benim evimdir
/vurulup düştükçe, düştükçe seni sevmekten caymayacağım
gece insin, el ayak çekilsin gelip kapında ağlayacağım!/
iyi ki bu sestesin
dünyayı ısıtan nefestesin
bir haydut gibi gezinirim kapında
kalbimde tutuşan ateştesin…
II
rüzgârlar savrulur, uğuldar gözlerinde
o rüzgârlar benim rüzgârlarımdır
aşk
ki azar azar benim yerimdir
suskunsam, bozgunsam, bulutsuzsam
gözlerin ey yâr benim evimdir
iyi ki bu düştesin
her sabah ışıyan güneştesin
iyi ki yoksuluz bulutlar gibi
soğuyan dünyada sımsıcak fırınlar gibi
/vurulup düştükçe, düştükçe sana koşmaktan caymayacağım
gece insin, el ayak çekilsin gelip kapında ağlayacağım!/
DevilSmile
20-12-2009, 04:57 PM
Beyhude gamlanma divane gönül
Cümle alemin rızkını veren vardır
Yaptığın hatayı görmüyor sanma
Kalpte gizli en derin sırları bilen vardır
Mal-ı emlakım var deyu güvenme
Arkam var deyu dayanma
Sırt üstü insanı yere varan vardır
Beyhude gamlanma divane gönül
Cümle alemin rızkını veren vardır
Derdime vakıf değil canan
Beni handan bilir
Hakkı vardır şad olanlar
Herkesi şadan bilir
Söylesem tesiri yok,sussam gönül razı değil
Çektiğim alamı bir ben bir de Allah’ım bilir
--Fuzuli--
RÜZGAR
22-12-2009, 08:45 PM
Ünlü Ressam (Hikaye)
Zengin bir ressamdı. Fakat ama mutsuzdu. Aradığı şeyi bulamıyordu. Bulsa mutlu olacaktı. Yoktu bir yerlerde aradı ressam bulamadı. En sonunda galeri açmaya karar verdi.
Ama daha çok mutsuzdu. Galeride bir kız gördü o kızın yüzünü yapmalıydı. Fakat nasıl olacaktı. Bir gün ressamı bir partiye davet ettiler. Ressam gitti. Ve orda kızı gördü. Onun yanına gidip resmini yapmayı teklif etmeliydi. Bir yolu olmalıydı. En sonunda bir yol gözüktü. Kızın yanında ortak arkadaşları vardı. Yanlarına gitti. Kızla konuşmaya karar verdi. Kız onun ressam olduğunu öğrendi. Ressam resmini yapmayı teklif etti. Kız kabul etti. Sonra galeri aç maya karar verdi. Kız galeriye geldi. Daha sonrada buluşmaya başladılar. Ve evlendiler. Resmide evlerine koydular.
Ünlü Ressam (Hikaye)
Zengin bir ressamdı. Fakat ama mutsuzdu. Aradığı şeyi bulamıyordu. Bulsa mutlu olacaktı. Yoktu bir yerlerde aradı ressam bulamadı. En sonunda galeri açmaya karar verdi.
Ama daha çok mutsuzdu. Galeride bir kız gördü o kızın yüzünü yapmalıydı. Fakat nasıl olacaktı. Bir gün ressamı bir partiye davet ettiler. Ressam gitti. Ve orda kızı gördü. Onun yanına gidip resmini yapmayı teklif etmeliydi. Bir yolu olmalıydı. En sonunda bir yol gözüktü. Kızın yanında ortak arkadaşları vardı. Yanlarına gitti. Kızla konuşmaya karar verdi. Kız onun ressam olduğunu öğrendi. Ressam resmini yapmayı teklif etti. Kız kabul etti. Sonra galeri aç maya karar verdi. Kız galeriye geldi. Daha sonrada buluşmaya başladılar. Ve evlendiler. Resmide evlerine koydular.
*Rei tam çok sıkılmıştı ki, foruma göz atmaya karar verdi, orada bir yazı okudu, anlayamamanın verdiği üzüntüyle sayfayı kapatırken ertesi günün planını yapmaya başlamıştı. okuldan döndüğünde RUZGAR dan açıklamasını isteyecekti. güzel bir günün sonunda laptop ını eline aldı ve foruma göz atmaya başladı. RUZGAR ın yazısını ve altındaki açıklamayı okuyunca keyfi yerine geldi. yorumunu yazdı ve sayfayı kapadı.
ACILAR DENİZİ
Acılar Denizi
Ben acılar denizinde boğulmuşum
İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını
Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni
Duyarım yosunların benim için ağladıklarını...
Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime
Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını....
Bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle
Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını...
Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma...
Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
Baksana; herkes içime dökmüş artıklarını...
Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse
Yılların içimde bıraktıklarını...
Ümit Yaşar Oğuzcan-Acılar denizi
RÜZGAR
25-12-2009, 03:54 PM
YILLAR ÖNCEYDİ.. (Hikaye)
Günümüzdeki adıyla " Mimar Sinan Üniversitesi" olarak bilinen Devlet Güzel Sanatlar Akademisinin hemen yanındaki Fındıklı Parkında dinleniyordum. Ilık bir ilkbahar akşamıydı ve bitişik bankta da, elli yaşları civarında bir adam vardı. Hatırladığım kadarıyla, Türkiye "borsa" denilen ticari oyunlarla yeni tanışıyor ve herkes, hisse senetlerinin o günlerdeki inanılmaz yükselişinden bahsediyordu.
Yanımdaki adam, bir tomar hisse senedini rulo yapmış vaziyette sağa sola sallarken, arada bir de sol elinin avucuna vuruyordu. Ben, her zamanki gevezeliğimle ona da laf atarak:
- Hisse senetlerindeki artış, herkesi şaşırttı, dedim. Siz de köşeyi döndünüz her halde!
Hafifçe tebessüm edip:
- Evet! diye karşılık verdi. Elimdeki kağıtlar, inanılmaz derecede değer kazandı. Üstelik de bunlardan on binlerce var bende. Bazılarından ise yüz binlerce.
- Kısmetli bir insanmışsınız, dedim. Öyle değil mi? Bakışlarını denize çevirerek:
- Evet! dedi, kısmetli bir insanim. Ve kan kanseriyim. Doktorlar: "Belki üç-dört ay yaşarsın!" dediler.
Şaşkınlığımdan ötürü, ona ne cevap verdiğimi hatırlayamıyorum. Ama ismini söylediğinde, çok şaşırmıştım. Konuştuğum kişi, yıllara damgasını vuran çok ama çok ünlü bir sigortacıydı. Sigorta firması, kendi ismiyle biliniyordu ve İstanbul’un bütün önemli yerlerinde, mesela Galata Köprüsündeki bütün elektrik direklerindeki panolarda, onun adı yazardı: Semih ....
Yukarıdaki hatırayı kaleme aldığım sıralarda yazlık evimize misafir olarak gelen Selim Gündüzalp ve Ali Suat gibi yazar arkadaşlarım, bu hatıramı yirmi sene önce duymalarına rağmen detaylarını benden iyi hatırlamış ve onu kaleme almama yardımcı olmuşlardı.
Semih Beyle konuştuğum dakikalar içinde, dünyanın gerçek yüzünü görebilmiştim. Ama ne yazık ki, ona benzer bir çok olayla daha karsılaşmama rağmen, "ülfet" adı verilen ve her şeye "normaldir!" damgasını vuran alışkanlığımız yüzünden ders alamadım.
Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde yaşadığım olay gibi...
2003 Yılının mayıs ayında, bir kan tahlili yaptırmak amacıyla Cerrahpaşa Tıp Fakültesine gitmiştim. Orada okuyan oğlumla birlikteydim ve hastanenin merkez laboratuarında, bir çok kişiyle beraber beklemekteydim.Bizler, kapı tarafındaydık ve sıramız yaklaştıkça, pencere önünde yer alan üç-dört hemşireye doğru ilerliyorduk. Hemen arkamda, hiç durmadan ağlayan otuz beş yaşları civarında bir hanım vardı. Ben, onun kan vermekten korktuğunu zannettiğimden:
- Hemşirelerin eli son derece hafif! dedim. Emin olun, hiç acı duymayacaksınız.
Elindeki kağıt mendille gözlerini silerken:
- Şimdiye kadar en az bir kova dolusu kan verdim, dedi. Kan vermek, benim için hiç sorun değil.
Tekrar ağlamaya başladı. Oğlumla birlikte meraklanmıştık. O da bunu anlamış olacak ki:
- Burası benim ikinci mekanım oldu, dedi. Haftada birkaç defa uğruyorum. Beş-on dakika önce, akciğer kanseri olduğumu ve fazla zamanımın kalmadığını söylediler.
Oğlum, o sırada tıp fakültesinin son sınıfında olduğu için, bu tür olaylara alışık sayılırdı. Ama ben, gerçekten çok üzülmüştüm. Kadın, ağlamaktan kızaran gözlerini benden kaçırmaya çalışırken:
- Doktor, ölüme hazırlıklı olmam gerektiğini ima ettiğinde, bütün vücudum sanki önce tavana, sonra da döşemeye çarptı, dedi. Ve ben, onlar arasında defalarca gidip geldim.
Kan verene kadar beklediğimiz yaklaşık onbeş dakika içinde, o hanıma ecelin gizli olduğunu ve onu Allah'tan başka kimsenin bilemeyeceğini; "ölecek" denilen bir çok hastanın şifa bulurken, "sağlam" denilen çok insanın vefat ettiğini ve bu gerçeğin de herkes tarafından kabul edildiğini anlattım. İman nimetinin büyüklüğünden bahsederken, üzüntü ve sıkıntılarla dolu olan dünya hayatının bir gün nasıl olsa sona ereceğini, ama ondan sonra bizi cennet gibi ebedi bir mutluluğun beklediğini, bunun için de iman ve ibadet gerektiğini anlattım. En önemlisi de, şefkat peygamberinin ifadesiyle, zerre kadar imanı olanın kurtulacağını müjdeledim. Ağlaması durdu, ferahlamıştı. İmanlı bir insan olduğunu, hatta Cuma günleri namaz bile kıldığını belirtti. En büyük endişesi, iki kızının henüz küçük yaşlarda olmasıydı. Ama Allah, elbette bir kolaylık verecekti.
Bu olaylardan sonra, şu soruyu sormak geçti içimden:
Eğer yanlış nakledilmiş değilse, bazı doktorların, hastalarına: "ancak şu kadar yaşarsın!" demeleri hata değil mi?
Dünyadan ayrılacağımız tarihi bilmek doğru olsaydı, Allah bunu bize bildirmez miydi?
Ecelin gizli olması, elbette ki rahmettir.
Aksi taktirde, ömrümüzün ilk yarısı gafletle, son yarısı da, idam sehpasına adm adım yaklaşan bir insan gibi, dehşet ve korku içinde geçeciktir.
Rabbimiz, aynı şekilde, dünyanın sonu olan kıyametin vaktini de gizli tutmuştur. Ve bu tarih, "mugayyebat-ı hamse" adı verilen beş gizli şeyden biridir. Eğer kıyametin vakti belli olsaydı, son asrın insanları, perişan olmaz mıydı?
"Rahman" ve "Rahim" gibi isimlerinin tecellisiyle, kullarını nazlı bir bebek gibi gözeten ve sayısız nimetlerle kendini sevdiren Rabbimiz, "gayb" adı ile ifade edilen "gelecek olayları" bizden saklamış ve böylelikle hayattan lezzet almamızı sağlamıştır.
"Biz realist insanlarız. Ve hayatın gerçeklerini dile getirmekten yanayız!" diyerek insanlara ömür biçen doktorlar, hastaların her şeyden fazla moral ve ümide ihtiyacı olduğunu unutmamalı...
rüzgarcım ellerine sağlık canım=)) harika bir yazı paylaştıgın için teşekkür ederim=))
not:konuyu böldüğüm için diğer arkadaslardan özür dilerim=))iyi seyirler..
vBulletin® v3.8.0, Copyright ©2000-2012, Jelsoft Enterprises Ltd.